Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Masonluktaki "Kardeşlik" Anlayışı - 3  (Okunma sayısı 10352 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 28, 2010, 01:11:41 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Masonların kendi aralarındaki kardeşlik söz konusu olduğunda bilinmesi gerekir ki, dünya yüzündeki mason örgütleri, diğer birçok konuda olduğu gibi “kardeşlik” kavramı üzerinde de uyuşmaya varamamıştır.

Bazı mason kuruluşları, Masonluktaki kardeşliği, öncelikle bir dinsel inanç temeline dayandırır. Nasıl bazı dinlerde “din kardeşliği” kavramı varsa, “mason kardeşliği” kavramını da buna benzetir. Hatta şu bile söylenir: “Tanrı tüm insanların babasıdır. Bunun için tüm insanlar kardeştir. Dolayısıyla masonlar da kardeştir.” Kimileri bu kadar ileri gitmez ama ancak belli bir dinsel inancı olan masonların kardeş olduğu, ötekilerin zaten mason sayılmadığı için kardeşten de sayılamayacağını belirtir.

Bazı mason kuruluşları ise buna şiddetle karşı çıkar. Masonlukta benimsenen “ülkü kardeşliği”nin herhangi bir dinsel inanç birlikteliğiyle sağlanamayacağını savunur.

Şu “belli dinsel inanç” konusu üzerinde de ayrıca durabiliriz ama şimdi, kardeşlikten söz ederken ortalığı bulandırmayalım.

Bazı mason kuruluşlarına göre, kardeşlik ancak bir loca toplantısı sırasında söz konusu olabilir. Zaten bu Masonluktaki “eşitlik” kavramının masonlar arasındaki eşitlik düşünüsü bakımından da geçerlidir. Masonların loca toplantıları dışındaki güncel yaşamlarında, toplum içindeki yerleri ve nitelikleri her ne ise ona göre davranmak gerektiği ileri sürülür. Bu doğru. Öyle yapılmayacak olursa Masonluk yozlaşmaya uğrar. Nitekim yer yer yapılmadığı ve bu nedenle yozlaşma belirtilerinin ortaya çıktığı görülmüştür. Ancak bazı mason kuruluşları, toplumları içinde şu ya da bu bakımdan zaten üstün ya da ayrıcalıklı olan kimselerin bu üstünlük ya da ayrıcalıklarının loca toplantılarında bile korunup sürdürülmesi gerektiğini savunur.

Bazı mason kuruluşları ise, bu tür yaklaşımları “aristokratik bir tutum” olarak niteler. Bu tür üstünlük ve ayrıcalık tanımalarının çoktan yaşanılan çağın gerisinde kalmış olduğunu, çağımızın Masonluğundaki anlayış ve değerlendirme bakımından böyle bir tutumun kardeşlik kavramıyla hiç bağdaşamayacağını belirtir. Aynısı elbette “eşitlik” kavramı için de geçerli.

Bazı mason kuruluşları, değişik ırklardan olanların kardeşliğini benimsemez. Hatta bazı ırklardan olanları kendilerince Masonluğun dışında tutar.

Bazıları ise bu tutumu çok sert bir tepkiyle karşılayarak, “ırk ayırımsızlığı” konusu üzerinde diretir ve farklı ırklardan ya da soylardan gelme olanların Masonlukta da Masonluğun dışında da kardeş sayılmamaları için hiçbir haklı ve mantıklı gerekçe gösterilemeyeceğini ileri sürer. Bunu da “eşitlik” konusu için düşünebiliriz.

Bu uyuşmazlık, hiç kuşkusuz, cinsiyet konusunda da geçerlidir. Bazı mason kuruluşlarına göre kadınlar kesinlikle mason olamaz. Derken bu görüşte olan bir mason «Benim karım da mason olursa, şimdi ben onunla kardeş mi olacağım? Hiç böyle şey olur mu?» diye yakınır. Bir diğeri de ona “genetik temele dayanan kardeşlik ile “ülkü kardeşliği arasındaki farkı anlatmaya çalışır. Beriki bunu anlamadığı ya da anlamaya yanaşmadığı için uzlaşamazlar.

Özellikle siyah ırktan olanlar ile kadınların mason olup olamayacağı konusunu pek uzatmak istemiyorum. Çünkü bu konuda karşıt görüş ortaya güçlü bir polemik koyar: “Ülkelerde siyah ırktan olanlar ve masonlar, bilimin, tekniğin, felsefenin, sanatların, devlet yönetiminin, askeri örgütlerin en üst düzeyine çıkabiliyor ama mason olamıyor. Demek Masonluk tüm bunların üzerinde, öyle mi?”

Bunun yanıtı elbette Masonluğun geleneklerinden söz ederek verilir. Doğru dürüst başka bir gerekçe yok. Gelenekler üzerinde diretip duran kimilerinin anlayamadığı bir gerçek ise şu: Gelenekler hem topluma, hem kültüre hem zamana bağlıdır. Değişebilirler. Değişirler de. Geleneklerin hiç değişemeyeceğini savunmak, olsa olsa bağnazlık ile eşdeğerdir.

