Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: COVID-19 VE ÖTESİ  (Okunma sayısı 758 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 26, 2020, 03:43:58 ÖS
  • ÖMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1273
  • Cinsiyet: Bay



Korona Virüs, tam adıyla SARS-CoV-2 veya eşdeyişle COVID-19. Küresel çaptaki bu salgın hayatı durma noktasına getirdi. Hiç ölmeyecekmiş gibi planlar yapan ve bugün lüksü yaşamak için yarına borçlanan insanlara bir tokat gibi çarptı. Sadece insanlara da değil, devletlere ve kurulu sistemin tamamına…

Bilgi çağında, bilginin alındığı kaynağa göre zararlı da olabileceğini gösterdi bu salgın bize. Hızlı haber almak adına sosyal medya kanallarına bağımlı hale gelen insanlar, doğrulanmamış veya kasıtlı yanlış yayılmış bilgilerle belki de hastalığın verdiği vereceği zarardan daha fazlasını toplumlara, en azından psikolojik düzeyde veriyor farkında olmadan. Örneğin daha klinik deney basamaklarından tamamıyla onay alarak süreçlerini tamamlamamış ilaçların isimlerini öğrenip tedarik ederek kendilerince önlem almaya çalışan kimi insanlar bu ilaçlardan bazılarının yan etkileri ile ölümle yüzleştiler!

O zaman birbirine karışan doğru ve yanlışları ayıklamak gerektiği düşüncesiyle birkaç bilgiyi peş peşe sıralamak isterim.

COVID-19 yeni yeni bir virüstür.
 
-   Doğrusu Influenzalardan farklı bir virüs familyası olan ve küresel şekli sebebiyle taç/korona ismini alan bir virüstür. Bu hastalık Uzak Asya’da 2003’te görülmeye başlayan  SARS ( Severe Acute Respiratory Syndrome / Ağır Akut Solunum Yetersizliği Sendromu ) ‘ın mutasyon geçirmiş bir hali olduğu için SARS-CoV2 ismiyle anılmaktadır.
Virüs Yarasa yiyen Çinlilerden bulaşmıştır!
-   Doğrusu virüsün ilk vakasının tespiti tam yapılamamıştır. Ancak Virüsler DNA ile çoğalmaz. Bunun yerine girdikleri hücrelerde RNA denilen yapılarla kopyalama faaliyeti başlatır. Ancak bu durum DNA’da olduğu gibi kopyalama hatalarını düzeltemez. Bundan dolayı da her kopyalama hatası ya da farkı bir başka mutasyon olarak karşımıza çıkar. Adeta her girdiği vücuttan bir başkasına geçen yeni bir virüstür denebilir. Bu sebeple eski SARS vakalarının bir devamı sayılabileceği gibi, Çin’in Hubei eyaletine bağlı Vuhan kentinde bir hayvan  pazarında çıktığı için hayvandan insana geçtiği iddia edilmiştir. Ancak yeni araştırmalar gösteriyor ki virüs sadece damlacık yoluyla bulaşmıyor. Aynı zamanda sindirim sisteminde de yuvalanarak buradan atılabiliyor. Bu sebeple Pangolin ismi verilen bir hayvanın dışkısından doğaya ve oradan insanlara geçtiği görüşü ağırlık kazanmış durumda.
 


Bu bilgilerle artık hepimizin duyduğu virüs aşağıdaki takvime göre maalesef hayatımıza girdi.

 

Genom dizilimi neden önemli? Şimdi de karışıklık olan başka bir konuya eğilelim.

Herkes bu virüsten bizi kurtarıp alışık olduğumuz düzene dönmemizi sağlayan buluşları bekliyor. Ancak buluşları da birbirine karıştırıyoruz. Bunlardan en önemli üçü TEST/TANI KİTİ, AŞI VE İLAÇ.

