Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: NUR ve ZİYA Hakkında  (Okunma sayısı 4282 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 05, 2008, 04:36:47 ös
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

NUR


Nur kelimesi 'zav' ve ziya'nm müteradi­fidir. Bazı müelliflere göre zav (ziya)'nın nur'dan daha kuvvetli bir manası vardır. Bu fikrin temeli Kur'an'daki bir ayet (Yunus, 5) olup, burada güneşe ziya ve aya nur denil­miştir. Bundan çıkarılan netice olarak biza­tihi parlak olan cisimlerin (Örneğin, güneş) ışığı için ziya kelimesinin ve bizatihi parlak olmayan cisimler (örnek ay) tarafından gönderilen ışık için nur kelimesinin kulla­nılmadığıdır. Bununla birlikte Arap orta­çağının parlak devrine ait coğrafî ve ilmî eserlerde (îbn al-Haysam, Kazvini ve daha sonraki müellifler), hemen bütün hallerde zav kelimesine tesadüf olunur ve bundan dolayı bu kelimeyi riyaziye ve fizik tabiri olarak telakki etmek mümkündür.

Îbn al-Haysam, "Optik" (Kitab al-Ma-nazir/mde anlattıklarından başka, ışık hak­kında ayn bir eser yazmıştır. (Kavi al-hla-san b. al-Husayn b. Haysamfı'l-Zav); Aşağıdaki teferruat bu eserden alınmıştır.

Işık bakımından iki türlü cisim var kabul edilmektedir: Bizatihi parlak olanlar (yıl­dızlar ve ateş bunlara dahildir) ve parlak ol­mayanlar {karanlık olanlar); bu karanlık ci­simler de şeffaf olmayan cisimler ile şeffaf olan cisimlere bölünürler ve bu sonuncular da aynca hava, su, cam, kristal ve benzeri cisimler gibi, bütün kısımları şeffaf olan ci­simler ile içine ışığın ancak kısmen nüfuz ettiği, fakat maddesi gerçekte şeffaf olma­yan cisimlere (msl. ince dokumalar) bölü­nür.

Bizatihi parlak olan cisimlerin ışığı on­ların cevheri olan bir vasfıdır. Bizatihi ka­ranlık olan bir cismin aksettirdiği ışık ise, aksine bu cismin arazi bir vasfıdır.

Riyaziyeciler bütün ışıklan bir tek ve ay­nı neviden telakki ederler: menşe'ler bizati­hi parlak cismin içinde bulunan bir hareket, bir ateştir; muka'ar (içe bükülmüş) bu ayna yardımı ile, bizatihi parlak cisimlerin en çok ışıklı olanının (güneşin) yaydığı ışık şu-alanm bir noktada toplamanın ve bu nokta­da yanabilen cisimleri yakmanın mümkün olması ve bir de güneş şualarına veya bir ateşe temas eden başka cisimlerin ısınması bunu ispat eder. Böylece ışık ile hararet bir­birinin aynı kılınmış ve birbirine muadil gi­bi lelakki edilmiştir; ışığın kesafeti, harare-tinki gibi, ışık kaynağından uzaklık nisbe-linde azalır.

Her parlak cisim-ışığı ister cevheri bir vasıf olsun (doğrudan doğruya ışık)' ister arazi bir vasıf olsun (in'ikas eden ışık)- kar­şısında bulunan bütün cisimleri aydınlatır (başka tabir ile: her istikamete ışıklarım neşreder). Şeffaf veya gayri-şeffaf bütün ci­simlerin aldıkları ışığı toplamak özelliği vardır; şeffaf olanlar bundan başka onu daha uzağa götürmek Özelliğine de sahiptir.

Şeffaf cisimlerin (su, hava vb.) ışığı topla­ması, bu cisimleri gayri-şeffaf bir cisim ile kesildiği takdirde, bu cisimler İçinde görü­nebilir olmaları ile ispat edilir; şu halde bunlarda ışığın daha önceden bulunmuş ol­ması gerekir.

