Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: BİRİNCİ HAÇLI SEFERİ - 6  (Okunma sayısı 2306 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 26, 2009, 08:27:06 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



KUDÜS KIYIMI


Birdenbire göçen bir barajdan boşalan sel suyu gibi Kudüs’ün içine akan haçlılar, önlerine her kim çıkarsa, asker, sivil, kadın, çocuk demeden hunharca kılıçtan geçirmeye, bir yandan da binaları yakıp yıkmaya giriştiler. Akan kanın, yerlere serilen cesetlerin, can çekişenlerin, bedenlerden kopmuş parçaların, yıkıntıların, toz ve dumanın haddi hesabı yoktu.

Kentin merkezindeki sinagoga sığınıp kapının arkasına yığınak yapmış bir grup Yahudi'nin sonu daha da acı oldu. Haçlılar kapıyı kırmak için uğraşmak yerine binayı ateşe verdi. Yahudiler canlı canlı, haykıra haykıra yanarak öldü.

Şimdi bu noktada izninizle tarihsel anlatımlara biraz ara verip, yorum yapmak istiyorum.

Yüzyıllardan beri Kudüs’te Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi halk arasında önemli bir sorun yoktu. Her biri kendi ibadetini yapar, kendi töresine uygun yaşardı. Diğerleri bunu hoşgörü ile karşılardı. İslâm toplumu, bu bakımdan anlayışlı davranırdı. Aynı tutumu diğerleri de benimseyince gül gibi yaşayıp giderlerdi. Sadece dışarıdan gelen Hıristiyan ve Yahudiler yabancı sayılırdı.

Patrik Simeon, Pierre l’Ermite’in kışkırtmasıyla ateşe gelmişti. Aslında Müslümanlardan yakınmasını gerektirebilecek hiçbir şey yoktu. Elbette arada sırada birbirine karşı ters davranan, bundan ötürü kavga edenler olurdu ama böyle olaylar dar bir çevrede kalırdı.

Antisemitizm yani Yahudi karşıtlığı, tarih boyunca Hıristiyan toplumlarında İslâm toplumlarından çok daha belirgin olarak görülmüştür. Nitekim haçlı seferine çıkılmadan önce Batı Avrupa’nın birçok yerinde Yahudiler üzerine kitle halinde saldırılar düzenlenmiş, özellikle Fransa ve Germen ülkelerinde binlerce Yahudi öldürülmüştü. Dolayısıyla Kudüs’teki Yahudilerin topluca yanarak ölüme terk edilmesi, bundan üç yıl önce Avrupa’da yer yer görülmüş kıyımların yanında hiç kalır.

Peki bu nedendir?... Bu işin arkasında hep bir ekonomik gerekçe mi vardır? Asıl amaç hep zenginleşen Yahudilerin paralarına ve mallarına konmak mıdır?

Öyle olsa da bunu halka anlatmak, halkı bu bağlamda kışkırtmak olanaksızdır; halka yağma hakkı tanınmadığı sürece… Yağma hakkı da öldürme hakkını getirmez; parasını ve malını alırsın, canını bağışlarsın. Ancak o tarihte yağma değil, öldürmektir amaç…

O çağlarda yaygın bir inanışa göre, İsa çarmıhta geriliyken kendinden yana olanlara yani Hıristiyanlara «Benim öcümü alın!» diye seslenmiş. İsa’nın öcü kimden alınacak?... Elbette onu doğrudan çarmıha geren, bunu Romalıların baskısı üzerine yaptıklarını ileri sürerek kendilerini savunan ve sözüm ona haklı çıkaran Yahudilerden... Nitekim bundan ötürü haçlı seferi boyunca da pek çok Yahudi sorgusuz ve yargısız katledilmişti.

Kudüs’teki Hıristiyanlar ise, daha Haçlı ordusu yaklaşırken «Ne olur ne olmaz! Bizi arkadan vurmaya kalkışmasınlar.» diye düşünülerek kent dışına çıkarılmıştı. Böylece bir bölümü kurtulmuş oldu. Yoksa Hıristiyanlar kente girdiğinde onlar da kim vurduya giderdi. Dolayısıyla, Haçlı ordusu askerlerinin özellikle Yahudilere karşı acımasız davrandığını söylemek de doğru olmaz. Öylesi denk düşmüştü.

Bu hızlı ve toplu kıyım boyunca sadece haçlı sancağının Mescid-ül Aksa’nın kubbesine dikilmesine boyun eğerek teslim olan birkaç Müslüman askerin canı bağışlandı. Kentin her bir yanına yığılı ceset artıklarını temizleyerek toplayıp dışarı çıkarmaları koşuluyla Kudüs’ten ayrılmalarına göz yumuldu.

Bu olay da bir kez daha Godfrey de Bouillon ile Raymond de St. Gilles’i  karşı karşıya getirdi. Çünkü Müslümanlara bu olanağı tanıyan Godfrey’in şövalyeleriydi. Kente girmekte gecikmiş olan Raymond bunu öğrenince, çılgına dönüp kıyameti kopardı. Godfrey’i Hıristiyanlığa ihanet etmekle bile suçladı. Godfrey ise buna aldırmadı. Gerekiyorsa dövüşürlerdi bile ama böyle saçma sapan bir nedenden ötürü bunu yapmaya değmezdi. Nasıl olsa, eninde sonunda olacağı oydu; bunu ikisi de biliyordu.

Şimdilik bu aşamadaki sonuca bakalım:

Birinci Haçlı Seferi ile Kudüs’ün Hıristiyanlar tarafından ele geçirilmesi olayı, “Godfrey de Bouillon’un zaferi” olarak nitelendirildi. Kente ilk giren komutan oluşu ona bu onuru kazandırdı.

Raymond de St. Gilles Kudüs’e girince, daha toplu kıyım sona ermeden dosdoğru kentin merkezine yürüyüp, ordugâhını “Davut’un Kulesi” olarak da anılan iç kalede kurmuştu. Böylece, âdeta egemenliğini ilân etmişti. 

Godfrey de Bouillon ise, Kudüs’e ondan çok daha önce girmiş olmakla birlikte o tarihte üzerinde eskiden kalma birtakım yıkıntılardan başka hemen hiçbir şey görülmeyen “Siyon Tepesi”ni tutmayı yeğlemişti.

Haçlılara, dolayısıyla Hıristiyan dünyasına zafer kazandırmış olarak nitelenen bu komutan, acaba niçin böyle kenara çekilmişti?

Gerçekten öyle mi yapmıştı; rekabette yenilgiyi kabullenip, kenara mı çekilmişti?



Bu soruyu yanıtlayabilmek için Kudüs’te bundan sonra olup bitenleri bilmek gerek.

Ancak buradaki konu başlığımız “Birinci Haçlı Seferi” ve işte o sona erdi. Bir başka başlık açmalı; örneğin “Kudüs Krallığı” gibi…


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2632 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 28, 2007, 02:06:01 öö
Gönderen: shemuel
0 Yanıt
1955 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 24, 2009, 10:50:55 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2407 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 24, 2009, 12:24:48 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1954 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 24, 2009, 06:26:02 ös
Gönderen: ADAM
6 Yanıt
4246 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 30, 2009, 03:23:20 ös
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1585 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 25, 2009, 12:05:36 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2215 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 25, 2009, 08:25:56 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
9544 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 29, 2009, 08:32:44 öö
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4881 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 13, 2010, 08:44:06 ös
Gönderen: Texan
0 Yanıt
2923 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 14, 2010, 08:28:04 öö
Gönderen: ADAM