Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: RAMSAY (EKEİR – 4)  (Okunma sayısı 5426 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 23, 2009, 09:19:15 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Andrew Michael Ramsay… Kimdir bu adam?

Yaşam öyküsü her masonik ansiklopedide anlatılıyor. Ben burada konuyla bağlantılı birtakım özelliklerine değinmekle yetineceğim.

İskoç asıllıdır ama yüksek öğrenimini bitirdikten sonraki yaşamının çoğu Fransa’da, bir bölümü İngiltere’de geçmiştir. Gençken “The Philadelphians” (Filadelfiyalılar) adını taşıyan bir ezoterik örgüte girmiştir. Bu örgüt, niteliği bakımından, Spekülâtif Masonluğun ve Rozkrua Tarikatı’nın bir karışımı gibidir.

1710’lu yıllarda, Fransa’da dönemin ünlü aydın din adamı ve düşünürlerinden Cambrai Başpiskoposu François Fénelon’un yanında bir süre bulunmuş, görüşlerinden çok etkilenmiştir.

Birçok yerde ona “Şövalye Ramsay” denildiği görülür. Ramsay, ilk yüksek öğrenimi bakımından bir teolog, sonraki uzmanlık öğrenimi ve mesleği bakımından ise hukukçudur. Şövalyeliği nereden geliyor?

1715 yılında, Fransa Kralı 14. Louis’nin yeğeni 2. Philippe d’Orléans’ın önerisiyle “Saint Lazarus” adlı bir tarikata girmiştir. Bu tarikatın üyeleri “şövalye” olarak anılırdı.

Bu tarikat 13. yüzyılda Fransa’nın Orléans kentinde kurulmuştur. Katolik Kilisesi tarafından tanınmış değildir; zaten bu tarikatta benimsenen inanç ilkeleri böyle bir tanımaya engeldir. Bir “gizli tarikat” niteliği taşır. 14. yüzyıl başlarında Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nın ortadan kaldırılmasından sonra, bir tür şövalyelik tarikatına dönüştürülmüştür.

Bu tarikatın adını aldığı Lazarus (Lazar), İsa’nın yakınlarından biridir.

Bir efsaneye göre, Lazarus İsa’dan önce ölmüş ve İsa onu yeniden diriltmiştir.

Bazı değerlendirmelere göre Lazarus, “Yuhanna” olarak da anılan Müjdeci Aziz Yahya’nın bir diğer adıdır ama İncil’de her ikisinden ayrı ayrı söz edilir. Hıristiyanlığın oluşumundan önce “simgesel ölüm ve yeniden doğuş” inancı üzerine kurulu bir ezoterik örgüt kurmuştur. Bu örgütün öğretisi, Antik Misterler ile, özellikle Osiris, Eleusis, Attis, Adonis ve Mitra misterleriyle benzeşir.

Tarih boyunca birçok efsaneye konu olmuş “Kutsal Kâse” de, Saint Lazarus Tarikatı’nın öğretisi kapsamında önemli bir yer tutar.

Bu çalışmada “Antik Misterler” konusuna girmeyeceğim. “Kutsal Kâse” konusuna ise daha sonra değinmek niyetimdeyim çünkü bu çok önemli.

17. yüzyılda, İskoçya’nın yanı sıra İngiltere tahtına da sahip olan Stuartlar, 1688 yılında bu ülkeyi terk etmek zorunda kalmış, Fransa’ya sığınmışlardır. Bundan bir süre sonra -özellikle 1702 yılında Kraliçe Anne tahta çıkınca- İngiltere’de kalmış olan Stuart yandaşlarından çoğu da Fransa’ya göçmüştür. Ramsay, 1720 yılında Fransa’da Charles Edward Stuart’ın özel eğitmeni olmuştur.

Ramsay, Londra Büyük Locası’nın ikinci büyük üstadı, sonra yıllarca büyük üstat yardımcılığı görevini yürütmüş olan Jean Théophile Désaguliers ile çok yakın dosttur. Onun aracılığıyla ünlü fizik bilgini Sir Isaac Newton ile tanışarak dostluk kurmuştur. Epeyce sonra (1729 yılında) İngiltere’deki “Royal Society” üyeliğine alınmış, “Gentlemen’s Club of Spalding” adlı derneğe de kabul edilmiştir. Masonluğa da bu sıralarda Londra’da girmiştir.

