Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Her Doğru Doğru mudur?  (Okunma sayısı 11998 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 14, 2009, 02:45:48 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay


HAMDIM, PİŞTİM, YANDIM (OLDUM)”
(Mevlana)

Doğru ve Yanlış gibi iki kavramın arasına sıkıştırdığımız yaşamımızı “keşke”ler den uzak, sürdürmeye çalışırken ıskaladığımız anları düşünmüyoruz bile.

Birilerinin bize ezberlettikleri doğruları Doğru, yanlışları da Yanlış olarak kabullenip bu eksen üzerinde yaşamaya çalışırken hiçbir şeyi sorgulamadığımız gibi bu Doğru ve Yanlışları da sorgulamıyoruz.

Oysa dün doğru olanların bugün yanlış, dün yanlış olanların bugün doğru olarak kabullenildiğini her an gözlemliyoruz. Aynı şekilde bir coğrafyadaki doğrunun, bir başka coğrafyada yanlış olduğunu da görebiliyoruz.

Mevlana arıyordu Doğru ve Yanlışı. Şems’le konuşuyordu bir gün. “Çok susamış bir yolcu, atıyla geldiği pınar başında su içmek için durduğunda, kendisi su içerken atına sahip olamamış ve atı kaçırmıştı. Başka yolcularında atlarını kaçırmaması için pınarın kenarına bir kazık çaktı.

Amacı başka yolcuların atlarını o kazığa bağlamaları ve kendileri su içerken atların kaçmasını önlemekti.” “Doğru mu bu” diye sordu Şems’e. “Doğru” dedi Şems. Devam etti Mevlana. ”Gece karanlığında o pınara su içmek için gelen bir yaya, karanlıkta ayağı o kazığa takılıp oluğa düştü. Başka yolcuların gece karanlığında o kazığa takılıp düşmelerini önlemek için söktü o kazığı oradan”. “Bu da Doğru mu” dedi Şems’e. “Bu da Doğru” dedi Şems.
Kazığı çakmakta doğruydu, kazığı sökmekte doğru. Ya da tersinden alırsak, kazığı çakmakta yanlıştı, kazığı sökmekte.

Büyük Yunan Düşünürü Eflatun bundan nerdeyse iki bin dört yüz sene önce Sokrates’e yeni geliştirdiği bir yönetim şekli olduğunu ve bu kavrama DEVLET dediğini anlatmaya başladı. “Devlet diye bir kavram geliştirdim” dedi.
Söze karışan Sokrates “nedir bu Devlet” diye sordu.

-Eflatun. “Toplumda seçenler ve seçilenler olacak, seçilenler seçenleri yönetecekler”. Dedi.
-Sokrates. ”Peki seçilenler seçenleri neye göre yönetecekler”. Diye sordu.
-Eflatun. “Yasalara göre”. Dedi.
-Sokrates.”Peki yasalar neye göre düzenlenecek”.Dedi.
-Eflatun.” Doğru ve yanlışa göre” Diye yanıtladı.
-Sokrates. “Peki Doğru nedir, yanlış nedir”. Diye sordu.

Gerçekten doğru nedir yanlış nedir. Uzun günler-yıllar sürdü bu sorunun yanıtını aramak. Binlerce örnekler sundular birbirlerine. Bir sabah koşarak geldi Eflatun.

“Buldum” dedi Sokrates’e. “Doğrunun ve yanlışın ne olduğunu buldum.”
“Benim dediğim doğru, senin dediğin yanlış” diye kestirip attı.
Evet güçlünün dediği doğru, zayıfın dediği yanlıştı.

Günümüzde nelerin doğru, nelerin yanlış olduğunun kararını verenler hangi güçlüler acaba. Biz nasıl öğreneceğiz gerçek Doğru ile gerçek Yanlışın farkını. Kutsal kitapların bize gösterdikleri doğruların, yorumlarında dahi binlerce farklı düşünce varken, binlerce yıldır çözüm bulunamamış bu sorunla biz nasıl baş edeceğiz?.