Genom dizilimi test/tanı kiti için gerekliydi. Çünkü PCR tekniği kullanan bu kitler için genom dizilimi gerekli idi. Ancak tanı kiti iyileştirme adına değil, hasta olanları bulup, tanı koyup izole etmemiz için gerekliydi. Bunu artık yapan yüzlerce firma var. ABD başkanı Trump’ın FDA (İlaçlara ve tanı tekniklerine onay veren kurum)’e verdiği yetkiyle acil durum onayları devreye alınarak hızlıca bazı kitlere ruhsat verildi. Şu an milyonlarcası üretiliyor. Bunlardan bazıları 24 saat bazıları 1,5 saat gibi sürelerde sonuç veriyor. Ancak unutulmamalı ki, hasta olması muhtemel kişilerden numune almak ve bunu test noktasına ulaştırmak da titizlik isteyen bir süreçtir.


Aşı ise tanı sürecinden farklı olarak zayıflatılmış virüslerin vücuda verilerek bağışıklık kazandırmak, adeta vücut savunma sistemine tanıtmak için bir çalışmadır. Ancak bunun hayvan ve insan üzerinde olmak üzere klinik deneme süreçleri mevcuttur. Bu süreyi 2020 Kasımdan önce öngörmüyorum şahsi fikir olarak. Eğer her şey yolunda gidip seri üretime geçilebilirse o zaman özellikle ağır risk altında olabilecek yaş almışlar ile kronik hastalıkları bulunanlar bu aşıyı yaptırarak hastalığa karşı bağışıklık kazanmayı sağlayabileceklerdir.


İlaç ise bambaşka bir konu. Şu an global otorite olan FDA’in sıfırdan başlayan bir ilacı rafa taşıyacak süre yaklaşık 20 yıldır… Ancak bu çalışmalarda kestirme bir yol deneniyor. Daha önce MERS ve SARS gibi bu familyaya mensup virüsler için kullanılmış etken maddeler COVID-19 için de deneniyor. Bunlardan bazı bileşikler öne çıkmış durumda. Burada isimlerini özellikle vermeyeceğim. Temel olarak bilinmesi gereken Virüs ile Bakterinin farklı olduğu, antibiyotiklerin bakteriler için kullanılabileceği (doktor önerisi ile), virüsler içinse antiviral gerektiği ve piyasadaki diğer antivirallerin bu virüse etki etmediği yönündedir. Bir başka bilgi ise Ibuprofen tarzı ateş düşürücülerin yerine Parasetamol tarzı olanların COVID-19 tedavisi için önerildiğidir.

Yanlış yapılan bir uygulama ise internetten ilaç isimleri duyarak öncesinden hasta olmamak için kullanmaktır. Antiviraller önleyici değildir, virüs vücudunuzda ise ona karşı kullanılır. Yani hasta iseniz doktor tavsiyesi ile bu ilaçların alınması gerekir. Kontrolsüz alınan ilaçların yan etkileri başka ve daha büyük sıkıntılara yol açabilir.

Şu andaki verilere göre bilinen pek çok hastalıktan aslında daha az bulaşıcıdır ve bir kişinin ortalama 2,6 kişiyi enfekte ettiği düşünülmektedir. Virüs bulaşanların %80’i semptomlar görülmeden ya da hafif atlatmakta, %14 semptomları ağır şekilde göstermekte, %6 ise yoğun bakım düzeyinde yardıma ihtiyaç duymaktadır. Yoğun bakıma ihtiyaç duyan kesim olarak ileri yaşlı ya da kronik hastalıklara sahip, bağışıklığı baskılanmış (kemoterapi ya da benzeri sebeple) kişilerdir. Bu durumdaki her kişi yoğun bakımlık olacak anlamına ise gelmiyor. Dünyada tedavi görüp taburcu olan 93 yaşında hastalarda oldu.

Bir başka kafa karışıklığı ise test sayısı / vaka sayısıdır. Test sayısının çokluğu mümkünse enfekteleri bulmak ve izole edip yayıcılıklarını kesmek için önemlidir. Vaka sayısı ise testi pozitif çıkmış enfekteleri ifade eder. Ölüm oranları vaka sayısı ve kayıp edilen kişi sayısı ile ilgilidir. Şu anda ani bir dalga ile yoğun bakım üniteleri yükü kaldıramadığı için ve yaşlı nüfusu ile ölüm oranı İtalya’da %10 larda iken Dünya genelinde %3,5 lardadır. Almanya gibi kimi ülkeler ise %0.5 te tutabilmeyi başarmıştır. Bu Yoğun Bakım ünitelerinin yaygınlığı ve altyapısı ile ilgili gibi görünüyor.

