Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Mutlu olmanin sirlari nelerdir?  (Okunma sayısı 16566 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 13, 2009, 03:33:16 ÖS
Yanıtla #10
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Başkaları için yaşayan mutludur.
''Kızıl elmada buluşalım''


Ağustos 13, 2009, 09:10:03 ÖS
Yanıtla #11

Soru her yerde karşılaşılan bir soru. Kadim bir soru. En eskilerin sorusu ve hala güncel.

Beni daha çok sevindiren de buradaki yanıtlar. Herkes soruyu ciddiyetle cevaplamış. Bu da buraya üye olurken beklediğim bir ortamdı. Bu yüzden üyelere teşekkürler.

Burada izin verirseniz, kendi anladığım kadarıyla verilen cevapların ana temalarını özetlemek istiyorum.

Anatolic, "bu dünyanın sonlu olması"nı temel almış. İnsanların kendilerini tanımladıkları yere göre mutluluğu aramaya başladıklarını söylemiş. Doğrudur. İnsanların kendilerini tanımlaması, "insan" mefhumunu tanımlamaktır. Onun ne olduğu, nereden geldiği, niçin var olduğu, nereye gideceği gibi sorulara verilen yanıtlar, insanın kendi yerini tespit için sorduğu sorulardır. Dine inanmak, bu sorulara gayet net yanıtlar verir. Dini, bir spekülasyon veya kesinliği tam olarak bilinmeyen bir şey olarak gören Aydınlanma sonrası filozofları ise, insan tanımındaki bu sorulara tam olarak yanıt vermiş değildir. Daha doğrusu herkesin ve her felsefi akımın kendine uygun bir insan tanımı vardır ve bu tanımdan yola çıkarak bir mutluluk felsefesi oluşturmuşlardır. Ancak bunlar görecelidir. Varoluşçuluk, tüm enerjisini insana yönelttiğinden belki bu konuda biraz daha gelişmiştir diyebiliriz. Ben, bireyciliğe odaklanan seküler felsefelerin, toplumculuğa odaklanandan daha fazla mutluluk getirirdiğini gördüm. Bu nedenle liberalizmin, sosyalizmden daha çok kişisel mutluluk sağladığını söyleyebilirim. Ancak bu mutluluk bazen değişiyor, ve "başkalarının mutsuzluğu pahasına mutluluğa" yani vahşi kapitalizme olanak tanıyabiliyor. Bu nedenle toplumsal adaletin muhakkak sağlanması gerekir.

Meriçcan, mutluluğu "başkalarını mutlu etmekte" görüyor. Ben yukarıda söylediğim gibi, başkalarına odaklanan "toplumsal" felsefelerin mutluluk getirmediğini görüyorum. Bu çeşit mutluluk anlayışı, biraz daha sistemleştirilip, bir siyaset felsefesi haline geldiğinde mutluluğu bırakın, mutsuzluk getiriyor. Bence insan, kendini mutlu etmeye uğraşmalı, bunun metodlarını saptamalı, ancak bu arada kesinlikle başkalarına zarar vermemelidir. Bu nedenle bu düşüncenin "etik felsefesi"nde kalması ve kesinlikle siyaset felsefesine girmemesi gerekir. Örneğin, lösemili çocukları birey, kendisi isterse sevindirmelidir. Fakirlere yardıma bireyin kendisi karar vermelidir. Ancak şöyle bir tehlike var; Bu düşünce biraz ilerletilip "yahu hepimiz rastgele yardım edeceğimize biz devlete vergi ödeyelim, devletimiz de lösemililere ve fakirlere yardım etsin" denilebilir ve böyle oluyor da. Bu hiçbir şekilde mutluluk sağlamaz. Sosyal yardımlaşma kişiye vicdani tatmin sağlar. Ben de bunu savunurum. Ancak bu yardımlaşma sivil toplumun eliyle olmalı. Devlet tekeli olmamalı.

