Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Inanç Nedir?  (Okunma sayısı 8029 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 18, 2008, 12:07:48 ÖS
  • Ziyaretçi


İnanç,

insana,insan olma özelliğini kazandıran temel yapı taşlarından bir tanesidir.

İnanç sadece insana özgü bir olgudur.Yeryüzünde inanca sahip tek canlı türü insandır.

Hayvanların veya diğer canlıların bir inancı yoktur.

 

İnanç,bazı çevrelerin dile getirdiği gibi korkularımızın ve yok olmama arzularımızın ortaya çıkardığı bir olgu değildir.Yani inanç,korku,arzu ve bilinmezliğin ortaya çıkardığı bir olgu değildir.Ancak bu unsurlar inancımızı tetikleyen unsurlardır.

 

Her çeşit korku inancımızı tetikler.

Yok olmama arzusu,hayatta kalma güdüsü inancımızı tetikler.

Hayatta kontrol edemediğimiz (kontrolümüz dışında gelişen) olaylar inancımızı tetikler.

 

İnancın belirgin bir şekilde görünebilmesindeki diğer bir etken,"fikir"dir.

İnsanlar fikir üretebilen canlılardır.Hayvanlar veya diğer canlılar fikir üretemezler.

İnsanlar çevrelerinde kendi kontrolü dışında olaylar geliştiğinde,kendi zayıflıklarının ve çaresizliklerinin farkına varırlar.

 

Bir çok ani değişiklik bilinçaltımızda mevcut olan inanç patlamasına neden olur.

Çocukluğumda,kalabalık bir ortamda bir deprem olayı yaşamıştım.Büyük binaların zangır zangır sallandığı bir anda,çevremde duyduğum tek kelime Allah’tı.Bu,korkunun bir ifadesiydi.

 

Yeryüzünde inancı ve kadercilik anlayışını tetikleyen ucu açık bir çok noktalar vardır.Depremler,doğal afetler (kuraklık,sel baskını,kasırga vs),gökyüzü hareketlerinin belli bir mantığının olmaması,dünyamız dışında (uzayda) gelişen olaylar vs.

 

İnanç olgusu,insanoğlunun değişmez bir gerçeğidir.Ancak inanılan şey için aynı ifadeyi kullanamayız.İnanılan şey için,yanlış,doğru veya gerçeğe yakın ifadelerini kullanırız.Zaman içerisinde inanılan şeyin hangisinin yanlış,hangisinin doğru,hangisinin gerçeğe yakın olduğu ortaya çıkar.

 

Günümüz dünyasında inancı tetikleyen-aynı zamanda sorgulayan-faktörlere bir yenisi daha eklenmiştir.Bu da "bilgi"dir.Ancak gelecekte yeni bir yol ayrımı bizleri bekliyor.Gerçek veya gerçeğe yakın olan bilgiye mi inanç,yoksa gerçeğe yakın olan-varlığının delilleri her yerde olan-ilahi Yaratıcı’ya mı?





Ağustos 18, 2008, 02:10:55 ÖS
Yanıtla #1

Cok guzel bir paylasim olmus Sevgili Bugfree; bana gore İnanc, Kisinin temel tasidir. İnancini kaybetmeden bu dunyada yasayarak butun gucunle hayata karsi ayakta kalabilecek gucunu veren tek kaynaktir. Sahsen kendi yasamimin temelini bu yonde olusturdugumdan olacak ki yuzyillardir suregelen Toplumlar bile İnanctan ayri dusulememis olup belirli bir İnanc dogrultusunda hareket etmislerdir ki bana gore de varliklarinin devamini saglayan yegane temel nitelik olarak adlandiriyorum belki de soyledigin temel yapi taslarini arzetmektedir.

 alinti:

Hayvanların veya diğer canlıların bir inancı yoktur.

Bundan emin misin :) 

Neden boyle bir ibare kullandim? Cunku Evrende hersey degiskenlik ve donusum yasasina bagimli kilindigindan bazi zamanlar bitki ya da hayvan formunda olan bir Canli rahatlikla baska bir zaman İnsan formu seklinde aramizda yasayabilir. Belki de gunun birinde İnsanin biri onu hayvan olarak kucumsemis sonra İnsan olunca da evrimlesmesiyle beraber kendisini o anlik hayvan olarak asagilayan kisiden daha ust bir konuma gelmistir. İlahi Adaletin İsleyis Sistemine gore ;)
« Son Düzenleme: Ağustos 18, 2008, 02:15:45 ÖS Gönderen: Sevil »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ağustos 18, 2008, 02:14:16 ÖS
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

:) galiba sen emin değilsin yada farklı bi tezin war bu konuda ama ben eminim inanc insanlığı verilmisdir zaten aksi durum olsa idi sence daha farklı olmaz mıydı? akıl mantık zeka gibi?


Ağustos 18, 2008, 02:16:43 ÖS
Yanıtla #3

:) galiba sen emin değilsin yada farklı bi tezin war bu konuda ama ben eminim inanc insanlığı verilmisdir zaten aksi durum olsa idi sence daha farklı olmaz mıydı? akıl mantık zeka gibi?