ALMANYA YILLAR ÖNCE RAPOR HAZIRLAMIŞTI, HAZIRLIKLIYDI. HASTALIĞI BİLİYORLARDI YA DA BELKİ ONLAR ÇIKARDI!
-   Sosyal medya efsanelerinden biri daha. Doğrusu, Almanya ve başka ülkeler ve hatta işi bu olan WHO (Dünya Sağlık Örgütü) herbir salgın ardından kontrol altına alınmış olsa bile, yenileyebileceği, mutasyonlara uğrayabileceği gibi başka etkilerini inceledikleri çalışmalar yapar. Almanya’nın sözkonusu raporu da MERS, SARS gibi öncül ama benzer virüs salgınları içindir.

İsrail’de hiç ölü ve hasta yok, bu hastalığı da onlar çıkardı!
-   Bir başka sosyal medya efsanesi de budur. https://marmara.libguides.com/c.php?g=678819 adresinden ülkeler, vaka sayısı, kayıp ve taburcu sayıları görülebilmektedir. Yazıyı yazdığım 26.03.2020 itibariyle durum aşağıdaki gibidir. Buna göre Türkiye’de 2433 vaka 59 kayıp varken, İsrail’de de 2495 vaka ve 5 kayıp mevcuttur.

   


Sevindirici haber, çoğu ülkede eksponansiyel artış yerini sabit sayı ya da düşüşe bırakmıştır. Salgının çıktığı Çin’in Hubei eyaletinde birkaç gündür yeni vaka görülmemiştir. 81.782 kişiden yalnızca 6-7 bini halen tedavi görmektedir.

Hastalık sıcakta yayılımı durduracak…

-   Maalesef hastalığın sıcağı sevmediği ya da yaz gelince salgının kendiliğinden tükeneceğinin bilimsel bir gerçekliği yoktur. Zaten hali hazırda yazdan sonbahara yeni geçen güney yarımküre veya sürekli 30-35 derece sıcaklığa sahip ekvator dairesi civarında da virüs salgını görülmektedir. Ancak tek olası etki, ısınan havalarla insanların kapalı ortam/ofis/AVM’lerden açık havaya çıkarak sosyal mesafeyi arttırıyor olmasının katkısının olacağıdır.

Evde kalırsak hasta olmayız, devlet bunu sağlamaya çalışıyor.

-   İşin doğrusu dünya nüfusunun %70 lerine yakını bu hastalığı er ya da geç geçirecektir. Devletlerin yapmaya çalıştığı sağlık sistemi altyapısını tüm toplum aynı anda hastalanırsa çökeceği için durumu zamanda yaymaktır. Bu sayede sağlık altyapısı düzgün hizmet verebilecek, hastalar ve gerekli durumda yoğun bakım üniteleri insanları hayatta tutabilmek adına işlevsel kalacaktır. Aksi durumda İtalya’da gördüğümüz üzere ihtiyacı olan insanlar koridorlarda yerde tedavi almaya çalışacaktır ki bu da kayıp oranlarını arttıracaktır. Ayrıca zamana yayılım ile belki aşı ile koruma altına alınmış kişilerin hafif atlatmaları da sağlanabilecektir.

