Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Her Doğru Doğru mudur?  (Okunma sayısı 11853 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 12, 2014, 06:48:59 ÖS
Yanıtla #20
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 864
  • Cinsiyet: Bayan

Bize dayatilan ilk doğru- yanlis kavrami ailede baslar, sonra cevremiz-okudugumuz ve baktigimiz argumanlardan etkilenir, belirtilen kavramlar ile etiketleriz.

Bana gore bir argumanin dogruluguna ya da yanlisligina hukum vermek ve onu savunmak bagnazliga giriyor. Tabi ki bu, arastirmadan one surulen tezler icin gecerli.

Bize gore dogru olanin acaba gercekten dogru mu oldugu neredeyse cogumuzun aklindan gecmez. Cunku tafsiz bakmayi degil, baktigimizi oldugu gibi algilamayi seceriz genellikle.

Bu yuzden her dogru dogru olmayabiliyor.

Saygılarımla
Adequatio intellectus et rei


Temmuz 12, 2014, 07:50:09 ÖS
Yanıtla #21
  • Ziyaretçi

Doğru kavramı ile ilgili yazdığın cümlelerin neredeyse tamamına katılıyorum sn.Melina,
Dediğin gibi ilk olarak doğru-yanlış kavramını çoğumuz aile ortamında öğreniriz belki tüm toplumlarda yerleşmiş ve tüm insanlara göre doğru olan bir fikir bile aslında evrendeki başka canlılara,kanunlara göre yanlış olabilir.Toplu ya da tek kişi olarak karar verilem doğrularda elbetteki ne kadar objektif değerlendirilmeye çalışılsada menfaatleri içerisinde barındıracaktır.

-Saygılarımla-


Temmuz 13, 2014, 09:36:50 ÖS
Yanıtla #22
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4161
  • Cinsiyet: Bay

Çok uzun süre önce açmış olduğum bir konu ,bilgiye ulaşma açısından aslında önemli bir düşünce formu.Doğruyu nasıl belirleriz?bilimsel bir metod ilemi yoksa toplumun genel kabulleri ilemi?yada en önemlisi vicdan ilemi?Sn.Melina doğru söyler ilk bilgileri aileden alırız dolayıs ilede doğrudur bir ön kabul önermesidir,lakin vicdani hüküm kullanmayı öğrenene kadar durum aslında budur.Kişi kendi hükümlerini verip sonuçlarına razı geldiğinde doğruluk olgusu yerine oturur.

karahan
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Temmuz 21, 2014, 11:45:28 ÖÖ
Yanıtla #23
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 218
  • Cinsiyet: Bay

İlk defa forumda bir konuya yanıt gönderiyorum. Ve öncelikle herkese MERHABA diyorum.

Soru: Kutsal kitapların bize gösterdiklerinin doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?

Kutsal kitaplarda anlatılanların doğru olduğunu nereden biliyoruz sorusunun tek bir yanıtı olabilir , o da "hangi dine mensup iseniz o dinin öğretilerini, kurallarını, vb. doğru olduğunu kabul etmek zorundasınız, yani kutsal kitapta yazılana mutlak itaat" Eğer sorunun yanıtını bulmak için sorgulamaya başlarsak Tanrının varlığını sorgulamaya kadar gidebiliriz. Tüm kutsal kitaplarda bahsedilen MUCİZELER bilimle, akılla, vs. sorgulanarak açıklanamaz. Aksi takdirde bu olaylar mucize olmaktan çıkar.

Herhangi bir kişi veya toplumun doğru olarak kabul ettiği herhangi bir düşünce, değer veya argümanı sorgulamaya kalkıştığınızda  kendi kabullerini doğrultusunda sorgulama yaparsınız, bu durum ise birinin diğerine kendi doğrularını dikte ettirmesine kadar gider. Kişisel veya toplumsal değerler her zaman değişkenlik içerisindedir.  Herhangi bir topluma ait 100 yıl öncesinin değerleri şimdi ile kıyaslanamaz (bu kadar uzun süre geriye gitmeye de gerek yok).

