Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Önyargı’ya karşı En-el-hak felsefesi  (Okunma sayısı 942 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 02, 2019, 01:20:19 ÖS

Önyargı’yı Tasavvufla aşmak;

İnsan sosyal bir varlıktır, konuşur, anlaşır ve sever. Ama kimi zaman bu sosyalliğin içinde dahi EGO’larımız ve çocukluktan itibaren bize dayatılan ‘önyargılarımız’ devrededir.

Bu önyargıların çoğu zaman nedeni ise ‘benzemezlik’ lerdir.

Dini bana benzemiyor, dili bana benzemiyor, rengi bana benzemiyor, ırkı bana benzemiyor, işi, fiziksel özellikleri, akli yapısı bana benzemiyor... Aradıktan sonra benzemezler o kadar çok ki...

İşte bu ‘benzemezlik’lerden oluşan önyargıları kırmak için çocuklara önce daha doğru düşünceyi aşılamak gerekli. Doğrusu çocuklara benzemezlikler değil, ‘benzerlikler’ daha ön planda anlatılmalı.

Hepimiz eşsiziz, benzersiziz tabiki ama bu  bizim ayrı düşmemize neden olmamalı. Çünkü hepimizin bir kalbi, aklı ve bir ruhu var.

En-el hak penceresinden bakar isek; Bizler Bir’in ayrı ayrı dünyaya düşmüş parçaları olmakla beraber, aynı zamanda Bir’in kendisiyiz de. Çünkü seçme ve özgür düşünme hakkımız var. Onun için aslında hem aynı kökteniz, hem de aynı köküz..

Bir insana bakarken, onu bu şekilde görebilsek belki de önyargılarımız tamamen kırılacak, sevgi kapıları açılacak, dolayısıyla da hem toplumsal hem de bireysel mutluluk ve huzur artacaktır.

Hep forumda diyorum sizleri çok seviyorum diye. Bu söz samimidir, lütfen bana güvenin.

Hep sevgiyle, ışıkla kalın.

-Mandıra Filozofu-
Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 02, 2019, 01:39:46 ÖS
Yanıtla #1
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1151
  • Cinsiyet: Bay

Şimdi ben size bir paragraf alıntılayacağım, sizlerden de bu kişinin kim olduğunu bulmanızı isteyeceğim...

''Ona göre evren ve Tanrı aynı birliğin ifadesidir. Tanrı evreni yaratmamıştır, ama o evrenin kurucu ilkesi ve içrek nedenidir. Akıl ölçülerinin ötesindeki bu varlık, varlığıyla evrenin düzenidir. Çeşitlilik ya da çokluk bu varlığın tezahürüdür. Ölüm birliğe geri dönüştür. ....'da madde ve ruh ayrımı yoktur, tüm varlıklar bunların tecellisidir. Yaşam kendi içindeki dönüş hareketidir. Yine de ... felsefeyle mistisizmin ortasında bir yerde durmaktadır. Bu nedenle bir felsefecinin nadiren yapacağı bir şeyi yapar, görüşlerinin mantıksal sonucunu ilan eder; ''Ben Tanrı'yım'' der ve ... tarafından yakılarak öldürülür.''

Alterius non sit qui suus esse potest


Ekim 02, 2019, 01:49:33 ÖS
Yanıtla #2

Şimdi ben size bir paragraf alıntılayacağım, sizlerden de bu kişinin kim olduğunu bulmanızı isteyeceğim...

''Ona göre evren ve Tanrı aynı birliğin ifadesidir. Tanrı evreni yaratmamıştır, ama o evrenin kurucu ilkesi ve içrek nedenidir. Akıl ölçülerinin ötesindeki bu varlık, varlığıyla evrenin düzenidir. Çeşitlilik ya da çokluk bu varlığın tezahürüdür. Ölüm birliğe geri dönüştür. ....'da madde ve ruh ayrımı yoktur, tüm varlıklar bunların tecellisidir. Yaşam kendi içindeki dönüş hareketidir. Yine de ... felsefeyle mistisizmin ortasında bir yerde durmaktadır. Bu nedenle bir felsefecinin nadiren yapacağı bir şeyi yapar, görüşlerinin mantıksal sonucunu ilan eder; ''Ben Tanrı'yım'' der ve ... tarafından yakılarak öldürülür.''

Hallac-ı Mansur
Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 02, 2019, 02:20:49 ÖS
Yanıtla #3
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1151
  • Cinsiyet: Bay

Şimdi ben size bir paragraf alıntılayacağım, sizlerden de bu kişinin kim olduğunu bulmanızı isteyeceğim...

''Ona göre evren ve Tanrı aynı birliğin ifadesidir. Tanrı evreni yaratmamıştır, ama o evrenin kurucu ilkesi ve içrek nedenidir. Akıl ölçülerinin ötesindeki bu varlık, varlığıyla evrenin düzenidir. Çeşitlilik ya da çokluk bu varlığın tezahürüdür. Ölüm birliğe geri dönüştür. ....'da madde ve ruh ayrımı yoktur, tüm varlıklar bunların tecellisidir. Yaşam kendi içindeki dönüş hareketidir. Yine de ... felsefeyle mistisizmin ortasında bir yerde durmaktadır. Bu nedenle bir felsefecinin nadiren yapacağı bir şeyi yapar, görüşlerinin mantıksal sonucunu ilan eder; ''Ben Tanrı'yım'' der ve ... tarafından yakılarak öldürülür.''