“Benim tek bildiğim, bir şey bilmediğimi bilmektir.” diyordu Sokrates. Acaba bizde günün birinde kabul edebilecek miyiz “hiçbir şey bilmediğimizi”. Yoksa, her şeyi bildiğini sananların dünyasında “Tek ve İdeal Doğru Benim Doğrumdur. Benim gibi Düşünmeyenler Kahrolsunlar” demeye devam mı edeceğiz.
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Kasım 14, 2009, 02:51:25 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Kasım 14, 2009, 03:07:56 ÖS
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Alıntı olunca, tartışma bakımından akacak sular duruluveriyor ne yazık ki!...

Bu nedenle ya alıntı olduğuna hiç değinilmemeli (benim çoğu kez yaptığım ve kimilerinin eleştirdiği gibi) ya da aktaran bu alıntıla tümüyle katılmakta olduğunu, sahiplendiğini belirtmeli.

Platon ile Sokdates arasında geçen o konuşmanın hangi kitapta geçtiğini merak ettim. Doğruysa, eskiden kalma bir okuma zihnimden uçup gitmiş demektir; bir yere gitmemiştir de şu anda ulaşamadım. Ancak bana biraz yakıştırma gibi geliyor. Kaynakçayı önemsemem, asıl aktarılandır önemli olan bence ama burada biraz farklı durum; çünkü Paton'un kitaplarından da söz ediyoruz bu arada.

Asıl diyeceğim ise başka ama yanıtını üstlenecek olan kim?

Sayın Karahan'ın bu aktarmasında geçen şu deyiş var:  "Biz nasıl öğreneceğiz gerçek Doğru ile gerçek Yanlışın farkını. Kutsal kitapların bize gösterdikleri doğruların, yorumlarında dahi binlerce farklı düşünce varken, binlerce yıldır çözüm bulunamamış bu sorunla biz nasıl baş edeceğiz?"

Soru şu: Kutsal kitapların bize gösterdiklerinin doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 14, 2009, 03:31:53 ÖS
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Doğru ile yanlış arasında ki ayırımı yapmada kullanılacak en uygun referans vicdan olmalıdır,sanırım...
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 14, 2009, 04:49:30 ÖS
Yanıtla #4

Bu konuda Sayın Ceycet' e katılıyorum. En iyi muhakemeyi 'Vicdan' ımız yapacağı için en iyi yol Vicdanı dinlemekten geçer, diye düşünüyorum.

Bu arada Sayın Adam' ın Sorusuna aklım takılmadı değil. İyi bir tartışma mevzusu olabilir, düşüncesindeyim.


Soru şu: Kutsal kitapların bize gösterdiklerinin doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?


Bu sorudan anladığım kadarıyla iki seçenek karşımıza çıkmıyor mu? Birincisi, Kutsal Kitapların mı doğruyu gösterdiği,

İkincisi, bizim mi Kutsal Kitaplardan doğruyu görmemiz gerektiği..

Biliniyor ki Kutsal Kitaplar dışında kalmış ve bu Kutsal Öğretilerden yoksun kalanların yaşamları irdelendiğinde ortaya çıkan farkın diğer bir kıyaslama ile Kutsal Öğretileri yanlış almış ve bataklığa gitgide saplanıp kalındığı, bir başka durum ise Kutsal Öğretileri doğru olarak analiz ederek yaşamlarını göz önüne aldığımızda sanırım bir farklılık ortaya çıkabilmektedir.

Saygılar,
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 14, 2009, 06:01:32 ÖS
Yanıtla #5
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Sevil,

doğru yoldasınız.Herzaman için,ikinci seçenek geçerlidir.Birinci tercihe odaklananlar,doğru ile gerçeği ayırd edemeyenlerdir.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 14, 2009, 06:31:50 ÖS
Yanıtla #6
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Korkarım konuyu saptıracağız ama biraz da kutsal kitapların niteliğine bakalım, madem doğruların o kitaplarda olduğu söylendi.

Tevrat'ı kimler ne zaman yazdı?

Talmut'u kimler ne zaman yazdı?

Zend Avesta'yı kim yazdı?

Vedalar'ı kimler yazdı?

Tripitaka'yı kimler yazdı?

İnciller'i kimler, ne zaman yazdı?

Bir tek Kuranı Kerim için bu soruyu soramam çünkü onu kişinin yazmadığı vahyolunduğu belirtilir?

