Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ROMA’DA NERON VE SONRASI  (Okunma sayısı 3616 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 17, 2009, 01:15:53 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu biraz tarih anlatımı gibi olacak ama asal konu, Romalılar'ın Dünyası başlığı altında anlatmış olduklarıma bir başka yönden bakışı içeriyor.




İsa’nın ölümünden sonraki 35 yıl boyunca Romalıların, Hıristiyanlara pek sert davranmadığını söyleyen 2. yüzyıl başlarının tarihçi düşünürü Tacitus, İmparator Neron dönemindeki olaylarla ilgili olarak bize şu bilgileri verir:

 “...Neron’un hükümdarlığının onuncu yılında, İmparatorluğun başkenti o zamana dek eşine rastlanmamış bir ateşle yanıp yıkıldı. Sanat anıtları ve Roma halkının meydana getirdiği yapıtlar, Pön savaşlarının ganimetleri, Galya’nın anıları, en kutsal ve en değerli tapınaklar tam bir yıkımın içerisinde yok olup gitti. Roma kentini oluşturan on dört mahalleden yalnızca dördü sağlam kaldı. Alevler içerisinde kavrulan yedi mahalle ise bir viranelik ve perişanlık görünümüne büründü. Bu büyük yıkım ve acı arasında insanları avutan şey, devletin uyanık davranarak hiçbir tavsamaya meydan vermemesi olmuştur. Hükümdarın bahçeleri mutsuz insanlara açıldı, ivedilikle yapılan birtakım binalar onların barınmasına ayrıldı. Çok düşük bedeller karşılığında buğday ve erzak dağıtıldı. Görünüşe göre çok akıllı bir şehircilik kafasıyla yolların ve özel konutların yapımını ve koşullarını düzenleyen tüzükler ve buyrultular çıkarıldı. Yangın, olağan koşullarda yüzyılda meydana getirilebilecek olan imar hareketinin birkaç yılda uygulanmasına neden oldu ve bu denli kısa bir sürede eskisine göre daha düzenli ve güzel bir Roma kenti ortaya çıktı. Neron’un gösterdiği bütün dikkat, özen ve duyduğu insanlık, onun hakkında çıkarılan şüpheli düşüncelere engel olamadı; İmparator başkenti ateşe vermiş olmakla suçlanıyordu. Ve kızgınlıktan köpürmüş olan bir halk için söylenebilecek en inanılmaz masallar gibi, Neron’un, neden olduğu bu felâket karşısında, lir çalarak eski Truva’nın yıkılışını dile getirerek neşelendiğine inanılıyordu. İmparator, bütün devlet baskısının silip atamadığı bu şüpheyi kökünden kazımak için, birtakım kararlar aldı. Bu amaçla, halk arasında Hıristiyan denilen, yüzkaraları nedeniyle nefret edilen insanları en ağır işkencelerle öldürttü, adlarını aldıkları Christos adındaki kimse, Tiberius döneminde, yönetici Pontius Pilatus tarafından ölüm cezasına çarptırılmıştı. Başlangıçta bastırılmış olan bu zararlı boş inanç, yalnız kötülüğün kaynağı olan Yahudiye’de değil, her çeşit kötülükleri ve zâlimce tutkuları yapıp yakıştırmak üzere Roma’da bile şiddetleniyordu. Önce, suçlu olduklarını itiraf eden kimseler ve onların bildirdikleri birçok Hıristiyan tutuklanmakla birlikte bunların Roma’yı ateşe vermekten çok, insanlara karşı fenalık düşündükleri saptandı. Kötülükler işkence cezalarıyla karşılandı. Bir bölümü yaban hayvan derilerine sarılarak köpeklere yedirildi; öbürleri çarmıha gerildi; kimileri de canlı canlı yakıldı. Vücutları akşamleyin yakılıyor, meşale olarak yararlanılıyordu. Neron, bahçelerini bu gösteri için açtı ve sirk oyunlarının yapılmasını buyurarak arabacı giysileri içerisinde kendisi de yarış arabasını sürdü.” (Kaynak: Edward Gibbon, Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi)

Basitlikleri ve sessizlikleriyle onun nefretine değmemesi ve gözüne bile çarpmaması gereken Hıristiyanlara karşı Neron’un öfkesini uyandıran bir nedenin varlığını düşünebiliriz. Yurtlarından sürülerek Avrupa ve Afrika’nın çeşitli yörelerine yerleşmeye zorlanmış olan Yahudiler, Roma’da kalabalık bir grup oluşturuyor, İmparator ve halkın kuşkularının karşısında Hıristiyanlardan daha açık bir kaynak durumunda bulunuyorlardı. Normal koşullarda başkentteki bu yangını, Roma boyunduruğuna karşı büyük tiksinmesiyle tanınmış yenik bir ulusun üyelerinin çıkarmış olması gerekiyordu.

Ancak Yahudilerin, sarayda, Neron’un hemen yakınında bile güçlü savunucuları vardı. Neron’a her sözünü dinleten, üzerinde pek etkili olan karısı Poppeae ile, hükümdarın gözüne girmiş olan Yahudi inançlısı saray dalkavuğu Aliturus, olasıdır ki zulüm görmüş Yahudiler için Neron’dan şefaat dileğinde bulunmuştu. Onların yerine başka kurbanlar sunmak gerekiyordu. Bu nedenle Roma yangınını Yahudilere değil, her türlü ve en korkunç suçları işleyebilecek olan Galilelilerin yeni ve tehlikeli dinine inananlara yüklemeliydiler. “Galileli” adı altında tanımlananlar, İsa’nın dinini benimsemiş olanlardı. Saraydaki Yahudi yandaşları, İmparator Neron’a, Yahudiyelileri dost, Galilelileri düşman olarak tanıtmıştı. Aralarında bir benzerlik vardı ve bu değişmez bir inatçılıktı. Bu özellik, her ikisini de, inançları söz konusu olunca işkence ve ölüme karşı duyarsız kılıyordu. (Not: Galile Ölü Deniz’in kuzeyinde Yahudiye ise güneyinde.)

Neron’un yaptığı zulmün etkileri, başkent Roma surlarının dışına pek yayılmadı. Hıristiyanların, -o zamanki nitelemeye göre- Galilelilerin dinsel dogmaları ne cezalandırıldı ne de soruşturuldu.

Sonraki hükümdarlar, öfkesini erdeme ve masumluğa karşı yöneltmeyi huy edinmiş Neron gibi bir zâlimin ezmiş olduğu bu dini daha ılımlı bir tutumla korudu.

Neron’un Roma yangınının ardından yaptığı bir başka iş de Filistin ve Yahidiye’de ayaklanan Yahudileri bastırmak amacıyla Vespasianus adlı bir komutanı ataması oldu. Neron’un 69 yılında ölümü üzerine, Vespasianus Roma lejyonlarının yönetimini becerikli bir komutan olan oğlu Titus’a bırakarak Roma’ya döndü ve Senato tarafından imparator seçildi. Yahudiye’yi tümüyle ele geçiren Titus’un, 20 bin Yahudi’yi kılıçtan geçirdiği ve 90 binini esir aldığı söylenir.

Bu arada Yahudilerin çok değer verdiği Kudüs Tapınağı da yerle bir edildi.

İlginç olan şudur ki, aynı tarihlerde Vitellus ile Vespasianus arasında yaşanan bir iç savaş sırasında, Roma Capitolium’u da yıkıldı. İmparator, bu kutsal yapılardan birincisinin yapımı için Yahudilerin büyük bir coşkuyla ödediği vergilerden elde ettiği geliri, ikincinin yapımı ve süslenmesi amacıyla kullandı.

