Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: İslam ın Aydınlık Yüzü  (Okunma sayısı 12657 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 19, 2008, 09:34:17 ÖÖ
  • Ziyaretçi

Sayın Müslüman arkadaşlar,

Bu başlığı sizin için açtım.Buraya örnekleri ile belgeli olarak İslam ın aydınlık yüzünü yansıtmanızı rica ediyorum.Bende ayrı bir başlıkta karanlık yüzünü yansıtacağım.Bakalım hangi dosya kabarık.Hodri meydan... Belgeler konuşsun.İşte size demokrasi.

Sevgiler.


Temmuz 19, 2008, 09:39:03 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 181

Kalbimizi sökelim buraya koyalım o zaman.Bu mumkun mu teknik olarak.
Hayır kalbimizi sökmek sorun da değil ama UPLOAD etmek imkansız gibi.
...Söyleceklerimi yukarda söyledim zaten...


Temmuz 19, 2008, 09:40:17 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 181

Yeri gelmişken şunu da söyliyeyim MÜSLÜMAN arkadaşlar adına konuşacak son kişilerdenim.
...Söyleceklerimi yukarda söyledim zaten...


Temmuz 19, 2008, 11:25:29 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Ziyaretçi

işte size islamın aydınlık yüzü ; şeyhin yüzü nur gibi parlamakta



Temmuz 19, 2008, 11:56:34 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Ziyaretçi





İslamın aydınlık yüzü gün gibi ortada hala bu görüntüleri görüp de müslüman olmayan -darkside-  yazıklar olsun sana !


Temmuz 19, 2008, 11:57:10 ÖÖ
Yanıtla #5
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Sahabe İslamı Nasıl Yaşadı ?

Bir zamanlar, bundan tam 14 asır evvel, dünya üzerinde Peygamber Efendimiz (S.A.V) yaºadı. Ve onun sahâbesi, onunla birlikte çok mutluydular. Allah'ın dostları, Allah'ın sevgilileriydiler. Allah'a teslim olmuºlardı. Allah'a çağırıyorlardı. Kendilerini öldürmeye kasteden, kendilerine iºkence eden insanlara karºı iyilikle mukabele etmeyi, onları sevmeyi baºarmıºlardı. Yaºadıkları asır, Asr-ı Saadet'ti (Saadet asrı). Yaºadıkları onca zulme rağmen, nasıl dünyanın en mutlu insanları olabilmiºlerdi?

 


 Allah'ın dostları, Allah'ın sevgilileri...

 


Bundan 14 asır evvel, Peygamber Efendimiz (S.A.V) yaºady ve onun sahâbesi, can dostları, onunla birlikte yaºadylar.

 


Sahâbe deyince, orada durun! Sahâbenin, Yslâm'ın 7 safhasının, hanif dîninin 7 safhasının yedisini de yaºadığını ve sonuna kadar ulaºtıklarını bilmenizi istiyorum.

 


Sahâbe... Güzelliklerin temsilcileri... İrºad makamının sahipleri... İrºad makamının sahibi olmak, yolumuzun sonu; ama hadi gelin oradan baºlayalım.

 


Sahâbe mürºid miydiler? Elbette mürºiddiler. Nereden biliyoruz? Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de mürºidi tarif ediyor:

 


41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).
"Muhakkak ki; ben, Allah'a teslim oldum." diyerek Allah'a çağırandan ve nefsi ıslâh edici ameller iºleyenden daha güzel söz söyleyen kim vardyr.

 


41/FUSSİLET-34: Ve lâ testevîl hasenetu ve les seyyieh(seyyietu), idfa' billetî hiye ahsenu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).
Hasenat (sevaplar) ile seyyiat (günahlar) eºit değildir. Sen yapılanı ahsen olan (davranıºla) söndür (önle). O zaman seninle arasında düºmanlık olan kiºi, muhakkak ki ıakın dost olmuºtur.

 


41/FUSSİLET-35: Ve mâ yulakkâhâ illellezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).
Bu haslete (kötülüğü iyilikle önleme hasletine), sadece sabır sahipleri ve en büyük hazza sahip olanlar ulaºtırılır.

 


Anlıyoruz ki; bunlar mürºidler. Peki özellikleri neymiº?

 


1- Allah'a teslim olmuºlar.
2- Allah'a çağırıyorlar.
3- Kötülüğe iyilikle mukabele ediyorlar.

 


3 özellik taºıyor Fussilet 33, 34, 35 ve mürºitlerin 3 özelliği geçiyor. ºimdi bakıyoruz, sahâbe bu 3 özelliğin sahibi mi?

 


Evet. Hepsi Allah'a çağırıyordu.

 


Iºte Al-i Imran 119. Allahû Tealâ diyor ki:

 


3/AL-I IMRAN-119: Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû'minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
(Ey mü'minler)! Siz öyle kimselersiniz ki; onlar, sizi sevmedikleri halde siz, onları seversiniz ve siz Kitab'ın bütününe îmân edersiniz. Onlar, sizinle karºılaºtıkları zaman: "Îmân ettik." derler. Ama tenhada, kendi baºlarına kaldıkları zaman size olan öfkelerinden (dolayı), parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün." Hiç ºüphesiz Allah, sinelerde olanı bilir.

 


Yusuf Suresinin 108. âyet-i kerimesinde; Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e buyuruyor ki:

 


12/YUSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed'û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muºrikîn(muºrikîne).
De ki: "Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek) Allah'a davet ettiğimiz yol, iºte bu yoldur. Allah'ı tenzih ederim. Ve ben, müºriklerden değilim."

 


Kim çağırıyormuº Allah'a? Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve ona tâbî olanlar.

 


 

 


Sahâbe kime denir?

 


Hadi bakalım, ºimdi tanıdığınız dîn adamlarına sorun: "Sahâbe kim?" Size diyeceklerdir ki: "Sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i hayattayken görenlerdir." Haıyr! Peygamber Efendimiz'i görenler değil, O'na tâbî olanlardır.

 


Iºte Yusuf Suresinin 108. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki: "O kitap sahiplerine ve ümmîlere de ki: Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek Allah'a davet ettiğimiz yol."

 


Kimlermiº? Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve O'na tâbî olanlar.