Hallac-ı Mansur

Hayır tabi ki.

Hallac-ı Mansur önce kırbaçlandı; burnu, kolları ve ayakları kesildikten sonra idam edildi. Başı kesilerek Dicle üzerindeki köprüye dikildi; gövdesi yakılıp külleri nehrin sularına savruldu.

Başka?
Alterius non sit qui suus esse potest


Ekim 02, 2019, 05:35:02 ÖS
Yanıtla #4

Şimdi ben size bir paragraf alıntılayacağım, sizlerden de bu kişinin kim olduğunu bulmanızı isteyeceğim...

''Ona göre evren ve Tanrı aynı birliğin ifadesidir. Tanrı evreni yaratmamıştır, ama o evrenin kurucu ilkesi ve içrek nedenidir. Akıl ölçülerinin ötesindeki bu varlık, varlığıyla evrenin düzenidir. Çeşitlilik ya da çokluk bu varlığın tezahürüdür. Ölüm birliğe geri dönüştür. ....'da madde ve ruh ayrımı yoktur, tüm varlıklar bunların tecellisidir. Yaşam kendi içindeki dönüş hareketidir. Yine de ... felsefeyle mistisizmin ortasında bir yerde durmaktadır. Bu nedenle bir felsefecinin nadiren yapacağı bir şeyi yapar, görüşlerinin mantıksal sonucunu ilan eder; ''Ben Tanrı'yım'' der ve ... tarafından yakılarak öldürülür.''

Hallac-ı Mansur

Hayır tabi ki.

Hallac-ı Mansur  önce kırbaçlandı; burnu, kolları ve ayakları kesildikten sonra idam edildi. Başı kesilerek Dicle üzerindeki köprüye dikildi; gövdesi yakılıp külleri nehrin sularına savruldu.

Başka?

Pisagor demek istiyorum? Ya da Platon? Empedokles?   ???
« Son Düzenleme: Ekim 02, 2019, 05:41:30 ÖS Gönderen: Mandıra Filozofu »
Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 02, 2019, 05:55:58 ÖS
Yanıtla #5
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1151
  • Cinsiyet: Bay

Alterius non sit qui suus esse potest


Ekim 02, 2019, 06:37:47 ÖS
Yanıtla #6

Hayır

Utanarak söylüyorum an itibariyle bulamadım. Bir ipucu daha isteyebilir miyim?

Sevgiler  :)
Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 02, 2019, 06:49:49 ÖS
Yanıtla #7

Errare humanum est.
Beni böyle sev, seveceksen.


Ekim 02, 2019, 08:45:10 ÖS
Yanıtla #8
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1724
  • Cinsiyet: Bay

       Anlatıda cinsiyetten söz edilmemiş ama Hypatia'ya benzer yanlar var gibi geldi bana.
       Saygılar-sevgiler.
   

      Not: Bu bende ki kitaplarda var ama şu an yazlıkta olduğum için araştıramadım.
"Vur ama dinle beni"


Ekim 03, 2019, 08:45:16 ÖÖ
Yanıtla #9
  • ÖMBL/KMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1151
  • Cinsiyet: Bay

Günaydın,

Toplantılar başladı, hemen yazamadığım durumda cevap bulunmuş.

Giordano Bruno!

Evet 'EnelHak demiş'. Şaşırdınız mı? Siz engizisyonun bir insan sırf Dünya dönüyor veya Dünya Evrenin merkezi değil veya Dünya Güneş etrafında dönüyor veya Dünya düz değil dediği için mi yaktığını sanıyorsunuz?

Benim ismi baştan söylemeyişimin nedeni sizin pek çok ismi sıralayacağınızı bilmem, benim de her birinin nasıl acılarla öldürüldüğünü anlatmayı planlamam. Ancak çabuk buldunuz, daha onlarca kişi sayabilirdik aynı minvalde. Bunu neden yapacaktım? 'EnelHak' diyenin başına geleceklere hazır olmasını bildirmek için.

Mesela 'Nesimi'...

Hallac-ı Mansur ne  ilkti ne son. Fazlullah Esterabadi ve onun takipçisi Nesimi de aradaki halkalardan yalnızca biri.

Bir anlatıyı aktarayım. Nesimi derisi yüzülerek öldürüldü. Nedenlerini yeni hazırlığını yaptığım bir kitapta anlacağım. Ancak burada hikaye kısmıyla yetinelim. Timur'un oğlu Mirenşah Nesimi'yi yakalatır. Bir softa kadı bulurlar yargılayacak. "Derisi yüzülürken, akacak necis kanının herhangi bir uzva değmesi hâlınde, şer'an o uzvun (!) kesilmesi lâzım gelir." der. Tevatür bu ya bir damla kan kadının parmağına gelir. Halkın gözü softadadır. Tabi can tatlı, 'Dünya kanıdır, yıkarsınız çıkar.' diye çark eder.

