Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Lyndon B. Johnson İnönüye meytubu  (Okunma sayısı 1483 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 15, 2009, 02:34:31 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4164
  • Cinsiyet: Bay

Bay Başkan,

Almanya ve Fransa NATO'da müttefik olmakla yüz yıllık kin ve düşmanlıklarını gömmüşlerdir. Aynı şeyin Yunanistan ve Türkiye'den de beklenmesi gerekir. Ayrıca, Türkiye tarafından Kıbrıs'a yapılacak askerî bir müdahale Sovyetler Birliği'nin konuya doğrudan doğruya karışmasına yol açabilir. NATO müttefiklerimizin tam rıza ve muvafakatları olmadan Türkiye'nin girişeceği bir hareket sonucunda ortaya çıkacak bir Sovyet müdahalesine karşı Türkiye'yi korumak mükellefiyetleri olup olmadığını müzakere etmek fırsatını bulmamış olduklarını takdir buyuracağınız kanaatindeyim.

Diğer yönden, Bay Başkan, bir Birleşmiş Milletler üyesi olan Türkiye'nin vecibeleri dolayısıyla da endişe duymaktayım. Birleşmiş Milletler Ada'da barışı korumak için kuvvet temin etmiştir. Bu kuvvetlerin görevi zor olmuştur. Fakat, geçen son birkaç hafta içinde Ada'daki şiddet hareketlerinin azaltılmasında tedrici bir şekilde muvaffak olmuşlardır. Birleşmiş Milletler arabulucusu henüz işini bitirmemiştir. Hiç şüphem yok ki, Birleşmiş Milletler üyelerinin çoğunluğu, Birleşmiş Milletler gayretlerini baltalayacak olan ve bu zor meseleye Birleşmiş Milletler tarafından mâkul ve barışçı bir hâl tarzı bulunmasına yardım edebilecek herhangi bir ümidi yıkacak olan Türkiye'nin tek yönlü hareketinde en sert bir şekilde tepki gösterecektir.

Aynı zamanda, Bay Başkan, askerî yardım alanında Türkiye ve Birleşik Devletler arasında mevcut iki taraflı anlaşmaya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye ile aramızda mevcut (Temmuz/1947) tarihli anlaşmanın IV'üncü maddesi mucibince, askerî yardımın, veriliş maksatlarından başka amaçlarla kullanılmaması için hükümetinizin Birleşik Devletler'in muvafakatını alması icap etmektedir.

Hükümetiniz bu şartı tamamen anlamış bulunduğunu muhtelif vesilelerle Birleşik Devletlere bildirmiştir. Mevcut şartlar tahtında Türkiye'nin Kıbrıs'a yapacağı bir müdahalede Amerika tarafından temin edilmiş olan askeri malzemenin kullanılmasına Birleşik Devletler'in muvafakat edemeyeceğini size bütün samimiyetimle ifade etmek isterim.

Tasarlanan Türk hareketinin fiili sonuçlarına gelince, böyle bir hareketin Kıbrıs Adası üzerinde on binlerce Kıbrıslı Türk'ün katledilmesine yol açabileceği keyfiyetine en dostane bir şekilde dikkatinizi çekmek mecburiyetini hissediyorum. Tarafınızdan böyle bir harekete tevessül edilmesi, infiali mucip olacak ve girişeceğiniz askerî hareketin, himaye etmeye çalıştığınız kimselerin pek çoğunun toptan yok edilmesini önlemeye yeter derecede müessir olması imkânsız olacaktır. Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin mevcudiyeti böyle bir faciayı önleyemez.

Sözlerimi pek fazla sert bulabilir ve bizim, Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin ilgisine karşı bigane olduğumuzu düşünebilirsiniz. Durumun böyle olmadığını size temin etmek istenim. Gerek açık olarak, gerek özel olarak, Kıbrıslı Türklerin emniyetini sağlamakta ve Kıbrıs meselesinin nihaî çözüm yolunun konuyla doğrudan doğruya ilgili tarafların rızasına dayanması hususu üzerinde ısrar etmekte gayret gösterdik. Amerika Birleşik Devletleri'nin, sizin lehinize yeter derecede faaliyet sarf etmediği hissini taşımanız mümkündür.

Fakat herhalde bilirsiniz ki politikamız Atina'da en sert şekilde infiale yol açmış (bizim aleyhimizde orada nümayişler yapılmış) ve Amerika Birleşik Devletleri ile Başpiskopos Makarios arasında esaslı bir uzaklaşma husule getirmiştir. Daha bir kaç hafta evvel yapığımız görüşme sırasında Dışişleri Bakanı'nıza da söylediğim gibi, Türkiye ile olan ilişkilerimize çok büyük bir değer veriyoruz. Sizi, kendisiyle temel ortak menfaatlerimiz olan büyük bir müttefik telakki etmişizdir. Sizin güvenlik ve refahınız, Amerikan halkı için ciddî bir alâka mevzuu olagelmiş ve bu alâkamız en pratik şekillerle ifadesini bulmuştur.