 


Peki Al-i Imran Suresinin 20. âyet-i kerimesinde ne söylüyor Allahû Tealâ?

 


3/AL-I IMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belag(belagu), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
Eğer seninle tartıºmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: "Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik." O kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: "Siz de (fizik vücudunuzu Allah'a) teslim ettiniz mi?"Eğerteslim ettilerse; o zaman (onlar), andolsun ki; hidayete ermiºlerdir. Eğer yüz çevirirlerse; o zamansanadüºen (görev), ancak tebliğdir. Allah kullarını Basîr'dir (görendir).

 


Kimlermiº? Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve O'na tâbî olanlarmıº. Öyleyse sahâbeyi, "hayattayken Peygamber Efendimiz (S.A.V)'i görenler" diye karalamasınlar. Sahâbe, kendileri gibi düºünmüyordu. Onlar tâbî olmayı bir ºeref sayıyorlardı ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî oldular ve Kur'ân'a da tâbî olanlar olarak girdiler. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve O'na tâbî olanlar, onun sahâbesi...

 


Ne çıktı karºımıza? Demek ki; bütün sahâbe Allah'a çağırıyormuº. Tamam, çok güzel. Peki sahâbe Allah'a teslim olmuºlar mı? Elbette. Bütün sahâbe, ruhlaryny Allah'a teslim etmiºler; teslimin 1. safhası.

 


39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya'budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buºrâ, fe beººir ibâd(ibâdi).
Onlar ki; ºeytana kul olmaktan içtinab ederler (kaçınırlar) ve Allah'a yönelirler. Onlara müjdeler vardır. Kullarımı müjdele.

 


39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar (sahâbe), sözleri iºitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. Iºte onlar, hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaºtıranlardır). Ve onlar, ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleridir).

 


Öyleyse bütün sahâbe hidayete ermiº, ruhlarını Allah'a ulaºtırmıº. Sonra? Fizik vücutlarını da ruhlarını Allah'a teslim etmiºler, hidayete ermiºler. Hidayet nedir? Insan ruhunun Allah'a ulaºması, Allah'a teslim olması. Bakalım âyetler ne diyor?

 


3/AL-I IMRAN-73: "...innel hudâ hudallâh..."
"Hiç ºüphesiz hidayet, Allah'a ulaºmaktır."

 


Bakara 120 ne diyor?

 


2/BAKARA-120: "inne hudallâhi huvel hudâ"
"Muhakkak ki; Allah'a ulaºmak (var ya) iºte o, hidayettir."

 


Öyleyse Allahû Tealâ'nın dizaynı içerisinde, her ºeyin en güzel hüviyette olduğu bir muhteºem hüviyet var. Bütün sahâbe, Allah'a ruhlarını teslim etmiºler. Peki fizik vücutlarını, vechlerini teslim etmiºler mi? Elbette teslim etmiºler.

 


Iºte Al-i Imran 20. Allahû Tealâ buyuruyor:

 


3/AL-I IMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belag(belagu), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
Eğer seninle tartıºmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: "Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik." O kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: "Siz de (fizik vücudunuzu Allah'a) teslim ettiniz mi?"Eğerteslim ettilerse; o zaman (onlar), andolsun ki; hidayete ermiºlerdir. Eğer yüz çevirirlerse; o zamansanadüºen (görev), ancak tebliğdir. Allah kullarını Basîr'dir (görendir).

 


Sahâbe, nefslerini Allah'a teslim etmiºler mi? Teslim etmiºler. Allahû Tealâ Bakara Suresinin 136. âyet-i kerimesinde diyor ki:

 


2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya'kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilenlere, Ibrâhîm'e Ismail'e, Ishak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve Isa'ya verilenlere ve (diºer) nebîlere, Rab'leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayyrım yapmayız (fark gözetmeyiz). Zaten biz, O'na teslim olanlarız.

 


"Ey sahâbe! Onlara deyin ki: Zaten biz, O'na teslim olanlarız." Buradaki teslim, Bakara Suresinin 132. âyet-i kerimesinde geçen: "Siz ölmeyin önce Allah'a teslim olun, sonra ölün." âyet-i kerimesinin neticesi; yani sahâbe nefslerini de Allah'a teslim etmiºler.

 


2/BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya'kûb(ya'kûbu). Yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temût tunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ibrâhîm de bunu kendi oğullarına vasiyet etti. Yâkub da (o sıra oğullarına): "Ey oğullarım! Muhakkak ki; Allah bu dîni sizin için seçti. Artık siz ölmeyin ancak Allah'a teslim olarak (ölün)." dedi.

Peki sahâbe, iradelerini Allah'a teslim etmiº mi? Bütün sahâbe iradelerini de Allah'a teslim etmiºler ve bihakkın takvanın sahibi olmuºlar, irºad makamına tayin edilmiºler. Iºte Allahû Tealâ, iradenin teslimi ile alâkalı olan iºi, sahâbenin gerçekleºtirdiğini söylüyor: "fe lâ temût tunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).." "Siz ölmeyin." diyor Allahû Tealâ, arkasından da sahâbe için diyor ki: "Onlara deyin ki; biz muhakkak ki müslimun olanlarız. (Yani "Siz ölmeyin, önce Allah'a teslim olun, sonra ölün." sözünün gereğini yerine getirenleriz)."

 


Peki ne oluyor bir insan iradesini Allah'a teslim ederse? Allahû Tealâ onu, "Irºada memur ve mezun kılındın." cümlesiyle irºad makamına tayin ediyor. Sonuç itibariyle, bütün sahâbenin bu ºerefe erdiğini net olarak görüyoruz.

 


Allahû Tealâ Tövbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde diyor ki:

 


9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radyyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarıºanlardan ulûl'elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı iºgal edenler), onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden), bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe, irºad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu.) Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. Iºte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

 


Ister ensar olsun, ister muhacirîn, hepsine tâbî olunmu?. Âyet kesin. Tövbe Suresinin 100. âyet-i kerimesi. Öyleyse sahâbenin mürºid olduğunu bu âyet zaten tek baºına ispat ediyor; ama aynı zamanda bihakkın takvanın sahibi olduğunu da.

