Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN ve MÜCADELESİ  (Okunma sayısı 4603 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 04, 2009, 02:34:56 ÖÖ
  • Ziyaretçi

Devlet sınırları içindeki Yahudi ve mason hakimiyetinin farkına varan Sultan Abdülhamid, bu kirli güçlere savaş ilan etti. Abdülhamid'in bu kararlı tutumu üzerine siyonist ve masonların tek çıkış yolu onun iktidarına ivedilikle son vermek olacaktı.

1875 yılında Osmanlı İmparatorluğu, tarihinde görülmedik derecede ciddi ekonomik ve siyasal bir bunalıma girmişti. Dış borç kaynaklarının azalmasının yanısıra iç borçların ödenmesi artık imkansız hale gelmişti. Aynı yıl Bab-ı Ali de kısmi bir ekonomik batışı kabul etti. Mayıs 1876'da Süleyman Paşa komutasındaki Harbiye öğrencileri, yanlarına Şeyh-ül İslamlığın medreseli öğrencilerini de alarak Sultan Abdülaziz'i tahttan indirdiler. Darbeye, medreseli öğrencilerin katılımı nedeniyle "Softalar Darbesi" adı verildi. Ancak darbenin sonuçları, darbenin "softalar"ın kontrolünde olmadığını gösteriyordu. Aksine, darbe "masonik"ti; darbeden sonra ön plana çıkarılan mason Sadrazam Mithat Paşa, tahta mason biraderi 5. Murad'ı geçirmişti.

Üstad-ı Azam Kemalettin Apak, Beşinci Murad'ın masonluğunu hakkında şöyle der: "O vakıtlar henüz Veliahd olan 33. Osmanlı Padişahı Beşinci Sultan Murad dahi bu locaya (Fransız Ser Locası) kaydolmuş ve 18. dereceye kadar yükselmiştir (Kemalettin Apak, Türkiye'de Masonluk Tarihi, sf.24)."

Sultan Abdülhamid'in Tahta Çıkışı

Padişah 5. Murad'ın tahta çıkışı üzerine ülke mason Sadrazam Mithat Paşa'nın kontrolüne geçmişti. Mithat Paşa'nın kafasında ise, aydınlanmacı ve pozitivist bir temele dayanan yeni bir Osmanlı toplumu yaratma hedefi vardı. Ancak 5. Murad'ın dengesiz kişiliği bu masonik projenin uygulamasına izin vermedi. Padişahın aniden psikolojik rahatsızlık geçirmesi üzerine yerine yeni bir isim aranmaya başlandı. Tek alternatif olarak görülen Abdülhamid, Meşrutiyet'i ilan etmeyi ve bir anayasanın oluşturulmasını kabul edince 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta çıktı.

Mason 5. Murad'ın bağlı bulunduğu İstanbul'daki Prodos Locası'nın üstadı Kleanti Skalyeri ise Abdülhamid'in tahta çıkarılmasına büyük tepki gösterdi. Tarihimize "Çırağan Vakası" olarak geçen olayda Skalyeri 5. Murad'ı kaçırarak tahta tekrar çıkarmaya çalıştı, ancak Abdülhamid olayı önceden haber alarak darbeyi önledi. Bu olay, Türk yakın tarihinde önemli bir rol oynayacak olan "masonik darbe" kavramının da ilk önemli örneğiydi.

Ancak Skalyeri'nin Abdülhamid'in istihbaratçıları tarafından durdurulması, bu örgüt çevresinde örgütlenen gizli güçlerin bertaraf edilmesi anlamına gelmiyordu. Aksine, Batı kültürünün büyüsüne kapılan aydınlardan (Jön Türkler) gelen ve azınlıklardan destek bulan muhalefet, kısa bir süre sonra Abdülhamid'in önüne büyük bir engel olarak çıktı. Çünkü Abdülhamid dağılmakta olan İmparatorluğu ayakta tutmak için yegane çözümün pan-İslamizm olduğunu görmüştü ve İmparatorluk bünyesindeki tüm Müslümanları İslam kimliği ile birarada tutmayı hedefliyordu. Bu ise, Osmanlı'nın zaafiyetlerini İslam'ın kendisinde gören ve kurtuluşu Batı pozitivizmini ve sekülerizmini ithal etmekte bulan Jön Türkler açısından kabul edilemez bir durumdu. Bu muhalefet, Abdülhamid'i ve onun İslam birliği amacını baltalamak için onyıllar süren bir çaba içine girdi.