Cok dogru :) ki bu yuzden sonraya biraktigim aciklamami msjimin devaminda belirtme ihtiyacini hemen duydum, bana bunu soyleyecegini tahmin ederek.. 
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ağustos 18, 2008, 02:21:51 ÖS
Yanıtla #4
  • Ziyaretçi

aslında konu geniş olarak tutmak lazım ki üstünde daha cok şeyler söylenebilir.evrim aslında biliyormusun buda tartısılması gereken bi konu bence ilginc de olur ama sanırım pek ilgi cekmiyor:)


Ağustos 18, 2008, 02:25:59 ÖS
Yanıtla #5

aslında konu geniş olarak tutmak lazım ki üstünde daha cok şeyler söylenebilir.evrim aslında biliyormusun buda tartısılması gereken bi konu bence ilginc de olur ama sanırım pek ilgi cekmiyor:)

Yanlis! Sorun ilgi cekip cekilmedigi degil, Evrimin gercek yuzunun ortaya cikarilmasi adina fikir paydasliginin olmasindan yanayim. Buyrun lutfen :) Siz baslayin ben size eslik edeyim.
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ağustos 18, 2008, 02:36:12 ÖS
Yanıtla #6
  • Ziyaretçi

biliyorsun ki evrim kuramı insan aklının önemli başarılarından bitanesidir yada belkide en önemlisidir. evrim kuramı sayesinde madde nin 13.7 milyar yıllık serüvenin de arada hiç boşluk kalmayacak şekilde değişimi gözliye biliyor ve anlıyoruz.1980 de bilimsel bi temele oturturulmustur kuram fakat o yıllarda ve günümüzde cok eleştiriler maruz kalınmıstır.aslında hani diyoruz ya bilgi kirliği işte burda daha çok göze batıyor.bilim dısı ve baştan sonra safsatalar ile dolu yalanlar ve çarpıtmalar kafa karısıklığı yaratılmak ve bir boşluk oluşturulmak istenmektedir.bence bilimden yana insanların bişeyler ypması
gerekmektedir .hurafe toplumundan cıkabilmenin yolunun duyarlı ve bilimin yol göstericiliğine  inanmıs insanların ortak cabaları ile gerçekleştirilceğini düşünüyorum.


Ağustos 18, 2008, 02:40:43 ÖS
Yanıtla #7

hurafe toplumundan cıkabilmenin yolunun duyarlı ve bilimin yol göstericiliğine  inanmıs insanların ortak cabaları ile gerçekleştirilceğini düşünüyorum.

Aynen ve kesinlikle katiliyorum. Ki bu yolda belirli olgunluga erismis İnsanlarim dunyanin her tarafinda bilimsel ya da farkli metodlar adi altinda onemli calismalari bulunmakta ve bunlar itibariyle de Toplumlarin ki ozellikle bahsettiginiz ozellikteli insanlardan olusmus toplumlarin ne sekilde bir degisime tabi tutulacagi henuz aklimca mantigim almasa da sonucta bir sekilde butun toplumlar ayni seviyeye getirilecektir. Cunku ileri ve geri ya da karma toplumlarin dunyasal bazda dusunecek olursak hala bilinc ve evrim farkliliklarindan olusmus olan İnsan ayrimlarinin bir yerde son bulmasi gerektigine inaniyorum.

Yani hepimiz Bilinc ve Evrim yonunden ayni ve esit duzeye getirilmeye calisiliyoruz. 

Evrimin Temel Cikis Noktasi nedir? Evrenin Kaynagi nedir? Evrimin Temel Mantigi Nedir? Evrimin ve Canlinin ortak noktasi sence ne olabilir? Evrimsel ve Evrensel Denge nasil saglanilabilinir ( iki ayri sekilde de soruyu dusunebilirsin ). Evrim ve Evren iliskisi hangi acidan hangi nokta esas alinarak temelinde bir baglanti kurulabilir?  Evrim Farkliliklari neden ve nasil olusmaktadir? Evrensel degismeyle Evrim arasinda bir baginti dusunulebilinir mi? Evreni anlama yontemi ve teknikleri sizce ne olabilir? Evrimin son buldugu nokta neresidir? Evrim cizelgesine gore Tekamul Duzeyinin Evrime tabi olarak Ruhsal ve Bedensel olarak yapilan Tekamul Duzeylerine bagli olunarak Evrim - Tekamul farkliliklari nasil esit hale getirilebilinir?  Simdilik aklima gelen bunlar..   

Sorularima verdigin cevaplarla tartismayi yurutebiliriz :D
« Son Düzenleme: Ağustos 18, 2008, 02:53:54 ÖS Gönderen: Sevil »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ağustos 18, 2008, 02:56:29 ÖS
Yanıtla #8
  • Ziyaretçi

hımm peki ozaman seninle bi kaynak paylaşmak istiyorum cok ayrıntılı oku ama


Ağustos 18, 2008, 02:57:43 ÖS
Yanıtla #9
  • Ziyaretçi

Darwin'in takipçileri, Darwin'in öne sürdüğü yavaş ve aşamalı evrim örneklerini, fosil kayıtlarında görebilmek için çok çaba gösterdiler.

Darwin, bunların bulunamayışını "fosil kayıtlarındaki yetersizliğe" bağlamıştı. Aslında onun döneminde bile geniş örneklerini sunmuş olan ve Kambriyen patlaması gibi tarihin en erken döneminde tüm kompleks canlıların varlığını gösteren fosil kayıtları, bir mucize bulmak ümidiyle evrimciler tarafından araştırılmaya devam edildi.

Amaç, Darwin'in haklı olduğunu göstermek, fosil kayıtlarının onun zamanında gerçekten yetersiz olduğunu kanıtlamak ve canlıların evrim geçirdiğine dair deliller, yani ara geçiş örnekleri bulabilmekti.