 


Sahâbe ondan sonra irºad makamına tayin olunduğu için, böyle bir sonuçla karºı karºıyayız. Bütün sahâbe Allah'a teslim olmuºlar. Bütün sahâbe Allah'a çağırıyorlardı, Allah'a teslim de olmuºlar.

 


Peki bütün sahâbe, 3. özelliğin de sahipleri miydi? Yani kötülüğe iyilikle mi mukabele ediyorlardı? Evet. Al-i Imran Suresinin 119. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ net ve açık olarak bu hususu ortaya koyuyor.

 


Konu ne? Kötülüğe iyilikle mukabele etmek.

 


3/AL-I IMRAN-119: Hâ entum ulâi tuhybbûnehum ve lâ yuhybbûnekum ve tû'minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
(Ey mü'minler)! Siz öyle kimselersiniz ki; onlar, sizi sevmedikleri halde siz, onları seversiniz ve siz Kitab'ın bütününe îmân edersiniz. Onlar, sizinle karºılaºtıkları zaman: "Îmân ettik." derler. Ama tenhada, kendi baºlarına kaldıkları zaman size olan öfkelerinden (dolayı), parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün." Hiç ºüphesiz Allah, sinelerde olanı bilir.

 


Kitab'ın bütününe îmân edenler; yani Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ'nın bahsettiği 7 safhaya da gerekli önemi verenler, 7 safhayı da yaºayanlar, Kur'ân'ın bütününü yaºayanlar. 14 asır evvel onlar Kur'ân'ın bütününü yaºadılar, bütün farzlarına riayet ettiler, bütün sünnetlerine de riayet ettiler Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in ve Islâm'ın 7 safhasını yaºadılar. 14 asır sonra bugün, yaºanmıyor.

 


Öyleyse tasavvuf nedir?

 


 

 


Tasavvuf, Hazreti Ibrâhîm'in hanif dînidir.

 


Hazreti Ibrâhîm, tam bir mutasavvıftı. O, hanif dîninin sahibiydi. Hanif dîni bir insanı nereden alır, nereye götürür? Hanif dîni bir insanı sıfırdan alır, önce o kiºi Allah'a ulaºmayı diler. Sonra? Mürºidine ulaºıp tâbî olur. Sonra? Ruhunu Allah'a ulaºtırıp teslim eder. Sonra? Fizik vücudunu Allah'a muhsin kılarak teslim eder.

 


Nefsini Allah'a ahsen kılarak teslim eder. Irºada ulaºır. Iradesini de Allah'a teslim eder ve mürºidlerden olur. Bütün sahâbe, bu vasıfların hepsine sahiptiler, 7 safhanın hepsini bihakkın yaºadılar. Öyleyse onlar Islâm'ın gerçek temsilcileriydi; Hazreti Ibrâhîm'in hanif dîninin gerçek temsilcileriydi.

 


Öyleyse Allahû Tealâ'yla olan iliºkilerimizde en güzeli yaºamak söz konusu mu? Elbette. Hangi ºartlar içinde? Sahâbenin yaºadığı ºartlar içinde. Onlar kanlı katiller iken, her biri her türlü zulmü iºlerken, kız çocuklarını diri diri mezara gömerken Allah'ın yoluna girerler ve girdikleri zaman hayatlarının tümü değiºir. Öyle bir dizaynla Allahû Tealâ onları olgunlaºtırır ki; birbirinin can düºmanı olan sahâbe, birbirinin can dostu olurlar.

 


Iºte Al-i Imran 103. Allahû Tealâ buyuruyor:

 


3/AL-I IMRAN-103: Va'tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni'metallâhi aleykum iz kuntum a'dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni'metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ ºefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve fırkalara aırılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; hani o zaman siz birbirinize düºman idiniz. (Sonra Allah), kalplerinizi uzlaºtırdı da O'nun bu ni'meti ile artık kardeºler oldunuz. Siz, ateºten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da (Allah), sizi ondan kurtardı. Allah, size âyetlerini böyle beyan ediyor ki; böylece hidayete eresiniz.

 


Bütün kabileler arasındakandavası vardı. Sonradan sahâbe olanlar, her kabiledekikandavasına iºtirak etmiºlerdi. Onlardan birilerini yabancı kabileler öldürmüºtü, onlar da yabancı kabilelerden birilerini öldürmüºtüler.

 


Öyleyse böyle bir dizaynda, Allah'ın sahâbenin kalplerini birbirine telif etmesi üzerine can dostları olduğunu görüyoruz. Sahâbenin özelliği neıdi? Kalplerinin telif edilmesinin arkasında ne vardı? Bütün sahâbenin Sıratı Mustakîm'in üzerinde olması vardı. Bir insanı ºeytanın kulu olmaktan kurtaracak olan ºey, Sıratı Mustakîm'in üzerinde olmaktır.

 


Tevhidin temelinde Sıratı Mustakîm vardır. Bütün sahâbe tevhid erleriydi. Tek Allah'a inanıyorlardı. Hanif dîninin, Islâm dîninin gerçek temsilcileriydiler. 1. özellikleri tek Allah'a inanmaktı. Bu bakımdan Allah'ın tekliği konusunda kesin olarak haniftiler.

 


Hanif dîninin 2. özelliği, tek bir toplum oluºturmaktı. Onu da bütün sahâbe gerçekleºtirmiºti. Bütün sahâbe Sıratı Mustakîm'in üzerindeydi; yani hanif fıtratının gereğini gerçek anlamda tahakkuk ettirmiºlerdi. Bütün sahâbe kendileri, Sıratı Mustakîm'in üzerinde oldukları gibi baºka insanları da Sıratı Mustakîm'e çağırıyorlardı ve hepsi mü'minlerdi.

 


ºimdi gelin bakalım Sebe Suresinin 20. âyet-i kerimesi ne diyor?

 


34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu'minîn(mu'minîne).
ºeytan, insanlar üzerindeki vaadini yerine getirdi. Mü'minlerden ibaret bir tek fırka hariç hepsi, iblise tâbî oldular.

