Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Antik Çağda Köleler - 3  (Okunma sayısı 3130 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 29, 2010, 04:46:02 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Kölenin Adı

Başka bir insanın malı olan köle, efendisinin isteğine göre davranarak, özgün adının yanı sıra dinsel inançlarını da terk etmek zorundaydı.

Gerçi köleler dinsel inançlarını terk etmeye zorunlu tutulurdu ama Roma dinine girmelerine de pek sıcak bakılmazdı. Ancak efendilerinin izniyle dinsel törenlere katılabilirlerdi. Bazı dinsel kurumlar ise, köleleri bedensel olarak “pis” buldukları savıyla onları törenlerine almazdı.

Köle, asıl adını bırakarak yeni bir adla çağrılmak zorundaydı. Efendisi onlara bir ad bulmakta pek güçlük çekmezdi: Antik Çağın ünlü gezgin ve coğrafyacısı Strabon, kölelere ad verilmesi konusunda aşağıdaki bilgileri aktarmıştır:

“Atinalılar kölelerine ya geldikleri ülkenin adını (Lydos, Syros gibi) ya da o ülkede en yaygın olarak kullanılan yerel kişi adlarını (örneğin, Phrygia’da Manes, Midas ve Paphlagonia’da Tibios gibi) vermektedirler.” 

Erken dönemde, Romalı efendiler kölelerine kendi adlarını verir, ancak adın sonuna “çocuk” anlamına gelen puer sözcüğünü eklerdi; Marcipuer (Marcipor) = “Marcus’un kölesi” gibi...

Romalıların kölelerine ad vermede izlediği diğer bir yol da, Atinalıların yaptığı gibi onlara geldikleri ülke ile ilişkili adlar vermekti ve kuşkusuz bu daha az aşağılayıcı bir yöntemdi. Latin dili üzerine yazdığı yapıtında Marcus Tarentius Varro, kölelere ad vermede izlenen yöntemler hakkında şunları yazmiştır:

“... Ephesos’dan köle satın alan üç kişi düşünelim: Biri ona köleyi satan tüccarın (Artemidoros) adını verecek ve kısaca Artemas diyecektir. İkincisi, onu satın aldığı bölgenin adından hareketle İon adını verecektir. Üçüncüsü de köleye Ephesios diyecektir; çünkü onu Ephesos’dan satın almıştır. Böylece herkes kölesine değişik adlar verir; canı nasıl isterse.”

Azat edilen bir köle, artık efendisinin aile adını kullanma hakkını da kazanmış sayılmaktaydı. Örneğin, Marcus Tullius Cicero, sekreterliğini yapan kölesine “devşirme” anlamına gelen Tiro adını vermiş ama azat edildikten sonra bu kişinin adı Marcus Tullius Tiro olmuştu.

Aynı yöntem, imparatorların azat ettiği köleleri için de geçerliydi. Bir imparator azatlısı, kendisini azat eden imparatorun aile adını kullanabilirdi.

Köleler üzerinde mülkiyet hakkı her zaman bireylere değil, bazı durumlarda imparatorun hatta doğrudan devletin ya da bir tapınağın olabilirdi. Nitekim birçok Helen sitesi politik olmayan işleri gördürmek için çok sayıda köle edinmişti. Kimi düşünürler tüm işlerin -resmî işler dahil- köleler tarafından görülmesinden yana olurken, Aristoteles resmî işlerde kölelerin çalıştırılmasına karşı çıkmıştı. 

Atinalılar, devlet kölelerini (demosioi) köle pazarlarından satın alırdı. Ancak şaşırtıcı olan şey, Atinalıların bu köleleri önemli devlet hizmetlerinde çalıştırmalarıydı. Bunun asıl nedeni, özgür insanların bu gibi görevlerde kayırmaca yapmalarıydı. Oysa kölelerin sivil toplumla ilişkileri hem çok sınırlıydı hem de kimseyi kayırmalarına gerek yoktu. Bu nedenle, Atina’da gardiyanlık, meclis yazmanlığı, ağırlık ve uzunluk ölçüleri görevliliği ve güvenlik görevliliği gibi işler resmî köleler tarafından yerine getirilirdi. Atina’daki resmî kölelerin çoğunun Skythialı olduğu, bu arada yaklaşık bin kadar Skythialının da şehrin güvenliğinden sorumlu olduğu bilinmektedir.

M.Ö. 221-220 yılına tarihlenen bir yazıt, Atina kentinde malî konularda büyük sorumluluklar gerektiren görevlerin kölelere verildiğini göstermektedir. Çünkü, vatandaşlar arasından birer yıllık süreyle seçilen bürokratlar daha çevrelerini bile tanıyamadan görev süresini tamamlayıp ayrılıyordu. Devlet işlerinin süreklilik ve verimliliğini sağlayacak bir uzman kadro gerekliydi. Atinalılar, yönetimdeki kilit yerlere bilgili ve deneyimli resmî köleleri yerleştirmişti.