Ama fosil kayıtları, sürekli olarak Darwin'in beklentilerinden farklı sonuçlar verdi. Yeryüzünün neredeyse tamamı araştırılmıştı, yani kayıtlar artık yetersiz değildi. Darwin, kendi takipçilerinin gelecekte beklenen ara geçiş örneklerini bulacaklarına inandığını söylerken yanılmıştı.

Fosil kayıtları, tek bir ara geçiş örneği bile vermiyordu. Bunun yerine fosil kayıtlarının ortaya çıkardığı gerçek, sayısız canlının, hiçbir değişim geçirmemiş olduğu ve kompleks yapılarıyla milyonlarca yıl önce yaşamış olduklarıydı. Fosil kayıtları Darwin'i yalanlamıştı. Ara geçiş örneği yokluğu ve stasis gerçeği, aşamalı evrime kesin olarak delil vermemekteydi.

HAYALİ ÇİZİM

İki farklı canlı türünün özelliklerini taşıdığı iddia edilen, "ara canlılar" tarihin hiçbir döneminde yaşamamıştır.

Darwin'in aşamalı evrim modelinin stasis gerçeği karşısında büyük bir yenilgiye uğradığını açıkça gören ve bunu kabul eden evrimcilerin bazıları, bu gerçek karşısında evrimin "farklı bir şekilde işlediği" fikrini ortaya attılar.

1970 yılında Harvard Üniversitesi'nden paleontolog Stephen Jay Gould ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden Niles Eldredge, Sıçramalı Evrim (Punctuated Equilibrium - Kesintiye Uğramış Denge) adıyla alternatif bir evrim teorisi geliştirdiler ve 1972 yılında bunu yayınladılar. Buradaki tek amaç, stasis gerçeğine bir açıklama getirmekti.

Aslında bu teori, 1930'larda Avrupalı paleontolog Otto Schindewolf tarafından ortaya atılmış olan "Hopeful Monster" (Umulan Canavar) teorisinin yeniden düzenlenmiş bir haliydi.

Schindewolf, canlıların, küçük mutasyonların zamanla birikmesi sonucuyla değil, ani ve dev mutasyonlarla evrimleştiklerini öne sürmüştü. Schindewolf teorisine örnek verirken, tarihteki ilk kuşun, bir "gross mutasyon"la, yani genetik yapıda tesadüfen meydana gelen dev bir değişiklikle, bir sürüngen yumurtasından çıktığını iddia etmişti.

28 Aynı teoriye göre, bazı kara hayvanları, geçirdikleri ani ve kapsamlı bir değişiklikle birdenbire dev balinalara dönüşmüş olabilirlerdi. Bilinen tüm genetik, biyofizik ve biyokimya kurallarına aykırı olan bu iddialar, ancak kurbağaların prenslere dönüştüğünü anlatan çocuk masalları kadar bilimseldi.

Schindewolf'un bu fantastik "Hopeful Monster" teorisi, 1940'lı yıllarda da Berkeley Üniversitesi'nden genetikçi Richard Goldschmidt tarafından benimsendi ve savunuldu. Ama teori o kadar tutarsızdı ki, kısa zamanda terk edildi.


http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0047.jpg
Stephen Jay Gould



Gould ve Eldredge'i bu teoriye yeniden sarılmaya zorlayan etken ise, başta belirttiğimiz gibi fosil kayıtlarının hiçbir "ara form" olmadığını göstermesiydi. Bu kayıtlardaki "durağanlık" ve "aniden ortaya çıkış"

gerçeği o kadar açıktı ki, bu iki isim, bu durumu açıklamak için "umulan canavarlar"a yeniden el atmak zorunda kaldılar. Gould'un, "Return of the Hopeful Monsters" (Umulan Canavarların Geri Dönüşü) adlı ünlü makalesi, bu zorunlu geri dönüşün bir ifadesiydi.29

Elbette Gould ve Eldredge, Schindewolf'un fantastik teorisini aynen tekrarlamadılar. Teoriye "bilimsel" bir kimlik kazandırabilmek için, söz konusu "ani evrimsel sıçrayış"lara bir tür mekanizma geliştirmeye çalıştılar.

(Teori için seçtikleri "punctuated equilibrium" şeklindeki ilginç terim, bu bilimsellik çabasının bir ifadesiydi.) Gould ve Eldredge'in teorisi ilerleyen yıllarda diğer bazı paleontologlar tarafından da benimsendi ve detaylandırıldı. Oysa sıçramalı evrim teorisi, en az Darwin'in aşamalı evrim teorisi kadar büyük çelişki ve tutarsızlıklarla doluydu.

Aşamalı evrim yanlıları, durağanlığı görmezden geliyorlardı ama fosil kayıtları sürekli olarak stasis örnekleri sergiliyor ve canlıların milyonlarca yıl boyunca değişmediğini öngörüyordu.

S. J. Gould ve N. Eldredge'in diğer Darwinistlerden tek farkı, fosil kayıtlarındaki stasis gibi kesin ve mutlak bir gerçeğe artık kayıtsız kalınamayacağını fark etmeleriydi. Fosillerin ortaya koyduğu Yaratılış gerçeğini kabul etmektense, kendilerini yeni bir evrim anlayışı geliştirmeye mecbur hissetmişlerdi.