Abdülhamid, karşısındaki bu masonik cephe ile sabırlı bir mücadele yürütürken -ki bu mücadele hiçbir zaman abartıldığı gibi "kanlı" değil, aksine son derece ılımlı yürütülmüş, rejim muhalifleri sadece sürgün edilmişlerdir- yüzyılın sonunda karşısına ilginç bir pürüz daha çıktı.

Siyonizmin Vadedilmiş Topraklarına Ulaşmasındaki Engel

Padişahlık görevini yürüttüğü 33 sene boyunca masonlukla büyük mücadele veren Abdülhamid'e diğer bir tepki Siyonistlerden gelmişti. 1897 yılında ilk olarak siyasi bir yapıya sokulan Siyonizmin vazgeçilmez hedefi olan Yahudi devletinin sınırları Tevrat'ta şöyle tarif edilmiştir:

"Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan'dan ırmaktan, Fırat ırmağından Garp Denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah'ın izniyle Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak bastığınız bütün diyar üzerine koyacaktır." (Tevrat, Tekvin Bölümü 12/25)

Siyonistler kendilerine Tevrat tarafından vadedilen bu topraklara ulaşmak amacıyla 19. yüzyıl sonlarında resmi girişimlere başladılar. 1897 yılında Basel'de yapılan 1. Siyonist Kongresi'nde Yahudi lider Theodor Herzl, Yahudi devletinin sınırlarını şöyle açıklamıştı:

Kuzey sınırımız Kapadokya'daki (Orta Anadolu) dağlara kadar uzanır. Güneyde de Süveyş Kanalı'na; sloganımız Davud ve Süleyman'ın Filistin'i olacaktır.

Herzl, bütün dünya Siyonistlerinin vereceği destekten emin olarak kongrede şunları da söylemişti:

Basel'de ben Yahudi Devleti'ni kurdum. Eğer yüksek sesle söylersem bütün dünya bana güler. Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu bilecek.

Basel'de yapılan ilk Siyonist kongrede çizilen hayali sınırlar Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altında bulunuyordu. Theodor Herzl bu toprakları ele geçirmek için birçok kez İstanbul'a geldi. Bu yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik olarak zor durumda olduğu biliniyordu. Herzl Sultan Abdülhamid'in bu zor durumundan yararlanarak Filistin'i para karşılığında ele geçirmek istiyordu. Fakat Abdülhamid'in tepkisi Theodor Herzl'in tahmin ettiği gibi olmadı.

Filistin topraklarına göz diken Siyonistlerin Sultan Abdülhamid'den olumsuz cevap almaları, hatta saraydan kovulmaları Siyonistlerin Abdülhamid'e olan düşmanlıklarının ilk tohumlarını atmıştı. O günleri yaşayan Mustafa Turan (Bey) hatıralarında Siyonistlerin Abdülhamid'le olan diyaloglarını ve daha sonraki gelişmeleri şöyle anlatıyor:

1893 baharında Siyonist cemiyetin kurucusu Theodor Herzl, bu konuda görüşmeler yapmak için İstanbul'a gelmiş, Hahambaşı Moşe Levi ile beraber Yıldız Sarayı'nda Abdülhamid'in karşısına çıkmışlardı:

"Padişahımız hazretlerine, Yahudi kullarından bir istirham sunmaya geldik. Bu sadık kullarınız Mukaddes Filistin'e yerleştirilmeleri için emirlerinizi bekliyorlar. Ve bir şükran armağanı olarak beş milyon altın kabul buyurmanızı arz ediyorlar."

