Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: “Mason Töresi” ne demektir?  (Okunma sayısı 9188 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 08, 2009, 01:59:07 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7279
  • Cinsiyet: Bay




Töre sözcüğünün bir sözlük anlamı “ahlâk”tır. Şu halde mason töresi “bir masondan beklenen ahlâk” anlamında alınabilir.

Törenin bir diğer tanımı ise “bir toplulukta benimsenmiş yaşam tarzı ve davranış biçimlerinin, toplumsal kuralların, gelenek ve göreneklerin, ortak alışkanlıkların, anlayışların ve değer yargılarının bütünü” biçimindedir. Buradaki “bir toplulukta” sözü yerine “Masonlukta” konulacak olursa, mason töresi tanımlanır.

Bu töre “evrensel bir insanlık töresi”nden farklı değildir; iyiliklerin kötülüklere, doğrulukların yanlışlıklara, güzelliklerin çirkinliklere üstün gelebilmesi için her masonun mutlaka benimsemesi gereken tutum ve davranışlarının tümünü içerir.

Şunu merak edebiliriz: «Mason Töresi’nin temel kaynağı nedir?»

Bazı mason kuruluşlarına göre bu töre kaynağını Masonlukta öteden beri süregelen “sağlam ve değişmez gelenekler”den alır.

Bazılarına göre ise bu töre, öncelikle dinsel inançlardan ve yükümlülüklerden kaynaklanır.

Bazılarına göre de, çeşitli dinlerin, felsefe sistemlerinin, toplum bilimsel (sosyolojik) tasarımların ve insanlığın çağlar boyu biriktirdiği deneyimlerin oluşturduğu bir erdemler bütünüdür.

O zaman da şu sorulacak elbette: «Masonlukta üzerinde durulan erdemler nelerdir?»

Bunlardan çoğu, uygar toplumlarda birer “erdem” olarak benimsenmiş olan şu bireysel niteliklerdir: İyilik, doğruluk ve dürüstlük, alçak gönüllülük, sabırlılık, yüreklilik (cesaret), yurtseverlik, çalışkanlık, görev duygusu, öz veri (fedakârlık), direşkenlik (dayanıklılık), uyanıklık (teyakkuz), içtenlik (samimiyet), bağlılık (sadakat), yardımseverlik, sevecenlik (şefkat), insanseverlik, onur (haysiyet), ve bunların hepsinden daha önemli olan tolerans ile hoşgörü.

Bunları böyle sıraladıktan sonra soru sorma sırası bende:

Bunlardan hangisinin üzerinde duralım? Yoksa hepsi anlaşılabilir mi; hiçbirinin üzerinde durmak gerekmez mi?

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 08, 2009, 02:08:18 ÖS
Yanıtla #1

Bu sayılan hasletler hepimizce bilinmektedir Sayın Adam; hepsi de anlaşılabilirliği yüksek terim ve kavramlardır. Bu yüzden kendi fikrimce üzerinde durmanın bir içeriği yok bana göre.. Gene de Karar, Sayın Adam' ındır. Gerekli görürlerse elbetteki gereği görüldüğü için paylaşacaktır.

Saygılar,
« Son Düzenleme: Kasım 08, 2009, 02:16:17 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 08, 2009, 02:13:53 ÖS
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın ADAM;

ben,alçakgönüllülük,içtenlik,onur ve tölerans erdemlerinin masonluktaki önemini ve uygulanışını merak ediyorum.Özellikle,içtenlik(samimiyet)erdeminin zamana ve mekana dayalı yorumu,beni herdaim rahatsız etmiştir.Masonluğun,bahsekonu erdemeleri kabullenmeleri ve uygulamaları tartışmaya değer dir diye düşünüyorum.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 08, 2009, 02:37:59 ÖS
Yanıtla #3
  • Ziyaretçi

bence üzerinde durulması gereken S +S +H  =2009 ( anadolu insanı  )yani sevgi saygı ve hoşgörü . galiba anadolunun şuan en çok ihtiyacı. bu üç duygunun keşisimimin kelime karşılgına ne isim verelim . benimde sorum bu. tabii bu birleşime itirazları olanlar karşı görüşlerini  açıklarlar ise bizde aydınlanmış oluruz . sevgiler.


