Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ANTİK HELENLERİN DÜNYASI - 2  (Okunma sayısı 2878 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 25, 2009, 01:02:13 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Helen Dünyasında Düşünce Özgürlüğü


18. yüzyılın ünlü İskoç tarihçi düşünürlerinden David Hume, “An Enquiry Concerning Human Understanding” (İnsan Anlayışı Üzerine İnceleme) adlı yapıtında Helen-İyon kültürüne şöyle övgüde bulunur:

“Bırakınız dinsel toleransı, sözcüğün en geniş anlamıyla düşünme özgürlüğü kavramının ve ilkesinin dünyaya Helen-İyon kültürünün bir armağanı olduğunu kabul etmemiz gerekir.”

Helen toplumu, yapısı bakımından günümüzün liberal ve demokratik toplumlarına benzemez. Üstelik toplumsal ve siyasal özgürlükler yasalarla dile getirilip, toplumsal yaşamın kuramsal temeli haline gelmiş de değildir. Düşünce özgürlüğünün, Helen kültürünün içinde geliştiği doğal hava gibi bir şey olduğu rahatlıkla söylenebilir.  Bu o denli doğal bir olgudur ki, Sokrates bile savunmasında, düşünce özgürlüğüne yapılan bir karışmanın konusunu açmaz.

Düşünce özgürlüğü açısından Antik Helen dini de hiçbir zaman engel oluşturmamıştır. Bunun nedenini Helen dininin bir kültür dini oluşunda bulabiliriz.

Aslında her din belli bir kültürün ürünü sayılabilir ama kültür ile din etkileşimi her zaman uyumlu olmayabilir. Örneğin düşünsel gelişmenin birdenbire hızlandığı dönemlerde, kültür ile din arasında çatışmalar yaşandığı görülür. Zaten bu çatışma olmazsa düşünce ya da vicdan özgürlüğünden söz etmeye gerek kalmaz. Dinin, kültürün gelişmesine ön ayak olduğu kadar, çokça ona engel olduğu da bir gerçektir. “Helen aydınlanması” denilen, özellikle dinsel düşünceye taban tabana karşıt felsefesel düşüncelerin ortaya çıktığı bir dönemde bu ülkede din ile kültür arasında kayda değer çatışmalar yaşanmamıştır.

Felsefenin doğal gelişimiyle birlikte Olimpos tanrıları artık gerçekliklerini yitirmişti. Dünya, tanrılardan sıyrılmıştı. Halkın inanıp bağlandığı din de bir mitoloji biçimine dönüştü.

Tanrıların birer insan yaratımı ve hayali olduğunu söyleyen Ksenophanes’ten olayları doğa yasaları ile açıklamaya çalışan Antik Çağ materyalist düşünürlerine dek, günümüz Batı dünyasına ışık tutmuş felsefe okulu ve sistemlerinin gelişmesinde dinsel engeller olmadığı görülür.

Kimi düşünürlerin ileri sürdüğü gibi, mit, destan ve mantık arasında bir kaynaşma hatta bire bir eşlik olduğunu söylemek abartılı olur ama gene de Helen düşüncelerinin pek çoğunun dine ve teolojiye aykırı olduğu da açıkça bellidir.

Helen düşüncesinde metafizik, teolojiden çok bilimsel düşünceye yakındır. Bu nedenle de Jacob Burckhardt, İlk Çağın Helen-Roma dinlerine “kültürün tanrılaşması” adını vermiştir. Kültürün tanrılaşması yoluyla ortaya çıkan Helen dininin, sanat ve düşünce yaratımlarına engel olmaması da doğaldır. Helen düşünürleri sıkı ahlâk kurallarına değer verir ama “öteki dünya” ile ilgili ya da “ruhun kurtuluşu” gibi kaygıları pek yoktur.

Helenlerin din bilinci daha çok doğaüstü bir kavram olan “moira” (yazgı) düşüncesine kadar yükselmişse de, günah bilinci, ruhun kurtuluşu kaygısı onları rahatsız etmez. Söz gelişi, Yahudiler ile Helenler arasında büyük bir dünya görüşü ve yaşam uçurumu var gibidir.