COVID-19 virüsünün esas yayılımı enfekte kişilerin öksürük hapşırık yoluyla havaya bıraktığı damlacıklardır. Ancak dokunduklarımız ile çevreye de bulaşan virüs, daha sonra oraya dokunan kişilerin ağız, burun, göze dokunmasıyla yeni kişileri de enfekte edebilmektedir. Her hasta 2.6 kişiyi enfekte edebiliyor demiştik. Bu da ilk zincirde 6.76, sonra 17.6, 45.7, 118.8, 308.9, 803.2, 2088.3, 5429.5, 14.116.7 yani yalnızca 10 adımda 14 bine yakın enfekte demektir.  İşte bu zinciri  sosyal mesafe ile kırabilirsek, örneğin bulaşma oranını 1,5’a indirebilirsek çok ciddi bir düşüş tahayyül edilebilir; bu da sağlık sistemini çalışır kılar ve herkes kaliteli hizmet alabilir. Böylece belki ölüm oranlarını da %3 lerden  aşağılara çekmek mümkün olabilir. Çünkü %3 az gibi gelse de örneğin İstanbul nüfusu 16 milyonda 480.000 kayıp gibi korkunç senaryolar demektir. Tek yapacağımız sosyal mesafeyi korumaktır.

Son hastayı da iyileştirdik mi bu salgın bitecek…

-   Maalesef bahsettiğim gibi virüs sindirim sistemi yoluyla da bulaşır görünüyor kimi araştırmalarda, bu da doğaya karışacağını, başka canlılar ya da bulaştıranlar üzerinden yoluna devam edebileceğini gösteriyor. O yüzden salgının bize öğrettiği kuralları sonraki hayatımızda korumak da önemlidir. Ancak kazanacağımız zaman, bulacağımız önlem ve tedavilerle nasıl ki bir zamanlar kuş gribi, domuz gribi gibi gripler ölümcülken bugün tedaviyle basit atlatabiliyorsak, COVID-19 da sıradanlaşacaktır

Virüs saatler içinde ölüyor.

-   Doğrusu, virüs havada 4-8 saat kadar kalabiliyor. Bulaştığı yüzeyler üzerine yapılan çalışmada Bakır üzerinde 4-8 saat, Karton 24 saat, Çelik veya plastik gibi materyallerde 72-96 saate kadar kalabildiğini gösteriyor.


PEKİ YA SONRA?

Herkesin üzerinde hemfikir olduğu düşünce bundan sonra hiçbir şeyin artık aynı kalmayacağıdır. İnsanlara evde otur demek kolay, peki ne kadar süreyle bu mümkün? Ben internetle evden çalışıyorum demek kolay, peki ama hamuru karıp fırında ekmek yapacak kimse olmayacak mı? İnternetin devamlılığı için verici bakımını yapacak biri olmayacak mı? Evlerde sürekli oluşturduğumuz atıkları toplayıp bertaraf edecek birileri olmayacak mı? Alkışladığımız sağlık çalışanlarına yiyecek götüren ya da onların kullanımı için maske, önlük, gözlük, eldiven üreten birileri olmayacak mı?

Salgın, okul tatili, evden çalışma gibi sözcükleri duyduğumuzda marketlere koştuk. Belki 20 yılda yemediğimiz unu, makarnayı stok yaptık. Herkes bu stoğu yapabilecek durumda mı? Gündelikçiler, yevmiye usulü çalışanlar, evden çalışması mümkün olmayan işler yapanlar bunlar ne olacak? O gün belediye peyzaj için çalıştırmasa gündelik işçiyi, o gün eve temizliğe gitmese, o gün sipariş teslimi/kargo için çalışmasa değil stok akşam yiyeceğini alamayacak olan kişiler var bunlar ne olacak? Devlet OHAL ya da sıkıyönetim ilan etsin diyenler var. Bu tüm yükü devlet karşılasın demektir. Peki küresel olarak tüm sistemin çatırdadığı bir dönemde hangi devlet tüm vatandaşlarına aylarca evde oturun ben size bakarım diyebilir? ABD belli gelirin altındaki vatandaşlarına 1.200 USD çek vermeye hazırlanıyor toplam getirdikleri ekonomik paketin büyüklüğü ise 2.2 TRİLYON DOLAR… Devletimizin hazinesinde değişmekle birlikte 70 milyar Dolar para var bildiğim. Hazıra dağ dayanır mı?

