Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: FANTASTİK’ten Aktarım - 2  (Okunma sayısı 2276 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 09, 2009, 03:56:13 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Burada aktarılanın ne olduğunu anlayabilmek için, önce Kitabevi bölümünde FANTASTİK adlı kitabın tanıtımına bakmak gerekiyor.



Gümüşlük’te Bir Konser


İKİNCİ AŞAMADAN BÖLÜMLER


(Aynı başlığın birinci aşamadan bölümleri, konu kapsamı nedeniyle "Edebiyat" bölümündedir.)



Konser başladı.

İlk eser, Smetana’nın “La Moldau” adlı yapıtıydı.

Daha ilk notada ruhumun derinliklerine işlediğini hissettim.

Kulaklarım müzikte, başımı kaldırıp göğe baktım.

Uçsuz bucaksız gökyüzü, sihirli bir fanus gibi, gecenin karanlığında ışıl ışıl parlayan yıldızları barındırıyordu. Yıldızlar sanki geceleyin göğü delerek ışık saçan keskin gözleriyle bizi izliyor gibiydi.

Mehtap ise yavaş yavaş yükselerek, koyda altın serpintileri gibi yakamozlar yapmaya, etrafa büyülü bir görüntü vermeye başlıyordu; o yükseldikçe birer ikişer kaçışıyordu yıldızlar…

Müzik, denizdeki yakamozlar ile ışık oyunlarının birbirinin üzerinde kayıp duran değişkenliği gibi ayrımlarla devam ediyordu.

Deniz, ağaçlar, çiçekler, böcekler, hayvanlar, insanlar… Evrende bize görünen ve görünmeyen her şey, gizli bir bütünlük içindeydi sanki...

Her şey, bu bütünlük içinde ses ahenginden etkileniyordu. Müziğin nağmeleri, ulaştığı her yeri sanki hazdan titretiyordu.

İşte bu atmosferde, düş dünyasının uçsuz bucaksız gizemi beni içine çekiyordu.

Ses ve sessizliğin sesinde derin duygulara dalıyordum.

Dönülmez hülyaların süslediği geceler kadar uçsuz bucaksız bir boşluktaydım.

Nereye gidiyordum? Sonsuz göklere mi yükseliyor, yoksa güneşin kaybolduğu âlemlere mi batıyordum?

Evren olağanüstü bir müzik biçimini almıştı sanki. Her şey bu ses uyumunda buluyordu anlatımını.

Dışarıdaki müzik, içimdeki müzikle birleşerek bir bütün olmuştu. Ben müziktim artık ve müzik de bendi.

Kuantum zerrecikleri gibi müthiş bir enerji akımı halinde oradan oraya uçuyordum. Ruhum müzik halinde evrimleşerek aydınlanıyordu.

Bu özgür uçuş evrensel boyutta genişledikçe bir yerlere varıyor, sonra oradan kalkıp başka yerlere doğru yol alıyordum. Çok uzaklarda gördüğüm ve erişilmez sandığım gökyüzü bana yaklaşıyor ya da ben ona doğru yükseliyordum.

Dünyadan uzaklaşmak mı?... Evrenle bütünleşmek mi?... Belki de dünya ötesi!...

Yıldızlar, uzay, galaksiler, sonsuzluk, ölçüsüzlük, boyutsuzluk, zamansızlık, bütünlük ya da hiçlik!...

Evren ötesi!...

**********

Müziğe kendini vermiş olanlar vecd içindeydi. Nağmeler insanların en gizli duygularını bile açığa çıkarıyor, onlara büyülü bir dünyanın kapılarını açıyordu. Özellikle kimi kadınlar müziğin ritmiyle âdeta transa geçmiş, ayin yapar gibi oturdukları yerde sallanıyorlardı.

Ruhların frekansı birbiriyle uyumlu düzeylere çıkıyordu. Benim de bedenimdeki enerji kendiliğinden hareketleniyor, ruhsal bütünlüğümle birleşerek başka bedenlere doğru kayıyordu. İtiraf edeyim, bu huşu verici olağanüstü durum bana ürküntü de veriyordu. Neden böyle olağanüstü türde bir genişlemeye girdiğimi anlayamıyordum.

Bedenimden çıkıp dolaşma serüveni yaşıyordum.

O an için çok saçma ve olmayacak bir şeydi bu.

Fakat ben en azından öyle hissederek genişliyor, değişik frekanslarda değişik âlemlere doğru yol alıyordum.

**********

Aniden beklenmedik bir şey oldu ve birdenbire tüm benliğim dehşetli bir titremeyle sarsıldı.

Çevremi beyaz bir ışığın kapladığını hissettim. Beni saran ve içine çeken yoğun bir beyazlıktı bu...

Sonra yerçekiminden kurtulduğumu ve ruhumun bedenimi terk ettiğini fark ettim.