Peki ötekileri yazanlar? Sizin benim gibi, o dömlerde yaşamış, düşünce ürünü oluşturanlar değil mi?

Şu halde niçin onların doğruları doğru olabiliyor da benim onların doğrularıyla çelişen doğrularım yanlış?

Hele benim doğrularım bilimsel bilgiye ve insan için en büyük değer olan akla dayanıyorsa?

Ebette bu arada Sayın Ceycet'in işaret ettiği üzere "doğru" (hakikat, verite) ile "gerçek" (şen'iyet, realite) kavramını da birbirine karıştırmayalım. 







ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 14, 2009, 06:38:51 ÖS
Yanıtla #7




Sayın Sevil,

doğru yoldasınız.Herzaman için,ikinci seçenek geçerlidir.Birinci tercihe odaklananlar,doğru ile gerçeği ayırd edemeyenlerdir.


Saygılarımla

:)
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 14, 2009, 06:48:11 ÖS
Yanıtla #8

Kutsal Kitapların Kaynağını sorgulamak gerekli o zaman Sayın Adam; yanılıyor muyum?

Şahsen, kendi adıma söylemem gerekirse, Kaynağını sorgulamak bana düşmez. Benim haddim bile değildir.

Bütün Kutsal Kitapların aynı Kaynak'tan gönderildiğine inanıyorsam o zaman devamında hangi Kitapların da geleceğini bilmem lazım. Çünkü bir silsile birbirini takip etmektedir. Birbirinin devamı niteliğinde olan ve tamamlayıcı fonksiyonu taşıması sebeplerinden birinin içinde diğerine ilişkin önemli bilgileri ya da ipuçları dersem daha doğru olur ihtiva etmektedir.

Şuanda Kuran, son Kutsal Kitap olarak nitelendirilmektedir ama aslında öyle değil. Dinler döneminin son Kitabı olarak nitelendirilmesine rağmen aynı Kanaldan bir daha Kitap yazdırılmayacak denilmemiştir ki, zaten Kuran' ın fonksiyonu Dünya Tarihi olan 1999 yılı itibariyle sona ermiştir. Bu dönemden itibaren ise yine aynı Kaynak' tan Planetimize indirilen Altınçağın Altın Kitabı sunulmuştur. Insanlığın Hakikat Kitabı olarak sunulan bu Kitabın günümüz süreci itibariyle Kutsallık niteliğinin kaldırılarak Insanlığa hem Hıristiyan hem de Islam Toplumunda aynı anda sunulmuştur ve tüm Dünyaya hızla dağı-(tıl)-l-ması öngörüldüğünden Merkezi Anadolu olmak üzere buradan yayılım gerçekleştirilmiştir.

Biliyorsunuz ki, tüm Kutsal Kitapların yayılım merkezleri Dünyamızın yörüngesinin değişikliğinden kaynaklanan Alfa' nın tam olarak Dünyamızın neresine düştüyse oradan çıkış noktası olarak belirlendiği için Kutsal Kitapların yazılım yeri ve şekli de bu sayede belirlenebilinmektedir. Önce Mısıra kaydığı için Tevrat o bölgede sonra Arap yarımadasına düştüğü için izdüşüm, Incil ve Kuran ise yine bu bölgede, son olarak ise Atatürk Türkiyesine düştüğü için de Bilgi Kitabı bu bölgede Alfa Kanalından Altınçağın Altın Kalemine yazdırılmıştır. Bakınız misyonluk yapmıyorum sadece yeryüzüne inen tüm Kutsal Kitapların neye göre hangi bölgede ortaya çıktığını kanıksamak istedim o kadar. Amacım sadece ipuçlarını birleştirdiğim ve son olarak Bilgi Kitabı üzerinde durduğum için özellikle de Tek Kaynakt' tan çıkan bütün Kutsal Kitaplarının birleşimi olduğu ve bütün Kutsal titreşimleri ihtiva ettiği için böyle bir yargıda bulundum.      

Saygılarımla
« Son Düzenleme: Kasım 14, 2009, 06:53:08 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 14, 2009, 07:15:11 ÖS
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

Değerli arkadaşlar,

"bağnazlık nedir"başlığı altında açılan konuya yapılan yorumlarla,bu konu başlığı altında söylenmeye çalışılanların çakışmasından ve çok saygı duyduğum birisini reddetmemek adına birkaç kelam etmek zaruri oldu.