Şeffaf bir cisim içinde ışık müstakim bir hat istikametinde gider (isbaü: karanlık bir alanda tozlar ile yüklü hava içinde güneş Şuaı). Işığın bu müstakim hat halinde yayıl­ması şeffaf cismin değil, bizzat ışığın bir hassasıdır; yoksa bu cisimde ışığın kendisi­ne uyarak yayılacağı bilhassa müsait hatlar bulunmalı idi; karanlık bir odada iki veya daha çok ışık kaynağı bulundurulur ve mü­şahede edilir ise, böyle bir faraziyenin yan­lışlığı hemen görülür.

Şua bir müstakim hatta göre giden ışık olarak tarif edilir. İlk riyaziyeciler görme olayının, bakanın gözünden çıkarak, gördü­ğü eşyaya giden ve şuanın gönderilmesin­den ve bakanın gözüne geri dönerek, bu eş­ya üzerinde aksetmesinden ibaret olduğunu düşünüyorlardı, fbn al-Haysam'ın telakkisi bunun zıddıdır; buna göre, görülen cisim, ister bizatihi parlak, ister aydınlatılmış ol­sun, bütün noktalarından bütün istikametle­re şualar gönderir, bu şualardan bakanın gö­züne gelenler burada toplanır ve görülen cismin bir hayali gibi idrak olunur.

Mutlak olarak şeffaf bir cisim yoktur; her cisim, şeffaf da olsa, kendisine dokunan ışığın bir kısmım aksettirir. Aristo'ya göre, ancak gök, şeffaflığın en yüksek ve en mü­kemmel derecesine sahiptir. îbn al-Haysam bu iddiaya karşı çıkmakta ve riyaziyeci Abu Sa'd al-Ala b. Suhayl'in ışığın, farklı yoğun­luktaki ortamlardan geçerken, kırılması tar­zı hakkındaki malum kaidelerinden istifade ederek, şeffaflığın sınırı olmadığını ve do­layısıyla her şeffaf cisim yanında, ondan daha da şeffaf bir başka cisim bulunabilece­ğini isbat etmektedir.

Ay'ın halesinin, şekli ve renkleri ile alai-mi-semanın, hamamın havası içinde gece­leyin görülen aiaimi semanın ne şekilde ha­sıl olduğu Kazvini'nin kozmografyasında (Aca'ib al-Mahlükat, dolayisı ile izah edil­miştir. Kazvini mü ta leal arında yağmur damlalarının yerine, küçük aynalar koyar; îbn al-Haysam kendi tarafından ışığın küre­lerde basit veya çift in'ikasmı farzetmek su­reti ile, meseleyi çok daha doğru bir şekilde ele almaktadır.

 

Din Felsefesinde

Allah'ın ışık (nur) halinde olması, alem­de ve insanda ışık olarak tezahür etmesi inancı Yunan felsefesinde olduğu gibi, çok eski ve şark dinlerinde son derece yaygın­dır. İslâmiyet'ten Önceki tarihi hakkında fazla teferruata girme yerine burada yalnız Ahd~i atik ile Ahd-i Cediddeki bazı ben­zerliklere, msl. Tekvin, î, 3; Eş'iya, LX, I, 19; Zekeriya, IV; Yuhanna, 1,4-9; III, 19; V, 35; VIII, 12; XII, 35 ve Vahiy, XXI, 23 vd.'na işaret etmekle yetinilecektir.

Kur'an'da nur ile ilgili ayetler vardır (Nur: 35, Ahzab: 46, Saf: 8, Tegabün:  8  ) Nur suresinin 35. ayetinin manası şöyledir: "Allah göklerin ve yerin ışığıdır (nur); onun ışığı, içinde bir lamba bulunan bir ocak içi­ne benzer; lamba bir cam içindedir ve cam parlak bir yıldıza benzer. Lamba mübarek bîr ağaçtan, ne doğuya ve ne batıya ait olan bir zeytin ağacından yakılmıştır; hiçbir ateş onun yağına dokunmadığı halde, yağı kuv­vetli bir ışık saçar; ışık üzerinde ışık. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir, yol gösterir; Allah insanlar için meseller getirir ve Allah her şeyi bilicidir."