Stephen Jay Gould, bu konuyla ilgili olarak şu sözleri söylüyordu:

(Fosil kayıtlarındaki) eksiklik stasis'i nasıl tevil edebilir ki? ... stasis bir veridir. Eldredge ve ben, pek çok meslektaşımızın bu son derece açık noktayı anlayamamaları karşısında o kadar hayal kırıklığına uğradık ki, ... bu küçük sözcük öbeğini bir slogan halinde birleştirmeyi teşvik ettik. Bunu, bir hafta boyunca kahvaltılardan önce on kere söyleyin. O zaman bu konu bilinçsizce belleğinize yerleşecektir: "stasis bir veridir, stasis bir veridir..."30

Gould, Eldredge ve diğer sıçramalı evrim taraftarları, aşamalı evrim savunucularını, stasis gerçeğini görmemelerinden dolayı kıyasıya eleştirmektedirler. Aslında onların yaptıkları şey de, diğer Darwinistlerden farklı değildir.

Fosil kayıtlarının bekledikleri gibi bir sonuç vermemesinden dolayı hayali evrimin şeklini değiştirmişler ve bunu oldukça detaylı şekilde kurgulamışlardır. Aşamalı evrim yanlılarına kızgınlıklarının ve yoğun eleştirilerinin tek nedeni, bu meslektaşlarının fosil kayıtlarındaki durağanlığı kabul etmedikleri sürece, kamuoyunda evrim teorisinin inandırıcılığını kaybetmesine sebep olacak olmalarıdır.

İşte bu nedenle, fosil kayıtlarının gösterdiği gerçekler karşısında "artık doğruyu bulmuş" oldukları izlenimi oluşturmaya çalışmaktadırlar. Oysa sıçramalı evrim teorisi, en az aşamalı evrim kadar asılsız, delilsiz ve çürütülmüş bir teoridir.

Stephen Jay Gould'un "geçmişteki hatalı bakış açısı" ile ilgili itirafları, aşamalı evrim taraftarlarına yönelttiği bir eleştiridir:

Uzun zamandır stasis ve ani ortaya çıkış konusundan haberdarız. Ama bunu, yetersiz fosil kayıtlarının üzerine atmayı tercih ettik.31


http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0048.jpg

Niles Eldredge ise, aşamalı evrim taraftarlarının önemli bir gerçeği görmezden geldiklerini şu sözlerle anlatmaktadır:

Paleontologlar, Darwin'den beri (genellikle boşu boşuna), Darwin'in evrimsel sürecin doğal ürünü olarak düşündüğü, türlerin toplu değişim örnekleri olarak duran, sezilmeyecek şekilde birbirlerine dönüşen fosil dizilerini arayıp duruyorlar. Türlerin çoğunun, çeşitli çağlara ait jeolojik katmanlarda bulundukları süre boyunca, tam olarak aynı görünümde kaldıkları, neredeyse hiç değişmemiş oldukları ... şaşırtıcı bir gerçek olmasına rağmen, bu paleontologların az bir kısmı, buna (fosil arayışına) itiraz etmek için bir sebep görüyor.32

Niles Eldredge ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden arkeolog Ian Tattersall fosil kayıtlarındaki durağanlık nedeniyle Darwin'in evrim iddiasının çürütülmüş olduğunu şu sözlerle vurgulamaktadır:

Darwin'in aşamalarla olsa da, yaygın olan ve şu ana kadarki tüm soyları etkileyen değişim iddiası çürütülmüştür. Fosil kayıtları karşımızdadır ve kayıtlar olağanüstü bir anatomik korunma göstermektedir. Darwin'in beklediği anlamda değişiklik, fosil kayıtlarında bulunmamaktadır.33

Stephen Jay Gould başka bir sözünde, bir "evrimsizlik" delili olan durağanlığın evrim taraftarları tarafından nasıl görmezden gelindiğini şu şekilde anlatmaktadır:

Pek çok fosilleşmiş türün, tüm jeolojik yaşam süreleri boyunca stasis veya değişmezlik göstermeleri, tüm paleontologlar tarafından dile getirilmeyen ama bilinen bir gerçekti. Ama bu durum, neredeyse hiçbir zaman açık bir şekilde incelenmedi, çünkü hakim olan teori, stasis'i, evrimsizlik için cansız bir kanıt olarak görüyordu. . Stasis'in olağanüstü derecede yaygınlığı, fosil kayıtlarında utanç verici bir özellik halini aldı. İşte bu yüzden, hiçbir şeyi temsil etmiyor gerekçesi ile (yani evrimsizliği temsil ettiği için) bu gerçek görmezden gelinmeliydi.34

Gould ve Eldredge'in tüm çabaları, vazgeçemedikleri evrim teorisini fosil kayıtlarına uyarlayabilmekti. İşte bu nedenle stasis'i kendi alternatif evrim iddiaları için en önemli kanıt olarak ortaya attılar. Fosil kayıtlarındaki

değişmezlik, her nasılsa değişimin bir delili haline getiriliyordu. Fosil kayıtları teoriye uygun hale gelmeyince, teori fosil kayıtlarına uygun hale getirilmişti. İşte sıçramalı evrim teorisi bu anlayışla ortaya atıldı.


http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0049.jpg
Resimde görülen 120 milyon yıllık kaplumbağa fosili, kaplumbağaların başka canlılardan türemediklerinin, herhangi bir ara aşamadan geçmediklerinin, milyonlarca yıldır aynı yapılarıyla var olduklarının bir delilidir.

