Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Atlantis  (Okunma sayısı 2875 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 04, 2007, 10:10:27 ÖS

Bir zamanlar dünyanın büyük bir kısmını yöneten muhteşem bir imparatorluk vardı...
İmparatorluk hanedanı, denize hâkim, daha önce eşi benzeri görülmemiş labirentlerle örülü, muazzam bir kalede yaşıyordu...
Bir gün, Deniz Tanrısı Poseidon’a meydan okuyunca, kale tek bir tufanla dalgalar tarafından yutuldu ve halkını bir daha gören olmadı...

Yüzyıllardır Atlantis efsanesiyle büyüyen insanlar, bu ünlü adayı araştırmaktan vazgeçmediler.
İleri bir medeniyete sahip olan halkı, büyük bir uyum ve zenginlik içinde yaşamıştır.Bu mükemmel toplum, birdenbire tarihin bir yerlerinde ardında hiçbir iz bırakmadan tüm gizemi ile sulara gömülmüştür.
Sonunda bir gün, bir deniz arkeoloğu olan Jack Howard’a şans güler ve artık tarihin en büyük gizemini çözmek onun elindedir...
 

Hâlâ büyük bir sır olarak saklı duran Atlantis efsanesine ışık tutan; kimi yerde macera ve gerilim, kimi yerde ise bir tarih dersi niteliği taşıyan bu romanı bir solukta okuyacaksınız.

Atlantis, yeni kuşağın Da Vinci Şifresi’dir, ama bu kez gerçek bir öykü ile karşı karşıya kalabilirsiniz!


Mayıs 21, 2007, 07:39:31 ÖÖ
Yanıtla #1

Atlantis, ilk kez Türk okurla buluşan David Gibbins’in ilk romanı. Gizemli ülke Atlantis üzerine kurgulanan roman, yazarın sualtı arkeolojik bilgileri ve inanılmaz hayal gücü ile besleniyor. Romanın bir diğer özelliği ise yazarın Türkiye’ye olan sempatisi. Atlantis’in sırrını araştıran kahramanlarının yolu, Gibbins’in “Bir tarih burgacı,” dediği Türkiye’den de geçiyor. Roman, gerçek bir doğa olayı olan Messinian Tuzluluk Krizini temel alarak Atlantis kıtasının Karadeniz’de olduğu varsayımı üstüne kurgulanıyor.

Gibbins, profesyonel yaşamı boyunca sualtı arkeolojisi üzerine çalıştı. Cambridge Üniversitesi’nde doktora yaptıktan sonra, İngiltere ve yurt dışında arkeoloji dersleri vermesinin yanı sıra, antik gemi batıkları ve batık kentler konusunda tüm dünyanın kabul ettiği bir otorite haline geldi. Akdeniz’de ve dünyanın çeşitli bölgelerinde, pek çok sualtı kazısı yönetti. Yaşamı, saha çalışmaları, İngiltere ve Kanada arasında mekik dokuyarak geçiyor.

Tarihin gizemi

Yüzyıllardır Atlantis efsanesiyle büyüyen insanlar, bu ünlü adayı araştırmaktan vazgeçmediler. İleri bir medeniyete sahip olan halkı, büyük bir uyum ve zenginlik içinde yaşamıştı. Bu mükemmel toplum, birdenbire tarihin bir yerlerinde ardında hiçbir iz bırakmadan tüm gizemiyle sulara gömüldü. Sonunda bir gün, bir deniz arkeoloğu olan Jack Howard’a şans güler; artık tarihin en büyük gizemini çözmek onun elindedir.

Roman, Kanun Yapıcı Solon, Yüksek Rahip Amenhotep’e yaptığı ziyaretlerin sonuncusu ile başlar. Henüz Solon doğmadan yaşlanmış olan Yüksek Rahip Amenhotep, o gece Solon’a, Atlantis’ı anlatmaya karar vermiştir. Bütün sırların anlatıldığı gece, Rahip Amenhotep’in şu sözleri ile şu sözleri ile son bulur: “Ve Kanun Yapıcı, unutma; sizin Yunanlı kahinleriniz gibi, ben bilmecelerle konuşmam, ama belki benim anlattıklarımda da bilmeceler olabilir. Sana yaşanmış gerçekleri anlattım, kendi uydurduğum şeyleri değil. Buraya son kez geldin. Git şimdi.” Ancak yaşlı Solon’un papirüslere kaydettiği bu sonsuz değerdeki bilgiler asla dış dünyaya ulaşamaz. Geriye yanlış bir şekilde nakledilen, iki anlamlı bir hikaye kalır.