Kasım 08, 2009, 03:02:25 ÖS
Yanıtla #4
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7279
  • Cinsiyet: Bay


Sayın ceycet dört kavram üzerinde durmamızı istiyor.

Bunlardan ilk üçü kolay. Dördüncüsü zor.

Bu arada Sayın Erdal'ın da sordukları var. Ancak önce Sayın Ceycet'e öncelik verelim; sonra Sayın Erdal'a gelelim.

Sayın Ceycet'in üzerinde durulmasını istediği kavramlardan ilk üçü:


Alçak Gönüllülük

İnsanın, öz varlığına karşı aşırı düşkün olmayıp, kendi nitelikleri üzerine değerlendirmede bulunabilmesidir.

Alçak gönüllülük, bir bakıma kibir ve gururun karşıtıdır. Masonlukta, bir masonun en önemli erdemlerinden sayılır. Yetersizlik, korkaklık ve kendine güvensizlik olmadığı gibi, insanın kendini küçük görerek alçaltması da değildir; kendi değer ve yeteneklerini, olumlu ve olumsuz yanlarını bilerek; kendini olduğundan başka türlü görmemesi ve göstermeye kalkışmamasıdır. Kendisini içtenlikle yargılayıp, bu bağlamdaki yargısını da ortaya koymasıdır. Dolayısıyla, benlik tutkusundan kurtulmayı bilmek, gösterişe değil öze önem vermek, boşuna övünmemek, övülmeyi de beklememektir.

Bir insanın alçak gönüllü gibi görünmesi ile gerçekten alçak gönüllü olması farklı şeylerdir. Gerçekten alçak gönüllü olan kişi ne kendisini kandırır ne de başkalarını kandırmaya kalkışır. Bundan ötürü, alçak gönüllülüğün kaçınılmaz öğelerinden biri de içtenliktir. Alçak gönüllülükle bezenmiş gibi görünen bir tutum ve davranış içtenlikten yoksunsa, bu ancak bir “gösteriş” olabilir.

Aslında alçak gönüllülük, insanın doğasına terstir. Çünkü insanın tutkularını gidermesine neden olur. Gerçi insanın olumsuz tutkularını giderebilmesi bir erdem olarak nitelenebilir ama bunu olumlu tutkularını da giderecek ölçüde aşırılığa vardırırsa, artık bu bir erdem olmaktan çıkar ve bireyi miskinliğe yönelten bir pasif nitelik olmaya dönüşür. Bu yüzden alçak gönüllülüğün erdemliği, içtenlikle dolu olduğu kadar aşırıya kaçmayıp ölçülü olmasına da bağlıdır.

İçtenlik

Sözde, tutumda ve davranışta art niyetsiz ve saklamasız olmaktır.

İçtenlik, kimine göre bir erdemdir, kimine göre ise öyle sayılmaz. Ancak tüm erdemleri besleyen bir nitelik olduğu kuşkusuzdur.

İçtenlik, ikiyüzlülüğün, yalancılığın, yüze gülücülüğün, dalkavukluğun ve art niyetli oluşun karşıtıdır. Sevginin, dostluğun, gerçek kardeşliğin, güç birliğinin, bağlılığın, dayanışmanın ve uyuşmanın kaçınılmaz gereğidir.

Bir insan, içtenlikle doğru ve dürüst bir kimse değilse, onun doğruluğundan ve dürüstlüğünden söz edilemez; sadece doğru ve dürüstmüş gibi görünüyor demektir.

Bir insan, iyiliği içtenlikle benimsememişse, onun yaptığı iyilik ya bir gösteriştir ya da bundan kendine de pay çıkarabilmek içindir.

İçtenlikle dolu bir insan, çevresinde hoş karşılanabilmek için, onur ve saygınlığından özveride bulunmayan kimsedir; sözünü, düşündüğü gibi, çekinmeden ve açıkça söyler.