Ceycet, mutlu olmak için hayatın sonlu olduğuna inanmamak gerektiğini söylemiş. Ben de buna kişisel olarak katılıyorum. Ancak günümüz ana akım seküler felsefeleri, hayatın sonlu olduğu konusunda bir görüş birliği içindeler. Bu, gerçekten mutluluğu alıp götüren bir şey. Ama yanılıyor olabilirim. Çünkü hayatın sonlu olduğuna inanan ateist arkadaşlarım var, ve izlenimlediğim kadarıyla gerçekten mutlular. Peki bunun sırrı ne? Bunun yanıtını Hiram adlı üye vermiş; "Başarı". Evet, bir ateist, ancak başarılıysa mutlu olabiliyor. Başarısızsa, bir ateistin mutlu olması mantıksal olarak düşünülemez. Siz de dikkat edin, bir insan ateistse ve aynı zamanda başarılıysa, o insan mutlu olabiliyor. Ancak bu başarının getirdiği geçici tatmin duygusu mu? Yoksa huzur mu? MASON arkadaşımız da bu konunun önemine vurgu yapmış. Dünyanın sonlu olduğuna inanan ateist mutlu olabilir, ama nihayetinde onu bir huzursuzluk bekler. O, bu huzursuzluğu hissetmemek için, sürekli başarmak, sürekli koşmak, sürekli pedala basmak zorundadır. Bir anlık durgunluk, ateistte bir bunalım yaratır. Bence kendileri, zorunlu olarak durgunluk dönemine girecekleri hayatlarının son çeyreğinde bu gerçeği anlayacaklar.

Oasis her olasılığı düşünmüş;

1. Kişi ateistse, kendine ve başkalarına yardım ederek mutlu olur.
2. Kişi Yaradana inanıyorsa, onun varlığının gereklerine uyarak ve onun varlığının farkında olarak mutlu olabilir.

Oasis, bence bu iki varlık düşüncesinde de ortak olan bir tema bulmuş; "karşılıksız vermek". Bu da birinci maddeyi sosyalist felsefeye ikincisini de altruist  (özgeci) din felsefesine karşılık getiriyor.

Ben ikinci maddeye katılıyorum. Ancak birinci olasılıkta, "kişi kendini geliştirmeli" ve "başkalarına vermeli" anlayışının sonuncusuna pek katılmıyorum. Eğer ben ateizme inanabilseydim, evvela kendime odaklanırdım. Tabii ki başkalarına da verirdim. Ancak Oasis'den farklı olarak "karşılıklı olmak kaydıyla" verirdim. Çalışmayan, hak etmeyen, asalak olarak yaşayan bir tembele, ancak hak ettiği kadarını verirdim.

Barış, mutlu olmak için "sonluluk" duygusundan uzaklaşmamız gerektiğini ima etmiş. Ben buna katılmıyorum. Bu aslında seküler bir görüştür, ve Epikürcü bir anlayıştır. Epikür de ölüm kaygısının insanı sürekli mutsuzlaştıracağını söylemiş, mutlu olmak için bu kaygının atlatılması gerektiğini belirtmiş ve bu kaygının gereksizliği için şöyle demişti "Ben varken ölüm yok, ölüm geldiğinde de ben yokum (ölümü ve ölmüş olduğumu hissetmeyeceğim, artık "hiç" olduğumu dahi bilmeyeceğim)".

Bir insan kendini buna inandırabiliyorsa ne ala, ben kendimi buna inandıramıyorum. Ölüm bir realitedir ve insan ölüm düşüncesini görmezden gelerek hayatını kuramaz. Kursa bile hayat enerjisinin kaybolacağı yaşlılık zamanında bu kaygı kendini iyiden iyiye belli edecektir.

Barış, daha sonra yazısının son iki paragrafında Hiram adlı üyenin dediğinin benzerini söylemiş. Ailevi ilişkilerde, toplumsal ilişkilerde, iş ilişkilerinde, akademik ilişkide bütünüyle "iyi ve erdemli" olabilmek. Bunun adı zaten Hiram'ın sözünü ettiği "başarı"dır. Bu insana mutluluk verir. Ancak dediğim gibi, bunun mutluluk vermesi için sürekli başarmak ve sürekli koşuşturmak gerekir. İnsan hayatının durgunlaşacağı son dönemde, veya başa gelen bir kazadan sonra örneğin ellerin kesilmesi gerektiği bir durumda, "başarı" temasıyla yola çıkan insan artık mutlu olamaz. Kilit nokta Mason'un dediği Huzurdur aslında. Yanlış anlaşılmak istemem.Başarmak çok mühim bir iştir. Bunu kesinlikle küçümsemiyorum. Benim söylediğim sadece şu; "sürekli mutluluk (huzur) için başarmak bir gerekliliktir. Ancak yeterli değildir"


Martı ve Alaaddin, özünde aynı şeyi söylemiş "Başkaları için yaşa ve mutlu ol". Bumerang metaforuyla da anlatılmak istenen iyi teşbihlenmiş. Bu, defalarca söylediğim bir sosyalist mutluluk anlayışıdır. Başkaları için yaşamak, çok müphem bir kavram. Başkalarına, eğer bana bir katkı sağlayacaksa vermek gerekir. Bu görüşümü burada çok iyi anlatamadım. Ama benim özünde "altruist (özgeci) düşünce"ye karşı olduğumu söyleyebilirm. Altruistler, "ne olursa olsun, kendine çalışma, başkalarına çalış. Kendine çalışırsan bencil olursun, bencillik de kötüdür" derler. Bu kişinin kendini intihar etmesine benzer. Bu düşünceyi ilerde başka bir başlık altında açıklayabilrim.