İlahi dinler ve kutsal kitapları yazılı oldukları için ilahi din olarak kabul ediyoruz. Örneğin İslamiyet inancına göre insanoğluna sayısız peygamber gelmiştir ve bunların tamamının peygamber olduğuna inanılır. İsimleri bilinen ve bilinmeyen tüm perygamberler kabul görmektedir. İslam inancı dışındakilerin öğretilerinde devamlı yanlışlıkları anlatılır (bu durumu diğer dinlere mensup insanlar da islamiyet inancına yapmaktadır). Diğer dinlere mensup milyarlarca insanın inancı neye göre sorgulanır ( diğer dinlere mensup olanların islam inancını sorgulaması gibi), karşı inanca mensup insanların yeterli akla, zekaya, bilgiye, vs. sahip olmadıkları için mi yoksa benim inancım en doğrusu olandır KABULÜNE mi dayanmaktadır. Bu durum sadece dinler arası değil aynı dine mensup farklı mezhepler arasında da olmaktadır.

Konunun başlangıcı olan sorunun bana göre yanıtı  kutsal kitaplarda yazılanlar sorgulanamaz, tüm dinlerde MUTLAK İTAAT esas temeldir.

Her kişi ve toplum doğruyu kendi gelenekleri, kültürleri, tarihi, etnik yapısı, dini, dili, vb. değerlerine göre belirler. Kişisel ve toplumsal doğrular görecelidir. Bu doğrular ise aileden başlamaz, sperm ve yumurta daki genlere kodlananlar ile başlar, temel kodlama ise hayatta kalma, var olmadır. Sperm hücreleri arasındaki hayatta kalma ve var olma mücadelesi ile başlayan en iyisi benim sahip olduklarımdır varsayımı   yaşam enerjisinin bedende bitmesi ile sonlanır. Anne karnındaki ikizlerden bir tanesinin diğerine sürekli baskın çıkmaya çalışması, öğretme sonucu değil genlere kodlanan bilgilerdendir diye düşünüyorum.

Saygılarımla,
Madem yersizlik alemi aslım
Artık bana tek bir şey düşecek
Yücelip aslıma gitmek


Temmuz 21, 2014, 02:22:05 ÖS
Yanıtla #24
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Selim, aylar önce üye olduğu forumumuza ilk kez bir iletiyle katkıda bulunmuş.

Hoş gelmiş olsun.

İlk kez olduğu için bu iletisinin kapsamını eleştiri eleğine alarak moralini bozmayalım.

Hem yazasının son paragrafında, bilimsel görünümlü anlatımları da var; dinlerin bilmediği, baş edemediği, göz ardı ettiği hatta yadsıdığı bilimsel nitelikli bilgiler...

Herhangi bir deyişinin yanlış olduğunu söylemeksizin, Sayın Selim'in paylaşımının sürebilmesi adına bir soru: Dinin kapsamının sorgulanamaz, ancak öylece, olduğu gibi kabul edilmesi gerektiğini (Sayın selim öyle diyor) kabul edelim. Peki, dini oluşturan kim? 

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Temmuz 22, 2014, 06:07:29 ÖS
Yanıtla #25
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 218
  • Cinsiyet: Bay

Sayın ADAM,

Üye başvurumun kabul edildiğini "Uzun sure forumda hicbir aktivitede bulunmayan uyelikler, kisa bir sure sonra silinecektir." mesajını aldıktan sonra öğerndim ve yazmaya başladım.

Karşılama cümleleriniz siteye üye olmaya kararı vermemin doğru bir karar olduğunu pekiştirmiştir.