 


Sahâbe soruyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: "Ey Allah'ın Resûl'ü, kaç fırka olacak?" "73" diyor. "Peki bunlardan gerçekten sadece bir tek fırka mı hak olacak?" "Evet" diyor. "Ey Allah'ın Resûl'ü, ismi ne bu fırkanın?" "Fırka-i Naciye" "Bu fırkadakilerin özellikleri ne?" Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: "Onlar da sizin ve benim gibi Sıratı Mustakîm'in üzerinde olanlardı." diyor. "Olanlar olacaklar."

 


Öyleyse kimmiº bu insanlar? Mü'minleri oluºturan bir tek fırka hariç bütün fırkalar ºeytana kul oldular. Buradan hareket edelim: Bütün fırkaların var olduğu ayrıca bir fırkayı da iºaret edildiği bir âyet var mı Kur'ân-ı Kerim'de? Var.

 


En'am 153. Allahû Tealâ buyuruyor:

 


6/EN'AM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (baºka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. Iºte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Böylece siz takva sahibi olursunuz.

 


Öyleyse sahâbeye bakıyoruz. Sahâbe Sıratı Mustakîm'in üzerindeydi. Önce Allah'a ulaºtıran Sıratı Mustakîm'in, sonra fizik vücutlarını Allah'a teslim eden Sıratı Mustakîm'in, sonra nefslerini Allahû Tealâ'ya teslim eden Sıratı Mustakîm'in, sonra iradelerini Allah'a teslimedenSıratı Mustakîm'in; dört Sıratı Mustakîm'in de üzerindeydi sahâbe.

 


Öyleyse onlar Sıratı Mustakîm'in üzerindeydiler. Onlar tevhidi tam anlamıyla tahakkuk ettirmiºlerdir. Sıratı Mustakîm'in üzerinde olduklarının kesin iºareti; Allah'ın kalplerini telif etmesiyle birbirlerinin can dostu olmayı baºarmaları. Can düºmanlarıyla can dostu haline gelmiºlerdi.

 


Ne diyordu Allahû Tealâ Fussilet 34'te? "Sen seyyiati hasenatla önle. Hiç seyyiatle hasenat bir olur mu?" Bütün sahâbe seyyiati hasenatla önlemiºlerdi. Diºerlerinin can düºmanı olan sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî olduktan sonra can dostları oldular ve düºmana karºı el ele, gönül gönüle savaº verdiler.

 


Tasavvuf nedir? Tasavvuf, Allah'a teslim olmaktır. Hanif dîni nedir? Hanif dîni, Allah'a teslim olmaktır. Islâm dîni nedir? Islâm dîni, Allah'a teslim olmaktır. Öyleyse ºunu herºeyden evvel bilelim, yerli yerine oturtalım ki; kâinatta 1'den fazla dîn, hiç olmamıºtır. Allah'a göre sadece bir tek dîn vardır, ona Allahû Tealâ "Hazreti Ibrâhîm'in hanif dîni" diyor, "Babanız Ibrâhîm'in hanif dîni" diyor.

 


Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e diyor ki: "Sanahanif olanı vahyettik, sen de onu yerine getirdin." Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: "Sen hanifsin (diyor) kendini hanif olarak dîne doğrult." diyor ve Allahû Tealâ diyor ki: "Allah sadece bir tek dînin sahibidir, ondan baºka bir dîn yoktur, o dîn hanif dînidir ve o dînin Arapça adı Islâm'dır.Sanabu Kitab'ı Arapça olarak indirdik." diyor "Kur'ânün Arabiyye". "Sanabu dîni Arapça olarak indirdik ve bu Kur'ân'daki Arapça dînin adı Islâm'dır, Allah'a teslim olma dînidir ve bu Hazreti Ibrâhîm'in hanif dînidir." diyor Allahû Tealâ. "Hazreti Nuh'a, Hazreti Ibrâhîm'e, Hazreti Musa'ya, Hazreti Isa'ya tatbik ettiğimiz ºeriatı,sanada ºeriat olarak emrettik, vahyettik." diyor.

 


Bütün nebîlerin ºeriatının aynı olduğunu söylüyor Allahû Tealâ. Öyleyse son Nebî Hazretleri Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz ve ona tâbî olan sahâbe, Hazreti Ibrâhîm'in hanif dînini; yani tasavvufu yaºadılar.

 


Nereye götürür Islâm dîni, hanif dîni ve tasavvuf? Insanları nereden alır? Nereye götürür? Allah'a ulaºma dileğiyle bir macera baºlar. Güzelliklerin en güzeli baºlar. Bunun baºlaması için Allahû Tealâ tarafından seçilmiº olmak gerekir. Bütün sahâbe seçilmiºti.

 


Ne diyor Allahû Tealâ ºura Suresinin 13. âyet-i kerimesinde?

 



42/ºURA-13: ºerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muºrikîne mâ ted'ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeºâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
"Dîni ikame edin ve fırkalara ayrılmayın." diye dîn olarak Nuh'a vasiyet ettiğimizi,sanavahyettiğimizi, Ibrâhîm'e, Musa'ya ve Isa'ya vasiyet ettiğimizi, sizin için de (Allah) ºeriat kıldı. Müºriklere, kendilerini davet ettiğin ºey (Allah'a davet ve tek Allah'a inanmak) ağır geldi. Allah, kimi dilerse onu Kendisine seçer ve Kendisine yöneleni, O'na (Kendisine) ulaºtırır.

 


"Allah kullarından dilediğini Kendisine seçer, seçtiklerinden kim Allah'a yönelirse onu, Kendisine ulaºtırır." diyor. Öyleyse bütün sahâbe, Allahû Tealâ tarafından seçilmiº miydi? Evet. Hepsi seçilmiºti. Peki bütün sahâbe Allah'a yöneldiler mi? Hepsi Allah'a ulaºmayı diledi, hepsi Allah'a yöneldi.

 


Allah'a yönelmek nasıl bir ifade? ALLAH'A ULAºMAYI DILEMEK. Kim Allah'a ulaºmayı dilerse, o Allah'a yönelmiºtir. Allahû Tealâ onu mutlaka mürºidine ulaºtıracaktır, mutlaka ruhunu Kendi Zat'ına ulaºtıracaktır. Iºte bütün sahâbeye bakıyoruz. Hepsi aynı dizaynda. Ruhlarını hepsi Allah'a ulaºtırmıºlar.