Isabell, "beklentilere" odaklanmış. Beklentileri aza indirmek gerektiğini söylemiş. Ama bu, sonu kinizme varan ve her başarısızlıkta beklentiyi aşağıya çekip, Sinoplu Diyojen gibi bir fıçı içinde yaşamaktan mutluluk duyduracak bir yaşama vardırır. Bilmiyorum, belki mutluluk veriyordur. Ama bu bir tükeniş felsefesi. İnsan üretmelidir, başarmalıdır. Ancak bu sayede "hak edene" yardım edecek bir potansiyele kavuşmuş olur. Sinoplu Diyojen, muhtemelen bir kadını mutlu edemeyeceği için hiç evlenmemişti de. Böyle bir yaşama tam olarak yaşam denir mi? İnsan beklentilerine kavuşmak için çaba sarfetmelidir. Çaba sarfetmekten kaçınarak, beklentileri azaltmak, bence tozu halının altına süpürerek mutlu olmaya benzer. Kendimizi kandırmayalım, bence böyle bir mutluluk, tam olarak mutluluk sayılmaz.

Ben kendi mutluluk anlayışımı sanırım burada özetledim. Ama toparlamak isterim.

Bence mutluluk, insanın kendi koyduğu hedeflere ulaştığında duyduğu bir olumluluk duygusudur. Mutluluk, oturduğun yerde elde edilemez. Bunun için çalışmak, çabalamak, gelişmek lazımdır. Ancak sadece bu da yetmez. Huzur için, evrendeki sistemin kendi kendine olmadığını dürüstçe itiraf etmek, ve bir yaratıcının varlığını inkardan uzaklaşmak gerekir.






Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Ağustos 13, 2009, 09:50:36 ÖS
Yanıtla #12

Isabell, "beklentilere" odaklanmış. Beklentileri aza indirmek gerektiğini söylemiş. Ama bu, sonu kinizme varan ve her başarısızlıkta beklentiyi aşağıya çekip, Sinoplu Diyojen gibi bir fıçı içinde yaşamaktan mutluluk duyduracak bir yaşama vardırır. Bilmiyorum, belki mutluluk veriyordur. Ama bu bir tükeniş felsefesi. İnsan üretmelidir, başarmalıdır. Ancak bu sayede "hak edene" yardım edecek bir potansiyele kavuşmuş olur. Sinoplu Diyojen, muhtemelen bir kadını mutlu edemeyeceği için hiç evlenmemişti de. Böyle bir yaşama tam olarak yaşam denir mi? İnsan beklentilerine kavuşmak için çaba sarfetmelidir. Çaba sarfetmekten kaçınarak, beklentileri azaltmak, bence tozu halının altına süpürerek mutlu olmaya benzer. Kendimizi kandırmayalım, bence böyle bir mutluluk, tam olarak mutluluk sayılmaz.

Sevgili Poperrist; sanırım Mutluluğu 'beklentiler' üzerine temellendirmeye çalışıyormuşum gibi hem bir görünüm hem de bir yanlış anlama doğdu. Tabi bunda Sizin suçunuz var demiyorum, özür diliyorum. Buna ben mahal verdiğim için açıkçası yorumunuzu dikkatli bir şekilde okuduğumda maalesef bir hayli yanlışlığın ortaya çıktığını da Sayenizde anlamış bulunuyorum ve bundan dolayı hemen düzeltme yapmak istedim.

Söylediğiniz gibi Insanoğlunun beklenti olmadan yaşaması mümkün değildir ve hayatı risk almadan da monotonca yaşamaya dönüşür ki bu da her durumda birey için yaşanılmayacak bir kısır döngüye yol açar. Elbette bunun gerçekleşmesini hiç kimsenin, en az benim kadar isteyeceğini düşünmüyorum. Bundan dolayıdır ki beklentiler kuramını izin verirseniz hemen daha detaylı açma fikrindeyim. Söylemek istediğim şuydu;

Beklentilerin, kendi yaşamım içersinde dahil olmak üzere tüm yaşamlarda bazan büyük hayal kırıklığına uğrattığı bir gerçektir, bunu kimse yadsıyamaz. Ancak koşulların elverdiği sürece bunları yemeğimize nasıl ki tadını daha lezzetli alabilmemiz için birkaç baharat ya da tuz misali bir ekleme yapıyorsak kendi zevkimize göre, aynı şekilde kendi hayatımıza da uyarlabildiğimiz durumda daha başarılı olunabilineceğini düşünüyordum. Açıkçası ben, beklentiler hiç olmamalı demiyorum. Ama her halukarda yukardaki yazımda yanlışlıkla böyle bir ifadenin oluşması yönünde daha ağırlıklı bir düşünceye mahal vermişsem yaptığım bu yanlışlıktan ötürü özürlerimi tekraren sunmakta yarar görüyorum.