Dinlerin temelini yaratanın yazdırdığı kutsal kitaplardaki öğretiler oluşturmaktadır. Kutsal kitaplarda belirtilenler tasavvur edilemeyen, sonsuz, zamansız, mekansız gibi özellikler sahip ilahi bir güç tarafından yazdırılmıştır (bizlere öğretilen ve bildiklerimize göre). Kutsal kitaplarda yazılanların sorgulanması ilahi gücün yaptıklarının ve özelliklerinin sorgulanması anlamına geleceğinden sogulanmadan kabul edilmesini gerektirmektedir. Hangi dine mensup olursa olsun insanoğlu benimsediği dini öğretileri sorgulamaya başlarsa anlayamadığı ve bilimsel bir temele dayanmayan, içerik bakımından tezatlıklar bulmaya başlayacaktır. Bu durumda ise her din için sorgulamadan kabul etmeyi yani mutlak itaati red eden insanoğlu için dinden çıkma, sapkınlık gibi yaftaların yapıştırlmasına yol açmıştır. Tanrı kelamı mutlaka doğrudur ve sorgulanamaz, eğer bir yanlış anlaşılma var ise o da insanoğlunun kendi yetersizliğinden kaynaklanır. Bu gibi temele dayandırılan hertürlü açıklama ile dinlerin öğretileri ilahi gücün hertürlü yaptıkları, söyledikleri mutlak inanç ve MUTLAK İTAAT i gerektirmektedir.

İnsanoğlu düşünsel anlamda evrim sürecine girdiği andan itibaren etrafındaki her şeyi araştırmaya ve sorgulamaya başlamıştır. kavrayamadığı, sebep sonuç ilişkisi kuramadığı herşeyden korkmaya başlamıştır. Kavrayamadığı, karşı koyamayacağı bu şeylerin hemen hemen hepsine güç atfetmeye başlamıştır. Ki bu temel dürtü olarak yaşamak için ilk ve tek yötem olarak karşı koyamayacağı güçlerin karşısında saklanmış, boyun eğmiş, bağlanmış ve itaat etmeye başlamıştır. Ateşi görmüş korkmuş, yağmuru fırtınayı, güneşi, volkanları, vb. görmüş kendisine zarar vermemesi ve yaşamını devam ettirebilmesi için tapınmaya başlamıştır. Bu güçlerin hepsine tapınmış, adaklar sunmuş ve ilahlaştırmıştır. Bu güçlerin yaptıklarınıda destanlaştırarak bir sonraki nesillere ve toplumlara aktarmıştır (aktarılanların ne kadar doğru olduğu ve ilk orjininden farklılaşma derecelerini anlamak için destanları okumak yeterli olacaktır).

Gücü elinde tutmanın, sahip olmanın ve istediği şekilde kullanarak insanlar ve toplumlar üzerinde egemenlik kurulabileceğini kavrayan insanoğlu bu defa kendisi devreye girmiştir. Yani bilgiye sahip olan korkulan gücü (ateşin, suyun, yağmurun, vb. oluş sebebini kavrayabilen) durdurmak için kendisini ilahi güç ile insanlar arasında aracı olarak atamıştır (ilk ruhban sınıfının ortaya çıkışı).

Tarihte SÜMERLER in yazıyı bulup insanoğlunun bilgileri diğer toplumlara ve sonraki nesillere yazılı olarak aktarması ile insanoğlu tarafından kavranamayan sebep sonuç ilişkisi kurulamayan, korkulan  şeylerin sayısında azalma başlamıştır. Ancak, ilahlar varlığını sürdürmeye devam etmişlerdir.  Her şeyden sorumlu tanrılar yaratılmış, bir müddet sonra şeyler arasındaki ilişkileri düzenlemek için tanrılar atanmış, tanrılar arasında görev paylaşımı yapıldığı gibi karmaşıklığın (baltadan, ateşten, güneşten, şaraptan, öküzden, sulama kanalından, ölüler diyarından, vb. sorumlu) önüne geçmek için tanrılar arası hiyerarşik düzen kurulmuştur.