 


Zümer 18'de gördük ki; hepsi ruhlarını Allah'a ulaºtırmıºlardı. Öyleyse Rad Suresinin 20, 21, 22. âyetleri ne söylüyor bakalım:

 


13/RAD-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah'ın ahdini (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederek) ifa ederler (yerine getirirler). Ve misaklerini (Allah'a, bu 4 emaneti teslim etme konusundaki, kesin sözlerini) bozmazlar.

 


13/RAD-21: Vellezîne yasylûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahºevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb (hisâbi).
Ve onlar, Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaºtırılmasını emrettiği ºeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaºtırırlar. Ve Rab'lerine karºı huºû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

 


13/RAD-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).

 


Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaºmayı, Allah'ın Zat'ını görmeyi) isteyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız ºeylerden gizli ve açıkça infâk edenler. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. Iºte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

 


Bütün sahâbe, Allah'a ruhlarını ulaºtırmıºlar. Hepsi önce, Allah'a ulaºmayı dilemiº. Iºte tasavvufun, iºte hanif dîninin, Islâm dîninin birinci noktası: ALLAH'A ULAºMAYI DILEMEK. Bu bir iºaret. Bu, olmazsa olmaz ºartıdır. Olmazsa olmaz! Kim Allah'a ulaºmayı dilemezse, o kiºinin kurtuluºu mümkün değildir.

 


Bütün sahâbe hidayete ermiºler; hidayete erenlerin hepsi de Allah'a ulaºmayı dileyenlerdir, Rad Suresinin 20, 21 ve 22. âyetleri gereğince. Öyleyse bütün sahâbe Allah'a ulaºmayı dilediler. Tasavvufun temel kaidesi, cennetin anahtarı, Allah'a ulaºmayı dilemek.

 


Bütün sahâbe Allah'a ulaºmayı dilemiºler, tasavvufun 7 safhasından birincisini hepsi yaºamıº. Ikincisini yaºamıºlar mı? Yani 10 tane ihsan alarak mürºidlerine ulaºmıºlar, ona tâbî olmuºlar mı? Hem de kâinatın en büyük mürºidine; Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî olmuºlar. Hepsi mi? Istisnasız hepsi, hepsi tâbî olmuºlar.

 


Öyleyse neyle karºı karºıyayız? ºunu görüyoruz ki; bütün sahâbe kâinatın en büyük mürºidine tâbî oldular: Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V)'e, Peygamber Efendimiz'e. Öyleyse böyle bir durumda, onlar kendilerine düºen görevi gerçekleºtirdiler. Tâbî oldular ve Sıratı Mustakîm'in üzerinde oldular.

 


En'am Suresinin 153. âyet-i kerimesinde:

 


6/EN'AM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (baºka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. Iºte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Böylece siz takva sahibi olursunuz.

 


Bu âyet-i kerimenin tabiî sonucu olarak bütün sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî oldular. Bu tâbiiyet standartlarında onlar için söz konusu olan, iºte daha öteye geçmekti. Tâbî oldukları zaman muhtevaya baktığımızda; daha öteye geçmenin, ruhu Allah'a ulaºtırmak olduğunu görüyoruz.

 


Ne oluyor? Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî oluyorlar. Allah kalplerinin mührünü açıyor, kalplerinin içindeki küfür kelimesini alıp, yerine îmân kelimesini yazıyor. Devrin Imamı'nın; Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in ruhunu, baºlarının üzerine getirip yerleºtiriyor. Bütün günahlarını sevaba çeviriyor sahâbenin. Ruhlarını Allah'a doğru yola çıkarıyor. Nefsleri tezkiye olmaya baºlıyor. Fizik vücutları da ºeytana kul olmaktan kurtulmaya ve Allah'a kul olmaya baºlıyor.

 


Öyleyse Allah'a kul olmak... Birinci yeminimiz ruhumuzla alâkalı. Ruhumuzu ölmeden evvel Allah'a ulaºtıracağımıza dair misak vermiºiz Allahû Tealâ'ya. 12 defa üzerimize farz. Peki sonra? Yeminimiz var; nefsimizi tezkiye ve tasfiye edeceğiz. Nefsimizde hiçbir afet bırakmayana kadar bir savaº vereceğiz nefsimizin afetleriyle. Resûl yoluyla daimî zikre ulaºmak mecburiyetindeyiz. Daimî zikir üzerimize farz kılınmı?.

 


Nisa 103'te Allahû Tealâ diyor ki:

 


4/NISA-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma'nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu'minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah'ı hep zikredin! Güvenliğe kavuºtuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü'minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiº bir farz olmuºtur.

 


Bütün sahâbe, daimî zikrin sahipleriydi. Iºte Zümer 18'de Allahû Tealâ hepsinin ulûl'elbab olduğunu, daimî zikrin sahibi olduklarını söylüyor ki; ulûl'elbab olmak demek, ihlâs sahibi olmak demektir.

 


Tüm sahâbe nefslerini de Allah'a teslim etmiºlerdi. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî olduktan sonra, Allah'a doğru yola çıktılar. Seyr-i sülûk baºladı sahâbe için. Hepsinin ruhlarını Allah'a ulaºtırdıklarını görüyoruz. Hepsinin önce nefslerini tezkiye ettiklerini görüyoruz ve ruhlarını Allahû Tealâ'ya ulaºtırınca, Sıratı Mustakîm üzerinde ruhun yaptığı yolculuk sona erdi.

 


Nefs gene rehine olarak kaldı; ama fizik vücudu Allah'a teslim etmek için gayretle çalıºmaya baºladı sahâbe. Ve bütün sahâbenin fizik vücutlarını da Allah'a teslim ettiklerini görüyoruz, Al-i Imran Suresinin 20. âyet-i kerimesine göre. Öyleyse sahâbe en güzel standartlardaydı. Adım adım hanif dîninin hedef gösterdiği noktalara doğru hareket halindeler. Ruhlarını Allah'a ulaºtırıp teslim etmiºler mi? Etmiºler. Neden sonra? Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbiiyetten sonra.