Bu arada hayatta her zmaan için başarılı olmak adına zorlu bir çabanın da kişiyi oldukça mutsuz kılacağını da düşünmeden edemiyorum çünkü kişi, kendini sürekli olarak bir alanda başarılı olmaya adamış ve hep bu amaçla hayatını devam ettiriyorsa bir yere odaklanmış demektir.  Böyle bir durumda ise kişi, hayatın diğer yönlerinden tamamiyle mahrum ya da geri bırakılacaktır. Onun için ben, kendi yaşamım üzerinde yapmaya çalıştığım şey, olabildiğince kendimi kısmi ya da yeterli olarak her alanda yetiştirmeye ve bazı önemli hususlarda temkinli olmaya adadım. Bazan önemli derecede risk almadan önce kaybettiklerimi düşünerek ölçüp, tartıp o şekilde adım atmışımdır. Yani bunu neden açıkladım çünkü hayatta her zaman için yapılması gereken sürekli olarak gelişim, ilerleyiş ve kendini olabildiğinde yetiştirmektir. Saygı ve Sevgi bağlamında hareket etmek, başkalarını kendin gibi düşünerek yaşamak ve özgürlüğünü başkalarının haklarını kısıtlamayacak derecede kullanmaktır. Bunu yapabilen Insanların zaten kendi hayatlarında huzurlu olduklarını anladım. Kendi yaşamıma uyarladığımda ise aynısını bizzat yaşayarak gördüm. Biraz uzun oldu ama Sevgili Poperrist; kendimi ifade etmeye çalışmamın asıl nedeni doğru olarak anlaşılmaktır. Yanlış anlaşılmak ve hep öyle algılanmak istemediğim içindir. Son olarak bir de şunu ilave etmek istiyorum. Hayatı tamamen 'Bilgi ve Inanç ' üzerine temellendirmeye karar verdiğim günden itibaren bunun önemini de tamamen anlayarak yoluma bu şekilde devam ettim:)  

Saygılar,
« Son Düzenleme: Ağustos 13, 2009, 10:05:49 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ağustos 13, 2009, 11:11:59 ÖS
Yanıtla #13
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Sn popperist psikiyatrist misiniz ? :D Ayrıca üşenmeyip benim cevabıma da yorum yazdığınız için teşekkürler.
''Kızıl elmada buluşalım''


Ağustos 14, 2009, 12:47:55 ÖÖ
Yanıtla #14
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1668

Mutlu olmak oldukca kaygan bir zeminde seyiriyor . Cok mutluyken nerden geldigi belli olmayan bir anda sizi utandiracak ve dolayisi ile moralinizi bozacak bir hadisenin vaki olmamasi icten degil. Bu acidan, mutlulugun ana kaynagi bence hayata hangi vetireden baktigimizla dogrudan alakali diye dusunuyorum. Misalen bende olan maddi manevi elementler kendimi mutlu etmeye yetiyor sukurler olsun.Yani dunya cennetinde mutlu olmak gibi bir sey sanirim. Kendime disardan bakarak sunu rahatlikla ifade edebilirim ki, cogu zaman mutluluga ve huzura sahip bir insanim. Bu demek degil ki hic menfi hadiselerle karsilasmadim. Bilakis cocuklugumdan beri basimdan musibetler yagmur gibi dokuldu. Fakat hep gokler otesinin tesellileriyle ebedi bir karamsarliga dusmedim ve  bu beni simartmadi. Yani surekli bir teselli beklentisinde olmadim. Fakat zamanla hayat tarzim haline geldi.  

Ne yazikki bu ozelligimin fazlaca dikkat cekmesinden olsa gerek gecmiste karsilastigim bazi insanlar tarafindan envai cesit entrikalara malzeme oldum. O yuzden icten gulumsememi yabancisi oldugum insanlara karsi ozellikle kadinlara karsi kapadim. Oldukca zor bir insan oluverdim.. Ister istemez uzun vadede tanisiklik uzre olacagim herkesi karsimdakine hissettirmeden test eder hale geldim. Yine gulumsuyorum ama vizeli. Bu ozelligim asik suratli oldugum anlamina gelmiyor tabiki.