Oxford Üniversitesi müzesi zoolojik koleksiyonlar müdürü Tom S. Kemp, New Scientist dergisindeki makalesinde, tıpkı sıçramalı evrim örneğinde olduğu gibi, "bulguların nasıl evrim teorisine delil haline getirildiğini" şu sözlerle ifade ediyordu:

... farz edilen evrimsel süreçler, bu süreçlerin meydana getirmesi gereken fosil örneklerine uymadığında, bu örnek genellikle "yanlış" olarak tanımlanır. Dolambaçlı bir argüman başlar: Fosil kayıtlarını evrim teorisine göre yorumla, yorumu gözden geçir ve bunun teoriyi onayladığını kaydet. Şimdi onaylıyor, değil mi?35

Sıçramalı evrim taraftarlarına göre, fosil kayıtlarındaki stasis, "kesintiye uğramış denge" (punctuated equilibrium) şeklinde ifade edilen teorideki "denge"yi teşkil ediyordu. Sıçramalı evrim iddiasına göre türler,

birkaç bin yıl gibi kısa bir süre içinde evrimleşiyorlar, sonra bir stasis dönemi içine giriyor ve milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalıyorlardı. Dolayısıyla, ortaya attıkları bu iddianın canlıların büyük bir bölümünde görülen stasis gerçeğini açıkladığını düşünüyorlardı. Fosil kayıtlarının evrime meydan okuduğu gerçeği, onlara göre bu şekilde örtbas edilmiş oluyordu. Oysa bu, büyük bir aldatmacaydı.

Sıçramanın Mekanizması




http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0050.jpg

Sıçramalı evrim teorisi, bugünkü haliyle, canlı popülasyonlarının çok uzun süreler boyunca değişim göstermediklerini, bir tür "denge" (equilibrium) durumunda kaldıklarını kabul eder. Bu iddiaya göre evrimsel değişiklikler, çok kısa zaman aralıklarında ve çok dar popülasyonlar içinde gerçekleşir. (Denge, kesintiye, yani "punctuation"a uğratılır.) Popülasyon çok dar olduğu için büyük mutasyonlar çok kısa sürede doğal seleksiyon yoluyla seçilir ve böylece yeni tür oluşumu sağlanır.

Bu teoriye göre, örneğin bir sürüngen türü milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramadan yaşamını sürdürür. Ancak bu sürüngen türünün içinden bir şekilde ayrılan az sayıdaki bir grup sürüngen, nedeni açıklanamayan bir seri yoğun mutasyona maruz kalır. Bu mutasyonların avantaj sağlayanları (gözlemlenebilmiş hiçbir faydalı mutasyon örneği yoktur) bu dar grup içinde hızlı bir biçimde seçilir. Grup hızla evrimleşir ve kısa sürede bir başka sürüngen türüne, hatta belki de memelilere dönüşür. Tüm bu süreç çok hızlı olduğu ve dar bir popülasyonda gerçekleştiği için de, geriye çok az fosil izi kalır.

Dikkat edilirse, aslında bu teori, "geride fosil izi bırakmayacak kadar hızlı bir evrim süreci nasıl hayal edilebilir?" sorusuna cevap geliştirmek için ortaya atılmıştır. Bu cevabı geliştirirken de, iki temel varsayım kabul edilmektedir:

1. "Makro mutasyonların", yani canlıların genetik bilgisinde büyük değişimler oluşturan geniş çaplı mutasyonların, canlılara avantaj sağladıkları ve yeni genetik bilgi ürettikleri varsayımı.

2. Sayıca dar olan hayvan popülasyonlarının, genetik yönden daha avantajlı oldukları varsayımı.

Oysa her iki varsayım da bilimsel bulgularla açıkça çelişmektedir.



Makromutasyonlar Yanılgısı



http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0051.jpg
http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0053.jpg

Sıçramalı evrim teorisi, az önce belirttiğimiz gibi tür oluşumuna yol açan mutasyonların çok büyük ölçeklerde gerçekleştiğini ya da bazı bireylerin üst üste yoğun mutasyonlara maruz kaldıklarını varsaymaktadır. Oysa bu varsayım, genetik biliminin tüm gözlemsel verilerine aykırıdır.

http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0057.jpg

Yüzyılın ünlü genetikçilerinden R. A. Fisher'ın deney ve gözlemlere dayanarak ortaya koyduğu bir kural, bu varsayımı açıkça geçersiz kılmaktadır. Fisher, The Genetical Theory of Natural Selection (Doğal Seleksiyonun Genetik Teorisi) adlı kitabında, " bir mutasyonun, bir canlı popülasyonunda kalıcı olabilmesinin, mutasyonun fenotip üzerindeki etkisiyle ters orantılı" olduğunu bildirir.36 Bir başka deyişle, bir mutasyon ne kadar büyük olursa, toplulukta kalıcı olma ihtimali de o kadar azalır.

Bunun nedenini görmek de zor değildir. Mutasyonlar, canlıların genetik bilgisinde rastlantısal değişiklikler oluştururlar ve hiçbir zaman canlının genetik bilgisini geliştiren bir etkileri yoktur. Aksine, mutasyondan etkilenen bireyler, ciddi hastalık ve sakatlıklara maruz kalır. Dolayısıyla bir birey mutasyondan ne kadar fazla etkilenirse, yaşama ihtimali de o kadar azalacaktır.