 


Fetih Suresinin 10. âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ diyor ki:

 


48/FETIH-10: Innellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihi), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu'tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki; onlar,sanabiat ettikleri zaman Allah'a biat etmiº oldular. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiº olduğundan) Allah'ın eli vardı. Kim (derecesini nâkısa) düºürürse, muhakkak ki o, nefsi sebebiyle (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için) derecesini nâkısa düºürmüºtür. Kim de Allah'a olan ahdlerini (yeminini, misakini ve ahdini) yerine getirirse, ona büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

 


Aslında herºey öylesine güzel ki; bu muhteºem güzellikleri yaºamak varken bir inat uğruna, insanların Allah'ın bütün hakikatlerini reddetmeleri, gerçekten ibretle seyredilecek olan bir tablo ve içimizi hüzün kaplıyor. Bu insanlar kurtulamazlar. Kur'ân'a göre kurtulmaları mümkün değil. Onları kurtarmak üzere yaptığımız bunca gayretin neticesiz kaldığını görmenin hüznünü yaºıyoruz. Kur'ân ne söylemiºse, ºu anda sahâbeyi tanımayanlar onları iddia ediyorlar; ama bütün sahâbenin bu hedeflerin hepsine, 12'den vurarak ulaºtığını söylüyor Kur'ân-ı Kerim.

 


Herºey en güzel standartlarda vücut bulmuº. Sahâbe bir sulh ve sukûn ortamına ulaºmı?. Hem cennet, hem dünya saadetinin sahibi olmuº. Tasavvuftan murad olunan ºeyle Islâm'dan murad olunan ºey, hanif dîninden murad olunan ºey aynı; sadece Allah'a teslim olmak. Neyiniz varsa teslim edeceksiniz. Ruhunuzu, fizik vücudunuzu, nefsinizi ve iradenizi.

 


Bütün sahâbe bunların hepsini gerçekleºtirmiºler. Bihakkın takvanın sahibi olmuºlar. Öyleyse her ºeyin en güzel olduğu bir dizayn söz konusu ve böyle bir dizaynda sahâbeyi görüyoruz. Irºad makamının sahibi oldukları, ayrı ayrı birçok açıdan kesin ºekilde belli.

 


Kur'ân'da hangi irºad tarifi varsa, mürºidin hangi açıdan tarifi varsa, hepsine sahâbe uyum gösteriyor. Hepsi daimî zikrin sahipleri. Hepsi hikmet sahibi. Hepsi iradelerini de Allah'a teslim etmiºler. Hepsi Ilm'el yakînin, Ayn'el yakînin ve Hakk'ul yakînin sahipleri. Bu noktaya ulaºmadan evvel hepsi irºada ulaºmıºlar. Ulaºmıºlar mı? Iºte Hucurat Suresinin 7. âyet-i kerimesi.

 


Hucurat 7. Allahû Tealâ buyuruyor:

 


49/HUCURAT-7: Va'lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri leanittum, ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel ısyân(ısyâne), ulâike humur râºidûn(râºidûne).
Bilin ki, içinizde Allah'ın resûlü var. ºâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları îmân kelimesinin etrafında toplaıarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size; küfrü, fıskı ve isyanı kerih gösterdi. Iºte onlar, irºada ulaºanlardır.

 


Onlar sahâbeydi. Her ºeylerini Allah için ortaya koydular. Zengin mi oldular? Hayır. Mutlu mu oldular? Çok. Gerçek dünya saadetini onlar yaºadılar. Hayatlarının her gününü, baºka arkadaºlarına yardımla geçirdiler. Hepsi baºkası için yaºadı. Hepsi için baºkasının hayatı, kendi hayatından daha azizdi, daha kıymetliydi.

 


Iºte son nefeslerindeki tabloya beraberce bakalım. Hazreti Ömer elindeki su kabıyla, matarayla dolaºıyor. Savaºtan sonra ºehit olmak üzere olan sahâbeden acaba kime bir damlacık su verebilirim diye, bir yudum su verebilirim diye. Tam o sırada bir sahâbe sesleniyor: "Ya Ömer su!" diyor. Hazreti Ömer hemen ona doğru koºuyor, suyu uzatıyor. Tam o sırada ikinci bir sahâbe: "Ya Ömer su!" diye sesleniyor. O matarayı götürdüğü, teslim etmek üzere olduğu sahâbe diyor ki: "Ya Ömer, onun benden daha çok ihtiyacı var, suyu ona ver." Hazreti Ömer koºarak ikinciye gidiyor, tam uzatıyor matarayı. Bir üçüncü sahâbe su istiyor. Ikinci sahâbe de aynı ºeyi söylüyor. "Ya Ömer, onun benden daha çok ihtiyacı var, suyu ona ver."

 


Hazreti Ömer, talebi kabul ediyor. Koºarak gidiyor üçüncüye; ama üçüncü ºehit olmuº, suyu veremiyor. Bunun üzerine ikinciye koºuyor, ona da yetiºemiyor. Birinciye koºuyor, ona da yetiºemiyor. Bir insanın son nefesinde, kâinattaki her ºeyden daha kıymetli olan ºey; bir yudum sudur. ºehit olmak üzere olan 3 sahâbenin üçü de suya hasret gidiyorlar; ama baºkalarının mutluluğu için. Baºkalarını kendilerinden azîz bildikleri için. Kendilerini ikinci plana almayı baºardıkları için.

 


Onlar sahâbeydi. Destanlar yazdılar, savaºlar kazandılar, kovuldukları, kaçmak mecburiyetinde oldukları Mekke'yi dönüp fethettiler. Onlar sahâbeydi. Hepsi Allah'ın irºad makamının sahibi olmayı baºardılar. Iºte böylesine bir hayat yaºadılar. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in etrafında etten, kemikten, çelikten bir kale gibiydiler. Tasavvufu yaºadılar Hazreti Ibrâhîm'in hanif dînini. Yani Islâm'y yaºadılar. Üçü de aynı hüviyettedir. Tasavvuf, Hazreti Ibrâhîm'in hanif dîni ve Islâm... Bu üç faktörün hiçbir noktasında birbirinden bir fark göremezsiniz. Hepsi Hazreti Ibrâhîm'in hanif dînidir, hepsi Islâm'dır, hepsi tasavvuftur.

 

''Kızıl elmada buluşalım''


Temmuz 19, 2008, 12:03:11 ÖS
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Kendisine çok saygı duyduğum. Yolunu izlediğim bir şahsiyetin sohbeti.