Bununla birlikte mutluluktan ayri olarak, kainat ve ozellikle insana dair cozemedigim bazi "neden ve nicin" sorulari var. Sorularimin cevaplarini bulsam da bulmasam da bu bende olan mutlulugu etkilemeyecek. Yine mutluluktan ayri olarak kismen eksik gibiyim. Bunu da ayakkabimin diger ciftini bir gun giyince ikmal olacak diye yorumluyorum.  


Mutlu geceler..
« Son Düzenleme: Ağustos 14, 2009, 01:04:47 ÖÖ Gönderen: Isis »


Ağustos 14, 2009, 05:41:26 ÖS
Yanıtla #15

Sn popperist psikiyatrist misiniz ? :D Ayrıca üşenmeyip benim cevabıma da yorum yazdığınız için teşekkürler.

Onu bilemem ama Sevgili Aladdin; ne açıdan bakarak böyle bir yakıştırmayı yaptığınızı doğrusu pek anlayabilmiş değilim fakat Sevgili Popperist'in gayet güzel bir analiz etme yeteneğinin de bulunduğunu ben de dahil olmak üzere diğer Arkadaşların düşünceleri doğrultusunda yorum yapması aynı zamanda bir düşünür olduğunu da göstermekte, bence bu açıdan baktığımızda şahsen Arkadaşımızı takdir etmeden geçemiyorum. Bu arada kimsenin avukatlığını yapmıyorum ama belki bi şekilde söz bana da düşmez çünkü kendisine atfedilen ya da yöneltilen açıklamalar karşısında kendi savunmalarını rahatlıkla yapabilecek düzeyde olduklarına inanıyorum desem de bazan kendimi tutamıyorum :(

Neyse Sevgili Aladdin'in de yorum biçimini de görmek bence pek de kötü olmaz, diye düşünüyorum:) Şunu söylemekte yarar görüyorum artık 3. boyut kapsamında yer almayacağımız için kendimizi bir üst boyuta hazırlayarak Ruhsal Bilgiler açısından daha da güçlü tumamız gerekmekte çünkü her boyutun belirli bir kapasitesi ve evrimi söz konusu olacağı için gerçi Alaaddin kardeşin sanırım bu konuda pek bir sorunu olmadığı için açıklamalarımı belki garipseyebilir ama her boyutun kişiliğini ve evrimine uygun olamayanların ne yazıkki bulundukları boyutta kalmaya mahkum kaldıklarını zaten birçoğumuz biliyordur. Neyse daha fazla açıklamasını yapmak isterdim ama söylediğim gibi karmaşık bilinçler arasında yeralmamız bizlere tek tip bir bakış açısından uzak tutmaya sevketmektedir.

Saygılar,
« Son Düzenleme: Ağustos 14, 2009, 05:46:57 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ağustos 14, 2009, 11:08:29 ÖS
Yanıtla #16

Sevgili Isabell, beklentiler konusunda sizi yanlış anlamış olabilirim. Aslında doğru anladım, fakat bu düşüncenin varacağı sonuçları ortaya çıkarınca, siz söylediğinizi biraz daha yumuşatmak zorunda kalmış olabilirsiniz. Bu da doğaldır. Ayrıca özür dilemişsiniz, bana bir kötülük yapmadığınıza göre özür dilemenize de gerek yoktu.

Beklentiler tabii ki önemlidir. Ben sizin deyiminizi felsefi bir koda indirgedim. Antik yunan felsefesindeki "kinizm" akımına oldukça uygun düşen bir düşüncenin bir mottosuydu "beklentileri aza indirmek". Aslında onların mottosu insanın hayattan hiçbir beklentisi olmaması idi. Ben bu düşünceyle biraz haşır neşir olduğumdan, sizin söyleminizi de bu kategori içinde değerlendirdim. Diyojen felsefesi, insanın bir şey üretmediği bir felsefedir, ve beklentileri aza indirgemek, kinizmin onaylayacağı bir görüştür. Ben ilk mesajınızda söyleminizi bu görüşe indirgedim (tıpkı diğer arkadaşlara yaptığım gibi).

Ancak ikinci mesajınız, sizi daha iyi anlamama neden oldu. Tabii ki, bu görüşün uzayacağı nihai noktaları gördüğünde, insan beklentileri aza indirme düşüncesinden hoşlanmaz. Bunu siz de gördünüz ve konuyu biraz daha açtınız. İyi de oldu.

Beklentilerin hiçliğe varacak kadar inmemesi, sadece insanın hayatın realitelerine uygun beklentiler içinde olması gerektiğini söylemişsiniz. Bu rasyonel bir düşüncedir.