1730 yılında Ramsay’ın yine Fransa’ya dönüp Charles Edward Stuart’ın kuzeni olan Bouillon Dükü Fréderic-Maurice de la Tour d’Auvergne tarafından kendisine armağan edilen bir eve yerleştiğini, bu kez onun oğlunun eğitmenliğini yaptığını görüyoruz.

Şayet Ramsay, 1737 yılında Paris Büyük Locası’nın yeni büyük üstadının görevine başlaması nedeniyle düzenlenmiş olan şölende bir söylev vermemiş ve bu söylev Masonluğun tarihinde dehşetli bir yankı yapmamış olsaydı, daha sonra her ne yaparsa yapsın bu denli ünlü olamazdı belki de… Nitekim masonluğun genel tarihinde de Ramsay’ın kimliğinden çok vermiş olduğu o söylev üzerinde durulur.

20 Mart 1737 günü Ramsay, “Paris Büyük Locası”nın âdeta bir “genel kurul” gibi, üstelik ülkenin ileri gelenlerinden “mason” olmayan çeşitli seçkin kişilerin de çağrılı oldukları bir toplantıda, “Büyük Sözcü” (Grand Orateur) niteliğiyle bir konuşma yapmıştır.

Peki ama bu toplantı niçin mason olmayanlara da açık olarak yapılmış?... Böyle bir uygulama, masonik yöntemlere ve geleneklere aykırı değil mi?

Aslında mason örgütlerinin “genel kurul” niteliğini taşıyan bazı toplantılarını, hele yeni seçilmiş olan bir büyük üstadın görevine başlaması (isat) töreninin yapıldığı bir toplantının, mason olmayanlara açık olarak düzenlenmesi, Masonluğun eskiden kalma yöntem ve geleneklerine hiç de aykırı değildir. Hatta Operatif Masonluk döneminden kalma eski geleneklerin ve kuralların geçerliklerini sürdürdüğü kabul edilecek olursa, uygulamanın böyle yapılışı yalnızca “uygun” olmakla kalmaz, “gerekli” bile sayılır. (Bundan sanırım 20 yıl kadar önce Avustralya’da böyle görkemli bir tören stadyum gibi bir yerde yapılmış, birçok televizyon kanalında canlı olarak yayınlanmıştı.)

Fakat pek değişik bir yaklaşımla, politik bir eğilim taşıyarak, birtakım “yüksek dereceler” oluşturmak üzere hazırlık içinde olanların, hele Ramsay’ın az sonra incelenmesine geçeceğim söylevindeki görüşleri benimseyenlerin, Masonluğun bu eskiden kalma kural ve geleneklerini ne ölçüde gözettikleri sorulmaya değer.

Şu halde, o sorunun asıl yanıtı, bunun “eski yöntem ve geleneklerin bir gereği olduğu” değildir. Bu işin ardında başka bir şey tasarlanmaktaydı. Bu ise hiçbir zaman açıkça ortaya konmamıştır. Dolayısıyla bu konuda ancak bir yorum yapılabilir.

Ramsay’ın bu söylevinin kapsamında, “mason” olmayan birtakım seçkin kimselerce, özellikle Fransa’nın ileri gelenlerince duyulup öğrenilmesi yararlı görülen hatta istenilen şeyler vardı. Bunun, Masonluğun Fransa’daki gelişimini hızlandırmak amacıyla yapılmış olduğu düşünülebilir. Fakat bu iş o kadar basit değildir. Asıl amaç, Masonluğa bambaşka bir içerik ve çehre kazandırma girişimine yandaş ve destek sağlamaktı.

Aslında bu söylevin bir öncesi de vardır.

