Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: SABIR  (Okunma sayısı 2685 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 05, 2009, 03:31:05 ÖS
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 353
  • Cinsiyet: Bay

Degerli Arkadaslar,

Cok onemli bir Ustadimiz olan Tamer AYAN'in kaleme aldigi yaziyi sizlerle paylasmak istedim, umarim hosunuza gider.

Yüce Erdem: S A B I R

Allah’a ulaştıran en önemli unsurlardan birisi de sabırdır. “Sabır, Hakk’tan gelen her şeye râzı olmaktır." Bütün insanların sabır konusunda çeşitli sınamalardan geçmesi mukadder ve muhakkaktır. Bundan peygamberler sabır sınavına tutulmuş, aksine, en ağır sabır imtihanlarından onlar da geçmişlerdir. Sabır, insanların bu ikinci şecaati, yani yiğitliği ve kahramanlığı belki birincisinden de önemli ve zordur. Sabır nefis terbiye ve tezkiyesinin en önemli basamağıdır.

İnsanoğlu her gün maddî ve manevî elemlere, üzüntü ve sıkıntılara maruz kalır. Kendisi bunlara dayanamaz, sabır ve şükürle karşılamayı başaramazsa, nefsi feveran eder. Bu türden davranışlar, insanoğlunun hem maddî hem de manevî varlığına zarar verir. Sabırsız olanlar sürekli isyan ve şikâyet halindedir. Sanki dünyadaki tek dertli ve sıkıntılı kişi kendisiymiş gibi düşünür. Allah, kullarına kaldırabileceğinden daha ağırını yüklemeyeceğini vaat etmiştir. Bizlere, dayanabileceğimizden fazlası yüklenmeyeceğine göre, mihnet ve belayı verenin Allah olduğunu ve bu durumun bizlerin tekamülü için gerekli olduğunu bilip, sızlanmamak ve sabırla davranmak düşmektedir.

“Sabrın gereklerini değil, sabrın kendisini uygulayın.” öğüdü, anlayanlara çok şey ifade etmektedir. Yani nasıl sabredileceğini, bunun şartları ve gereklerini sayıp dökmektense; en güzel davranış, sabrederek sabrın kendisini göstermektir. İnsanlara en az verilen şeyin sabır ve yakîn olduğu bildirilmiştir. Çeşitli kaynaklarda sabır için “İmanın yarısıdır” denilmektedir. Eğer Allah’ın rızasına uygun bir sabırla üzüntülere, hastalıklara, kayıplara, bela ve mihnetlere karşı koyabiliyorsak, zâten yolun önemli bölümünü geçmiş sayılırız.

Eğer sabırsızlık gösterirsek bu, ümitsizliği, ümitsizlik hayıflanmayı, hayıflanma da isyânı getirir. Bunların hepsi ve özellikle tevâzu, hoşgörü, şükür ve sevgi çok ince bir şekilde birbirine bağlı ve birbirinden geçişlidir. Şura Suresi / 43 : “Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.” denilmek sûretiyle, İslâm düşüncesi içindeki önemi iyice vurgulanmış ve belirginleştirilmiştir.

 Sabrın kolay değil zor olduğu, ancak karşılığının da ona göre olacağı şu Hadiste anlatılmıştır. “Koçyiğit güreşte yenen değildir, asıl koçyiğit kendisine mâlik olandır.”  Burada kendisine malik olan denilerek anlatılmak istenen; öfkesine sahip olan, öfkesini kontrol edebilendir. Mânevî plânda üstünlük; nefisten uyanan öfke ve gazabı kontrol edebilmek, onun hem kendimize hem de başkalarına zarar vermesini önleyebilmekle elde edilir. Öfkeyi zapt etmenin yolu, öfke geldiğinde: “Lâ Havle velâ kuvvete…” demektir. Böyle söylendiği anda, Allah’ın yardımı ve rahmeti üzerimize erişir, bir yağmur, bir ışık, bir nur gibi yağar. Öfke anında “Bu benim imtihanım!” diyerek Allah’a sığınmak en büyük erdemdir.