Siz ve biz, komünist dünyasının ihtiraslarına karşı koymak üzere birlikte dövüştük. Bu dayanışma bizim için büyük bir mânâ taşımaktadır ve bunun, hükümetiniz ve halkınız için de aynı derecede bir mânâ taşıdığını ümit ederim. Kıbrıs'la ilgili olarak, Türk cemaatını tehlikeye mâruz bırakacak herhangi bir çözüm yolunu desteklemeyi düşünmüyoruz. Nihaî bir çözüm yolu bulmaya muvaffak olamadık, zirâ bunun dünyadaki en girift meselelerden biri olduğu âşikârdır. Fakat Türkiye ve Kıbrıslı Türkler'in menfaatleri konusunda ciddî şekilde alâkadar olduğumuz ve alâkadar olacağımız hususunda sizi temin etmek isterim.

Nihayet Bay Başkan; en ciddî meseleyi, "savaş mı?... Barış mı?... " konusunu vazetmiş bulunuyoruz. Bu konular Türkiye ve Birleşik Amerika arasındaki iki taraflı ilişkilerin çok ötesine giden meselelerdir. Bunlar, sadece Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaşı muhakkak olarak doğurmakla kalmayacak, fakat Kıbrıs'a tek taraflı bir müdahalenin doğuracağı, önceden kestirilemeyen sonuçlar nedeniyle, daha geniş çapta çatışmalara yol açabilecektir.

Sizin Türkiye Hükümeti'nin Başbakanı olarak sorumluluklarınız var, benim de Birleşik Amerika Başkanı olarak sorumluluklarım mevcuttur. Bu sebeple en dostâne şekilde şunu bildirmek isterim ki, bizimle yeniden ve en geniş ölçüde istişâre etmeksizin böyle bir harekete tevessül etmeyeceğinize dâir bana teminat vermediğiniz takdirde, konunun gizli tutulması hususunda Büyükelçi Hare'e vâki talebinizi kabul edemeyecek ve NATO Konseyi ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acele olarak toplantıya çağırılmasını istemek mecburiyetinde kalacağım.

Bu konu hakkında sizinle şahsen görüşebilmemizin mümkün olmasını isterdim. Maatteessüf, mevcut anayasa kurallarımızın gereği olarak, Birleşik Amerika'dan ayrılamamaktayım.

Ayrıntılı görüşmeler için siz buraya gelebilirseniz bunu memnuniyetle karşılarım. Gene1 barış ve Kıbrıs konusunun sağduyu ve barış yolu i1e çözümlenmesi hususunda sizinle benim çok ağır bir sorumluluk. taşımakta olduğumuzu hissediyorum. Bu itibarla; aramızda en geniş ve en samimî istişârelerde bulununcaya kadar sizin ve meslektaşlarınızın tasarladığınız her türlü kararı geri bırakmanızı bilhassa rica ederim.

Hürmetlerimle,

Lyndon B. Johnson

http://www.angelfire.com/de3/dumrul/mas2ef.html


Bu alıntı yazıyı herkesin okuması dileği ile.Umuyorumki tüm yorumlar aynı paralelde olacaktır.Basiretsiz insanlar,uslup ve lisan kullanmazlar Amerika başkanıda olsa bu değişmez.Koskoca bir ulus devleti,ulus devlet vasfı dahi olmayan bir tasarım harikası Amerikanın bu ne ilk nede son aşağılama girişimlerindendir.Sevgiyle kalın
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Mayıs 16, 2009, 11:28:07 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1668

Kulliyyen uydurma bir mektup oldugu her paragrafindan belli oluyor. Sn .Karahan, suan seyircisiniz biliyorum ama yine de burayi okuyabiliyorsunuz. Bu gibi baskalarinin yaptigi seyleri anlatan, heleki mektup gibi kisisel ve ozel oldugu icin cok daha saglam delillere ihtiyac duyulan bir konuda copluk dedigimiz sitelerden beslenmeniz ve buraya tasimaniz bilgi dagarciginiz adina cok esef verici. Bu tip kritik konularda kaynak dedigimiz hadise boyle uyduruk sitelerden olmaz. Bilim cevrelerince veya yetkili kisilerin onayiyla veya British Library, Istanbul Universitesi kutuphanesi, Basbakanlik arsivleri, Osmanli arsivleri, Islam eserleri muzesi, Topkapi Muzesi veya Arkeoloji veya Antropoloji Muzeleri ve Kutuphaneleri gibi etkin ve yetkin kaynaklar ancak kaynak olarak gosterilebilir. Dedigim gibi,  nasil olsa yalanlayan cikmaz dusuncesiyle ben de bugun oturur unlu Arap gezgini Ibn-i Batuta 'nin agzindan cikmis gibi bir mektup kaleme alir  ve kurdugum bir sitede yayinlarim. Altina da anonim imzami cakarim vesselam. Turkce bilen Araplar gelsin de tekzip etsinler.. Mi acaba? Hayir cunku yarin bir gun o donem tarihine vakif Araplardan yetkili biri cikar ve tekzip eder.  Isin ozu budur.