Halbuki Sultan Abdülhamid, onların planlarını çoktan haber almış ve cevabını çoktan hazırlamıştı. Sonuç; gelen heyetin saraydan hemen kovulması oluyor, çıkarılan bir fermanla Yahudilerin Filistin'e yerleşmeleri yasaklanıyordu. İşte masonlar ve Siyonistler bunlardan dolayı Abdülhamid'e düşmandılar. Abdülhamid'e karşı mücadele de böyle başlamış oluyordu... Önce Balkanlar karıştırılıverdi... Sırp ve Bulgar çeteleri desteklendi, kışkırtıldı. Sonra, Taşnak komitesince plan kurdurtulup Yıldız'da Cuma selamlığında Abdülhamid'e karşı suikast planlandı. Suikastte Abdülhamid kurtulmuş ama birçok asker şehit olmuştu. Bu suikastte başarısız olan masonlar-Yahudiler çalışma alanlarını Paris'e kaydırdılar. Çünkü Paris'te birçok Jön Türk vardı. Siyonistler Jön Türkler'e her türlü desteği vermeye başladılar. Yayın ve diğer faaliyetleri oluşturulup Abdülhamid aleyhine kampanyalar başlattılar (Mustafa Yalçın, Jön Türkler'in Serüveni, İlke Yayınları, İstanbul, 1994, s.186-187) .

Abdülhamid'in bu kararlı tutumu üzerine Yahudilerin tek çıkış yolu onun iktidarına ivedilikle son vermek olacaktı. Herzl "Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı'nın dağılmasını beklemeliyiz" diyordu. Bunun için de ilk hedef Abdülhamid'in tahttan indirilmesiydi. Abdülhamid'i dış müdahalelerle düşüremeyeceğinin farkında olan Herzl, bunun için devlet içinde güçlü bir kuruluşla işbirliği yapmayı tercih etti. Amacına en uygun kuruluş, Jön Türk hareketinin uzantısı olan İttihat Terakki Cemiyeti'ydi .

İttihat Terakki Cemiyeti'nde önemli bir etkiye sahip olan grupların biri Selanik'li Yahudi kökenliler, yani dönmelerdi. Bu isimler Abdülhamid'i devirmek için uluslararası finans çevrelerinden yardım sağlamaktaydılar. Cemiyetin diğer bir yardım kaynağı ise Mısır Cemiye-i İsrailiyesi'ydi. Mısır'da bulunan Yahudilerden oluşan bu cemiyet, Jön Türklerin çıkarmış olduğu yayınların Mısır'da kolayca dağıtılmasına yardımcı oluyordu.

Devlet sınırları içindeki Siyonist ve mason hakimiyetinin farkına varan Sultan Abdülhamid, kendine bağlı olarak kurmuş olduğu istihbarat örgütü vasıtasıyla masonları sıkı takibe aldı. Selanik'te bu gelişmeler olurken, masonlardan büyük bir tehlikenin geleceğini hisseden Abdülhamid, mason localarını denetim altına almaya çalıştı. 1894 yılından sonra localarda neler konuşulduğu ve orada yapılan faaliyetlerin içeriği konusunda bir örgütlenme kurmuştu. Osmanlı üzerinde güçlü etkisi olan Ser Locası, Abdülhamid'in etkili istihbarat çalışmalarına fazla dayanamayarak kapanmak zorunda kaldı.

İkinci Meşrutiyet'in İlanı ve Masonların Meşrutiyetçilere Açık Desteği

Abdülhamid'e muhalif grupların arasında başı İttihat Terakki Cemiyeti üyeleri çekiyordu. İttihatçılar tarafından astırılan bildiriler Abdülhamid'e yapılan uyarılar niteliğindeydi. Bu bildirilerle Abdülhamid'e karşı savaş ilan edilirken, Makedonya ve Selanik'teki Mason localarının tam desteği alınmıştı.