Masonluğun tarihçesindeki ünlü çehrelerinden biri olan Charles Radclyffe, 26 Aralık 1736 günü Paris Büyük Locası’nın büyük üstatlığına gelmişti. Ramsay da “Büyük Sözcü” niteliğiyle bu konuşmasını o gün düzenlenen törende yapmıştı. Fakat o toplantıya katılmış olanların sayısı pek az olduğu için, Charles Radclyffe bir toplantı daha düzenlenerek bu konuşmanın yinelenmesinde yarar görmüştü.

Konumuz olan ikinci konuşmadan önce, kapsamı gözden geçirilerek yer yer değiştirilmiş ve eklemeler yapılmıştı. Hatta bu konuşmanın asıl metninin doğrudan Charles Radclyffe tarafından hazırlanmış olduğu bile söylenir.

Charles Radclyffe’in kimliği üzerinde durmayı sonraya bırakarak, şimdi Ramsay’ın o ünlü söylevine bakalım.

Çoğu masonik literatürde Ramsay’ın bu söylevinin bazı paragrafları seçilerek verilip, diğerleri geçilir.

Tamamı baştan sona okunursa neden böyle yapıldığı anlaşılır. Aslında bu söylevin kapsamında dişe dokunur pek az şey vardır.

Öyleyse, Masonlukta bu söylev neden böylesine çok önemsenmiş, neden bu kadar büyütülmüş?

Buna yanıt verebilmek zordur. Kuşkusuz, yer yer içerdiği politik eğilimler nedeniyle bu söylevin verilmesi gerekli görülmüştür. Nitekim aslında böyle bir törende yapılması geleneksel olan bir konuşmanın, yeniden elden geçirilip bu kez birtakım seçkin kişilerin de çağrılı olduğu bir açık toplantıda yinelenmesi de bunun kanıtıdır.

Bu art niyet bile bu söylevin böylesine çok önemsenmesini gerekli kılar mı?

O dönemde buna benzer bir başka konuşma, bir başka yayın yapılmamış olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla, benim de burada bu söylevin tümünün Türkçeye çevirisini yapıp vermem, boşuna yer kaplamaktan başka bir işe yaramayacak. Genellikle, sonuna gelindiğinde başı unutulan uzun ve karmaşık tümceler kurulmuş. Yer yer “fasarya” olarak nitelenebilecek boş lâflar içerdiği de görülüyor. Onun için, yalnızca konuyla doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı birtakım bölümlerini seçerek Türkçeye çevirip, diğer bölümleri özetlemekle yetineceğim. Seçilen her bir bölümün çevrisinden sonra da kısa yorumlar yapacağım.



Bu söylev, birçok kişi tarafından Türkçeye çevrilmiş. Bunu çeşitli kitaplarda bulma olanağı var. Örneğin Varlık Yayınları kapsamında çok yıllar önce çıkmış ve daha sonra birkaç basımı daha yapılmış olan Paul Naudon’un “Masonluk” adlı kitabında geçiyor. Ancak bana sorarsanız, gerek adını verdiğim bu yayında gerekse diğerlerinde çeviri kapsamında yer yer yanlışlıklar var. Bu da sanırım çevirmenin konuyu bilmemesinden ileri geliyor. Ben ise sıfırdan çevirmeyi yeğledim. Zahmetli bir iş ama değeceği umudundayım. Dilerim bu sitenin üyesi olan masonlar da okur. İzleyecek bölümde…



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Aralık 24, 2009, 11:55:12 ös
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi

Yazı uslubunuzdan mı , konuların ilginçliğinden midir  bilmiyorum ; çok sürükleyici...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
4443 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 12, 2018, 12:50:21 ös
Gönderen: Mandıra Filozofu
1 Yanıt
6780 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 21, 2009, 02:20:05 ös
Gönderen: Waldow
0 Yanıt
6846 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 11:00:38 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
5786 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 26, 2009, 09:21:45 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
5521 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2010, 06:48:57 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
3687 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 30, 2009, 01:12:50 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4461 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 31, 2009, 09:04:51 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2691 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 01, 2010, 11:23:26 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3390 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 03, 2010, 07:30:19 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6336 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 13, 2010, 08:54:06 öö
Gönderen: ADAM