Sabrın karşıtı sabırsızlık, yani şekvâ ve sızıntıdır. Şekva, mihnet ve belalara tahammül edememek, sorumluluklara sabredememektir. Şekva halinde olan insanlar, içinde bulundukları hiçbir durumdan memnun olmayarak, sürekli şikâyetçi olurlar. Bu da onların ellerindeki mevcut imkanları da kaybetmelerine yol açar. Hadis’te: “Ben kulumun kalbinde üç şeye bakarım. Ameline, sabrına ve şükrüne. Bunlar benim içindir, gerisi ise kulumun kendisine aittir.” Yukarıdaki Hadîs’te de belirtildiği gibi; Allah farz olan ibadetlerin kulun cehennemden kurtulması, cennete ulaşması için olduğunu; ancak sabır ve şükrün direkt olarak kendi rızasını kazanma amacına yönelik olduğunu beyan buyuruyor. Allah’ın rızasını kazanmak ve kemal yolunda ilerlemek istiyorsa bir insan, öncelikle kendi nefsinin isteklerine, sonra çevresindekilerin verdikleri çeşitli olumsuzluklara, sonra da Yaradan'ın vereceği belâ ve nimetlere sabır gösterecektir.
           

Zîra “Sabır, Hakk’ın aynası, halkın ise aksidir.” Bir büyüğün ifadesiyle; “Sabır; en sıkışık anlarınızda çalacağınız Hakk kapısıdır.” Allah’a götüren birçok yol olabilir. Ancak o yollardan O’na varabilmenin bir tek yolu vardır; “Sabır, Hakk yolunun feneridir. Feneri devamlı yakmazsanız karanlıkta nasıl yol bulursunuz?” İnsanlar yaratılışları gereği bencil ve kolaya kaçma eğilimindedirler. “İnandık, iman ettik.” dedikten sonra bırakılıvereceklerini, her nimete kendiliğinden hiçbir çaba harcamadan ulaşıvereceklerini zannederler. Hâlbuki esas ondan sonrası önemlidir. Çeşitli bela ve mihnetlerle, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmelerle sınanacak ve bu tür sıkıntılara verdiği tepkilerle liyakati belirlenecektir. Ancak insanlar, bunu anlamak ve kabul etmekte pek istekli değildirler.

Halbuki: “Sabır, en çok uygulamanız gereken ama şimdiye kadar en az uyguladığınız olgudur.” Zîra: “Sabırlı olunuz, çünkü Allah, sabır ve şükürde olanları sever.” Allah’ın en çok sabırda ve şükürde olanları sevmesinin nedeni de bir büyüğün şu sözünde mânâsını açığa vuruyor : “İmanın yarısı sabır, diğer yarısı da şükürdür.” Sabretmenin temeli ve en esaslı rüknü: “Önce kendisine, sonra başkalarına sabretmektir.” Allah’ın kullarının en çok dikkat etmeleri ve üzerinde hassasiyetle durmaları gereken husus, şöyle ifadesini bulmaktadır : “İstediğiniz olmadığı zaman değil, istemediğiniz olduğu zaman sabrediniz.”

Halk, her türlü kültür seviyesinde bulunan insan topluluğu demektir. Dolayısıyla insanların arasında imtihan vermek daha hayırlıdır. Okuduğumuz veli ve evliyaların, hayatlarının belli dönemlerinde, kendilerini dünya ve dünya nimetlerinden soyutlayarak, yalnızlığa çekildiklerini görüyoruz. Ama aynı zamanda da, insanlar arasındaki imtihanlarını vermiş, kendilerinin olması gereken liyakâti kazanmış ve daha sonra inzivaya çekilmiş olduklarını da anlıyoruz. Oysa bizler için farklıdır. Biliyoruz ki; Allah imtihan etmek için insanları da vasıta kılar, belaları ve mihnetleri de...

Bizler; “Halk içinde Hakk'la beraber olmak” zorundayız.

İşte bu yüzden imtihanları verebilmek sabırla mümkündür. İşte bu yüzden en büyük erdem sabırdır. İmtihanları verebilmenin ve Hakk'a yürüyebilmenin en kısa yolu, sabır ve şükür asası ile insanlara hizmettir.