Bunun üzerine Nesimi derisi yüzülür vaziyetteyken bir kısmını alıntıladığım şiirini söyler.

Cânâ senden her ne kim gelse ciğerler ağrımaz
Hâk bilir bir nûş için bin niş vururlar ağrımaz
 
Seni sevmekten midir yoksa ayrıliktan mıdır
Vücûdum serta- kâdem binbir kıyarlar ağrımaz
 
Sofunun bir parmağın kessen, döner Hâk'tan kaçar
Gör bu gerçek âşıkı ki serâpâ soyarlar ağrımaz

 
Üç yüz altmış kitabı okutan anlamadı bu sırrı
Bu manidendir ki Mansur'u ber-dâr eder ağrımaz
 
Soyun ey Molla-yı sallâhlar Nesim'i âşıkın tenin
Bin çekiç vursanız dilâ- dilnâre titrer ağrımaz.


---

Şimdi gelelim Enelhak meselesine. Enelhak yanlış anlaşılmıştır. Sır da avama anlatılmadığından bu normaldir. 'Ben O'yum ama O ben değil.' aslında denilen bu. Bunu Muhyiddin El Arabi'de tam açıklamasını bulmuş bugün Panteizm dediğimiz Vahdet'i Vücud ile açıklamaya çalışıyorlar.

Oysa ki Hallac'da, Fazlullah'da, Nesimi'de durum böyle değildir.  Bu kişilerin inancı Tenasüh ve Hulûl içerir.

Şöyle anlatayım, öyle bir noktaya ulaşırlar ki, kıyamet kopmuş, anladıkları ile cenneti bulmuş anlamayanlar ise cehennemde kalmıştır. Bu haliyle artık cennet cehennem sevda-korkusundan sıyrılıp birliğin aşkına varmışlardır. Evren bir döngüdedir. Bu döngünün gereği ruh da devir daim yapar. Gider ve başka 'donda' yeniden gelir. Buna tenasüh denilir. Reenkarnasyon gibi gelse de başka bir formudur.

İkincisi ise Allah'ın bir kişide tezahür edeceğini ve o mevkiye ulaşan kişinin artık kendi sözlerini değil Allah'ın sözlerini söyleyeceğini, softanın anladığı şekliyle 'Allah' olacağını iddia ederler. Yani Allah bedene bürünmüştür. (İsa, Buda vb. gibi)

Hal böyle olunca bu EnelHak'kı herkes söylesin demek, canı bu yolda feda etmeye hazır ve o ruh haline ya da ermek makamına gelmeyen kişileri anlamamak demektir.

Sizin bahsettiğiniz şey Enel hak değil, Vahdet-i Vücuttur. Ancak onu dahi anlamak Şeriat kapısından mümkün değildir.

Bir de tarihin pek az bilinen bir noktasını vererek bitireyim.

Fazlullah, Nesimi ve takipçileri Hurufi idi. Bunlar Kuran'da harflere takıntılı şekilde bakar, evreni çözmeye, gelecek dahi her şeyi bilmeye çalışırlardı. Kaldı ki Kur'an yazılı Allah emri idi. Bir de sözlü ya da yürüyen Kur'an vardı. Bu da 'İnsan'dı. Örneğin burun Elif, Göz lam, göz bebeği he. İnsan yüzünde Allah yazdığını, Dört kirpik, İki kaş ve saçlar ile ortaya çıkan yedinin Fatihanın yedi ayeti olduğunu vs. söylerler, kişinin hat ve görünüşünden de kaderine bakarlardı. Bugün hala bakılan el falı vs. bunun türevidir.

Bu sebeplerle olsa gerek, Hurufi takipçilerinden bazıları Osmanlı Sultanı Mehmet'e yanaştılar. Zaten mistik bilimlere çok ilgili olan Mehmet bu grubun etkisine girdi. Sarayında akşamları toplanır çalışır, tartışırlardı. Vezirler bu durumdan kaygı duydular, Acem bir molla bulup bu kişileri yargıladılar. Tartışmalarda Kur'an dan ayet, Peygamberden hadislerle öyle anlatıyorlardı ki, izleyenler neredeyse bu görüşlere katılacaktı. Derken sihirli formulü buldular kadılar. 'Hulûl' inancı. Bu kişilerin Tanrı insan vücudunda bedenlenir deyişleri ve Fazlullah Esterabadi'de bu oldu deyişleri ile hesap kesildi. 1444 yılında öngördükleri büyük olay gerçekleşmeden yalnızca 9 yıl önce 500 e yakın Hurufi Edirne'de yakıldı!!!

Mehmet'in bu görüşlerden vazgeçip vazgeçmediği hiç bilinemedi. Ancak 1453'te beklenen oldu ve İstanbul'u alarak o artık Fatih Sultan Mehmet oldu.


Demem o ki kullandığımız her bir kelime'nin arkasını böyle eşelemeden rastgele kullanamayız.

Siz EnelHak ile Vahdet-i Vücudu karıştırmışsınız.
Alterius non sit qui suus esse potest