Romalılar da bir bakıma Helenlere benzer. Helen-Roma dininin bu tinsel sığlık ve gevşekliği, ileri yıllarda Hıristiyanlığın yükselişini kolaylaştırmıştır.

Genel yaşam koşullarının bozulmaya yüz tutması, ardından ekonomik ve siyasal dengelerin altüst olması, Helen insanının yaşama ve kendine karşı duyduğu güveni, sonunda bu sanat-kültür dininin saflığını yitirmesine neden olmuştur. Jacob Burckhardt’a göre, Hıristiyanlığın öteki dünya inancı, Hıristiyan imparatorların yardımıyla, bu kültür-sanat dininin hakkından gelmiştir.

Kuşkusuz, tarihin çeşitli dönemlerinde başka ülkelerde de büyük, yaratıcı, çığır açıcı kişiler yaşamıştır. Ancak, devlet ve kamu yaşamının yanı başında, toplum otoritesinin uzanamadığı kendine özgü yaşama alanı, devletin ve dinin karışmadığı bir düşünce çevresi olan özgür birey, ilk kez İyon siteleri ile Atina’da gelişmiştir. Bu gelişmenin coğrafi, etnik, siyasal ve ekonomik etmenlerini açıklamak da olanaklıdır. Kısaca ticaret ile koloniciliğin bunda büyük payları olduğunu söylemek gerekir.

Jacob Burchardt gibi araştırmacılar, demokrasinin doğuşunun burada olmasını, devletin kültüre egemen olmasıyla, daha da önemlisi kültürün devlete egemen oluşuyla açıklamaktadır.

Helen düşüncesinin bu yoğunlukta gelişmesini, devletin bilgi ve eğitime verdiği önemle açıklamak olanaksızdır. Kaldı ki devletin bilgiye karşı gösterdiği ilgisizliğin yer yer düşmanlık biçimine bile dönüştüğünü biliyoruz. Buna karşın, filozof ve bilginlerin Helen felsefesini bu denli yüceltişini ancak sınırsız bir düşünce özgürlüğü ortamının varlığıyla açıklayabiliriz.

Yeri gelmişken, çoğu Batılı araştırmacının bir türlü yere göğe sığdıramadığı Helen demokrasisinin “demos”tan çok “aristos”a yani halktan çok soylu azınlığa dayandığını, aslında orada demokrasiden çok aristokrasi olduğunu belirtmemiz gerekir.

Helen sitelerindeki eğitmenler rahipler değil, filozoflardı. Siyaset adamlarının ders aldığı Sofistler bir yana, ilk Helen filozofları hem doğa araştırıcısı hem kentlerin danışmanı, birer yol göstericiydiler. Jacob Burckhardt gibi araştırmacılar, dinsel düşüncelerdeki bu gevşeklik ve zayıflığın, felsefenin gelişmesinde önemli bir etken olduğunu öne sürer.

Dünyanın hiçbir toplumunda özgürlüğün insanlara düpedüz bağışlandığı görülmemiştir. Her olumlu değer gibi özgürlük de kavga ve savaş hatta başkaldırma ve devrim ile elde edilmiştir.

Bu nedenle Helen-İyon dünyasındaki düşünce özgürlüğü elbette mantar gibi kendiliğinden yerden bitmiş değildir. Ancak Helen düşüncesinin çeşitliliği ve bolluğunu, kimisinin de toplum düzeni için yıkıcılığını göz önüne alırsak, sayıları pek az da olsa bazı baskı ve kovuşturmalar bir yana, Helen insanının geniş bir düşünme özgürlüğünü tattığını rahatça söyleyebiliriz.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 25, 2009, 02:35:59 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4164
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Adam

Sizi tebrik ederim seçmiş olduğunuz konular tam beyin fırtınası yaptıracak kıvamda.
Düşünce özgürlüğü ve özgürlüklerin her çeşidi aslında insanın doğasında önlenemez duyguların yansımasıdır.İnsana özgü bu düşünceler insanda aynı zamanda yaşadıkları çeşitli zaman dilimlerinde inanç anlamında çeşitli problemlerle karşılaştıklarıda aşikar.

Kendi tasarladıkları kültürleri ve inanç'a muhtaç yaşamları arasında devamlı gelgitleri hep olmuştur.

