Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Bir dialog  (Okunma sayısı 1396 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 24, 2010, 05:50:34 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Bir Toltek yerlisi ile onu hristiyan yapmaya çalışan bir misyoner arasında geçen şu konuşma ilginçtir.

- Biz Kızılderililerin bir çok tanrıya inandığımız için aptal olduğumuzu düşünüyorsun, öyle mi? Oysa biz , siz beyazlar gibi inançlara sahip değiliz. Bizim yolumuz inanca değil, görmeye dayanır. Siz ise bir kişinin peşinden sürü gibi gidiyorsunuz. İsa'nın ne yaptığını ne yapmadığını nereden biliyorsun? Onu tanıdın mı?

-Hayır, kişisel olarak değil.

- Peki onu tanıyan birini tanıyor musun?

- Tabii ki hayır. O, iki bin yıl önce yaşadı.

- İki bin yıl önce mi? Şaka mı yapıyorsun? Onun gerçekten yaşayıp yaşamadığını nereden
biliyorsun? Belki de İsa sadece bir efsanedir.

- Tabii ki yaşadı. Onun sözleri İncil de 'var.

- Oh, ama ben okumayı bile bilmiyorum. Bizim aptal olduğumuzu söylüyorsun öyle mi?
Güneşe ve dünyaya inandığımız için aptalız öyle mi?
Sen sana söylenenlere inanıyorsun. Bana dünya hakkında kimsenin bir şey söylemesine
gerek yok. Onu her gün görüyorum. O her gün meyvelerini, mısırını, fasulyesini, suyunu bana armağan olarak sunuyor. Ona dokunabiliyor, üzerinde yürüyor ve yaşıyorum.
Her gün güneşin ısısını hissediyor, ışığını, bilgisini, vizyonunu, öğretilerini alıyorum.
Güneşe inanmam gerekmiyor. Başımı kaldırıp ona bakmam yetiyor.

Senin İsa'n ne üretti? Bildiğim kadarıyla hiç bir şey. Oysa dünya her an üretiyor! Bizi
besliyor! Onun sayesinde yaşıyoruz. Aptal olan kim? Söyle bana.

Bu ilginç konuşmada görüldüğü gibi Toltekler görmeye, öğrenmeye, uygulamaya önem
veriyor; tapınma onlar için bir anlam ifade etmiyor.

Onlara göre dinlemeyi bilirsek, bize suyun, havanın, toprağın ve rüzgarın, geyiğin, ağacın,
taşın öğreteceği çok şey var.

Bugün modern insan, ''doğaya tapınma'' kültürlerine ilkel bir din formu olarak bakıyor.
Oysa bu, batı kültürünün kendini beğenmiş tavırlarından biridir. Batı kültürü, insanı her şeyin merkezine koyuyor.. Doğayı kendisinden aşağı, kaynaklarını sömüreceği, açgözlülüğünü doyuracağı bir nesne olarak görüyor.
Daha....daha...daha fazla kazanmak için doymak bilmeyen hırsıyla çevresine zarar verdiğini, bu zararın kendisi için intihar olduğunu bilmiyor.

Oysa bu ''ilkeller'' kendilerini doğanın bir parçası olarak görüyor. Dünyaya, güneşe, hayvana, ağaca her şeye canlı bir varlık olarak saygı duyuyorlar.
Doğayı yok etmenin kendisini yok etmek anlamına geldiğini biliyorlar.
''ilkellerin'' doğaya gösterdiği saygıyı, batı kültürü ''tapınma'' diyerek aşağılıyor; kendi
''paraya tapınma'' kültürlerinin ve yaşamı tek boyutlu algılamanın gerçek ''ilkellik'' olduğunun farkında bile olmadan.

Bir Toltek'in dediği gibi;

''Biz ağaca baktığımızda onu dinler ve ondan çok şeyler öğreniriz. Siz beyazlar, ağaçtan ne kadar kereste ve kar elde edebileceğinizi hesaplarsınız.''


Toltek Bilgelik Kitabı
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo