Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ROMALILARIN DÜNYASI - 2  (Okunma sayısı 1524 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 09, 2009, 12:42:14 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Romalıların Toleransı


Hıristiyanlık öncesindeki çoktanrıcı Roma’da, İyonya’dakine benzer bir tolerans ortamı vardır.

3. yüzyılda Plautus, yazdığı komedilerde halkı güldürmek için kutsal inançlarla rahatça alay eder. Yapıtlarında en arsız hırsızlar, şanslarını denemeye kalkmadan önce fal baktırır ve şöyle der: «Tanrılar girişimimi onaylıyor.» Hırsızlıklarının meyvelerini ceplerine indirirken tumturaklı bir biçimde Jüpiter’e dua etmeyi de unutmazlar.

Yine aynı yüzyılın ünlü trajedi yazarı Ennius  Plautus’tan da saldırgandır. 19. yüzyıl sonlarının ünlü Fransız tarihçisi Gaston Boissier tarafından belirtilmiş olduğu gibi; kesin bir kuşkucu ve inançsız kişidir. Helen tanrıtanımaz düşünürü Evhemeros’un yapıtlarını Latinceye çevirmiş, âdeta onun izinden gitmiştir. Trajedilerinden birinde, yazgısından sızlanan bir kahramanını şöyle konuşturur:

«... Tanrıların varlığına inanıyorum ve onları her zaman destekliyorum. Ancak tanrıların insanlarla ilgilenmediği kanısındayım. Çünkü öyle olsaydı, iyi insanlar mutlu, kötüler ise mutsuz olurdu yaşamda. Oysa hep tersinin gerçekleştiği görülüyor.»

M.Ö. 2. yüzyılın hiciv ozanı Lucilius da tanrı resimlerine saygı gösteren kişileri insafsızca alaya alır, «Bunların tümü bir resim sergisinden, yalandan, kuruntudan başka bir şey değil.» der.

Cicero, Roma vatandaşlarının, “augur” adı verilen kuş falcılığına olan merakını tam bir kuşkuyla karşılamış ama “halkın inançlarını sarsmamak için” bunu saklamayı yeğlediğini söylemiştir. Bunun için, şayet 1. yüzyılda Lucretius olmasaydı Roma’da din karşıtı düşünce, onu ortaya çıkarmaktan çekinen aydın kesimin içinde kapalı kalmış bir lüks olarak yer alacaktı.

Lucretius şöyle diyordu:

«Kurtuluş dinleri, İsis’in, Mithra’nını, Attis’in sevgili kullarının sonsuz bir erince kavuşacaklarını, dışarıda kalanların ise korkunç ateşlerde yanacaklarını söylüyor ama sevgili kul olmayı kim garanti edebilir bize?»

“De Rarum Natura” (Doğanın Yapısı Üzerine) adlı kitabında, “evreni yaratan tanrı” düşüncesine karşı çıkmıştı. Düşüncelerini tümüyle paylaştığı Epikuros ise, şöyle diyordu:

«...Hayır, evreni tanrılar yaratmamıştır, yönettikleri de yok onu, insanların işleriyle ilgilendikleri de. Onlar derin bir sessizlik içinde ölümsüzlüklerini sürüyorlar... Ne acı duyabilirler onlar ne de tehlike duygusu içinde olabilirler. Kendilerine özgü zenginliklerle donatılmış olan tanrıların bize ilişkin şeyleri gereksinmeleri de beklenemez; bizim erdemlerimiz karşısında duyarsızdırlar, öfkeden vb. gibi anlamazlar.»  (Kaynak: Albert Bayet,  “Dine Karşı Düşünce Tarihi”)

Roma’nın toleranslı ortamında Epikuros’un bu tür düşüncelerini yineleyen Lucretius’un dizeleri, o dönemde yadsınmaz, en azından baskıya başvurulmazdı. Yadsıma, Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından sonra başladı. Öyle ki, M.Ö. 1. yüzyılın dindar ozanı Virgilius bile Lucretius için, «Açgözlü Akheron’un fiyakasını bozdu ve tüm korkuları defetti.» diyerek övgüler dizmişti.


Roma’da Dinsel Tolerans Anlayışı


Romalı yurttaş ve egemenler, imparatorluğun sınırları içinde yaygın tüm inançlara yüzyıllar boyunca toleranslı davrandı. Hatta daha da ileri giderek Roma tanrılarıyla yabancı tanrılar arasında kaynaşmaları bile toleransla karşıladılar.

Roma yurttaşı olan hiç kimse, imparatorluk sınırları içinde yer alan hiçbir topluluk, herhangi bir dinsel baskı görmedi. Birey; bir rezaletin yaratıcısıysa ya da kutsal bir şey çalmışsa, siyasal yönden egemen güçlere karşı çıkmışsa, yasalar işte o zaman gelip yakasına yapışırdı.

Üstelik söz konusu yasalar, çağdaş Batı hukuk sisteminin kök aldığı, uygulamaya dönük, adına “köleci hukuk” denilse bile Antik Çağ için yetkin bir hukuk düzeninin ürünüydü.

Romalılar bunun dışındaki eylemlerde, örneğin bir dinsel âyinde bulunup bulunmamakta, bir kurban kesip kesmemekte, dua edip etmemekte tümüyle özgürdü. Kimsenin bir âyine katılıp katılmadığı araştırılmaz ama gene de bireyden, ulus tanrılarına, imparator-tanrıya saygı göstermesi istenirdi.
 
Hıristiyan dinini ortadan kaldırmak için en büyük kıyımları eyleme koyan Diocletianus’un 284-305 yılları arasındaki hükümdarlık döneminde, puta tapmaktan nefret ettiklerini saklama gereğini duymayan devlet görevlileri vardı. Devlet hizmetlerini canla başla yerine getiren, bu arada istemeye istemeye de olsa imparator ile birlikte Roma tapınağını ziyaret etmekte kusur etmeyen görevliler ile imparator arasında en küçük bir sürtüşme yaşanmamış olduğunu söylersek, Roma dünyasındaki toleranslı ortamı daha iyi kavrayabiliriz.

Roma İmparatorluğu’nda  uzunca süren bu toleranslı ortam, bazen tanrıtanımazlığa kadar varmıştır.

4. yüzyılın Hıristiyan din adamlarından Hilaire de Poitiers, “Tractatus Super Psalmos” adlı araştırmasında insan yaşamına egemen olan bir alın yazısının varlığını yadsıyan, ölümle birlikte ruhun da beden gibi kaybolup gideceğini söyleyen kimselerin var olduğunu yazmıştır. Ona göre, daha da ileri giderek Tanrı’nın varlığını apaçık yadsıyan kimseler de vardır. Ancak, o dönemde bu tanrıtanımaz kişilere uygulanmış herhangi bir yaptırım izine rastlanmaz. Dinsiz kişiler, tanrılara karşı tumturaklı sözler söyleyip kendi kanılarını sakladıkları zaman, yargıçlar kovuşturma yapmaktan vazgeçmişlerdir.

İnançsızlık hakkı öylesine güç kazanmıştır ki, mezarların üstüne ölünün bir gün yaşamaya devam edip etmediği konusunda yazılanlardan kimse rahatsızlık duymamıştır. Ölümden sonra bir başka yaşam olmadığına inananlar, mezarların önünden gelip geçenlere bu inançlarını tam bir özgürlük içinde anlatmışlardır.

Bir Galya mezar taşının üzerinde şu sözler okunur: “Naturae socialem spiritum corpusque origini redditi.” Bu, ölünün bedenini toprağa, ruhunu ise doğaya verdiğini anlatır.

Bir başkası ise şöyle yazdırmış: “Non fui, fui, memini, non sum, non curo.” (Yoktum, var oldum, anımsıyorum; yokum, korunmuş değilim).

Şu son sözü oluşturan sözcüklerin baş harfleri ile ortaya çıkan NFFMNSNC biçimindeki bir kısaltmaya, Galya mezar taşlarının birçoğunda rastlanır.

Ulus dinlerine dayanan toplumsal düzenlerde, dinin kendisi özce ne denli toleranslı olursa olsun, inanç sistemleri devletin gerek toplumsal gerekse siyasal birliğini sağlayan tinsel bir güç olarak bilindiğinden, tüm toplum üyeleri bu dine saygılı olmak ve dinin gerektirdiklerini yerine getirmek zorundadır.

Bu saygı, yurttaşın devlete bağlılığının bir tür yansımasıdır. Romalı her aile nasıl kendi ev tanrılarına tapınmakla yükümlü ise, yabancı uluslar da kendi tanrılarına ve dinlerine inanmakta özgür olmakla birlikte, Roma’nın ulus dinine saygı gösterip, devletin tanrılarını tanımakla yükümlüdürler.

Augustos ile birlikte ortaya çıkmış olan “imparator kültü”, bu duruma daha da önem kazandırmış, tüm yurttaşların tanrı-imparatora tapmaları, Roma yurttaşlığının bir mihenk taşı konumuna gelmiştir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Helenistik Roma çağının geniş görüşlü düşünce atmosferinde, her çeşit din ve kült yan yana ve barış içinde yaşamak olanağı bulmuştur. (Kaynak: Hüseyin Batuhan, “Batıda Tolerans Fikrinin Gelişmesi”)


Bu aşamaya geldiğimizde gözden geçirilmesi gereken bir nokta da Romalıların Yahudi dini yea da Museviliğe karşı tutumudur. Onu bir sonraki bölüme bırakalım.

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
4 Yanıt
2968 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 27, 2009, 10:58:11 ÖÖ
Gönderen: Prenses Isabella
0 Yanıt
1450 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 26, 2009, 04:18:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1328 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 28, 2009, 03:40:31 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1834 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2009, 12:24:17 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1363 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 10, 2009, 12:22:51 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1631 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 11, 2009, 03:02:13 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1324 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 12:43:46 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1476 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 08:36:06 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1864 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 03:17:33 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1410 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2009, 02:00:26 ÖS
Gönderen: ADAM