Abdülhamid, İttihatçıların tehditleri üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Amacı gereksiz yere kan dökmemek idi. Çünkü bazı İttihatçılar, yanlarına Balkanlar'da yaşayan azınlıklara mensup askerleri alarak dağda kurdukları çetelerle devletin merkezleri olan Yıldız ve Babıali üzerinde baskı yapmaya başlamışlardı. İttihatçılar tarafından küstah bir dille çekilen telgraf neticesinde Abdülhamid'in Meşrutiyet'i ilan etmekten başka bir ihtimali kalmamıştı. Üstad-ı Azam Kemalettin Apak, bu olayın ayrıntılarını şöyle anlatıyor:

Serez'deki Makedonya Locası'nın azasından olan Serez mutasarrıfı Reşit Paşa kardeşimiz, Meşrutiyet ilanı günü Serez'den İstanbul Yıldız Sarayı'na, İkinci Sultan Abdülhamid'e telgraf çekerek "iki saate kadar Meşrutiyet ilan edilmediği ve cevap verilmediği takdirde ahali tebdili biat edecektir" demişti. Abdülhamid bu telgrafı alınca telaşlanmış ve müsvedde halinde olan bu cevabı tebyiz bile ettirmeden her tarafa telgraf çektirerek İkinci Meşrutiyet'i tamim mecburiyetinde kalmıştır (Türkiye'de Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak, s.39) .

Yıllardır kurulması düşünülen fakat sürekli olarak Abdülhamid'in engellemeleri neticesinde başarısızlıkla sonuçlanan Büyük Türkiye Locası çalışmaları da Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte başarıya ulaştı. Üstad-ı Azam Kemalettin Apak ise masonluk-İttihat ve Terakki ittifakının, Meşrutiyet'in ilanından sonra da devam ettiğini vurgular:

Masonluk bu bölgede İttihat Terakki Cemiyeti'ne nasıl hizmet etti ise, bilahare Meşrutiyet'in ilanını müteakip bu cemiyet de Türk masonluğunun teşkilatlanıp gelişmesine öylece hizmet etmiş ve onun yükselmesine amil olmuştur (Türkiye'de Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak, s.41) .

Meşrutiyet'in ilanından sonra masonların yapmış oldukları propagandalar sayesinde devlet kademesinde mason olmayanların Avrupa ülkelerinde itibar görmeyeceği inancı yaygınlaşmıştı. Araştırmacı-Yazar Mustafa Yalçın, Meşrutiyet'in ilanından sonra mason localarına artan talebi kitabında şöyle anlatıyor:

Bu propagandalara aldananlar gecikmeden soluğu mason teşkilatlarının gizli odalarında alıyorlardı. Önce İstanbul'da bir mason büyük şurası oluşturuluyor sonra ilk üyeler en yüksek mason basamağına yani 33. dereceye çıkarılıyordu. Masonluğun bu yüksek basamağına tırmanan biraderler arasında Talat Paşa, Mithat Şükrü Bey, Karasu, Davit Kohen vardı. Bu zatları birdenbire son basamağa çıkaran zat, Mısır Şuray-ı Ali azasından Sakanini biraderdi. Türk masonluğunun siyon üçgenli tahtına yerleşen İttihat ve Terakki ileri gelenleri, diğer subayları da locaya girmeye zorlayarak kendilerine çekmeye çalışıyorlardı. İttihat Terakki, herkesi bünyesinde toplamaya çalışmakla bir siyasi oluşum havası vermek istiyordu. 31 Mart olayının ardından İttihat ve Terakki liderlerinden Talat Bey, masonlukta bir basamak daha çıkıyor ve büyük üstad oluyordu. Ayrıca memleketin her yerine, Elazığ'dan Malatya'ya varıncaya kadar İttihat Terakki kanalıyla localar açılır olmuştu. Az zamanda yalnız İstanbul'da 24 loca açılmıştı. Bütün memleketteki locaların sayısı 58'e ulaşmıştı (Türkiye'de Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak, s.39) .

