Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: YAHUDİ DÜNYASINDA ROMA EGEMENLİĞİ - 2  (Okunma sayısı 1621 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 08, 2010, 06:21:37 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



   
   
   1. yüzyılda Yahudi aristokrasisinin o tarihlerdeki temsilcisi, Ferisîlere karşı olan ve istilacılar ile iş birliği etmeye yandaş tarikat mensuplarından oluşan Saddukî grubu, halkı yatıştırmak için elinden geleni yaptıysa da, Romalıların getirdiği ağır vergiler, hele Yahudilerin dinsel inançlarına karşı hayli duyarsız oluşları, isyanlara ve sonunda da savaşa yol açtı.
   
   66 yılında Yahudilerin Romalılara karşı ilk isyanın çıkış yeri Akdeniz kıyısındaki ve Helenlerin çoğunlukta olduğu Caeserea kentiydi. Helenler, kentin Yahudi mahallesinde giriştikleri plânlı bir katliamla kıvılcımı çaktırdı. Çoğu askerleri Helen kökenli olan Roma garnizonu olaylara seyirci kalınca, isyan büyüdü. Ayaklananlar önce Masada kalesini ele geçirdi. Kaledeki Romalı askerleri öldürdüler ve ardından Kudüs’ü aldılar. Yoksul ve köktendinci Yahudilerin ilk işi, zenginlere olan borçların yazıldığı senet ve defterlerin bulunduğu tapınağın arşivlerini ateşe vermek oldu.

Çiftçi ve yoksul Yahudiler, Romalıları sevmeseler de zengin, aşırı milliyetçi dindaşlarından da hoşlanmıyordu. Bu isyana katılmaya pek de niyetli değillerdi. Bunun için ünlü başhaham Ananias’ın oğlu Eleazar, yanına aldığı iki hahamla birlikte Galile halkını ayaklanmaya katılmaları konusunda ikna etmek amacıyla eyaletin tüm kasabalarını dolaşmıştı. Bu girişiminde sonuç olarak başarılı olamayan Eleazar, hahamları, Roma ve Caesar’a vergi verip onlara kurban kesmekten vazgeçmeleri konusunda ikna etti. Bu yerel başkaldırı, giderek genel bir ayaklanmaya dönüştü. Antonia, Roma lejyonlarınca ele geçirildi ve başhaham Ananias öldürüldü.

Suriye’deki Roma lejyonlarını yöneten Cestius Gallius, 66 yılında emrindeki 12 lejyonla birlikte harekete geçti. Ancak, kent dışında yapılan çatışmaların tümünü Yahudi isyancılar kazandı. Geri çekilen Romalıların daha büyük bir savaş hazırlığı yaptığı haberi üzerine, Kudüs’te savunma hazırlığına başlandı.

   Tüm bu Yahudi-Roma savaşlarında tarihçileri hayrete düşüren konu, Yahudilerin, büyük Roma askerî gücüne karşı koymayı nasıl düşünebilmiş olduklarıdır. Yaklaşan felâketi önceden görerek yas tutanlar da vardı ama büyük çoğunluk Kutsal Kitabın müjdelediği yazgı günlerinin gelmiş olduğuna içtenlikle inanıyordu. Ne de olsa onlar “Tanrı’nın seçilmiş kulları” idi ve peygamberler, öteden beri Mesih denen bir kurtarıcıyı vaat etmişti. Filistin’deki Yahudileri Roma yönetimine karşı çıkmaya yüreklendiren, işte bu güçlü Mesih beklentisiydi. Gerçi aynı yıllarda kendisini Mesih ve kurtarıcı olarak ilan eden bir Yahudi haham da çıkmıştı ama Romalı yöneticiler onu çarmıha gerdirterek ölüme mahkûm etmişti; İsa, Yahudilerin beklediği Mesih olamamıştı. Zaten Yahudiler de Komutan Pontius Pilatus’un emrini seve seve yerine getirerek kendi elleriyle germişti onu çarmıha.
   
   Cestius Gallus’un yenilgi haberini alan İmparator Neron, Suriye’deki lejyonların başına deneyimli konsüllerden biri olan Vespasianus’u atadı. Vespasianus ve oğlu Titus, yönetimleri altındaki lejyonlarla isyancıların elindeki kaleleri birer birer alarak, çoğunu öldürdü. Bir bölümünü ise tutsak alarak Kudüs’e kadar uzandılar. Yol üzerindeki tüm ağaçlar kestirildi; tarlalar, hiçbir şeyin yetiştirilmemesi için tuzla kaplandı.

En büyük direnişi Atzmon Dağı yamaçlarına kurulmuş olan, Yasef ben Mattityahu komutasındaki Jotapata adlı kale gösterdi. Ancak onlar da yenilginin kaçınılmaz olduğu anlayınca; tutsak düşmek ve ailelerinin Romalılar tarafından acımasızca katledilmesini izlemektense, eşlerini, çocuklarını, sonra da kendi kendilerini öldürmek üzere anlaşmaya vardılar.