Ölüyor muydum?

Yoksa ölmüş müydüm?

Ben yukarıda bir yerde ve başka bir boyuttaydım şimdi. Fiziki bedenim ise orada, aşağıda duruyordu ve ben bütün bedenlere yukarıdan bakıyordum.

Müziğin gizemli nağmelerinin eşliğinde koyu dolaşıyordum. Ruhum kanat çırparak oradan oraya uçuşan kelebekler gibi geziniyordu.

Önce korkmuştum ama gittikçe korkumun yerini olağanüstü bir huzur ve rahatlık alıyordu.

Bu halim bir düş bile olsa onu kovamazdım… Yaşamdaki düşlerimi nasıl olsa eyleme dönüştüremiyordum. Varsın bu düşlerim beni başka âlemlere sürüklesin.

Hayal gücümün bana ilâhi bir armağanı da olabilirdi bu. Belki de asıl gerçek âlem buydu!

Zaten gerçek yaşam ile fantastik dünya iç içe değil mi?.. Yaşamımızı biraz da hayal ederek yaratmıyor muyuz?...
Bu dünyamda görkemli bir güç vardı; belki de her şeyi ben özgürce hayal ederek belirliyor, o harika âlemde geziniyor ve hayallerimin içinde gerçeği arıyordum.
Şimdi ben size bunu nasıl, hangi sözlerle anlatabilirim ki!...

**********

Aniden çok derinden bir yerden flüt sesine benzer bir ses duydum.

Bu ses konserden, bulunduğumuz dünyadan gelmiyordu. Gizemsel, dünyevi anlatımla tanımlayamayacağım, etkili, âdeta ilâhi bir sesti. Beni içine çekiyordu.

Bu olağanüstü duygu halindeyken ruhumun bir gölge gibi beden dışı bir başka ruhla karşılaştığını hissettim. Sislerin içinden, bilmediğimiz âlemlerden süzülüp gelmişti sanki. Elle tutulamayan, gözle görülemeyen bir belirsizlikte, sadece hissedilen buğumsu bir duman gibiydi. Benim bir bedenim vardı ve orada aşağıda duruyor, konseri dinliyordu; onun ise yoktu. Kim bilir, belki onun da bir bedeni vardı da, nerede ve nasıl olduğunu ben bilmiyordum.

Nereden gelmişti?... Benimle nasıl ve neden temas kurmuştu?

Ben tam anlamıyla benlikten çıkmış, ruhlar âleminde, niteliğini belirleyemediğim ve anlayamadığım, anlatamayacağım bir âlemde oradan oraya sürükleniyordum.

O âlemde sözel iletişim yoktu. Anlatım sözcüklerle verilmiyordu. Ruhlar, birer gölge gibi bir enerjiyle, titreşerek iletişim sağlıyordu. Ben ise bunları bu kitapta yazıya aktarabilmek için sözcükler aramak, aslında olana pey uymayan betimlemeler yapmak zorunda kalıyorum.

Ruhsal dünya, fizik üstü ışınlar ve dalgaların oluşturduğu olağanüstü bir enerji dünyası… Bunu maddi dünya ve bilimsellikle karşılaştırarak anlamak da anlatmak da mümkün değildi.

Buna karşın ben anlatmaya çalışacağım.

Anlamazsanız, benim için ya «Uydurmuş.» ya «Saçmalamış.» ya da «Gençliğinde sevdiği o bilim kurgu romanlarından esinlenerek o da bir kurgu oluşturmuş.» diyebilirsiniz.

Olsun!

Belki de «Bu bir alegori. Asıl anlatmak istediği şey, bunun arkasında yatmakta.» diye de düşünebilirsiniz.

Hayal ve gerçek!.. Yaşamın ayrılmaz parçaları.

Bazen hayal sandığımız şeyler gerçek, gerçek sandıklarımız hayal olabilir.

İyi düşünün; başka hiçbir etki ya da baskı altında kalmadan… Ancak o zaman hayal ile gerçek arasındaki farkı saptayabilirsiniz.

Ben bilim ve akıl ilkelerine inanan biriyim. Girdiğim bu boyutu, hayal ve gerçekliği, okuyanın kendi zihinsel gelişmişliğine bırakıyorum.

**********

İster istemez benimle iletişim kurmuş olan ruhsal varlığa sordum, «Kimsiniz?» diye. Elbette ben de sözel olarak sormamıştım; sorum da kendiliğinden o âlemin iletişim yöntemiyle olmuştu.

«Ben bir bedensiz ruhum.» dedi.

Demek daha önce benim gibi onun da belki bir yerde bir bedeni olduğunu düşünerek yanılmıştım.

Bunu onayladı. Sonra da sözüne devam etti.