Abdülhamid'i düşürmek masonlar için kolay olmayacaktı ve ancak bir darbe ile düşürülebilirdi. Yapılacak ilk uygun zeminin hazırlanmasıydı. Sultan Abdülhamid, hiçbir ilgisinin olmadığı 31 Mart Ayaklanması gerekçe gösterilerek ve Şeyhüllİslam Mehmed Ziyaettin'in verdiği fetva sonucunda tahttan indirildi. Abdülhamid'in yerine İttihatçıların güdümünden çıkmayacağı belli olan Mehmet Reşat getirildi. 27 Nisan gecesi de Sultan Abdülhamid ve ailesi 20 saatlik bir tren yolculuğu sonucunda Selanik'e gönderildi. Bu olaydan sonra Osmanlı'yı bir İslam Birliği halinde ayakta tutabilmenin son fırsatı da yok edilmiş oluyordu.


Haziran 04, 2009, 02:36:03 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

Fransız Yazar Voltaire'in kaleme aldığı ve Paris'te sahneye konan "Muhammed yahut Taassup" isimli piyeste Peygamber Efendimizi (s.a.v) küçük düşürmeye yönelik sahnelere yer verilmişti. Sultan 2.Abdülhamid, oyunu duyar duymaz elçilik vasıtasıyla harekete geçmiş ve oyunun durdurulmasını , aksi halde bunun bir siyasi mesele yapılacağını Fransız Hükümetine bildirmiş, bunun üzerine fransızlar piyesi kaldırmışlardır. Ancak bu sefer de aynı oyun Londrada sahnelenmek istenir. Aynı şekilde bir Ultimatom da İngiltereye verilecektir. İngiltere hükümeti ise geç kalındığını, biletelerin çoktan dağıtıldığını, esasen böyle bir hareketin vatandaşlarının hürriyetine tecavüz olacağı karşılığını vermişti. Fakat sultan, tekrar çyle bir ültimatom yazacaktı ki İngiltere'ye tiyatroyu durdurmaktan başka çare kalmayacaktı: "Müslümanların Halifesi olarak, 'İngilizler Peygamberimizi karalayıcı hakaretler ediyorlar' diye İslam alemine bildiri göndereceğim. Büyük cihat ilan edeceğim!"   


Haziran 04, 2009, 02:36:21 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi


RIZA'NIN PİŞMANLIĞI


31 Mart hadisesinin tertipçileri arasında bulunduğunu bizzat itiraf eden Filozof Şair Rıza Tevfik anlatıyor:

"1908 ihtilalinden evvel, bizleri bizzat İngiliz sefiri olmak üzere, Fransız, İtalyan sefirleri de çok teşvik ettiler. Onlardan büyük mikyasta yardım ve teşvik gördük... Hey Rıza! Meğer kşmlere hizmet etmişiz.

Nihayet  hürriyeti de kimlere ilan ettik!.. Bir gün Talat'a ( Talat Paşa) dedim ki, biz bu ihtilal için ecnebi sefirlerden hayli teşvik gördük. İşte hürriyeti ilan ettik. Gidelim teşekkür edelim. Evvela İngiliz sefaretine gittik. Galatasaray'daki o muhteşem binayı tam bir ölü sessizliği içinde bulduk. Ben emindim ki Sefir içeride idi. Kimi sorduysak, yok dendi. Bir mana veremeden dönmüştük.

(Yıllar sonra= Oğlum Said, İngiltere'de oturuyordu. Onu ziyarete Londra'ya gittmiştim. Lord Nicholson'ı (1909 da İngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi idi) ziyarete gittim. Sohbet esnasında o soğuk kabulün sebebini sodum

-Dostum Rıza Tevfik Bey... Biz Jön Türkleri teşvik ettik.  Onlrdan büyük bir netice bekliyorduk. İhtilal olacak, Sultanla beraber Halifelik de alaşağı edilecek diye bekliyorduk. Fakat aldanmış olduk, dedi

Tekrar Sordum:

-Halifelik müessesesi, İngiltereyi neden bu derece şiddetle alakadar ediyor?