Japonya’da 9 büyüklüğünde depremin ardından Fukushima Nükleer Tesisinde daha büyük problemlere yol açmamak üzere sızıntılı bölgelere girecek uzmanlar seçilmişti. Özellikle bunun bir ‘Kamikaze’ görevi olduğu bilindiğinden yaşı ileri uzmanlar gönüllü olmuşlardı… Şimdi belki kimi devletler bu sefer genç nüfustan benzeri gönüllü görevler bekleyecek, çarkın devamı için, sistemin ayakta kalabilmesi için seçilen özel alanlarda görev alınmasını şart koşacaklar.

Hatta küresel üretim %20 kapasitelere düşmüş, mal tedariğinde sıkıntılar yaşanıyorken, kimi ülkeler avantaj elde etmek üzere tüm güçleriyle dünyanın tedarikçisi olmak üzere tezgahları yeniden çalışır hale getireceklerdir.


DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Öyle sanıyorum ki hepimiz virüs salgını, zombi vb. kurgu filmlerden çok izledik. Ancak bunlar hep kurgu geldiğinden gülüp geçiyor, hiçbir önlem almıyorduk. Öylesine günümüzü yaşıyoruz ki, başımızdaki gerçek ‘Deprem’ için bile çoğumuzun bir deprem çantası ya da bu gibi bir durumda ne yaparız diye bir eylem planı yok. Ancak pek muhtemel bu yaşadıklarımızdan sonra hepimiz, ‘şu iş bir geçsin’ deyip artık tüm evren bizim yaptığımız planlara boyun eğer havasından çıkarak hayatımızı yeniden değerlendirecek, kimi önlemler alacağız gibi… Belki o hep ertelediği ‘Ege’de bir kasaba’ planını hayata geçirecekler olduğu gibi, böyle durumlarda ailemi diğer kişilerden izole edebileceğim bir bahçe bir kulübe almalıyım diyenlerimiz de olabilir. Aslında durup hiç onları sevdiğimizi söyleyemediklerimizle daha çok vakit ayırmak gibi ‘yeni’ davranış biçimlerini; yarına borçlanmak yerine mutlaka kıyıda köşede biraz acil durum param olsun yaklaşımlarını hayatımıza sokabiliriz.

Peki ya daha büyük çapta devletler ne yapacak, insanlık ne yapacak? Gözle bile göremediğimiz ufacık virüsün yıkıp geçtiği sistemimizle artık övünebilir miyiz? Hiçbir şey olmamış gibi davranabilir miyiz?

Örneğin artık sınırsız bir AB mümkün mü? Vizesiz, gümrük kapıları olmadan serbest seyahat mümkün mü?
İş gücü ve hammadde ucuz olduğu için TÜM üretimini Çin, Hindistan gibi ülkelere kaydırmak hâlâ mantıklı mı?
Sadece ‘İleri Teknoloji’ üreteyim, sarf malzemeleri gibi ürünleri başka ülkelere ürettiririm yaklaşımı hâlâ uygulanabilir mi?
Ürünleri sadece gerektiğinde üretirim, stok tutmaya gerek yok diyebilir miyiz hâlâ örneğin New york’ta disposable (kullan at) önlük kalmadığı için çöp poşeti geçirip üzerine, sağlık hizmeti vermeye çalışan görevliler gerçeği önümüzdeyken?

İnsansız üretim, teslimat önem kazanmayacak mı? E-Ticaret, İnternet üzerinden görüşme, seyahate gerek kalmayan online toplantılar, ‘Home-Office’, evden-uzaktan çalışma modeli tercihleri yaygınlaşmayacak mı? Çocukların ‘Daha iyi hazırlanmış’ uzaktan eğitim modeline geçmesi, hem okul hem çalışma saatlerinin azaltılması, tüm insanlık için artık gündeme gelemez mi?
Bu bahsedilenlerin bir gerekliliği olarak, Elon Musk gibi kimi girişimcilerin denediği Dünya yörüngesine oturan onbinlerce uydu ile oluşturulan ağ üzerinden ücretsiz süper hızlı internet artık hayal yerine gereklilik değil mi?