Yasef ben Mattityahu, hayatta kalabilmiş olanlardan biriydi. Kendini öldürmektense Romalılara teslim olmayı yeğlemişti. Savaşta Vespasianus tarafından tutsak edilip Roma’ya götürüldü. Filistin’e döndüğünde adını değiştirmişti: Şimdi o Flavius Josephus, Roma vatandaşı olmuştu. Yahudi karısından boşanarak (bu nasıl olabildiyse) Romalı bir kadınla evlenmişti. 100 yılına yakın bir tarihte öldüğünde, arkasında yaşantısı ve gözlemleriyle ilgili bolca belge bıraktı.

Vespasianus, Yasef’in kendilerine yararlı olabileceğini fark etmişti. Onu rehber-çevirmen olarak, sonra da savaş tarihçisi olarak kullandı. Flavius Josephus’un yapıtları günümüze kadar kalmıştır. En tanınmışları arasında “Antiquites” (Eski Zamanlar) ve 66 ile 70 yılları arasında, büyük isyan öncesinde, isyan sırası ve sonrasında yer alan tüm olayların öyküsü olan Türkçe adlarıyla “Yahudi Savaşı” ile “Yahudilerin Tarihi” adlı yapıtları sayabiliriz. Onun anlattıkları tarihsel açıdan önemlidir çünkü yazdığı birçok olaya tanık olmuştur. Bu bakımdan, daha sonra yaşamış olan, resmî kayıtlarda okuduklarını tekrarlamakla yetinen Deo Cassius gibi diğer Romalı tarihçilerden çok farklıdır. Olayları Romalı görüş açısıyla vermiştir ama bu da doğaldır; öyle yazmak zorundaydı. Yapıtlarının bugüne kadar dokunulmadan kalmış olabilmesinin nedeni büyük olasılıkla budur.

Görünürde din değiştirmesine karşın, kimi araştırmacılar Yasef ben Mattityahu’nun yaşamı boyunca aslında Yahudiliğe bağlı kaldığını, bu yüzden yapıtlarını çok dikkatli ve eleştirel bir şekilde okumak gerektiğini söyler. Onu eleştirenler bile İsrail ülkesindeki yerlerin, yapıların fiziksel betimlemelerini çok doğru yaptığını da kabul eder. Buna karşın kimi tarihçiler, onun anlattıklarının, o dönemde yaşanmış olan Yahudi başkaldırılarıyla ilgili gerçekçi bilgiler olduğundan kuşku duymaktadır; yazdıkları arasında bir dolu tutarsızlıklar olduğunu, gençlik yıllarında yazdıklarında tam bir Romalı savunmacı (apolojist) gibi görünürken, yaşlılık yıllarında özgün dinine ve köklerine dönmüş gibi bir izlenim verdiğini söylerler.

   Köktendinci Yahudi araştırmacılara kalırsa; Flavius Josephus Yahudiliğin yüz karasıdır. Roma-Yahudi savaşları sırasında savunmaların zayıf yanlarını Romalı komutanlara göstermiş, Yahudi tutsakların Roma kentindeki zincirlerle bağlı geçiş törenlerini protokol tribününden izlemiş, yeri geldiğinde Yahudi savunmacılara savaştan vazgeçmeleri için çağrı yapmaktan bile çekinmemiştir. Özellikle günlüğünde yer alan bir tümce, yüz kızartıcı bir söylem olarak Yahudi öğrencilere ezberletilir: “Tanrı bizi terk etti, Şimdi o İtalya’da.”

   
   
   
Eh, bağnaz dinciler elbette her zaman her toplumda var.
   
Bundan sonra Yahudiye’nin çökertilişi geliyor. Onu da izleyen bölümde anlatacağım.
   
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
43 Yanıt
23006 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 30, 2007, 11:06:15 ÖS
Gönderen: shemuel
8 Yanıt
3191 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 05, 2007, 03:09:14 ÖS
Gönderen: Hamlet
YAHUDİ HAZARLAR

Başlatan shemuel « 1 2 3 4 » Yahudiler

36 Yanıt
16406 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 10, 2008, 12:14:50 ÖÖ
Gönderen: blossom
2 Yanıt
6918 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 07, 2007, 09:59:57 ÖS
Gönderen: shemuel
3 Yanıt
4408 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 24, 2009, 10:20:10 ÖS
Gönderen: degas
2 Yanıt
14684 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 21, 2013, 11:56:06 ÖS
Gönderen: NOSAM33
1 Yanıt
2814 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 07, 2010, 02:08:13 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2884 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 10, 2010, 02:38:06 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2453 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 11, 2010, 04:22:20 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6856 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 13, 2012, 11:36:59 ÖÖ
Gönderen: gnothi