-Ha ... Dostum.. Biz Mısırda bilhassa Hindistanda İslam kitlelerini idare altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık, muvaffak olamadık. Halbuki Sultan, yılda bir defa selam-ı Şahane, bir de Kur'an-ı Kerim gönderiyor, bütün işlam ümmetini emrinde tutuyor. İşte biz ihtilalden ve siz Jön Türklerden, kitleleri avucunda tutan bu kuvvetin de devrilmesini bekledik, aldandık. Bu nedenle de soğuk bir kabul gördünüz..."


İşte bu olay üzerine Rıza Tevfik: " Tüm emeklerim, meğer, İngilizlere hizmet etmek ve onlar tarafından kullanılmakmış" diyerek pişman olmuştur. Ancak neye yarar. Basa harap olduktan sonra. Nedametini gösteren şu meşhur şiirini kaleme almış ve bununla sultan 2.Abdülhamid'ten özür dilemiştir.


Neredesin, şevketli Abdülhamid Han?
Feryadım varır mı barigahına?
Ölüm uykusundan bir lahza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına!

Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan.
Asrın en siyasi padişahına.

"Padişah hem zalim, hem deli" dedik,
İhtilale kıyam etmeli dedik,
Şeytan ne dediyse bi "beli" dedik,
Çalıştık fitnenin intibahına!.

Divane sen değil, meğer bizmişiz.
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegahına...

Sonra cinsi bozuk, ahlakı fena
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nereden çıktı bunca veled-i zina?
Yuh olsun bunların ham evrahına!

Bunlar halkı didik didik dittiler
Katliama kadar sürüp gittiler
Saçak öpmeyenler secde ettiler
..................... pis külahına

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
Bunlar her tarafa kurdu salıncak
Eli yüzü kanlı bir sürü alçak
Kement attı dehrin mihr-i mahına.

Milliyet davası fıska büründü
Rida-yı diyanet yerde süründü
Türkün ruhu zorla asi göründü
Hem Peygamberi'ne hem Allah'ına

O itler nedense bana salmadı
Belalı idi başım kimse almadı
Seyirden başka başka iş de kalmadı
Gurbet ellerin bu seyyahına.

Çok kimseye vatan şimdi mezardır
Herkesin beladan nasibi vardır
Selamete eren pek bahtiyardır
Bu şeb-i yeldanın çen sabahına.

Haddi yok açlıkla derde girenin
Sehpa-yı kazaya boyun verenin
Lanetle anılan cebabirenin
Bu rahmet okuttu en küstahına

Bu gün varsa, yoksa ..............
Şöhretine herkes fuzuli dellal...
Alem-i manadan bak da ibret al!
Uğursuz talihinin şu kemrahına

Tahkire yeltenip tac-ü tahtını
Sınadı bu millet kara bahtını
Denedi sillenin nerm-ü sahtını
Rahmet Sultanım suz-ı ahına

Hoş oldu cilvesi bu hürriyetin
Tadı yok amma şu meşrutiyetin
Deccala zil çalan böyle milletin
Bundan başka çare yok ıslahına

Lakin sen sultanım Gavs-ı Ekbersin
Ahiretten bile himmet eylersin
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefat kıl şahım mededhahına


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
10 Yanıt
19649 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 13, 2015, 11:06:22 ÖS
Gönderen: BlueRay
0 Yanıt
3055 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 10, 2007, 03:34:21 ÖÖ
Gönderen: Ittihatci
18 Yanıt
11587 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 04, 2009, 12:15:46 ÖS
Gönderen: Veritas
2 Yanıt
2600 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2008, 06:32:21 ÖS
Gönderen: Veritas
10 Yanıt
9419 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 03, 2009, 03:14:44 ÖS
Gönderen: karahan
7 Yanıt
6139 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 20, 2015, 09:09:10 ÖS
Gönderen: Eagle35
6 Yanıt
6759 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 25, 2011, 01:47:46 ÖS
Gönderen: Mustafa Kemal
42 Yanıt
21535 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 10, 2011, 04:41:36 ÖS
Gönderen: Masor1976
3 Yanıt
2520 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 19, 2015, 11:01:41 ÖS
Gönderen: hyperbolic metamaterial