Masonlukta, bir masondan üç tür içtenlik beklenir:

a) Kendine karşı içtenlikle dolu olması, yani kendini aldatmaması;

b) Mason kardeşlerine karşı içtenlikle beslenen bir tutumu benimsemesi yani kendisini olduğundan başka türlü göstermeye kalkışmaması;

c) Masonluğa içtenlikle bağlanması, yani Masonluğun amaç ve ilkeleri görünüşte benimsemiş olup da, aslında başka amaçlar peşinde koşmaması ve başka ilkeleri öncelikli tutar olmaması.

Masonluğun, evrensel amaçlarının gerçekleşebilmesinin, büyük ölçüde insanların içtenliğine dayandığı söylenebilir

Onur

Bireyin kendine saygı duyması ve başkalarının indinde de saygın kişi olmasıdır.

Onur, Masonluktaki erdemlerin tümü içinde en üstünü olarak tutulur. Bir masonun, tüm diğer bireysel niteliklerinden önce onurlu bir kişi olması gerekir. Nitekim yüzyıllar boyunca birçok ülkede Masonluk, yalnızca masonların onur sahibi kişiler oldukları bilindiği için yüceltilmiştir. Buna karşılık, bazı yerlerle kendi onurunun önem ve değerini düşünmeksizin, toplumun töresine aykırı birtakım girişimlerde bulunarak bundan ötürü suçlanmış ve ayıplanmış, hatta tutuklanarak yargı giymiş bazı kimselerin “mason” oldukları anlaşılınca; bu kez yalnızca o kişiler değil, tüm Masonluğun onursuzlukla damgalandığı görülmüştür.

Dolayısıyla, her zaman ve her yerde onurunu korumak, bir masonun, yalnızca kendine karşı değil, Masonluğa karşı da önemli görevlerinden biridir.

Onur sözcüğünün Türkçedeki bir diğer karşılığı da “öz saygı” (izzetinefis) olarak verilir. Kişinin bu erdemi, diğer erdemleriyle pekişir ve öz varlığını tanıyabildiği oranda gelişir.
 

Ben bu kadar yazdım ama elbette her üç kavram üzerinde hem ayrı ayrı hem birbirleriyle bağlantıları kurularak tartışılabilir. Bu tartışma, Masonlukla bağlantılı ya da bağlantısız da yapılabilir. Benim yazdıklarıma karşıt görüşler de olabilir. Dediğim gibi, sonuncusu olan toleransı sonraya bırakıyorum.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 08, 2009, 03:27:38 ÖS
Yanıtla #5
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7279
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Erdal, sevgi, saygı ve hoşgörü kavramları üzerinde durmamızı istedi. Peki!

Ancak hatırlatma gereğini duyuyorum: Bu kavramlara benim buradaki bakışım genel değil, sadece Masonluk ile bağlantılı bir tarzda olacaktır. Çünkü konumuz Mason Töresi üzerinedir.



Sevgi

Gönülden bağlanmayı sağlayan üstün bireysel duygudur.

Sevgi, “seven”den “sevilen”e yönelen bir duygusal veriştir. Dolayısıyla, hem “seven”in hem de “sevilen”in varlığını gerektirir. Burada “seven” insan ile özdeşleştirilirse; “sevilen”in niteliğine göre üç ayrı tür sevgiden söz edebilme olanağı doğar:

a) Bir başka insana olan sevgi;
b) İnsan dışında, doğanın bir varlığına ya da genel olarak doğaya olan sevgi.
c) Bir tanrısal güce ya da doğaüstü olarak nitelenen bir varlığa yöneltilen sevgi.

Masonlukta konu olan sevgi, insanın, özellikle ve öncelikle insana ve insanların oluşturduğu topluma karşı beslediği sevgidir. Bu tür sevgi, her insanın sürekli olarak gereksinme duyduğu, başkalarından hem almayı beklediği hem de başkalarına vermek istediği, alınca da verince de mutluluk duyduğu bir tinsel (manevi) değerdir.

Sevgi, dostluğun bağı ve toplumsal birliğin temelidir. Kötülükleri, çekişmeleri, çatışmaları, kini, kıskançlığı, bencilliği, umursamazlığı giderir. Ancak insan, yaratılışından sevgi dolu oluşuna karşın, yaşamı boyunca karşılaştığı çeşitli olay ve olguların etkisi altında kalarak, başkalarından almayı beklediği sevgiyi, onlardan esirgemeye yönelebilir. Bu durum, insanların genelde vermekten çok alma eğiliminde bulunmalarından ileri gelir. Sevginin önemini ve değerini anlayamayan bir insan bunu kötüye kullanınca, beriki sevgisini esirgemeye başlar.