Solon’un o gece öldüresiye yediği dayaktan sona hatırlayabildiği şey, aslında Minos’un MÖ. Ikinci bin yıl ortasındaki sonudur. Onun yaptığı bu karışıklık yüzünden bilim adamları, Atlantis hikayesini, Santorini’nin püskürmesiyle ve Girit’teki sarayların yok oluşuyla ilişkilendirirler. Gibbins’in kahramanlarının peşinde düştüğü tek hikaye bu değildi tabii.. Seaquest’in başarılı ekibinin uluslararası açık sularda yaptığı son dalış, arkeolojik gerçekleri farklı bir boyuta taşıyacak inanılmaz bir keşif ile son bulacaktır.

Bir tarih burgacı: Türkiye

Atlantis’in iki başkahramanı Jack ve Costas’ı Türkiye’de buluşturan yine arkeolojik kazılardır. Her iki adam da İzmir’deki NATO üssünde çalışırken, birlikte ilk kazılarını Türkiye’de yapmışlardır. Kahramanların yolu Çanakkale’den de geçer: “Jack otomatik pilota geçmek için bir düzenleme yaptı ve Costas’ın omuzunun üzerinden aşağı baktı. Gelibolu gayet net bir şekilde görülüyordu, büyük bir parmak şeklindeki kara, Ege Denizi’ne doğru uzanmış ve Çanakkale’nin kuzey sınırını oluşturmuştu. Tam altında Hisarlık, yani Truva Destanı’nın geçtiği bölge yer alıyordu. Bir tarih burgacındaydılar…” İstanbul Boğazı, Altın Boynuz, Topkapı Sarayı da bu helikopter gezisinin görüntüleri arasında yerini alır. “Bir zamanlar oryantal çöküşün sembolü olan saray, şimdi dünyanın en güzel arkeoloji müzelerinden biri olmuştu…” Bu arada roman kahramanı Jack, büyük olasılıkla yazarının düşüncesini dile getirir: “İstanbul benim en sevdiğim şehirlerden biri,” dedi Jack. “Bir kez yolunu bulmayı becerirsen, hayal edebileceğin en zengin tarihi dokuyla karşılaşıyorsun…”

Mısırlıların öykülerine inananlar onları tarih olarak da kabul edebilirler
Atlantis hikâyesi ile ilgili tek kaynak, Yunanlı filozof Platon’un MÖ 4. yüzyılın ilk yarısında yazmış olduğu Timaeus ve Critias adlı eserindeki diyaloglardır. Hikâyenin inanılırlığı iki noktadan kaynaklanır: Birincisi, Platon bunu bir kaynağa dayandırarak yazmış, kendi uydurmamıştır; ikincisi, açık olarak belirttiği kaynak, yani birçok kuşak önce yaşamış olan Atinalı âlim Solon’un da kendi uydurduğu bir öyküyü değil, MÖ 6. yüzyılda yaşadığı zannedilen Saïs rahiplerinden duyduğu bir öyküyü aktarmıştır.

Mısırlı rahipler gerçekten de binlerce yıl geriye uzanan kayıtlara sahipmiş gibi görünmektedir. MÖ 5. yüzyıl ortalarında Mısırlı rahiplere gidip çoğunun gerçekliği kanıtlanabilen tomarlarca kâğıt bilgi edinen Yunanlı tarihçi Herodot’a, tam üç yüz otuz Mısır hanedanının ardışık listesini içeren bir papirüs gösterilmişti. Herodot tarihine bir uyarı notu koymuştu: “Mısırlıların öykülerine inananlar onları tarih olarak da kabul edebilirler.”

Kurgu ile gerçeğin birleşimi

Solon zamanında, Akdeniz denizcileri doğuda Kızıldeniz ve batıda Herkül Sütunları’na kadar tüm uzak kıyıları tanıyorlardı. Yine de Atlantis’i arama ihtiyacı duymamışlardı. MÖ 6. yüzyılda yaşayan ve Bronz Çağı dünyasının çöküşünü takip eden yıllar boyunca izole bir hayat süren Mısırlılar için Girit Adası, ufkun ötesindeki gizemli bir diyardı ve bir zamanlar parlak bir medeniyetin beşiği olmuştu. Eski Ahit’te söz edilen karanlığın örtüsü ve çekirge felaketinin ardından, tüm temaslarını yitirmişlerdi (Exodus, 10).
Bugün, Platon’un hikâyesini doğru kabul edenlerin birçoğu Atlantis’i Minos Girit Uygarlığı’na ve bu uygarlığın, MÖ ikinci bin yılda Santorini Yanardağı’nın püskürmesiyle yok oluşuna atfeder.