Darwinizm'in ısrarlı savunucularından Harvard Üniversitesi evrim biyoloğu Ernst Mayr, bu konuda şu yorumu yapar:

http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0056.jpg


Mutasyonlar sonucunda genetik canavarların oluşması gerçekten de gözlemlenen bir olgudur, fakat bunlar o kadar garibe canlılardır ki, ancak "umulmayan canavarlar" olarak tanımlanabilirler. O denli dengesizleşmişlerdir ki, dengeleyici seleksiyon mekanizması yoluyla elenmekten kurtulmak için hiçbir imkanları yoktur...

Gerçekte bir mutasyon fenotipi ne kadar çok etkilerse, onun (doğal ortama olan) uygunluğunu o kadar azaltır. Bu tip radikal bir mutasyonun, farklı bir adaptasyon sağlayacak yeni bir fenotip oluşturacağına inanmak, bir mucizeye inanmak demektir... Bu "umulmayan canavara" çiftleşeceği uygun bir eş bulmak ve bunların, popülasyonun normal bireylerinden türeyici bir biçimde izole edilmeleri de, bence asla aşılamayacak zorluklardır.37

Mutasyonların evrimsel bir gelişme sağlamadığı açıktır ve bu gerçek sıçramalı evrim teorisini çıkmaza sürüklemektedir. Mutasyon bir tahrip mekanizması olduğuna göre, sıçramalı evrim savunucularının sözünü ettikleri makromutasyonlar, canlılar üzerinde "makro" düzeyde tahribatlar oluşturacaktır.


http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0055.jpg


Kimi evrimciler, DNA'daki "düzenleyici genler" (regulatory genes) üzerinde oluşan mutasyonlara umut bağlamaktadırlar. Ama diğer mutasyonlar için geçerli olan tahrip edici özellik, bu mutasyonlar için de geçerlidir. Sorun, mutasyonun rastgele bir değişim olması sorunudur. Genetik bilgi gibi kompleks bir yapı üzerindeki her türlü rastgele değişim, zararlı sonuçlar verir.

Genetikçi Lane Lester ve popülasyon genetikçisi Raymond Bohlin, The Natural Limits to Biological Change (Biyolojik Değişimin Doğal Sınırları) adlı kitaplarında söz konusu mutasyon çıkmazını şöyle anlatırlar:

Sonuçta dönüp-dolaşıp gelinen temel nokta, herhangi bir evrim modelinde, her türlü genetik varyasyonun mutlak kökeninin mutasyon oluşudur. Bazıları, küçük mutasyonların birikmesi düşüncesinin sonuçlarından rahatsız olmakta ve evrimsel yeniliklerin kökenini açıklamak için makromutasyonlara yönelmektedir. Goldschmidt'in umulan canavarları gerçekten de geri dönmüştür.

Ancak makromutasyonlar tarafından etkilenen popülasyonlar, gerçekte yaşam mücadelesinde yenik düşen popülasyonlar haline gelmektedir. Makro mutasyonların, komplekslik artışı sağlamasının (genetik bilgiyi geliştirmesinin) ise izi bile yoktur. Eğer yapısal gen mutasyonları

(küçük mutasyonlar) gerekli değişimleri oluşturmakta yetersiz kalıyorlar ise, düzenleyici genler üzerindeki mutasyonlar daha da işe yaramaz olacaktır, çünkü adaptasyon sağlamayan ve hatta yıkıcı etkiler oluşturacaktır... Bir nokta son derece açıktır: Mutasyonların, ister büyük isterse küçük olsunlar, sınırsız bir biyolojik değişim oluşturabilecekleri tezi, bir olgudan çok bir inanç olarak kalmaya devam etmektedir.38

Gözlem ve deneyler, mutasyonların genetik bilgiyi geliştirmediğini ve canlıları tahrip ettiğini gösterirken, sıçramalı evrim savunucularının mutasyonlardan büyük "başarılar" beklemeleri, açık bir tutarsızlıktır.

Dar Popülasyonlar Yanılgısı

Sıçramalı evrim savunucularının vurgu yaptıkları ikinci kavram, "dar popülasyonlar" kavramıdır. Buna göre, yeni bir türün oluşumunun, ancak sayıca son derece az hayvanı ya da bitkiyi barındıran topluluklarda gerçekleştiğini ifade ederler. Bu iddiaya göre, çok sayıda hayvanı barındıran popülasyonlar,

evrimsel bir gelişme göstermezler ve "stasis" (durağanlık) halini korurlar. Ancak bu popülasyonlardan bazen küçük gruplar ayrılır ve bu "izole" gruplar sadece kendi içlerinde çiftleşir. (Bunun çoğu zaman coğrafi şartlardan kaynaklandığı varsayılır.) Kendi içlerinde çiftleşen bu küçük gruplarda ise makromutasyonların etkili olduğu ve çok hızlı bir "türleşme" yaşandığı iddia edilir.


http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0052.jpg


http://www.harunyahya.org/evrim/yaratilis_atlasi_cilt2/res/0054.jpg

ar Popülasyonlar Yanılgısı

Sıçramalı evrim savunucularının vurgu yaptıkları ikinci kavram, "dar popülasyonlar" kavramıdır. Buna göre, yeni bir türün oluşumunun, ancak sayıca son derece az hayvanı ya da bitkiyi barındıran topluluklarda gerçekleştiğini ifade ederler. Bu iddiaya göre, çok sayıda hayvanı barındıran popülasyonlar, evrimsel bir gelişme göstermezler ve "stasis" (durağanlık) halini korurlar.