Ancak Atina’da devlet kölelerine verilen görevler her zaman önemli ve itibarlı işler olmayabilirdi. Özgür kişilerin yapmaya yanaşmadığı sevimsiz ve yorucu işler, örneğin sitenin kanalizasyon, yol yapımı, temizlik gibi işlerini doğrudan ve yalnızca köleler yapardı.

    

Romalılarda, devlet hizmetlerinde görevli kölelerden kimisi devlete (servi publici), kimisinin de imparatora (servi caesaris) ait olduğu görülür. Atina’da olduğu gibi Romalılar da bu köleleri devletin önemli görevlerine getirir, özgür nüfusun küçümsediği iş kollarında çalıştırırdı.

Romalıların çok sayıda resmî köle çalıştırdığı işlerden biri, M.Ö. 1. yüzyılda yapımına başlanan Roma su yolları projesiydi. Erken dönemlerde bu işler daha çok müteahhitlere (publicani) verilir, onlar da işi kendi köleleri ile yürütürlerdi. Daha sonra bu gibi işlerde devlet ve imparator köleleri de görevlendirilmeye başlandı. M.Ö. 97 yılında Roma su yollarının sorumluluğunu (curator aquarum) üstlenen, bu konuda bir yapıt (de Aquis) bile vermiş olan Frontinus, hem bu su sisteminin çalışması hem resmî kölelerin işlevlerine ilişkin değerli bilgiler vermiştir.

Bir devlet kölesi, eğer kendi işlerini görecek yetenekte bir başka köle satın alır, kendi yerine vekil olarak bırakırsa, azat edilebilirdi. İşte devlet ve imparator kölelerinin böyle bir hakkı vardı. Kölenin kölesi olan kişiye vicarius denir, ölmesi ya da kaçması durumunda onu satın alan devlet kölesinin yine iş başı etmesi gerekirdi.

Devlet kölelerinin evlenmelerine -kuşkusuz köle bir kadınla- birçok sınır getirilmekle birlikte, kimi koşullarda izin verilirdi. 27 Ağustos 326 tarihli ve Serdica (Sofya) çıkışlı bir bildirgesinde İmparator Constantinius, devlet kölesi ile birlikte yaşayan kadınlara tolerans gösterilmemesi gerektiğini ve bu tür ilişkilerden uzak durulmasını buyurmuş, özgür bir kadından doğma köle çocuklarının ise “köle bir adamın özgür çocukları” olarak sınıflandırılacağını bildirmişti.

    

1. ve 2. yüzyıllarda Roma İmparatorluğu’ndaki diğer bir resmî köle grubu da, imparator ailesinin mülkü sayılan ve servi caesaris adını alan kölelerdi. Kendilerine tanının birçok ayrıcalık nedeniyle, imparator köleliğini çoğu özgür insan bile gönüllü olarak üstlenebilirdi.

Birçok edebî kaynakça ve yazıt, imparator kölelerinin, köle oldukları dönemde kazandıkları ayrıcalıklı konumlarını azat edildikten sonra da sürdürdüklerini gösterir.

İmparatorlar, çok başarılı ve sadık buldukları kölelerini önce azat eder, sonra kendilerini temsil etmek üzere belli bazı yörelere gönderirdi. Liberti caesaris adı verilen bu imparator azatlılarının büyük zenginliğe ulaştığı, birçok mezar taşındaki yazılardan anlaşılmaktadır. Örneğin Marcus Ulpius Chresimus adındaki bir imparator azatlısı, Miletos, Tralles ve Mylasa’daki taş ocaklarını, Ephesos’daki madenleri ve Paros’daki mermer ocaklarını imparator adına işletmiştir.

Hadım Köleler

Gerek Helen dönemi kralları gerekse Roma imparatorlarının saraylarında, -sayıları az da olsa- hadım edilmiş köleler görevlendirilmekteydi. Bu kişiler, daha çok kral ya da imparatorların yatak odalarından sorumlu olur, ailesini her türlü tehlikeden korurlardı. Özellikle Doğu Roma İmparatorluğu’nda en büyük güç, bürokratlardan çok hadımların elindeydi. İmparatorlara her zaman çok yakın olduklarından, sarayda görülecek işi olanların ilk başvurduğu kişiler hadımlar olurdu. Kendilerine sağladıkları birçok ayrıcalıktan dolayı hadımlar, kısa zaman içinde çok para kazanırdı. Yetki alanları o kadar genişlemişti ki, 5. yüzyıldan başlayarak belli memuriyetlere atanan kişilerden rüşvet almaya bile başlamışlardı. O kadar ki, Chrysaphius adlı bir saray hadımı, Constantinopolis’e patriarkh (patrik) olarak atanan birinden bile rüşvet alabilmişti.