Henüz bir Minos Batığı’na ulaşılmadı. Bununla birlikte, Bronz Çağı’nın son dönemine ait pek çok batık bulundu. Bunlardan biri de 1982 yılında, Türkiye’nin güneybatısında yapılan keşifti ve arkeoloji açısından Tutankhamun’un mezarının bulunuşu kadar değerliydi. Bulunan eşyalar arasında on ton oksitlenmiş bakır ve kalay külçe; enfes bronz kılıçlar; Yakındoğu’lu tüccarların mühürleri; altın mücevherler ve şahane bir altın ayin kadehi; çok ince işçiliği olan ve batığın MÖ 14. yüzyılın sonlarına ait olduğunu belirleyen altın bir Nefertiti bokböceği vardı. Bulunan metaller tüm bir orduyu donatmaya yeterdi ve imparatorlara layık eserler vardı. Ayrıca önemli dini malzemeler de çıkarılmıştı. Bütün bu hazineler şimdi Bodrum’daki Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde olağanüstü bir sunumla sergileniyor.

Solon, MÖ 640 ile 560 yılları arasında yaşamış gerçek tarihi bir karakterdir. MÖ 594’te Atina’nın başhâkimiydi ve reformları Altın Çağ’ın demokratik kent yapısının yolunu açan ünlü bir devlet adamıydı. Daha sonraları sürekli Mısır’a ve Küçük Asya’ya seyahatlere çıktı ve Yunanistan’ın yedi bilge adamından biri olarak saygı gördü. Bugüne ulaşan yazıları sadece birkaç şiirden ibaret olsa da, kendisinden yüz yıl sonra yaşamış olan Herodot gibi onun da seyahatlerinde karşılaştığı rahiplerden ve diğer bilgi kaynaklarından derlediği muazzam bir bilgi birikimi olduğu kuşkusuzdur.

Atlantis papirüsü kurgu ürünüdür, ama papirüsün bulunmasına yol açan koşullar, Mısır’ın batısında yapılan bir dizi önemli buluştan esinlenilmiştir.

Kurgu ürünü olan EH-4 ve birkaç lazer uygulaması dışında, kitapta sözü edilen teknolojilerin çoğu halen geliştirilmekte olan teknolojilere dayanmaktadır. Kazbek ise, Sovyet SSN saldırı denizatlıları olan Akula-1 sınıfının kurgusal bir çeşididir ve dolayısıyla 1985 ile 1990 arasında donanmaya katılan altı gemiye bir çeşit daha eklenmiştir.


Aralık 13, 2016, 11:51:47 ÖÖ
Yanıtla #2

"Mu ve Atlantis" mitleri daha cok felsefi ve Düalizm temalı dır.Tarihler boyu çarpışan iki karşıt düşüncenin başlangıç noktası olarak görülebilir.

Mu kıtası; Karanlığın Aydınlığı yendiği, mutlak gücün/tek tanrı anlayışının benimsendiği ütopik şehirdir.


Atlantis kıtası; Mu'nun tam tersi olarak Aydınlığın karanlığı yendiği tasfir edilir.Mimari,Sanat,bilim,teknoloji temeli ile yükselerek, İnsanlarının zaman içinde tanrısallaşacağı var sayılan, Ütopik bir şehirdi.Tanrılardan ışığı/Tanrısallığı çalıp İnsanlara hediye eden bir cok mitolojik kahramanları vardır;[/b] "Prometheus,Lucifer" vb'leri  gibi.Tarih'de bir cok da şehir örnekleri vardır; son örnek olarak "ABD" gösterilebilir.

Kısaca:

Mu kıtası, İnsan aklının negatif hayal gücünü temsil eden ütopik bir şehirdir; Atlantis kıtası,İnsan zekasının pozitif hayal gücünü temsil eden ütopik bir şehirdir. İnsan zihninin meyilli olduğu tarafa göre soyutlaşan/karmaşıklaşan... karşıtlıklar yaratıp insanları çatıştıran bütün kavramların sonsuz soyutlaşmış durumlarından dallanan sadece 2 örnektir.


 Atatürk'ün yaşamının son yıllarında "MU" kıtasını araştırması düşündürücüdür.

En derin Saygılarımla...






« Son Düzenleme: Aralık 13, 2016, 11:54:45 ÖÖ Gönderen: Tik-Tak »
Sen Özelsin


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
4 Yanıt
3605 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2013, 12:13:13 ÖÖ
Gönderen: DehereLo
1 Yanıt
2797 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 30, 2008, 05:34:13 ÖS
Gönderen: semsin
3 Yanıt
4661 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 10, 2008, 09:39:40 ÖS
Gönderen: Veritas
6 Yanıt
3980 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 09, 2011, 01:56:06 ÖÖ
Gönderen: khanjar
DONOVAN- ATLANTIS

Başlatan 418 Muzik

0 Yanıt
1587 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2012, 07:32:29 ÖS
Gönderen: 418