İmparatorlar, Kudüs Tapınağı’nın yapımına harcanmak üzere Yahudi halkına genel bir “baş vergisi” koydu. Her kişinin ödediği para çok sayılmazdı ama verginin uygulanma biçimi ve tahsil edilirken kullanılan ağır yöntemler dayanılmaz bir baskı haline dönüştü. Vergi memurları, haksız tahsilatlarında Yahudi kanından ve dininden olmayanları ayırmadığı ya da ayırmasını bilmediği için, sinagogun gölgesine sığınmış olan Hıristiyanlar da bu uygulamadan kendilerini kurtaramadı. İstemeye istemeye de olsa, hem Capitolium’un hem de Kudüs Tapınağı’nın yapımı için vergi ödediler.

Yahudilerin vicdanı, putataparlık niteliği taşıyan her şeyden ellerini ayaklarını çekmiş olduklarından, Capitolium Jupiteri diye adlandırdıkları “şeytan”a yardım etmeye izin vermiyordu. Sayıları giderek azalmakla birlikte, Musa’nın yasalarına saygı göstererek bir yandan onu sürdürüyor, bir yandan da kökenlerini gizlemeye uğraşıyorlardı. Sünnetli oldukları için, bu durum Yahudi olduklarının kesin kanıtı sayılabilirdi ama Romalı yargıçların ve yüksek aşamalı görevlilerinin bu tür dinsel dogmaların arasındaki farkları inceleyecek zamanı yoktu.

Capitolium’un inşaatı, Hıristiyan ve Yahudilerin yanı sıra Romalı yurttaşlardan da toplanan vergilerle sonunda İmparator Domitianus döneminde bitirilebildi.



Bundan sonra Titus'tan başlayarak izleyen imparatorların dönemine geleceğim. Konumuz, tarihi Hıristiyanlığın durumu ile karşılaştırarak incelemek...


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 17, 2009, 11:45:59 ÖS
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

imparator Trajan doneminde Hiristiyanligin nasil algilandigi ile ilgili cok enteresan bir metin okumustum. metin Trajan ve Bitinya yoneticisi Genc Pliny arasinda gecen mektuplari baz aliyordu. genel olarak yonetim islerinden bahsedilen metinde, Roma Imparatorlugunun(yonetici kesimin) Hiristiyanlik hakkinda ne kadar bilgisiz oldugu ve din hakkinda kesin bir cezalandirma yonteminin bulunmadigi uzerinde duruluyor. kisa ve Cok keyifli bir metin.. umarim ilginizi ceker.

pdf halinde eklemeye calisayim..


Aralık 18, 2009, 01:42:52 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 562
  • Cinsiyet: Bay

Çok güzel bir metinmiş gerçekten, ancak İngilizce olduğunu söylemek gerek sanırım.

Bilmeyenler için metinde geçen Prusa - Bursa, Nicomedia - İzmit, Nicaea da İznik bölgeleri oluyor. Bitinya da zaten bizim Marmara Denizi'nin doğusu ile yaklaşık olarak Bolu'ya kadar olan bölgenin adıdır.
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo


Aralık 18, 2009, 09:15:11 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Ziyaretçi

evet! metnin Ingilizce olmasi gibi cok onemli bir detayi soylememisim..
begendiginize cok sevindim, sayin Veritas...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
2310 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 04, 2009, 08:08:10 ÖS
Gönderen: Veritas
0 Yanıt
2596 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 19, 2009, 11:30:56 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4927 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 01:36:59 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2483 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 03:57:21 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2686 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 03, 2010, 05:27:21 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
9159 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 11, 2010, 11:07:13 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2549 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2010, 03:52:53 ÖS
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
5319 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 13, 2010, 08:13:44 ÖS
Gönderen: ozak1977
0 Yanıt
5866 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 14, 2010, 10:55:29 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6484 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2010, 06:08:59 ÖS
Gönderen: ADAM