Öncelikle vurgulamak isterim ki,Allah,Tanrı,üstüngüç,EUM,adına ne dersek diyelim,"O",bizim tercihlerimizden de,duygu ve düşüncelerimizden sorumlu tutulamaz.Zira,bize kendisinden verdiği akıl ı kullanabilme iradesini ve gücünü de vermiştir.Yapılan yanlışların,yanlış tercihlerin hesabının da,(çoğunluğun düşündüğünün aksine)birşekilde sorulacağını belirterek,bizlerin sorumluluğunu hatırlatmıştır.Bunlar kutsal kitaplardan zahiren kolaylıkla öğrenilebilecek "doğru"lardır.

Kutsal kitaplar da söylenen doğrulara gelince;Tanrı ile birebir diyalog kuramıyacağımızı düşünenler,din adamlarının kutsal metinlere getirdikleri yorumları birebir "doğru"kabul ederek,hayatlarını bu "doğru"lara göre yönlendirmeyi tercih etmişler,dolayısıyla cennet yolunda cehennemi yaşamayı kabullenmişlerdir

Herzaman söylediğim birşeyi yeniden tekrar etmek istiyorum.Kutsal kitaplarda ki mesajlar KİŞİYE ÖZEL dir.Başkasının yorumuyla algılanılmaya çalışıldığın da,mesaj kesinlikle yanlış adrese gider.Gerçek ebedidir.Doğruyu bulmak,bazen de şekilendirmek bizlere düşer.Bunun için kullanılacak malzeme ise akıl ve bilimdir.Akılla, bilimi yorumlayabilenler "değer"üretirler ki,bu da İBADET tir.

Kutsal kitaplar da verilen mesajlar bireyin tekamülüne yöneliktir;yol gösterici bir rehber olarak kabul edilmeli,tekamül yolculuğunda faydalanılmalıdırlar.Sadece bukadar...Ötesi "şirk"in başlangıcıdır.Grçek kaynak,"O"nun bize,kendisinden üflediği(bura da sembol kullanılmıştır)ruh un sözcüsü olan VİCDAN dır.Vicdanın reddettiği bir olgu nerede yazarsa yazsın yanlıştır.Bunu ısrarla altını çizmek istiyorum.

İşte Tanrı ile birebir diyalog kurulamayacağını düşünenlerin düştüğü hata,tam bu noktada ifşa olunur.Bizlere olan yakınlığı,şah damarımızla kıyaslanan Tanrı nın mekanı ,yani bizim gerçek kıblemiz olan gönülden, bizimle konuşan TANRI'nın SESİ,aynı zamanda VİCDANın sesidir.

Bu ses,için de,bizim imanımızı da,Kur'anımızı da,doğrularıda,yanlışlarıda barındırır.Hülasa tek referans kaynağıdır;diğerileri sadece kılavuzdur.


Saygılarımla



Ben"O"yum,"O"ben değil...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
162 Yanıt
45149 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 23, 2007, 10:19:54 ÖS
Gönderen: shemuel
DOĞRU İŞE DOĞRU İNSAN

Başlatan LuckyEye Mizah

2 Yanıt
2577 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 19, 2013, 12:22:36 ÖÖ
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
2135 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 04, 2007, 02:19:12 ÖÖ
Gönderen: Supeluta
0 Yanıt
1616 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 13, 2007, 11:59:18 ÖS
Gönderen: shemuel
23 Yanıt
9547 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 11, 2015, 11:26:18 ÖÖ
Gönderen: CAMPANELLA
4 Yanıt
3192 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 11, 2008, 07:26:17 ÖÖ
Gönderen: MASON
5 Yanıt
3800 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 18, 2008, 12:57:27 ÖÖ
Gönderen: blossom
0 Yanıt
1837 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 05, 2010, 10:47:12 ÖÖ
Gönderen: ADAM
8 Yanıt
3844 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 10, 2010, 04:54:03 ÖS
Gönderen: Onien
24 Yanıt
10529 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 19, 2017, 07:27:36 ÖS
Gönderen: Ankara