Ayrıca Yuval Hariri’nin bahsettiği gibi, yeni dönemde insanlar sağlık kaygıları ile ‘toplum gözleme’ faaliyetlerine onay vererek özgürlüklerinin kısıtlanmasına göz yummayacak mı?

Şu an tarlasında ürün bekleyen, bahar yaz mevsiminde ürettiğini tüketiciye ulaştıracak zincir kırılabileceğinden 1 yıllık emeği boşa gidecek olan çiftçiden; ürettiği ürünlere hammadde bulamayan sanayici; araba ya da sanat gibi gerekli ama kriz anında ilk ‘şimdilik’ dursun denilen ürünleri satarak hayatını kazanan kişi veya kriz bahane edilerek işine son verilme korkusu içindeki beyaz yakalı bu kriz geçtiğinde günlük değil de insanlık adına uzun vadeli beklentileriyle devletleri baskı altına almayacak mı? Peki ya bir tek devlet, global bir yönetim; kaynak, üretim, paylaşım, hizmet planlaması fikri artık çok mu uzağımızda? 


Şüphesiz insan için tehlikeli bir virüs, ancak insanlık bundan önce 50-200 milyon insanın ölümünden sorumlu Gripten Veba’ya kadar pek çok badire atlattı. Bunu da atlatacak. Öldürmeyen güçlendirecek, toplum ve insanlığın evriminde bir ilerleme vesilesi bile olabilir belki bu üzücü hadise. Belki de küresel çekli sebebiyle Corona ismini alan bu virüs, insanlığın da birleşmesi ve küreselleşmesi adına yardımcı olabilir. Çünkü virüs ne zenci ne beyaz, ne Müslüman, Hristiyan, Yahudi veya Ateist ayırmadı… Ne de ülke sınırlarını kendine bir kısıtlama görmedi… Belki de insanlık hazır evde kalmış ve canım sıkılıyor ne yapsam diye düşünüyorken, belki de geleceği de bu pencereden değerlendirmelidir.


Saygılarımla




 






Alterius non sit qui suus esse potest


Mart 26, 2020, 06:31:02 ÖS
Yanıtla #1

Sayın ANARCHOSA,
bu konuda bu kadar açıklayıcı ve anlaşılır bir yazı okumadım. Her yerde bilgi kirliliği ve komplo teorileri. Bu yazıyı keşke imkan olsa da tüm insanlık okusa diye hissettim. Emeğinize sağlık.
Saygılarımla.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine...


Mart 26, 2020, 08:41:26 ÖS
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 3017
  • Cinsiyet: Bay

Anlaşılır ve aydınlatıcı bir yazı .Teşekkürler
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Mart 26, 2020, 09:14:12 ÖS
Yanıtla #3
  • Yeni Katilimci
  • *
  • İleti: 2
  • Cinsiyet: Bay

Sayın ANARCHOSA, yazınızı sonuna kadar sıkılmadan okudum. Belki de bu konu hakkında okuduğum en kapsamlı yazı olduğunu belirtmek isterim. İçinde bulunduğumuz bu zorlu süreçte size ve diğer kardeşlerime sağlık ve huzur diliyorum. Saygılarımla.
The more a thing is perfect, the more it feels pleasure and pain.


Mart 27, 2020, 12:17:40 ÖÖ
Yanıtla #4

Çok güzel ve başarılı bir yazı
Sevgilerimle... saygılarımla...
yenilmek te iyidir, mühim olan her seferinde yenilsende , daha iyi olarak yenildiğini bilmektir


Mart 27, 2020, 12:41:19 ÖÖ
Yanıtla #5
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 184
  • Cinsiyet: Bayan

Bu zorlu süreci en iyi şekilde atlatma dileğiyle.. yeniden iyi günlere ama hep beraber..
Saygı ve sevgilerimle..


Mart 27, 2020, 01:31:41 ÖÖ
Yanıtla #6

Çok başarılı bir yazı olmuş emeğinize sağlık, saygılar.
Geride sizi unutturmayacak bir iyilik yapmadıysanız,ömrünüz boşa geçmiş demektir.