Din'i söylemlerin genelde ortadoğuya özgü olduğu ve genelde orada olduğu söylenir,gerek avrupa milletleri olsun gerek asya kavimleri olsun bu inanç sisteminden haberdar olmadığı düşünülmektedir.

Bazı araştırmacılar ise konfiçyus gibi budha gibi insanlarında peygamber olabilme olasılığını söylerler.

İnanç sisteminin yayılmasındaki problemden dolayı bence ortadoğuda bu konuda daha hızlı yol alınırken diğer yerlerde ise bu sistem tersine işlemiş insanlar tapınmak için kendi tanrılarını yaratmışlar onlara kutsallık atfetmişler mitleştirmişlerdir.

Sizinde ifade ettiğiniz üzerine aynı insanlar bir müddet sonra yarattıkları tanrıların işe yaramaz olduklarını görmüşler ve itibar etmez olmuşlar.

İnsanlardaki edilinen alışkanlıklarında kolay kaybolmadığı bir gerçek inanç sisteminden ayrı yaşayamadıkları ve devamlı arayışta olduklarıda bir gerçek.

Çok araştırıp okumamama rağmen merak ettiğim bir soru var.Antik yunanda bir çok konuda topluma yön veren filozoflar aristo olsun eflatun olsun bu insanların kendi yarattıkları her türlü tanrıya nasıl bakıyorlardı mesela onların varlığına ve gücüne inanıyorlarmıydı?

Hayatın devamlılığı içinde insanların kendi kültürel gelişimini devam ettirmeleri ve bu yönde gelişmeleri zaten kaçınılmaz,bu dini tanısalarda tanımasalarda gelişimleri devam edecekti.

Ne zamanki doğu ile yapılan ticaretin gelişmesi ve zaruri olması nedeni ile buralara yapılan seyahatlerle
bu farklılıkları tanımaları kendi bakış açılarınıda değiştirmişler belkide uzun bir dönem bocalatmış olmalı.

İnsanlık tarihi varolduğundan beri kendi kanaatime göre herzaman özgürlük ve eşitlik kavramının belk bilerek belki bimeyerek hep savunucuları olmuştur.

Eğer bir şeyi savunuyorsak ozaman bir şeylerden hep korkup endişe duymalıyız,özgür ve eşit yaşayamama korkusu olabilir bu tüm insani fonksin ve düşüncelerine uyuyor çünkü.Şu manayada gelebilir ozaman korkularımızı ve endişelerimizi bertaraf edebilmek için çeşitli çıkış yolları bulmalıyız.

Öncelik olarak biri bizi korusun onu biz yaratır adınada tanrı deriz ve ondan umar,bekleriz.

Burda insanlık gelişimi ile paralel yürüyen süreçte gerçek dinle tanıştıktan sonra insanların bu yapıtaşlarıda altüst olmuş olmalı.

İnsanoğlu hayatın en başındaki süreçten beri Gerek kendi yarattıkları ilahlarını anlayıp kavramada gerekse semavi dinlerde anlatılan allah kavramını anlamada hep müşkül olmuş ve edilmişlerdir.

Kendi yarattıkları gözlerinin önündeki tanrıdan herzaman görebildikleri tanrıdan umduklarını bulamayan insanlar bu sefer var ama göremezsin denilen bir allaha inanmanın güçlüğünü yaşamaya başlamışlardır.

Burda bence ikilem hep vardı ve bunuda her konuda her açıdan sömürüye açık hale getirdiler.

Ve asla kendi dogmalarını yazmaktan vazgeçmediler.

Demokrasinin doğuşu anlatılan ve bilinenin aksine çok merak ederim nasıl doğmuştur.Doğuşunu haklı kılacak hangi geçerli sebepler vardı.Ortaya çıktığı bölgede insanlık nüfusu kültürlerin birbirleri ile olan münakaşalar ne boyutta idi.Ne olmuş olabilirde o zamanın şartlarında demokrasi fikri ortaya çıkmış olsun.

Günümüzde 7 milyara dayanan dünya nüfusunda çıkmış olsa bu akdar sorunla anlaması daha kolaydı.


ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Kasım 26, 2009, 08:20:15 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Sayın Karahan'a bu konuya yaptığı için çok teşekkürler.