Tanrıların memnun edilmesi, kızdırılmaması, adakların sunulması, vb. zaman içerisinde evrim geçirerek tanrılara tapınaklar yaptırılmıştır.  Adaklar tapınaklarda sunulmaya başlanmış, tapınaklara sorumlular atanarak tanrı evinin düzeni ve ihtiyaçları giderilmiştir.

Kazanılan zafer sonrası şehir devleti kralı tanrısına kendisine zaferi bahşettiği için minnettarlığını sunduğu gibi tanrılarınında kendisinden memnun olduğunu kazandığı zafer ile bağdaştırmıştır. Bazan tanrılar şehrin kralına kızmış, başka kente gittiği gibi kral tanrısının geri dönmesi için ilahiler yazmış, hediyelerin en güzellerini sunmuştur. Tanrılar arası savaşlar yaşanmıştır.

İnsanoğlunun bilgi birikiminin artması, toplumlar ve medeniyetler arası ilişkiler bilinmeyen, kavranamayan, sebep sonuç ilişkilerinin kurulamadığı şeylerin sayısını azalttığı gibi tanrıların sayısında hızla azalma süreci başlamıştır (öküzün, baltanın, kanalın tanrısımı olur gibi).

Bilimde, sanatta ve düşüncel anlamda ilerleme ile beraber toplumları dizayn etmek için bilinmeyen, algılanamayan şeylerin azalması, yeni bilinmeyenlerin ortaya çıkması ile herşeyin sahibi, mutlak gücün sahibi, tasavvur dahi edilemeyen gibi özelliklere sahip tek tanrı kavramı ortaya çıkmıştır. Yaratan, sonsuz ilahi güç sahibinin insanoğlu ile temasa geçmesi doğrudan olmamış, bu defada tanrının yeryüzündeki gölgesi, güneş tanrısının oğlu gibi ünvanlara sahip aracılar ile olmuştur. Tarihsel gelişim süreci içerisinde yaratılanın tanrısal güce sahip olamayacağı anlaşılınca elçiler, aracılar (peygamberler) tanrı ile kul arasında iletişimi sağlamışlardır.

Tek tanrı kavramı tamamen anlaşılıp, kabullenilip insanoğlunun sığınacağı, zorda kaldığında yardım isteyeceği, yaşama isteğinin devamını sağlayacağı (ölümden sonra), kötülük yapsada affedileceğini bildiği tek tanrı ve kutsal kitaplar kabul edildikten sonra süreç yeni bir boyuta taşınmıştır. Herkes tek tanrı, tek yaratan olduğunu kabul etmesede (hindistanda binlerce din ve ilah, ateistler, vb.) insanoğlunun büyük kısmı tarafından tek ilahi güce tapınılmaya başlanmıştır.

Toplumları dizayn etmek, insanoğlunun ego sunu tatmin etmek sonlanamayacağından bu defa ,izm süreci başlamış ve her şeyde olduğu gibi düşünsel ve manevi anlamda da evrim süreci devam etmektedir.

Sonuç olarak; dini oluşturan kim? sorusuna yanıt vermek için kendi bildiğim kadar ile tarihsel süreci anlatırken yazım içerisinde sürc-i lisan ettim ise affola diyerek sorunun kişisel yanıtını en iyi verdiklerini düşündüğüm efsane, muhteşem gibi ünvanların sahibi iki zattan alıntı yaparak aşağıya eklediğim son sözcükler ile sonlandırıyorum.

Saygılarımla,

Hallac-ı Mahmut: "En el HAK" demiş,

Mevlana:

“Ben ne Hristiyan’ım,
Ne Musevi, ne Farisi, ne de Müslüman;
Ne Doğu’danım, ne de Batı’dan.
İkiliği bir kenara koydum,
İki âlemin bir olduğunu gördüm.”
Madem yersizlik alemi aslım
Artık bana tek bir şey düşecek
Yücelip aslıma gitmek


Temmuz 22, 2014, 06:26:24 ÖS
Yanıtla #26
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay


Sorduğumuz sorunun yanıtı basitti. Bu kadar dolambaçlı bir anlatıma gerek yoktu.