“Bütün dünyayı sevgi boyutundan gözleyin diyorum. Bütün dünyaya sevginin gözlükleriyle, hatta sevginin dürbünüyle, hatta  sevginin teleskopuyla bakın. Sizi siz yapacak olan , Allah’ın sevgilisi kılacak olan şey;  sizin başkalarına verdiğiniz, verebildiğiniz sevgidir sadece. Sakın birbirinizden nefret etmeyin. Sakın başkaları size yanlış davrandılar diye  onlardan intikam almaya kalkmayın. Sakın sevginizi azaltacak olan bir davranışın içinde olmayın; velev başkaları size karşı  öyle davransalar bile.

Diyelim ki, bir kardeşiniz size bir haksızlık yaptı, sakın ona karşı sevginizi azaltmayın. Onu kaybetmek istemiyorsanız bunu yapmayın. Zaten yaptığınız zaman kaybeden o olmaz, siz olursunuz.

 Sevginiz azaldıkça Allah’ın katında devamlı deracat kaybedersiniz. Başkaları size yanlış davrandığı zaman yapmanız lazım gelen şey, sevginizi ona hissettirmektir. Yapmanız lazım gelen şey; onun kalbini kırmadan ona sevgiyi aşılamaktır.

Kıskançlık, fesat , intikam, nefret , bunlar şeytanın karşısındaki şeytanın kaleleridir. Size hiç hissettirmeden sinsi sinsi yaklaşır ve başkalarından nefret etmenizi sağlamaya çalışır. En ufak bir hata yapan insan için olmadık şeyleri kalbinize fısıldayan hep o iblistir.

Bizimle tartışmalarda bulunan insanlara dikkatle bakın. Neden bize bu kadar kızıyorlar ve neden biz onlara hiç kızmıyoruz. Bu dikkatinizi çekmiş olmalı. İşte taraflardan birinde bizim can evimizde yalnız sevgi var , onları da severiz. Hiç birisi bize düşmanlık yaptı diye bizim düşmanımız olmaz, biz onları düşman kabul etmeyiz. Düşman olmaları da zaten mümkün değil bize. Çünkü biz onların da Allah’ın yoluna girmesinden başka onlardan hiçbir talebimiz yoktur. Allah’ın yoluna girerlerse ne olur? Mutlu olurlar. Biz de onara ne kadar mutluluk verebilirsek  o kadar mutlu oluruz. Öyleyse biz de onlar gibi onlara düşman olsak  ne olur? Kaybeden biz oluruz, onların seviyesine ineriz. Ama Allahu teala buna hiçbir zaman müsaade vermediği gibi bizim kalp yapımızı öyle bir değiştirir ki, orada nefretten eser kalmaz.

 Bir insan düşünün sizi öldürmeye kararlı,  defaatle denemiş, bunu da yakından biliyorsunuz. Ona da kızamazsınız. Öyle bir noktaya ulaşacaksınız ki; kızamazsınız , öfkelenemezsiniz, ondan nefret edemezsiniz.. Allahu Teala sadece size kötülük yapmak isteyen  insanlara karşı sizde acıma duygusu uyandırır, onlara da sevgiyle bakarsınız. Aynı sevgi potasında hem en kötü insanı, hem  en iyi insanı bulundurursunuz. Unutmayın. Sizin de sevginiz en az sevgiden en çok sevgiye kadar artar. İşte bu en az sevgiden en çok sevgiye kadar uzanan spektrumun bir alt boyutunda nefreti hissediyorsanız orada durun. Siz o zaman henüz Allah’ın adamı değilsiniz. Allah’ın kadını değilsiniz.

Sevgi… O dünyada  nefrete yer yoktur. O dünyada kavgaya yer yoktur. İnsanlar sadece bu sevgi boyutundan cevap alırlar, kendi kurtuluşları için.  Eğer Allahu Teala bazen o insanlar için , onların ders almaları istikametinde , Allah’ın üst seviye evliyalarına , mürşitlerine bir şeyler söylüyorsa , söyletiyorsa , ve  bu söylenenler onları kızdırıyorsa aslında söylenenler onları kızdırmak için söylenmemiştir. Sadece onları Allah’ın yoluna davet etmek için Allah’ın güzelliklerini      onlara öğretebilmek için, onları da kurtarabilmek için söylenmiştir..

Dikkat edin ki, öyle bir boyutta yaşıyor dünya ,öyle bir boyutta yaşıyor ki; din adamları insanlara öğrettikleri şeylerle  onları kurtarmaları hiçbir şekilde mümkün değil, kendilerini de. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, din öğretenler de kurtulamazlar, onlardan din  öğrenenler de kurtulamazlar. Hepsinin gideceği yer ne yazık ki cehennemdir. Eğer siz sevgiyle yoğrulmuş olsaydınız ve bütün din adamlarının insanlara , onları sadece cehenneme götürecek şeyleri öğrettiklerini , hiç birinin kurtulmasının mümkün olmadığını bilmiş olsaydınız , onlar için sadece üzülür , onlar için ızdırap duyar  ve onların da kurtuluşu  ulaşmaları için elinizden gelen her şeyi yapmaya  hazır olurdunuz. 

İşte öyle bir güne ulaşacaksınız ki , siz sadece  başkalarına verebildiğiniz mutluluk kadar mutlu olacaksınız. Öyle bir güne ulaşacaksınız ki, size ait hiçbir şey olmadığını , sahip olduğunuz her şeyin aslında Allah’ın olduğunu ve onları başkaları için harcamak gereğini duyacaksınız. İşte sevginin bu boyutuna dikkatle bakın. Üç safhadan bahsediyorum sizlere; birinci safhada siz varsınız , başka insanlar var  ve Allah var.  Ne kadar sürer bu? Ne kadar süre başkalarının  size yaptığı davranışlarda , sizi üzen, sizi nefrete götüren bir şeyler hissediyorsanız o kadar sürer. Bir gün onlar hakkında nefret duymamaya başlayacaksınız. Sadece size kötülük yapanlara acıyabileceksiniz. Onların da kurtulmasını talep edeceksiniz. İşte ne zaman bunu hissedebilirseniz , Yani onların yaptığı hiçbir şey sizin üzerinizde onlara karşı negatif bir tesir uyandırmadığı bir noktaya ulaşabilirseniz , size yapılan bütün kötülüklere rağmen  onları sevebilirseniz , gene en büyük talebiniz onların da kurtulması olursa , o zaman artık onlar yok ; siz varsınız ve sadece Allah var.