«Ben başka zamanlardan geliyor ve başka zamanlara doğru yol alıyorum. İnsanlara mesaj iletmek üzere görevlendirildim. Başından geçen kanser nedeniyle senin ruhsal iletişim kanalların açıldı. Bayıldığın ve oksijen maskesiyle nefes almaya çalışarak hayaller gördüğün sıralarda; yaşam, gerçekler, ölüm ve öte âlem üzerinde düşünmeye başladın.

Bunun için şu anda seni seçtim. Sen beni kendi anlayış düzeyine göre istediğin gibi kabul edip adlandırabilirsin. Sana vereceğim mesajları dünyanın diğer bedenlilerine de ileteceksin. Ancak bu işi ben senden istedim diye değil, bilerek, anlayarak, isteyerek üstleneceksin. İnanmayanlar olacaktır şüphesiz. İnanmasalar da üzerinde düşüneceklerdir. Bu bile onları gelişmeye götürecektir.

Sana başka bedenlere girme, ayrıca başka ruhlarla iletişim kurma önceki ve şimdiki yaşamları görme olanağını da sağlayacağım. Bu bağlamda çok yetenek edineceksin. Açmazlara, anlamsızlıklara, çaresiz-
liklere ve yanlışlara düştüğün zaman seninle iletişim kuracağım. Bu sana doğru ve yanlışı göstermekten, konulara kesin bir nokta koymaktan çok, geniş anlamlı mesajlar niteliğini taşıyacak.

Sana gelmiş geçmiş tüm din ve inançların, eski öğretilerin özünü de yansıtacağım. Sen de bunları hissedecek ve kendi evrimsel düzeyine göre değerlendireceksin. Çünkü doğru ve yanlış, iyilik ve kötülük görelidir. Dünya değişiyor ve siz onları göremeden gidiyorsunuz!»

Sustu.

Ben çarpılmıştım. Olağanüstü şeyler oluyordu. Hayalle gerçek arasında bocalarken metafizik âleme yelken açmış, beş duyumun ötesine geçmiştim. Bu dünyada algıladıklarımın ötesinde şeyler görüyordum.

Oldum olası yaşamın çözülmez ve şaşırtıcı sırları beni uçururdu. Gittikçe kendimi bırakıyordum. Çünkü bu iletişim sanki benim kendimle buluşup yüzleşmem gibiydi. Her iç yolculuk, her içten tanışma hem yenileyici, hem geliştirici hem doyumsuzdu. Ara, bul, tanı, tanış...



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 09, 2009, 07:18:08 ös
Yanıtla #1

Dünya yüzeyinde maksimum Insani bilince ulaşmışlarda, ulaşabilenlerde bu durum sıklıkla gözükmektedir. Insan evrimin en üst basamaklarında yeralanlar için geçelidir. Arık bu noktada diğer alemlerle rahatlıkla iletişime geçilebilinir ki zaten istenilen evrim düzeyi de bu değil midir? Hepimizin bu noktaya, son evrim basamağına ulaşmamız isteniliyor, bu uğurda ise çaba gösterilmektedir. İşte bu sebepten yeryüzünde gördüğümüz herşey belki de Yaradan' dan bir mesajdır. Hani bir yerlerde sokağın bir köşesinde aklını kaybetmiş birini görürüz de içimiz burkulur ya.. bizim de bir zaman o duruma düşmeyeceğimiz ne malum.. Belki de bir ibret almamız için kasıtlı olarak görmemiz gerektiği için sadece o anlık ordadır, ne oldum değil ne olacağım dememiz için..

Bundan dolayı ben, sürekli olarak etrafıma gözümü dört açmış kulağımı beynimi ve mantığımla doğaya, yaşayan herşeye vermişimdir. O yüzden almam gerekenleri alır ve karşılaştığım hiçbirşeyi de yadırgamam. Çünkü biliyorum ki, yadırgamak en başta kendimize yaptığımız en büyük fenalıktır, önümüze koyduğumuz settir. Özellikle Işığa yakın Kişilerin Sözlerini pür dikkat dinlerim, kendi iyiliğm için:)

Teşekkürler Sayın Adam.

Saygılarımla
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
9 Yanıt
4437 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 21, 2013, 01:27:45 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1515 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 08, 2009, 02:36:16 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1732 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 10, 2009, 01:43:08 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1550 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 11, 2009, 05:17:23 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
1849 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 12, 2009, 06:34:47 ös
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1895 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 13, 2009, 05:38:16 ös
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
2430 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 23, 2010, 11:29:57 ös
Gönderen: Sirius
2 Yanıt
2307 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 24, 2010, 05:11:28 ös
Gönderen: rigormortis
2 Yanıt
2961 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 27, 2010, 11:18:29 öö
Gönderen: ceycet
5 Yanıt
2891 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 03, 2016, 09:19:47 ös
Gönderen: deha