Bu ayet dinin nurunu- ışığını Allah'ın Peygamberi vasıtası ile, yaratılmışlara ve hususiyetle mü'minlere bildirdiği gerçeğini düşünmemiz gerektiğini göstermektedir. Bu ateş (el-nur) ile müşterek hiçbir şeyi bu­lunmayan ve bir zeytin ağacından yakılmış ttiSihl ışık, ışık üzerine ışıktır. Nihayet her şeyi, bilic'fttfc »ifatı ile insanlara öğreten ve ortlâfi JŞığın (vahyine Kur'an'ına) sevkeden Allah'tır. Büfttâa irfanı hususiyetler taşıyan remzli bir ifade bulunduğu açıktır, fakat ge­rek yaratılmışlar ile Tann arasında her han­gi bir benzetmeden sakınmak için, gerek çok ileri giden sufilere karşı durmak için, kelâm alimleri Allah'ın ışığını doğru ve iyi yola sevketmesinin" bir remzi olarak kabul ederler. Allah'ın bilici (alim) ve doğru yola sevkedici (hadi) Olarak göründüğü Kur'an ayetleri pek çoktur. Yukarıda verilen izah buna göre kendiliğinden karşımıza çıkmak­tadır. Aş'ari'nin Makalatı'nda naklettiğine göre Mutezile mezhebinden olan Husayn al-Naccar yukarıdaki ayeti şu manada anlı­yordu: Göklerin ve yerin sakinlerini Tann doğru yola sevkeder. Zeydiler de ışığı "Al­lah'ın doğru yola şevki" olarak anlıyorlardı.

Takriben hicri 100. yıldan itibaren, pey­gamberlik ile ilgili bir nur nazariyesinden ve yavaş-yavaş ışık hakkında daha umumî bir metafizikten, yani Allah'ın cevher bakı­mından ışık, aslî ışık olduğu ve binnetice bütün varlıkların, bütün hayat ve bütün bil­gisinin kaynağı bulunduğu akidesinden bahsedildiğini görüyoruz. Bilhassa heye­can ile dolu düşüncelerinde cevher, isim ve remzi biri-birine karıştıran sufiler, bu görüşü geliştirdiler. Kur'an üzerinde tefekkür, İran te'sirleri, Irfânî hermetik yazılar, niha­yet hem de çok açık bir tarzda Yunan felse­fesi, yeni kanşürıp-birleştirmeler için, mal­zemeler verdi. Daha Kumayt (Ö. 126= 743), Hz. Adem'den başlayarak, Hz. Mu-hammed (s.)'den geçip, Ali'nin kulu ailesin­de yayılan ışığı terennüm ediyordu. Sahi al-Tuştan (Ölm. 238-896) ışık nazariyesinin cedelî bir izahı yaptı.

İslâmiyetin içinde bir nur metafiziğinin ilk mümessilleri Maniheizm ile, yani ebedî esaslar olarak, nur ve zulma (karanlık) iki­ciliği şüphesini kolayca uyandırabilirdi. Her şeye rağmen, Yunan feylesuflan tar­zında bir filozof olan Tabip Razi (Ö. 311= 923 veya 320= 932) bu yabancı Iran cismini aldı ve bundan dolayı bir çok kelama veya feylesuf tarafından redd veya tel'in edildi. Daha başka bir çok sufiler bu ikicilik suçu ile suçlandırıldı.