Bir Hakk yolu yolcusundan, bir makale;

… Okyanustan bir damla, buhar olup yola çıktı. Yol da uzun mu uzun. Damlanın hali, aynı insanoğlunun anne karnındaki hali gibiydi. Safmı saf, temiz mi temiz… Damla, buharlıktan vazgeçti, tekamül edecek ve ÖZ’üne dönecekti.

Tekrar yağmur olup yere düştü. ÖZ'e dönmek kolay değil, asıl olan'a dönmek, emek ister, zahmet isterdi. Vurdu kendi taşlı, dikenli yollara; azimliydi, inançlıydı, okyanusa dönmekti maksadı. Ama ne çare ki; onu hiç yanlız bırakmayan, bir an bile peşinden ayrılmayan ve adına Nefs dediği bir yol arkadaşı da vardı. Her yol ayrımında gideceği yönü gösterirdi ona; taşlardan, dikenlerden arınmış, rengârenk ağaçlarla bezenmiş yollara sokardı damlacığı… Damlanın amacı Okyanusa geri dönmekti ama, ufukta bir türlü görünmüyor ne ırmak, ne deniz ne de okyanus. Nerde o sevgili? diye inledi usulca;.yol güzel ama yolun sonu yok…

Bir an muhasebe yaptı nefsiyle. "Bak arkadaş dedi..ben seni tanımadan, önce saf temiz bir Damlacıktım ama şimdi şu halime bak,  her türlü karanlıkları bünyemde barındırıyorum, beni böyle gören başka damlalar, bizi de kirletecek diye korkuyorlar. Ben görünürde güzel ama karanlık olan bu yolu terk ediyorum. Çünkü her yer senin işaretlerinle dolu. Bana Rabbimin verdiği rehberle yola devam edeceğim. Anladım ki beni okyanusa götürecek yalnızca O'dur. "

Düzgün ve renklerle süslü yolu terk edip, vuruyor kendini taşlı dikenli yollara, zorlanıyor ama anlıyor ki, bağrını yırtan her taş, her diken onu temizliyor. Daha da gönülden sarılıyor bu meşakkatli yola…İçimizdeki şehrin ışıkları neden aydınlık değil?, nefsinin "gel" diyen sesine kulaklarını tıkayıp, kendinden önce okyanusu bulan büyüklerinin bıraktığı ayak izlerini takip ediyor.

Okyanusu bulduğunda ise; artık damladan eser kalmıyor. Çünkü o, okyanusun içinde, okyanus olmuştur artık. Çünkü o, Hakk'ın içinde kaybolmuştur artık, aradan ikilik kalkmış, her şey "BİR” de yok olmuştur artık.         
               


Bakmak yetmez, gormek gerek...


Mayıs 05, 2009, 03:55:59 ÖS
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

Kötüye ve olumsuzluğa sabretmek,iyiye giden olumluya giden yolda insana en büyük eğitimdir.Yazıyı kaleme alan değerli Üstada ve bize aktaran değerli Dino'ya teşekkürler.


Mayıs 05, 2009, 04:13:05 ÖS
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Dino,

Bu berrak çalışma için teşekkürler.
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ocak 24, 2012, 02:26:42 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 674

evet sabır ne kadar önemli, ancak günümüzde bizleri zorlayan hakkının yendiği o kadar çok olay oluyor ki gel de sabret. Sayın dino bu paylaşımınız için sağ olun ben kendi yaşantımı bir kez daha gözden geçireceğim emin olun. 
Doğru rehberini bulana ne mutlu...


Ağustos 18, 2012, 05:19:45 ÖS
Yanıtla #4
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 187
  • Cinsiyet: Bay

Yazıdan yararlandım. Sabırsızlığımın varlığını ve karşı koyabileceğimi hissettim.

Teşekkür ederim.

Saygılarımla


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
SABIR ve YAPILAN YANLIŞLIKLAR

Başlatan asoraman « 1 2 » Diger Konular

17 Yanıt
7016 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2012, 10:39:37 ÖS
Gönderen: tcorbaci