Ancak bu popülasyonlardan bazen küçük gruplar ayrılır ve bu "izole" gruplar sadece kendi içlerinde çiftleşir. (Bunun çoğu zaman coğrafi şartlardan kaynaklandığı varsayılır.) Kendi içlerinde çiftleşen bu küçük gruplarda ise makromutasyonların etkili olduğu ve çok hızlı bir "türleşme" yaşandığı iddia edilir.

Acaba sıçramalı evrim savunucuları neden dar popülasyonlar kavramı üzerinde durmaktadırlar? Sorunun cevabı açıktır: Amaçları, fosil kayıtlarındaki ara form yokluğuna bir "açıklama" getirmeye çalışmaktır. "Evrimsel değişiklikler çok dar popülasyonlarda ve çok hızlı gelişti ve dolayısıyla geriye yeterince fosil izi kalmadı" şeklindeki anlatımlarını bu nedenle ısrarla vurgularlar.

Oysa son yıllarda yapılan bilimsel deney ve gözlemler, dar popülasyonların genetik yönden evrim teorisi için avantajlı değil, dezavantajlı olduğunu ortaya koymaktadır. Dar popülasyonlar, yeni bir tür oluşumuna yol açacak şekilde gelişmek bir yana, aksine ciddi genetik bozukluklar ortaya çıkarmaktadır.

Bunun nedeni, dar popülasyonlarda, bireylerin sürekli dar bir genetik havuz içinde çiftleşmeleridir. Bu yüzden normalde "heterozigot" olan bireyler giderek "homozigot" haline gelmektedir. Bunun sonucunda da, normalde çekinik (resesif) olan bozuk genler, baskın (dominant) hale gelmekte ve böylece popülasyonda giderek daha fazla genetik bozukluk ve hastalık ortaya çıkmaktadır.39

Bu konuyu incelemek için, tavuklar üzerinde 35 yıl süren bir gözlem yapılmıştır. Gözlemlerde, dar bir popülasyon içinde tutulan tavukların giderek genetik yönden zayıf hale geldiği belirlenmiştir.

Tavukların yumurta üretimi %100'den %80'e düşmüş, üreme oranı da %93'ten %74'e inmiştir. Ancak insanların bilinçli müdahalesiyle, yani başka bölgelerden getirilen tavukların popülasyona karıştırılmasıyla, bu genetik gerileme durmuş ve tavuklar normalleşme eğilimine girmiştir.40

Bu ve benzeri bulgular, sıçramalı evrim savunucularının sığındıkları "dar popülasyonlar evrimsel gelişmelerin kaynağıdır" şeklindeki iddianın bilimsel bir geçerliliği olmadığını açıkça göstermektedir. James W. Valentine ve Douglas H. Erwin, sıçramalı evrim mekanizmalarıyla yeni bir türün oluşmasının imkansızlığını şu sözlerle ifade etmişlerdir:

Gereken değişiklik hızı, ya birkaç büyük adım veya çok sayıda ve aşırı derecede hızlı küçük adımlar anlamına gelir. Büyük adımlar, sıçramalarla eşdeğerdir ve uygunluk bariyerleri problemini beraberinde getirir.

Küçük adımlar sayısız olmalıdır ve mikroevrim başlığı altında tartışılan problemleri beraberinde getirir. Stasis süreleri, tüm soyun, fosil kayıtlarında bulunması ihtimalini ortaya çıkarmaktadır ama burada tekrar yinelemek gerekirse, gerçek olduğunu varsaydığımız ara formlardan hiçbirini bulamadık.

Son olarak, içinden başarılı soyun seçildiği havuzu oluşturmak için üretilmesi gereken oldukça fazla sayıda tür, hiçbir yerde bulunamamıştır. Sonuç olarak, türlerin seçiminin, daha üst biyolojik kategorilerin kökenine dair genel bir çözüm oluşturma ihtimali yüksek değildir.

Aynı zamanda türler seviyesindeki evrimsel değişimleri açıklamak için çelişen teorilerin hiçbiri, -yani kalıtımsal aşamalı evrim veya sıçramalı evrim-, yeni vücut planlarının kökeni problemine uygulanabilir gözükmemektedir.41

Sıçramalı Evrim, Evrimciler İçin Büyük Bir Hayal Kırıklığıdır

Sıçramalı evrimin hayali mekanizması, bugün bilimsel olarak tam anlamıyla çürütülmüştür. Canlıların söz konusu metodlarla evrimleşemeyeceği ispatlanmıştır. New York State Üniversitesi'nden Jeffrey S. Levinton'ın da belirttiği gibi, türlerin söz konusu oluşumu, eğer fosil kayıtlarında açıkça görülemiyorsa, teorinin test edilebilme imkanı yoktur. Levinton, buradan yola çıkarak şu sonuca varmıştır:

"Kanıtların tamamı bunu (sıçramalı evrimi), takip etmeye değmeyecek bir teori haline getirmektedir."42

50 milyon yıl yaşındaki alabalık fosilinin günümüzde yaşamakta olan örneklerinden hiçbir farkı bulunmamaktadır.