Fakat ışık (nur) hakkındaki düşünceler H. III (M. IX) asırdan itibaren, islâmiyet'te­ki Allah birliği ile uygun düşen yeni efla-tunculann ışık birliği akidelerinde (İran ışık birliği malum değildir) devamlı bir destek buldu. Bu akidenin babası cisimler alemini aydınlatan ışık olan Helios ile duygu üstü aleminde iyilik müsülü arasında bir benzer­lik kuran Eflatun'dur. O halde tezat ışık ile karanlık arasında değil, fakat müsüller, yani ruh alemi ile onun mahsulü olan cisimler alemi arasındadır. Yüksek alemde sırf ışık, alçak alemde az veya çok karanlık ile karış­mış bir ışık. Yeni-eflatuncularda, iyilik mü-ülü= ulu Tanrı= mahz ışık. Bu ayniyet, Aristo'ya göre, ışığın cismanî bir şey olma­dığı vakıası ile kolaylaştırılmıştır. Cümle­nin gelişi, çok açık olmamakla beraber, Aristo'nun ışığı, faal bir kuvvet gibi telakki ettiğini gösterir. Bununla beraber, bu ehem­miyetsizdir; Aristo'nun bir çok kuvvetleri ile Eflatun'un müsülleri, yeni-fîsagorcular ve yeni-eflatuncular tarafından, bazan kuv­vetler olarak, bazan (manevî) cevherler ola­rak gösterilmiştir. Aristo ile karanlık müs-bet bir şey olarak değil, fakat (privatio, mahrumiyet, ışık yokluğu) olarak telakki edilmiştir.

Arapça "Aristo ilahiyatında" bulduğu­muz inanç bundan gelişmiştir. Bu inanca göre, ilk illet, yaratıcı (Allah) ışık kuvvetini (kuvva nariya) akla ve akl vasıtası İle ale­min ruhuna geçirir; sonra alemin ruhu vası­tası ile akl onu tabiata geçirir ve tabiat vası­tası ile alemin ruhu onu meydana gelen ve mahvolan eşyaya geçirir. Bu yaratıcı geliş­menin bütün oluşumu hareketsiz ve zama­nın dışında hasıl olur. Fakat ışık kuvvetinin kendisinden dağıldığı Tanrı da ışık (nur; sık-sık husn, baha vb.'Iann müteradifi), "ilk ışık" veya, "ışıkların ışığı" dır. Işık, esas olarak, Tanrı'dadır; bu bir sıfat değildir; zira Tann'nın sıfatlan yoktur; o bizzat hüviyeti ile hareket eder. Işık bütün aleme, bilhassa insanlar alemine nüfuz eder. Duygu üstü ilk örnekten, ilk insandan (insan akli), ikinci insana (insan nafsani) ve bundan üçüncüsü­ne (insan cismani) yayılır. Bunlar şe'ni in­san denilenlerin örnekleridir. Işık, tabiî ola­rak, hakim ve asil insanların ruhunda ve en saf halde bulunur. Bir de manevî (ruhani, akli) bîr kuvvet olarak, nur'un muayyen va­sıflara sahip maddedeki bir kuvvetten başka bir şey olmayan ateşten (nar) ayrılmış oldu­ğuna dikkat edilmelidir. Tabiidir ki, her şey gibi, ateşin de duygular üstü bir hayali var­dır; fakat bu hayal hayata ışıktan daha ya­kındır.Işığın yaratıcı inişine, ruhun, ışığın ilahî

aleme doğru çıkışı tekabül eder. Ruh bu dö­nüşte akl alemini geçince, saf ışığı, ve Tan­n'nın güzelliğini seyreyler; bu bütün sufilerin varmak istedikleri gayedir.

Tann'dan çıkan ışık, müstakil bir cevher olarak, dikkat nazarına alınınca, sistemin değişik yerlerine konulabilir. Kelamcılarm ve feylesuflann çoğu bunu ruh veya akl ile münasebete getiriyorlar ve bunlar ile aynı tutuyorlar; bazan da hayat ile.İslâmiyet'in büyük feylesofları, Farabî ve îbn Sina, metazifikte olduğu gibi, ruhi­yatla da ışık akidesini akl ile alakalı kıldılar. Farabî, Tann'nın ve aklın ışığı için, birçok müteradif kelime kullanır. Îbn Sina, Farabî gibi, "İlahiyatın" ışık akidesini alır ve bunu genişletir. Ruhiyata dair yazılarında ışığı ruh ile beden arasında birleşme olarak te­lakki eder. Kitab al-işarat aristoculann akl hakkındaki bütün metafizik nazariyesini ışık hakkındaki Kur'an ayetine dahil etmek bile istedi: Işık-'akl bi'1-fil'dir, -'akl fa'aldîr ve vb. İbn Sina'nın bu görüşünü Gazzali'de de görmek mümkündür. Bu görüş Gaza-li'nin düşüncelerine de yansıdı (Ma'aric ai-Kudsfi madaric ma'rifat al-nafs, Kahire, 1927, s. 58 v.d.).