Şu söze bir bakın;

"Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme huzurunu, değiştirebileceklerimi değiştirme cesaretini ve ikisi arasındaki farkı bilme akıllılığını ihsan et." Reinhold Niebuhr

Beklentiler derken sizin tam olarak kastettiğiniz buydu sanırım. Bu tam anlamıyla olgun bir düşüncedir.

Eğer insanın beklentileri arasında realiteye, hayata, yaşama uygun olmayan, olamayacak olan şeyler varsa o insan mutlu olamaz. Çünkü bu beklentiler realiteye uymaz. Bu insan ne kadar çabalarsa çabalasın, tüm ömrünü boşa harcamış olur ve mutluluk bulamaz.

Eğer insanın beklentileri realiteye uygunsa, gerçekten bu beklentiler gerçekleştirilebilir şeyler ise, insan bu beklentilerini gerçekleştirmek için çabalar, ve çabasının hakkını alır.

Bu iki tür beklenti arasındaki farkı bilmek ise, işte bu bilgeliktir.

Çoğu insan, kendini değiştirmeden başkalarını değiştirmeye heveslenir, kendini değiştirmeden dünyayı değiştirmeye, kendi hayatını saçma ideolojilere adamaya heveslenir. Bunlar realiteye uygun olmayan şeylerdir. Bu insan başarısızlığa mahkumdur. Diğer bir kısım ise, metodoloji bilir, neyin nasıl işlediğini keşfeder ve hayata uygun hedeflere odaklanır. O insan dünyayı bile değiştirebilir. Çünkü beklentisi, hayat dinamiklerine uygundur.

Tabi bunları lafta söylemek kolay. İşin zor kısmı bu iki tür beklenti arasındaki farkı bilebilmekte. Ben bu gerçeklerin farkındayım, ancak hala ikisi arasındaki farkı tam olarak bilemiyorum. Ben de hatalar yapıyorum. Bunun için düşünmeye zaman ayırmak gerekir. Bilgelik, insanın kendini ve içinde yaşadığı evreni iyi anlamasıyla, sınırları ve olanaklılıkları bilmesiyle elde edilen bir şeydir. Ama çoğu insan bu konuda toydur.

Beklenti konusu bu yüzden önemlidir. Düşünmeyen bir insanın tüm hayatını bir hiç uğruna harcaması işten bile değildir. Ve bu, çok az gördüğümüz bir şey de değil.

Sayın Alaaddin, psikiyatrist değilim :) Ama "insan"ın ne olduğunun tam olarak anlaşılması gerektiğine inanırım. Bu yüzden psikolojiyi biraz fazla önemserim.
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Ağustos 15, 2009, 11:50:51 ÖÖ
Yanıtla #17
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

Sayın popperist;

Teşrifinizin,siteninin seviyesini tetikleyeceği,yazdığınız birkaç mesajdan anlaşılmakta ve bu, benim ve benim gibi düşünenler adına  oldukça memnuniyet verici.Farkındalığınızın,site üyesi arkadaşların ortalamasının üst sınırına yakın olduğunun idrakin de olarak,yazılarınızı gayet özenle takip etmeye ve kendi çapımda manalar yüklemeye çalışıyorum.

Değiştiremeyeceklerimiz için huzur istediğimiz Tanrı'dan,bir anlamda kabullenmelerimizi arttırmasını,realiteyi idrak etmemizi sağlamasını,hayallerimizi ve hedeflerimizi buna göre şekillendirebilme basiretini ihsan etmesini talep ediyoruz.Ben,zaten realiteyi kabullenmenin,huzur için mutlak bir erdem olduğunu,bizi huzura götürecek kabullenmemiz gereken realitenin ilk sırasında da da "ruhun ölümsüzlüğüne"dair bir kabullenmenin bulunması gerektiğini,bu aşamayı alt edebilenlerin,huzur için gerekli diğer kabullenmelerle çok daha rahat ve güvenli yüzleşebileceğini düşünüyorum.

Realitenin kabullenebilmesi serüveninde bizleri en çok zorlayacak olgunun,değiştirilemeyecek olanlarla,değiştirilebilecekler arasındaki farkın idraki olduğunun da bilincindeyim;bu konuda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.Değiştirilemeyeceklerin kabulü için gereken huzur un önündeki en büyük engellerin ise,"nefs"imizin ve kişiliğimizin oluşturduğu" eşik"lerden müteşekkül  olduğunu,bunlarla başetmeyi öğrenmedikçe de bu yolda mesafe kat etmenin ve gerçek anlamda kabullenmelerin kabullenebilmesinin mümkün olamayacağına inanıyorum.