Elbette bu doğrudur. Teorinin temellerini oluşturan iddiası, bilimsel olarak yalanlanmıştır. Ama asıl önemli olan, teorisyenlerin yola çıktıkları fosil kayıtlarının sıçramalı evrime hiçbir delil kazandırmadığı, aksine teoriyi çürüttüğü gerçeğidir

. Sıçramalı evrimin iddia ettiği, milyonlarca yıl süren "denge" durumundaki canlıların fosilleri, fosil kayıtlarında milyonlarcadır. Ama her nedense, yine teoriye göre binlerce yıl sürmesi gereken evrimleşmenin izinden eser yoktur. Fosil kayıtları, evrim geçirmesi beklenen sayısız canlının tek bir örneğini bile vermemektedir. Sıçramalı evrimin, herhangi bir şekilde işlediğini gösteren tek bir delil bulunmamaktadır. Evrimciler, büyük bir çaresizlik eseri olarak, Yaratılış gerçeğinin en büyük delillerinden bir tanesini alıp bunu evrime dayanak noktası yapmaya çalışmaktadırlar. Bu gerçek, içine düştükleri vahim durumu açıkça belgelemektedir.

Deniz yıldızlarının milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediğini gösteren 150 milyon yıllık deniz yıldızı fosili.

Böylesine tutarsız bir teori, nasıl popüler hale gelmiştir? Şu bir gerçektir ki, sıçramalı evrim savunucularının neredeyse hepsi fosil bilimcidir. Dolayısıyla bu paleontologlar, fosil kayıtlarının Darwinist teoriyi yalanladığını açıkça görmektedirler. Adeta bir panik yaşamakta ve teoriyi her ne pahasına olursa olsun ayakta tutmaya çalışmaktadırlar.

Öte yandan genetikçiler, zoologlar ya da anatomistler, doğada bu tür "sıçramalar" oluşturacak bir mekanizma olmadığını görmekte ve bu nedenle de ısrarla Darwinist kademeli evrim modelini savunmaktadırlar.

Oxford Üniversitesi zooloğu Richard Dawkins, sıçramalı evrim modelini savunanları şiddetle eleştirmekte ve onları "evrim teorisinin inandırıcılığını ortadan kaldırmakla" suçlamaktadır.

İki taraf arasındaki bu sonuçsuz diyaloğun ortaya koyduğu asıl sonuç ise, evrim teorisinin içine düştüğü bilimsel krizdir. Ortada hiçbir deney, gözlem ya da paleontolojik bulgu ile uyuşturulamayan hayali bir "evrim" efsanesi vardır. Ortaya atılan hiçbir iddia test edilememektedir.

Her evrimci teorisyen, bu efsaneye kendi uzmanlık alanına göre bir dayanak bulmaya çalışmakta, ancak diğer bir bilim dalının bulguları ile çatışmaya girmektedir. Bu karmaşa, kimi zaman "bilim bu tür akademik tartışmalarla ilerler" gibi yüzeysel yorumlarla geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa sorun, bu tartışmaların, doğru bir bilimsel teoriyi geliştirmek adına yapılan fikir jimnastikleri değil, yanlış bir teoriyi inatla savunmak adına yapılan dogmatik spekülasyonlardan ibaret olmasıdır.

208 - 146 milyon yıl yaşındaki ıstakoz fosiliyle günümüzde yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark bulunmamaktadır.

Sıçramalı evrim teorisyenlerinin istemeden ve farkında olmadan ortaya koydukları gerçek ise, fosil kayıtlarının hiçbir şekilde evrim kavramıyla uyuşmadığını göstermeleri ve kayıtlardaki en önemli gerçeklerden biri olan stasisi görülür hale getirmeleridir. Gould bunu şu sözlerle ifade etmiştir:

. kaçınılmaz olarak evrimin yokluğu anlamına gelen stasis, bir konu değilmiş gibi muamele gördü. Oysa tüm paleontolojik olguların en yaygın olanının ilgi veya dikkat gösterilemeyecek bir konu olarak tanımlanması ne kadar da garip!43

Artık Darwinistlerin tümü, görmek istemedikleri, bile bile arka plana attıkları, bir veri olarak bile kabul etmedikleri fosil kayıtlarındaki stasis gerçeğini, kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Fosil kayıtlarında evrim geçirmekte olan canlıların belgelenmeyişi, yani kayıtlarda ara geçiş formlarının bulunmaması ise, stasis üzerine yapılan tüm spekülasyonları ortadan kaldırmış ve bunun açıkça Yaratılış gerçeğinin en önemli delili olduğunu ortaya koymuştur. Sıçramalı evrim, hem ileri sürdüğü mekanizmalar, hem de delil olarak göstermeye çalıştığı fosil kayıtları tarafından çürütülmüş durumdadır.




 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
40 Yanıt
19464 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 17, 2019, 02:23:49 ÖS
Gönderen: Surgeus
Felsefe Nedir?

Başlatan MASON « 1 2 3 4 5 » Felsefe

42 Yanıt
23763 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2018, 11:40:39 ÖS
Gönderen: Tık-Tik-Tak
Lsd nedir?

Başlatan Einsof Kimya

2 Yanıt
55187 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 01, 2007, 03:22:36 ÖS
Gönderen: Einsof
4 Yanıt
2358 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 26, 2007, 02:09:43 ÖS
Gönderen: zarathustra
2 Yanıt
10220 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 31, 2008, 04:09:01 ÖS
Gönderen: semsin
4 Yanıt
2527 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 05, 2010, 12:07:43 ÖS
Gönderen: redkit
2 Yanıt
4095 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 18, 2010, 03:14:43 ÖÖ
Gönderen: Caius Keyes
36 Yanıt
36140 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 19, 2017, 06:22:23 ÖS
Gönderen: karahan
0 Yanıt
1191 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2012, 02:49:05 ÖÖ
Gönderen: scherif
2 Yanıt
2218 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 04, 2013, 08:01:40 ÖS
Gönderen: neumann