Sonuç belli: Dini, dinleri insan oluşturmuştur. Din doğal bir olgu değildir. Hani bir gün Auguste Comte'un önerdiği deist nitelikli doğal din ortaya çıkarsa o başka.

Kutsal kitaplar denilen kitaplar arasında bir tek Kuranıkerim'in "Allah kelamı" olduğu söylenirse, o da kuşkulu. Diğerlerinin ise belirli kişiler tarafından yazıldığını biliyoruz.

O kadarla kalsa iyi. O belirli kişilerin yazdığı kitap üzerine ayrıca bir "din" biçimlendirmiş belli insanlar.

Niçin? İnananlar için mi?

Yoksa kimilerini inanan olmaya yönlendirip hatta tutsak edip bunun üzerinden kendi çıkarlarını sağlamak için mi?

Elbette din bilimsel tutumla sorgulanmaya başlağı zaman ortaya bir sürü dogmanın yanlışlığı çıkar. Ancak bilimin dine karşıt olduğu sanılmasın. Tümüyle tersi, din bilimlere karşıdır.

Bugüne dek dinler hep bilimlere karşı çıktı da hangi bilimsel bilginin yanlışlığını gösterebildi?

Dolayısıyla öyle MUTLAK İTAAT falan olmaz. Kabul edilemez. Bu ancak zavallılara yakışır. Düşünmesini bilen, buyrultusuna egemen olan hiç kimseye mutlak itaat etmez. Onun belki Tanrı ile arasında bir iletişim vardır; ona da hiç kimse hiçbir şekilde karışamaz.

Hiçbir yaratan, varsa, din oluşturmamıştır. Dini oluşturan, kendine göre bir yaratan tanımı yapıp ona birtakım sıfatlar da yakıştırmış olan insandır.   


   
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Temmuz 22, 2014, 11:44:39 ÖS
Yanıtla #27
  • Ziyaretçi

Doğru üzerine düşünüyorken,bilim ve aklın bize doğruyu göstermek için yeterli olduğu,kutsal kabul edilen kitapların başkalarının doğrusu olarak yazdırılabileceği üzerine genel bir intiba uyandığını fark ettim.Burada belki de soruyu yanlış soruyoruz? Doğru kabul ettiklerimizin bir kutsal tarafından 'İşte  Doğru Budur ! Bunu Yapın !' demesini mi bekliyoruz .Kendimiz doğrunun ne olduğunu ve konuyu açanın da söylediği gibi,sadece doğru,güçlü olanın doğrusu mu ? Bunun insani ve güce duyulan istek ile değişebileceğini bildiğimiz için illahi bir doğru bekliyor olmamız daha akla yatkın değil midir ?
Sağlıcakla...


Temmuz 23, 2014, 08:36:44 ÖÖ
Yanıtla #28
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay


Herkesin kendine göre doğruları olabilir.

Kim bilir kaç kez söyledik ama yineleyelim: "Doğru (hakikat-verite) ile gerçek (şeniyet-realite) kavramlarını birbirine karıştırmayalım.

Dolayısıyla her doğru ancak onu doğru olarak benimseyene göre doğrudur ve bir başkasına göre yanlış olabilir.