(Alıntıdır)


« Son Düzenleme: Haziran 05, 2008, 05:03:24 ös Gönderen: skullG »


Haziran 05, 2008, 04:48:50 ös
Yanıtla #1
  • Skoç Riti Masonu
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 919
  • Cinsiyet: Bay

... Nur suresinin 35. ayetinin manası şöyledir:  "Allah göklerin ve yerin ışığıdır (nur); onun ışığı, içinde bir lamba bulunan bir ocak içi­ne benzer; lamba bir cam içindedir ve cam parlak bir yıldıza benzer. Lamba mübarek bîr ağaçtan, ne doğuya ve ne batıya ait olan bir zeytin ağacından yakılmıştır; hiçbir ateş onun yağına dokunmadığı halde, yağı kuv­vetli bir ışık saçar; ışık üzerinde ışık. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir, yol gösterir; Allah insanlar için meseller getirir ve Allah her şeyi bilicidir."
Önemli bir noktaya dikkat çekmek istedim.
Elinize sağlık Sn.SkullG
Güzel bir paylaşım.
stilus absentis...


Haziran 05, 2008, 05:00:50 ös
Yanıtla #2
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

Deyiş LVII


Nur-i ziya olsa olmaz zulemat
Dünyada ışığı göz neden alır?
Tende mi canda mı söyle mârifet
Dil tekellüm eder, söz neden alır?
 
Tedbirle düzelmez kuvvet bazusu
Hâşâ bozulur mu kudret yazısı?
Yemek içmek koşmak nefsin arzusu
Bu gönül kararı hazz neden alır?
 
İncide mercanda la’lde eğlenmez
Sarıda yeşilde alda eğlenmez
Ayalde, evlatta, malda eğlenmez
Gönül arzular da göz neden alır.
 
Sümmani söyledin sen bu eş’ârı
Bunu halleylemek erlerin karı
Bak güze dönderir bunca baharı
Bu vücut iklim yaz neden alır?


Ağustos 23, 2012, 02:34:17 öö
Yanıtla #3
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 694

Saidi Nursi kendi öğrencilerine 'Nur talebeleri' derken acaba bu nuru yakalasınlar diye mi böyle adlandırmıştı? Ama gelin görünki şimdi ne manada yetiştiriliyor genç beyinler.
Doğru rehberini bulana ne mutlu...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
20 Yanıt
27204 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 13, 2015, 10:23:03 ös
Gönderen: burakc
5 Yanıt
5806 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 12, 2008, 05:41:31 ös
Gönderen: Prenses Isabella
Besmele Hakkında

Başlatan Kaan « 1 2 3 » Islam

21 Yanıt
14651 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 31, 2009, 08:42:53 ös
Gönderen: Lux_e_Tenebris
5 Yanıt
9386 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 22, 2016, 02:28:33 ös
Gönderen: Novayst
6 Yanıt
10234 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 19, 2017, 11:51:37 ös
Gönderen: karahan
0 Yanıt
4247 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 01, 2010, 04:55:33 ös
Gönderen: ozkann
5 Yanıt
5488 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 20, 2010, 12:16:32 ös
Gönderen: lucifer
6 Yanıt
5947 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 29, 2010, 08:06:27 ös
Gönderen: llSinekValesill
5 Yanıt
4688 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 19, 2011, 08:12:42 öö
Gönderen: ADAM
6 Yanıt
9683 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 21, 2014, 09:03:25 ös
Gönderen: MeteG