İnsanın sevgi verebilmesi için, almanın mutluluğunun yanı sıra, vermenin de mutluluk getirdiğinin bilincine varması hatta belki de bunu yaşamında deneyimle kavraması gerekir. Masonik öğretimin bir bölümü de, masonlara bu bilinci kazandırmayı amaçlar. Masonlukta masonlara bunu denemek de öğütlenir.

Sevgi, buyrukla, zorlamayla, baskıyla, ödüllendirme umutları ya da cezalandırma korkusu verilerek oluşturulamaz ve yerleştirilemez. Totaliter rejimlerin ve dinlerden birçoğunun, insanlar arasındaki sevgi bağlarının geliştirilmesi gerektiğini önermelerine ve savunmalarına karşın, bunu gerçekleştiremeyişlerinin nedeni de buradan kaynaklanır.

İnsanın, duygularını olumlu yöne çevirerek gerçek bir sevgi oluşumunu canlandırabilecek en etkili yöntem, onun kendi kişiliğini, öz varlığını bilinçli olarak tanımasını sağlamaktır. Dolayısıyla, gerçek sevgi, ancak bireysel özgürlük ortamında ve bireysel buyrultu gücüyle yaratılabilir ve yaşatılabilir.

İnsanın öz varlığını tanıma çabası, doğal olarak “öz eleştiri” ile bağdaşır. Kendi kendini eleştirebilen insan, sevgi almayı önemsediği oranda sevgi vermenin önemini ve değerini de kavrar. Sevildiğinde mutlu olduğu gibi, severek mutlu olmayı da başarır. Bu olumlu sonuç, bilinçaltındaki içtepisel sevginin, bilinç üstüne çıkarılarak, bireysel istenç ve beceriyle kontrol edilebilmesidir.

Sevebilmek, yalnızca öz eleştirisini yapabilen bilgili ve olgun kişilere özgü bir yetenek de değildir. Bilgisizlik ve bağnazlık içinde yaşayanlar, batıl inançlara ve dogmalara saplanmış olanlar da sevgi oluşturabilirler. Fakat bu sevgi ya içtepisel ya inançsal ya da fanatiktir. Böyle bir sevgi, kişilere, insanlar arasında ayırım yapma ve ayrıcalık gütme eğilimi getirir; bu da sevginin sınırlı kalması, ön yargılara ve koşullara bağlanması demektir. İnsan sevgisinin, hele insanlık sevgisinin yüceliği, ön yargılardan arınmış ve koşulsuz olmasındadır.

Masonlukta genel sevgi anlayışı “kişide toplumu ve toplumda insanlığı sevmek” şeklindedir. Böylesine bir sevgi, bireysel buyrultuyla yönlendirilen ve denetlenen bir “bilinçli sevgi”dir. Böylesine bir sevgi, “seven”in “sevilen”e önce ilgi duymasını, sonra da onu iyice tanımasını gerektirir. Eğer bir kişi, bir diğer kişiye ilgi duymuyorsa, ilgi duysa bile yeterince tanımıyorsa, onu bilinçli olarak sevebilmesi olanaklı değildir.

Masonlukta benimsenerek önerilen sevgi, körü körüne bir sevgi olmadığı için, çok daha yüce boyutlara ulaşır. Bu, duyarak, düşünerek, anlayarak verilen ve aynı şekilde alınan bir sevgidir. Böylesine bir sevgiden ötürü hiçbir karşılık beklenmez. Özden öze ve içten içe uzanan böylesine bir sevgi, güzellikleri oluşturur. Masonluktaki kardeş sevgisi de bu türden bir sevgidir. Hiçbir kan ya da aile bağına dayanmadığı için, tümüyle bilinçlidir. Bu sevgi, güven, dayanışma, bütünleşme ve birlik içinde güçlenmeyi sağlar.


Saygı

Değer verme duygusu ve bu duygunun tutum ve davranışa yansımasıdır.