Acaba ne demek istediğimi anladınız mı ? Öyle bir dünyadan bahsediyorum ki,  o dünyada size kötülük yapan kim olursa olsun , onlara karşı öfke duyamazsınız, kin duyamazsınız , nefret duyamazsınız . Duyabileceğiniz şey sadece sevgidir. Ve onların sizin ulaştığınız o güzel yerlere ulaşamamaları sebebiyle onlara sadece acıyabilirsiniz.. Onların size karşı olan davranışları ne olursa olsun, artık sizin üzerinizde negatif tesir oluşturması mümkün olmayan  bir limandaysanız  o zaman artık onlar yok. Orada siz varsınız ve Allah var. İşte ulaşmanız lazım gelen son merhale bu. Sadece her devirde zamanın halifesi –ki aynı zamanda huzur namazının imamıdır- O üçüncü noktaya ulaşacaktır. Üçüncü noktada kendisi de yoktur. Sadece Allah vardır. Yani onun iradesi bağlanmış, birinci pozisyon; iradesi ref edilmiş; ikinci pozisyon, tasarruf altına alınmış; üçüncü pozisyon. Tasarruf altına alındığından itibaren kendisi artık yoktur.  Sadece Allah vardır. İşte bu insan sevginin bütününün sahibidir. Allahu Tealanın yer  yüzündeki temsilcisidir. O’nun vekilidir. Bu açıdan vekilidir. Sevgi açısından.

Bütün hasletlerin ruhunuzun bütün hasletlerinin başında sevgi gelir. İşte bu sevgiyi en üst boyutlarda yaşadığınız yer burasıdır. O noktaya dikkatle bakın; o nokta tasarruf noktasıdır. İşte Allahu Teala onlardan bahsediyor. “Sizin için bir sorumluluk yoktur davranışlarınızda. Çünkü siz seçim hakkının sahibi değilsiniz. Ne söylerseniz biz söyletiriz. Ne yaparsanız biz yaptırırız. Ne söylerseniz siz söylemezsiniz. Onları söyleten Biz’iz. Ne yaparsanız siz yapmazsınız onları yaptıran Biz’iz” der, Allahu Teala. Ve görürsünüz ki gerçekten iradi yapınızın Allah’ın karşısında şu kadarcık bir değeri yoktur.  Siz sevginin en üstünüyle ona yüzde yüz köle olmayı başarmış olursunuz.

(Efendimiz Buradan İtibaren Gözyaşıyla Sürdürüyor Sözlerini..)

       Hepiniz Allah’a köle olun! Onun sevgisinin içinde kaybolun..!Bunu yaşayın..Sevgiyi Yaşayın…Sizi sonsuz saadetlere götürecek olan şey ;  sizin geminizin  yelkenini şişirecek olan tesir; en üst boyutlarda sadece sevgi rüzgarıdır. her şeyin yerini sevgi almalı. Bütün güzelliklerin sevginin arkasında saklandığını hiç unutmayın. Ve bileceksiniz ki, siz Allah’ı ne kadar severseniz  Allah  sizi sizin sevdiğinizin binlerce katı fazla sever, sevginiz arttıkça O’nun da size olan sevgisi aynı oranlarda artar. Yani sizin sevginizin binlerce katı oranında artar.

        Öyle bir güne geleceksiniz ki , sevgiden başka hiçbir şey kalmayacak. Bütün diğer hasletlerinizin  renkleri sevginin rengine dönüşecek ve sadece onun ışığında göreceksiniz. Onun ışığında konuşacaksınız. Onun ışığında yaşayacaksınız. İşte bunun adı mutlak sevgidir. Hepinizin o mutlak sevgiye ulaşmasını yüce rabbimizden dileyerek sözlerimi tamamlıyorum..

 

Allah Hepinizden  Razı Olsun..

''Kızıl elmada buluşalım''


Temmuz 19, 2008, 12:06:46 ÖS
Yanıtla #7
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

''Kızıl elmada buluşalım''


Temmuz 19, 2008, 12:13:57 ÖS
Yanıtla #8
  • Ziyaretçi

Okuyun isterseniz.

Paylaşımınız için teşekkürler.Şu saygı duyduğunuz kişi Fethullah Gülen midir? Yazıda ki şu "sözlerini gözyaşları ile sürdürüyor" bölümünü okuyunca bu kanıya vardım. :)


Temmuz 19, 2008, 12:15:14 ÖS
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Yok hayır Feytullah Gülen değil.
''Kızıl elmada buluşalım''


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
Antisemitizmin Yüzü

Başlatan shemuel « 1 2 ... 6 7 » Yahudiler

64 Yanıt
22658 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 11, 2013, 11:33:52 ÖS
Gönderen: Melina
İTTİHAD-I İSLAM (İSLAM BİRLİĞİ)

Başlatan LuckyEye « 1 2 ... 11 12 » Islam

118 Yanıt
36258 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 18, 2009, 04:46:32 ÖS
Gönderen: ceycet
7 Yanıt
19636 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 13, 2007, 01:01:06 ÖS
Gönderen: Supeluta
Plato-Aydınlık

Başlatan blossom Felsefe

3 Yanıt
1823 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 12, 2008, 08:56:47 ÖS
Gönderen: blossom
İslam ın Karanlık Yüzü

Başlatan DarkSide « 1 2 ... 23 24 » Islam

235 Yanıt
78745 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 26, 2015, 05:49:22 ÖS
Gönderen: Alşah
11 Yanıt
10461 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 28, 2008, 10:38:55 ÖS
Gönderen: BILGI
0 Yanıt
2173 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 09, 2009, 04:48:14 ÖS
Gönderen: karahan
0 Yanıt
2516 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 22, 2009, 03:12:32 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
5873 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 30, 2013, 01:49:45 ÖS
Gönderen: hypatia
1 Yanıt
1078 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 26, 2014, 06:05:29 ÖS
Gönderen: ZAKABUNYA