Saygılarımla
« Son Düzenleme: Ağustos 15, 2009, 11:54:17 ÖÖ Gönderen: ceycet »
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ağustos 15, 2009, 01:23:04 ÖS
Yanıtla #18

Sevgili Isabell, beklentiler konusunda sizi yanlış anlamış olabilirim. Aslında doğru anladım, fakat bu düşüncenin varacağı sonuçları ortaya çıkarınca, siz söylediğinizi biraz daha yumuşatmak zorunda kalmış olabilirsiniz. Bu da doğaldır. Ayrıca özür dilemişsiniz, bana bir kötülük yapmadığınıza göre özür dilemenize de gerek yoktu.

Çok doğru, haklısınız. Ilk başta böyle bir düşünceye kapılmıştım ve daha detaylarını karşımda görünce fikrimin -biraz olsun- yanlış olduğuna kanaat getirdim. Yani Sizin söyleminizle derhal yumuşatma yoluna başvurdum:)


Beklentiler tabii ki önemlidir. Ben sizin deyiminizi felsefi bir koda indirgedim. Antik yunan felsefesindeki "kinizm" akımına oldukça uygun düşen bir düşüncenin bir mottosuydu "beklentileri aza indirmek". Aslında onların mottosu insanın hayattan hiçbir beklentisi olmaması idi. Ben bu düşünceyle biraz haşır neşir olduğumdan, sizin söyleminizi de bu kategori içinde değerlendirdim. Diyojen felsefesi, insanın bir şey üretmediği bir felsefedir, ve beklentileri aza indirgemek, kinizmin onaylayacağı bir görüştür. Ben ilk mesajınızda söyleminizi bu görüşe indirgedim (tıpkı diğer arkadaşlara yaptığım gibi).

Tamamen haklısınız ve olayı Felsefi açıdan ele almanız, güzel bir bağdaşlık kurmanız beni tamamiyle rahatlattı diyebilirim. Çünkü benim de herşeyi bilmediğim açık ve nettir. Bu vesileyle de birbirimizden fikir almak ve bildiklerimizi biraz daha genişletmek, bilmediklerimize açıklık getirebilmek benim için o kadar mükemmell bir duygu ki Sizin görüşlerinize hürmet duyuyor ve bu sayede yanlışlıklarımı telafi yoluna gitmeye yöneltmeniz benim için aynı zamanda olumlu bir durumdur da..

Doğrusu yukarıda kurduğunuz bu güzel bağ kapsamında düşüncelerimde birazcık açıklık ve en azından hemfikir olduğum bir görüşte beni ılımlı olmaya sevketti. Size nasıl Teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Ayrıca derin bir Bilgi anlayışına sahip olmanız beni gerçekten çok Sevindirdi. Bilgi açlığımı doyurmak için Bilgi'nin peşinde nasıl koştuğum ve dindiğim Bilgilerin bana ne kadar çok yarar getirdiğini hesaba kattığımda ise Sizin gibi Bilgili bir Insan'a her zaman Saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Lütfen bunu abartılı olarak görmeyin, çünkü öyle bir yaşam modundayız ki Bilgiden yoksun insanlarla neredeyse iletişimim çok zayıf denilebilir. Onlardan alacağım birşey yoksa onlara verebileceğim hiçbirşey de yok demektir. Bunu bencillik bağlamında düşünmeyiniz. Malum bilgiden yoksun insanların ne kadar çok bencilliklerinin kölesi oldukları ve art niyet taşıdıkları, etrafına sahip oldukları kıskançlık, hırs, kin ve nefret duygularıyla hareket ederek zarar verdikleri, bu sebeple de bu gibi seviyelerini koruyamayanlardan neden uzak durduğum bu sayede anlaşılabilinir, diye düşünüyorum.

    

"Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme huzurunu, değiştirebileceklerimi değiştirme cesaretini ve ikisi arasındaki farkı bilme akıllılığını ihsan et."


Açıkçası düşüncelerimin temelinde tamamiyle bu Görüş'ün yattığını ifade etmek isterim. Her zaman için bu Görüş doğrultusunda hareket ettiğimi ve karlı çıktığımı anladığımı, bunun dışında hareket ettiğimde ise tamamen zararlı çıktığımı, edindiğim hayat tecrübeleri sayesinde anlamış bulunuyorum. Daha öğrenecek çok şeyin olduğunu ise Sizin vazsıtanızla anladığımı bilmek bana daha çok huzur verdi, inanın:)

Benimle bu güzel Fikirlerinizi paylaştığınız için kendi adıma sonsuz Teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılar ve Hürmetler..  