Saygı, “töre”nin temellerinden biridir. Üç türünden söz edilebilir:

a) İnsanın kendine olan saygısı: Öz saygı olarak da nitelenen bu saygı, diğer saygıların gerçekleşebilmesinin ön koşuludur. Kendine saygısı olmayan bir kimsenin başkalarına gerçek saygı göstermesi beklenemez; bu ancak bir saygı gösterisi yani bir yapmacık olabilir.

b) İnsanın başkalarına saygısı: Saygı sözcüğü genellikle bu anlamı dile getirmek üzere kullanılır. Bu açıdan her masona, “saygılı kişi” olması önerilir ve öğütlenir. Ancak bu tür saygı baskıyla ya da zorlamayla gerçekleştirilemez; içtenlikle değer vermeyi hatta sevgiyi gerektirir. Baskı ve zorlamayla elde edilebilecek olan “saygı” değil, ancak “boyun eğme” olabilir. İnsanın topluma karşı saygı göstermesi de, bu saygının çoğullaşması ya da bütünleşmesidir.

c) İnsanın doğaya olan saygısı: Bu tür saygı, insanın ileri düzeyde bilinçlenmesi, doğanın önem ve değerini kavramasıyla gerçekleşir. Bu saygının da sevgi ile pekişmesi gerekir. Bazı dinlerde Tanrı’ya ya da tanrılara saygı gösterilmesine ilişkin beklenti, bu tür saygının özel şeklidir.

Hoşgörü

Başkalarının tutum, söz ve davranışlarını, sert tepkiler göstermeksizin, ılımlı olarak ve anlayışla karşılamaktır.

Hoşgörülü olmak, bir masonik erdem olarak nitelenebilir. Çünkü olgunluk, deneyimlilik, serin kanlılık, sevgi ve sevecenlik (şefkat) ile oluşur.

Birbirlerine çok yakın anlamlı oldukları için, “hoşgörü” ile “tolerans” kavramının karıştırıldığı hatta eş anlamlı tutulduğu görülebilir. Ancak, hoşgörü ile tolerans aynı şey değildir. (Bu konuyu Sayın Ceycet’e vereceğim yanıtta yineleyeceğim. Kavramsal olarak çok önemli.)

Hoşgörüde, öncelikle duygusal bir yaklaşım vardır. Hoşgörüyle karşılanan kimsenin tutumunun, söz ve davranışlarının temelindeki nedenleri, savlarını, görüş ve inançlarını anlayıp değerlendirmeyi, kendine göre bir haklılığının bulunup bulunmadığını araştırıp incelemeyi gerektirmez. Bir diğer bakışla, hoşgörünün gerekçesi sorun çıkarmamak olarak nitelenebilir. Dolayısıyla, “bağışlama”, “göz yumma” ve  “aldırış etmeme” gibi kavramlarla bağdaşır. Buna karşılık “tolerans”ta ne bağışlama, ne göz yumma ne de aldırış etmeme vardır. Tolerans, duygusallıktan uzak, tümüyle bilimsel ve akılcı bir yaklaşımı, anlamayı ve değerlendirmeyi gerektirir.

Bir kişinin diğerine onu hoş gördüğünü söylemesi, ona aldırmadığını, onu pek de umursamadığını ya da büyüklük gösterip onu bağışladığını belirtmesidir. Oysa birinin diğerine tolerans gösterdiğini söylemesi, onunla aynı görüş ve düşüncede olmamakla birlikte onun da kendine göre haklı yanlarının bulunabileceğinin benimsendiğini yansıtır.

Bir kusur hatta bir suç hoşgörü ile karşılanabilir ama toleransla karşılanamaz. Ancak bir tutum, inanç ve düşünülerdeki yanılgı ya da eksikliğe tolerans gösterilebilir.

Masonlara, yaşamlarında başkalarıyla ilişkilerinde hoşgörülü olmaya çalışmaları, ancak bunu aşırılığa kaçırmamaya özen göstermeleri öğütlenir. Çünkü aşırı ya da sürekli hoşgörü, bir yandan hoş görülenin şımarmasına yol açarken, diğer yandan da hoşgörü göstereni ya miskin ya da mutsuz eder. Bundan daha önemli olanı ise, başkalarına tolerans gösterebilmektir.