Hadım köleler, efendilerinin tüm özel sorunlarını iyi bilir, gerektiğinde onların dert ortağı da olurlardı. Hadım edildikleri sırada geçirdikleri operasyonda büyük çoğunluğu öldüğü için, bu "fire" nedeniyle olmalı ki, fiyatları çok yüksek olurdu.

Aslında, Roma vatandaşları için hadım edilme yasaktı ve çok ağır cezası vardı. Örneğin İmparator Justinianus, bu suçu işleyen kişinin de hadım edilerek cezalandırılacağını duyurmuştu. Bu nedenle, hadım edilecek kölelerin daha çok Doğu ülkelerinden, özellikle Afrika’dan getirildiği bilinmektedir. Ancak Romalıların sıkıntı ve yoksulluk dönemlerinde kimileri, öz çocuklarını ya da kölelerini hadımlaştırarak satmış, ve bu yolla daha çok para kazanmaya çalışmıştır.

Helenlerde olduğu gibi Romalılarda da din işleri devlet ya da kent yönetiminin elinde olmasına karşın, bir bakıma özerk ve dokunulmaz (asylos) olan tapınakların malı durumundaki köleler yarı resmî bir konuma sahipti. “Kutsal köle” (hierodouloi) adı verilen tapınak köleleri, yasalar karşısında birer köle sayılmakla birlikte, tapınak ve tanrıların malı durumundaydı. Bu nedenle de kent ve tarım kölelerinden daha üstün bir konuma sahiptiler. Ancak onlar da diğer köleler gibi ağır işler görürdü. Tapınakların temizlenmesi, aydınlatılması ve bakımı gibi işlerin yanı sıra, çoğu tapınakların mülkü durumunda olup, başrahipler tarafından yönetilen uçsuz bucaksız arazileri de işlemekteydi.

Helenler ve Romalılar, kimi kölelerin güvenilir, sağduyulu, özverili, akıllı hatta filozof olduğunu pekâlâ bildikleri halde, tüm kölelere genelde kuşku ile bakmış ve ön yargılı davranmışlardı. Önce özgür-köle ayırımı yapar, sonra uygar-barbar, akıllı-ahmak, iyi-kötü gibi gruplamalara girişirlerdi. Nitekim Antik Çağın ünlü, bir o kadar da toleranssız filozofu Platon, “Nomoi” (Yasalar) adlı yapıtında «Kölelerin ruhlarında sağlıklı hiçbir öğe yoktur. Akıllı biri onlara hiçbir şeyini emanet etmez.» demiştir.

Kuşkusuz köleleri de birer insan olarak gören ve onlara iyi davranan birçok düşünür ve efendi de vardı. Ancak genel kanı, kölelerin birer mal olduğu ve efendilerine karşı hiçbir haklarının bulunmadığı biçimindeydi. Nitekim özgür-köle ayırımı, sözlü ve yazılı yasalara girmiş, aynı suçu işleyen özgür insanlara başka, kölelere başka cezalar öngörülmüştür.

Zor kullanarak ve köle emeği üzerinde uygarlık yükselten Helen ve Roma egemenleri, kendilerinin kölelere gereksinimi olduğunu belli etmekten özenle kaçınırdı. Bir özgür insanın bir köleye muhtaç olması, aşağılayıcı bir durum sayılırdı.

Birçok ozan ve düşünürün eleştirilerine karşın, ne Helen ne Roma yasaları efendilerin kölelerinin cinsel yaşamlarını kısıtlama yetkisine karıştı. Özgür bir insan, isterse, kölelerini * olarak kullanarak da para kazanabilirdi. Köle kadınları bu işte çalıştırıp para kazanmak o kadar yaygınlaşmış ki, 70-79 yılları arasında İmparator Vespasianus, köle satan kişileri bir bildirgeyle uyararak, satış sözleşmelerine “fahişelik yapmayacaklar” diye bir madde eklemelerini istemişti.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
5394 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 27, 2010, 05:27:39 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2834 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 28, 2010, 01:40:58 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6900 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 30, 2010, 04:21:06 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2204 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 14, 2010, 12:19:58 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
3208 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 16, 2010, 10:37:41 ÖÖ
Gönderen: ceycet
0 Yanıt
2122 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 19, 2010, 07:26:17 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2397 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 20, 2010, 10:55:14 ÖÖ
Gönderen: ADAM
10 Yanıt
4941 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 27, 2013, 09:50:40 ÖÖ
Gönderen: karahan
7 Yanıt
4104 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 24, 2014, 06:35:30 ÖS
Gönderen: Attis
0 Yanıt
1579 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2016, 04:28:52 ÖÖ
Gönderen: Risus