Zaten yanlış kavramını kullandığımızda, bunun karşıtı gerçek olamıyor, ancak doğru olabiliyor. Çünkü gerçek kavramının karşıtı gerçek dışı ya da uyduruktur.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Temmuz 23, 2014, 11:31:01 ÖÖ
Yanıtla #29
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 218
  • Cinsiyet: Bay


Doğru ve gerçek,

Herikisi de  kavram kargaşasını içerirler, neye göre gerçek neye göre gerçek dışı, neye göre doğru neye göre yanlış tüm bunların yanıtı tektir o da " şeye göre gerçek şeye göre gerçek dışı, şeye göre doğru şeye göre yanlış" (Enstein; görecelilik), yada "öğretilene, öğrenilene göre gerçek veya değil, doğru veya değil"

İlahi bir doğru beklemiyoruz, ilahi doğrular var ve sürekli güncelleniyor (HER DEVİRDE DİZAYN), yazdırılan İlahi doğrulara ne olduda tekrar bekleme moduna geçelim. Madem tekrar bozulacaksınız ve bozulduğunuzda tekrar bekle gelecek deniyor gelenleri ne yapacağız? Yoksa sürekli korkut, sürekli bastır, bitti sanmasınlar (yoksa azarlar). Sömürmeye devam, yola devam, durmamak var, vs.

Sen, ben, biz, siz onlar, yani düşünen hayvan olmasa idi  ilah ilahlığını kime kanıtlamaya çalışacaktı? Var olan düşünen hayvan düşünmese idi korkulan şeyler sadece içgüdüsel kalacak, ilahın ilah olduğunu kim kavrayacaktı, kim ilahı var edecekti? Şeyler beyinde etki yarattığı sürece mi vardır?

Şimdi var ve geçti. Anı yani şimdiyi yaşamak, ölürken bile anı yaşamak (tekrarı yok, huzur içinde ölümün tadını çıkarmak).

Tarihsel süreç içerisinde şeyler (ahlak, doğruluk, gerçeklik, yaşam, hava şartları, puta tapınma, ağaç, insan, ölüm, yaşam, tavşan, vb.) bozuldu düzeltmek için ben seçildim, ben geldim veya bekle geleceğim, gönderecek seni düzeltmek için şeyleri. Zeus geldı, Enki geldi, Enli geldi, İnanna geldi, Sokrates geldi, Musa, İsa, Muhammed, zekeriya, ibrahim, yakup, davut, ... hepsi geldi de ne doğrulmaz, ne gerçeği görmez, ne anlamaz, ne bozuk bir şeysin kardeşim düzelmedin,  düzeltemediler, düzelmeyeceksin, hala bekleme modundasın, sürekli resetliyorlar seni be kardeşim.

Varsan herşey vardır yoksan ....., çünkü "SEN" "O" sun,  "O" da "SEN", kim kime kavuşacak. Bozukta sen doğruda sen, herşey sensin.

(yazımda belirtilen ben, sen, biz, siz, onlar ifadeleri tamamen genellemedir, hiç bir kimseye veya guruba yönelik olarak yazılmamıştır)

Saygılarımla,

Madem yersizlik alemi aslım
Artık bana tek bir şey düşecek
Yücelip aslıma gitmek


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
162 Yanıt
44693 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 23, 2007, 10:19:54 ÖS
Gönderen: shemuel
DOĞRU İŞE DOĞRU İNSAN

Başlatan LuckyEye Mizah

2 Yanıt
2550 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 19, 2013, 12:22:36 ÖÖ
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
2107 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 04, 2007, 02:19:12 ÖÖ
Gönderen: Supeluta
0 Yanıt
1597 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 13, 2007, 11:59:18 ÖS
Gönderen: shemuel
23 Yanıt
9451 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 11, 2015, 11:26:18 ÖÖ
Gönderen: CAMPANELLA
4 Yanıt
3130 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 11, 2008, 07:26:17 ÖÖ
Gönderen: MASON
5 Yanıt
3760 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 18, 2008, 12:57:27 ÖÖ
Gönderen: blossom
0 Yanıt
1812 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 05, 2010, 10:47:12 ÖÖ
Gönderen: ADAM
8 Yanıt
3810 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 10, 2010, 04:54:03 ÖS
Gönderen: Onien
24 Yanıt
10379 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 19, 2017, 07:27:36 ÖS
Gönderen: Ankara