Mart 27, 2020, 08:31:54 ÖÖ
Yanıtla #7
  • ÖMBL Üyesi
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 1273
  • Cinsiyet: Bay

Bu yazının başındakileri herkes söylüyor...

Ancak tüm yazıyı "PEKİ YA SONRA" ve "DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ" alt başlıkları için yazdım...

Esasen bu "sonrası için senaryolar"a yorumlarınızı duymak isterim...
Alterius non sit qui suus esse potest


Mart 27, 2020, 10:00:16 ÖÖ
Yanıtla #8

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına ben de inanıyorum ama her millet için veya toplumun her kesimi için bunun geçerli olacağını düşünmüyorum. Geçmişte toplumlara can ve mal güvenliği konularında tehdit olmuş yahut ciddi zararlar vermiş çokça örnek varken muasır medeniyetler seviyesine ulaşamamış toplumların alzimer hastası gibi yaşanılanları unutup hayatlarına devam ettiklerini gördük. Ders alanların gelebilecek her türlü afet durumunu en az hasar ile atlattığını hala görüyoruz. Bu salgında en büyük örnek Almanya iken deprem konusunda da Japonya her türlü dersi almıştır ve almaktadır.
Zaman bilgi çağı zamanıyken, "bilmiyorsam bir bilene sorayım" fikrinden uzak, en azından Youtube'da Bill Gates'in 2015 konuşmasını (linkini alta bırakacağım) ve daha onlarca uyarıyı görmezden gelmek zamanla hepimizi daha büyük felaketlere sürükleyecektir.
Devletimizin bakanı "illa bizim OHAL ilan etmemize gerek yok. Herkes kendi OHAL'ini ilan etsin" diyerek aslında "biz herkese ekonomik olarak bakamayız, çark durursa vergi vs. durumlar da var ki biteriz, fabrikalara gidenler boş verin karantinayı, çarkı çevirin, karnınızı doyurmaya bakın" demektedir.
İnsanlığın acizliğini ve "büyük devlet" olduğunu iddia edenlerin ise sosyal devletten ne kadar uzak ve güçsüz olduklarını ortaya koyan günler yaşıyoruz. Fakat görmeyen gözlere algılarını açmak için nasihat vermenin de işe yaramadığı malum.
Doğanın dengesini yıllardır hunharca katleden ve Afrika başta olmak üzere "AÇLIKTAN" ölen çocukları unutan, görmeyen insanlığın bu salgından ders alacağına inancım az olsa da en büyük temennimdir.
Saygılarımla.
https://www.youtube.com/watch?v=6Af6b_wyiwI
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine...


Mart 27, 2020, 10:50:42 ÖÖ
Yanıtla #9
  • Yeni Katilimci
  • *
  • İleti: 6
  • Cinsiyet: Bay

Çinliler dünyaya ucuz mallar satıyordu şimdi ise hastalık satıyor. Ancak bu sorun yemek kültüründen çıkıp büyük bir felakete neden oldu. Bu virüs dünya nüfusunu düşürmek için planlı olarak çıkarılmış olabilir veya kendiliğinden ortaya çıkmış olabilir. Komple teorileri bir yana dünya nüfusunu epey azaltacak gibi gözüküyor. Önemli olan tüm devletlerin kendi çıkarlarını bir kenara bırakıp insanlık adına bir şeyler yapması gerekiyor. Askeri harcamaları kısıp sağlık ve bilim alanında yatırımlar arttırılmalı araştırmalar çoğaltılmalı. Aşı veya ilacı İsrail'de bulsa Japonya'da bulsa Amerika'da bulsa tüm insanlığa armağan etmeli. Umarım insanlar suyun ağacın toprağın havanın anlamını daha iyi kavrar ve dünyayı daha yaşanılır bir alan haline getirir...
Herkes elinden geldiğince kendi hijyenine dikkat etsin bol bol sıvı sabun alkol kolonya kullansın ve çevresindekilerle sosyal mesafesini korusun.
Saygılarımla.