Çok zaman çok değişik yerlerde "hoşgörü" ve "tolerans" kavramlarının eş mi yoksa farklı mı olduklarının tartışmasını yapmış bir kişi olarak, belki de bu bağlamda bağnazca düşündüğümü söyleyebilirim.




 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 08, 2009, 03:41:08 ÖS
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın ADAM;

mevcut erdemlerin,insanın kişiliğinin bir parçası haline gelmesi,o kimsenin kişiliğinin vasıflı gelişimiyle "adam gibi adam"olmasıyla doğrudan ilişkisinin önündeki engelin,fıtratımıza yerleştirilen"içgüdüler"imizin abartılmasıyla alakalı olduğuna inanıyorum.

Daha açık söylemek gerekirse,erdemli olabilmek için,öncelikle temizlenilmesi gerektiğini,bu temizliği sağlayabilmek için de eğitimli ve ilkeli olmanın öncelik olarak benimsenmesinin mutlak olduğuna inanıorum.İnsanın eğitiminin etkisiyle oluşturacağı ilkelerin doğrultusunda yapacağı temizlik,erdemlerin yerleştirileceği alanı açacaktır.

Tam bir temizliğin yapılamadığı bünyelerde tesis edilmeye çalışılacak erdemli bir kişiliğin,beklenilen sonuçları vereceğini sanmıyorum.Dolayısıyla tekamülün de ilk safhası temizlik olmalıdır.Bu temizlikin sağlanabilmesi için ise sadece eğitimin yeterli olacağı konusunda da ikna olmakta zorlanıyorum.


Saygılarıma
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 08, 2009, 03:52:50 ÖS
Yanıtla #7
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7279
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Ceycet,

Her şeyden önce o "temizlik" olarak nitelediğiniz olgunun %100 gercçekleşemeyeceğini kabul ederiz, değil mi? Hani çok üst bir oran %99 dehşetli bir başarıdır; %90 iyi bir başarıdır, değil mi? Elbette böyle ölçümlenebilirse...

Öte yandan "eğitim" terimiyle "öğrenim" demek istemiyorsunuz, değil mi? O zaman eğitimin önemi ve değeri artar. Ancak ne yazık ki genellikle bu imki kavramı karıştırıyor hatta özdeş anlamda kullanıyoruz.

Uyuşuyor muyuz acaba?

Sevgiler.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 08, 2009, 04:06:55 ÖS
Yanıtla #8

Açılım gayet mükemmel ve harika olmuş Teşekkürler Sayın Adam :)

Saygılarımla
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 08, 2009, 04:10:44 ÖS
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın ADAM;

sufiler,"bedeni olanın kusuru olur"derler;buna peygamberler de dahildir.Sizin de söylediğiniz gibi tam temizlik mümkün değildir.Aslın da temizlenmeye niyet etmek bile genellikle kafi dir.

Eğitim ve öğretim konusunda elbette ki haklısınız.Eğitim birçok canlı türüne verilebilir.İnsan için ise,öğrenimle yoğrulacak eğitim en ideal olanı olmalıdır,sanırım.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
28 Yanıt
53793 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 03, 2017, 08:24:27 ÖS
Gönderen: ADAM
53 Yanıt
23511 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 05, 2017, 08:16:44 ÖS
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
4838 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 03, 2009, 03:09:11 ÖS
Gönderen: ADAM
12 Yanıt
8163 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 07, 2014, 09:35:57 ÖS
Gönderen: emreg
7 Yanıt
10544 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 13, 2010, 02:58:27 ÖS
Gönderen: alcyone
21 Yanıt
22011 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 25, 2017, 11:20:43 ÖÖ
Gönderen: gfeenatre
5 Yanıt
4134 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 14, 2012, 10:09:14 ÖS
Gönderen: NOSAM33
5 Yanıt
3153 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 30, 2012, 08:06:54 ÖÖ
Gönderen: ADAM
9 Yanıt
6072 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 27, 2014, 08:08:46 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
1350 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 10, 2017, 02:16:11 ÖÖ
Gönderen: Tık-Tik-Tak