Bu katkının kapsamında bir soru var; o da Antik Helen düşünürlerinin bu tanrılara, onların güçlerine inanıp inanmadıkları... Çalışmalarına ve yapıtlarına bakacak olursak, onlara birer "tanrı" olarak inanmakta olmadıkları açıkça ortada. Ancak bu düşünürlerin büyük çoğunluğunun aynı zamanda bir ezoterik kurum içinde yer aldıklarını da göz ardı etmemeli. Çok geniş çaplı bir Helen Mitolojisi var. Bu mitoloji belki de dünyanın gelmiş geçmiş en geniş mitolojisidir. Oradaki tanrılar, tanrıcıklar ve yarı-tanrılar bir çocuk için birer masal kahramanı gibi bir şeydir. Sıradan bir site yurttaşı için gerçektir. Ancak bir inisiyenin indinde tanrılardan her biri ve tanrı benzerleri birer simgedir; mitoloji de bir alegoridir. Fakat bu olgu Helen toplumu için söz konusu değildir.     
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 26, 2009, 09:49:45 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay



Sayın Karahan'a bu konuya yaptığı için çok teşekkürler.

Bu katkının kapsamında bir soru var; o da Antik Helen düşünürlerinin bu tanrılara, onların güçlerine inanıp inanmadıkları... Çalışmalarına ve yapıtlarına bakacak olursak, onlara birer "tanrı" olarak inanmakta olmadıkları açıkça ortada. Ancak bu düşünürlerin büyük çoğunluğunun aynı zamanda bir ezoterik kurum içinde yer aldıklarını da göz ardı etmemeli. Çok geniş çaplı bir Helen Mitolojisi var. Bu mitoloji belki de dünyanın gelmiş geçmiş en geniş mitolojisidir. Oradaki tanrılar, tanrıcıklar ve yarı-tanrılar bir çocuk için birer masal kahramanı gibi bir şeydir. Sıradan bir site yurttaşı için gerçektir. Ancak bir inisiyenin indinde tanrılardan her biri ve tanrı benzerleri birer simgedir; mitoloji de bir alegoridir. Fakat bu olgu Helen toplumu için söz konusu değildir.     


Sayın ADAM bu açıklamasında,ezoterik düşünce ile zahiri dogmalar arasındaki bariz farka antik helen düşünürleri üzerinden işaret etmiş.

Bu bakış açısını zamana ve mekana göre genelleyebilirsek, sayın Karahan'ın vahiy dinlerinin gereklliği konusunda yaptığı vurgusunun, din adamlarının dayatmalarının ötesine geçmesini sağlıyabiliriz.

Ne demiş yüce Mevlana:



A insan...!Tanrı kitabı sensin, sen.

Padişahın güzelliğine bir aynasın sen.

Kainatta ne ararsan,senden dışarda değil.

Ne istersen kendinden iste,ne ararsan kendinde ara...

Aradığın sensin,SEN...!


Saygılarımla

Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 27, 2009, 10:58:11 ÖÖ
Yanıtla #4

Ne demiş yüce Mevlana:



A insan...!Tanrı kitabı sensin, sen.

Padişahın güzelliğine bir aynasın sen.

Kainatta ne ararsan,senden dışarda değil.

Ne istersen kendinden iste,ne ararsan kendinde ara...

Aradığın sensin,SEN...!



Içimizdeki kapıyı açabilmemiz durumunda sanırım aradığımız şeyi de bulmuş oluruz:)
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
ANTİK ROMA

Başlatan bilgiaçı Tarih

4 Yanıt
3467 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 20, 2008, 06:05:25 ÖS
Gönderen: farmason82
ANTİK YUNANİSTAN

Başlatan bilgiaçı Milletler Tarihi

0 Yanıt
2504 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 20, 2008, 10:22:47 ÖS
Gönderen: bilgiaçı
0 Yanıt
1399 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2009, 04:18:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1292 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 28, 2009, 03:40:31 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2206 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 29, 2009, 09:47:16 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1325 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2009, 12:22:51 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1591 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 03:02:13 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1289 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 12:43:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1433 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 08:36:06 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1816 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 03:17:33 ÖS
Gönderen: ADAM