« Son Düzenleme: Ağustos 15, 2009, 01:25:44 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Ağustos 15, 2009, 01:37:25 ÖS
Yanıtla #19

Eğer insanın beklentileri arasında realiteye, hayata, yaşama uygun olmayan, olamayacak olan şeyler varsa o insan mutlu olamaz. Çünkü bu beklentiler realiteye uymaz. Bu insan ne kadar çabalarsa çabalasın, tüm ömrünü boşa harcamış olur ve mutluluk bulamaz.

Eğer insanın beklentileri realiteye uygunsa, gerçekten bu beklentiler gerçekleştirilebilir şeyler ise, insan bu beklentilerini gerçekleştirmek için çabalar, ve çabasının hakkını alır.


Işte uzun zamandır üzerinde durduğum ve beni çok şeyi anlamaya, idrak etmeye yönelten bu iki durum arasındaki farkı görmeye çalışmamdır. Dünya yüzeyinde bahsettiğiniz bu iki düşünce kapsamında düşünecek olursak birinci tercih doğrultusunda hareket edenlerin ikinci tercih doğrultusunda hareket edenlere göre daha zararlı çıktığı ve hayatını neyin üzerine kurduysa tıpkı bir çürük temel gibi kurmuş olduğu binanın hızla çökmesi misali hem büyük bir şaşkınlığa uğradıkları hem de hayatını geçeliliği olmayan boş şeylerle geçirmiş olmanın vermiş olduğu üzüntüyle birlikte pişmanlık duyduğu hayatın her alanında kendini büyük ölçüde hissettirip anlaşılmayı kolaylaştırmaktadır.


Çoğu insan, kendini değiştirmeden başkalarını değiştirmeye heveslenir, kendini değiştirmeden dünyayı değiştirmeye, kendi hayatını saçma ideolojilere adamaya heveslenir. Bunlar realiteye uygun olmayan şeylerdir. Bu insan başarısızlığa mahkumdur. Diğer bir kısım ise, metodoloji bilir, neyin nasıl işlediğini keşfeder ve hayata uygun hedeflere odaklanır. O insan dünyayı bile değiştirebilir. Çünkü beklentisi, hayat dinamiklerine uygundur.


Maalesef, hayatta en çok yapılan en büyük olumsuzluklardan biri olarak gördüğüm bu durumun hiçkimseye bir yarar getiremeyeceği görüşüne sahip olunmasını istediğim belki de en büyük dileklerimden bir tanesidir. Hiç kimse hiçbirşeyi kendi istekleri doğrultusunda değiştiremez. Bunda tıpkı bir babanın evladını olduğu gibi kabul etmek yerine sürekli olarak kendi hakimiyeti kapsamında değiştirmek, emellerine ugyun bir köle durumuna getirmek ya da istediği koşullarda yaşamasını sağlamaya benzer. Oysaki burada yapılan en büyük yanlış kişinin ne yaşayacağı, ne tür durumlarla karşılaşacağı ve en önemlisi de hayati tecrübelerden yoksun kalmasına neden olarak ona aslında en büyük haksızlığı yaptığının farkına varılması gereklidir. Bu durumda yapılması gereken herkesi kendi haline bırakıp ama yaşam deneyimlerinden faydalanmak isteyenlere 'Bilgi isteyene verilir' misali yardımcı olmaktan da geri durmamalıyız.

Derin ve ayrıntılı bir bakış açısına sahip olmanız ve bu özelliği faydalı bir kullanımda kendi yaşamınızda hem özünüzü hem de çevrenizdeki Insanları aydınlatmanız sebebiyle Sizi bir kez daha Takdir etmeme izin verin..

   '' Bahçede yetişen serayla tarlada yetişen meyvanın tadı asla bir olmaz '' .

Saygılarımla,    
« Son Düzenleme: Ağustos 15, 2009, 01:40:02 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
7952 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 04, 2017, 06:55:14 ÖS
Gönderen: Zennn
1 Yanıt
6304 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 28, 2011, 04:37:50 ÖÖ
Gönderen: MASON
2 Yanıt
4735 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2009, 01:03:01 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
2 Yanıt
3487 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 29, 2009, 10:54:28 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1609 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2011, 10:48:31 ÖS
Gönderen: Felix Steiner
4 Yanıt
2079 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 30, 2011, 08:45:04 ÖS
Gönderen: zarathustra
Mutlu Yıllar

Başlatan AQUA « 1 2 » Guncel Konular

11 Yanıt
2991 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 02, 2012, 12:43:05 ÖÖ
Gönderen: VOLKAN CÖMERT
17 Yanıt
4842 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 19, 2017, 11:19:48 ÖS
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
1263 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 20, 2013, 10:01:04 ÖS
Gönderen: karahan
0 Yanıt
1430 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 23, 2014, 02:33:47 ÖS
Gönderen: Sade