Şöyle bir kapanış yorumu yapayım:

Anlaşıldı. Masonluk, “kardeşlik” konusu üzerinde de kendi bünyesi içindeki sorunları dünya çapında henüz çözümleyememiş. Kardeşlik, tüm insanlar ve tüm toplumlar dolayısıyla tüm insanlık için peşinde koşulan bir özlem… Masonluk açısından ise önce kendi aralarında çözüme ulaştırılması gereken bir özlem.



« Son Düzenleme: Aralık 11, 2010, 11:50:13 ös Gönderen: dogudan »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ekim 28, 2010, 07:57:38 ös
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


İşte oldu...Ben yine sınıfta kaldım.

Özlemini duyduğunuz bir ideali başkalarının da benimsediğini,hatta onların uzun zamandan beri örgütlü olduğu zannına kapılıyorsunuz,ama bir bakıyorsunuz onlar henüz kendi içlerinde eşitlik,özgürlük,kardeşlik sorununu çözememiş,ırklar,inançlar ve cinsiyet üzerinden imtiyaz savlarının peşindeler.

Bırakın ırkları,cinsiyeti,inancı;ben,samimiyetle söylüyorum bütün türlerin kardeş olduğuna inanmak istiyorum.

İnsanın kendi iradesi dışında sahip olduğu özellikleri,onun başkalarından farklı olduğu gerçeğini onaylamak için nasıl yeterli olabilir?Bu nasıl bir kabullenmedir?Bizler zaten bu bağnaz anlayışı yıkmak için uğraşmıyormuyuz?

Sadece geleneklere duyulan sadakat anlayışıyla bu yaklaşım meşrulaştırılabilir mi?Ozaman,eleştirdiklerimizden ne farkımız kalır?Onlar da geleneklerini dayatmıyorlar mı?

Bu anlayış,aydınlanma arayışıyla açıkça çelişiyor.İnisiyasyon sürecinde,"Bunlar hariç"denebilir mi?

Görünen o ki yolumuz daha çok uzun.Hayal kırıklıklarına alışmak da evrimin bir gereği haline geldi.Umarım hayallerimizden vazgeçmek,kurgulamadan,özlem duymadan yaşamayı da öğrenmek zorunda kalmayız.


Saygılar
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 01, 2010, 11:20:08 öö
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Konu sınıfta kalmak değil, konu ülkü kardeşliğinin bilinçli benimseyiş ürünü olması. Bilinçli benimseyiş; benimseyişi yapan bireye belli başlı yükümlülükleri de beraberinde getirmiyor mu? Mesela birbirine sınırsız bir hoşgörüyle değil, tam aksine bir yanlışın egemen olmasına ve öyle kalmasına neden olan ve/veya bireyin onur ve saygınlığını zedeleyen ve bütün bu eylemleriyle eşitlik ilkesini bozan duruşlara tepki gösteren bir toleransın gelişmesi bilinçli benimseyişin en temel yükümlülüğü değil mi? Hayır diyebilen bir toleransa sahip olmak ve hayır diyebilmek zorunlu değil mi?Ülkü kardeşliği özgürlük ve eşitliğin güvencesi ( üçü de birbirinin güvencesi aslında alt notuyla) olarak anlaşma halinde veya kabul ediş halinde olmadan anlama sorumluluğu ve bu sorumluluğu sürdürerek anlatma, davranma kısaca söyleme ve eyleme değil mi? Gelenekçi duruşun bu anlamayı geliştirmesinin olanaksızlığı açık değil mi?
Bence konu her bilinçli benimseyişin, benimseyen açısından zorunlu kıldığı yükümlülüklerin farkında olmak, bunları yerine getirmeye hazır olmak, gelişen ve değişen tüm zamanlarda da bunu sürdürebilmek. Bunu yansıtabilmek, deyim yerindeyse bulaştırabilmek de kardeşliğin temel taşı.
Çelişki yok,  evrim olumsuza da gereksinim duyar, olumlamak için.

Saygılarımla,


Kasım 02, 2010, 09:04:52 öö
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Forumdaki son birkaçgünkü karmaşadan dolayı,sayın ZAMAN'ın yazısını kaçırmışım;kendisine özür borçluyum.

Sayın ZAMAN'ın bilinçli benimseyiş olgusuyla kasdettiği realitenin, taraflı bakış açısına gösterilen töleransa işaret ettiğini anladım;umarım doğru anlamışımdır.

Hal böyle olunca,bireyin sahip olduğu konumunun ve özelliklerinin,cinsiyetinin bir imtiyaz olarak dayatılması eşitlik ilkesine nekadar zarar veriyorsa,kardeşlik ütopyasını da daha başlamadan sonlandırmaktadır.

Evrimin,olumlamak için olumsuza ihtiyaç duyduğu görüşüne katılırım.Ancak özellikle günümüzde,çözümüm evrimde değil,"Devrim" de aranması gerektiğine de yürekten
inanırım.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 02, 2010, 10:23:18 öö
Yanıtla #4
  • Ziyaretçi

Sayın ceycet ne güzel söyledi " Çözümü evrimde değil, devrimde aranmalı" diye. Nicelikten niteliğe geçişi, nitelik değişikliğini sağlamanın çözüm olduğunu işaret ettiğini anlıyorum.

Doğru, çözüm bu. Bu nasıl olabilir? Niceliğin sınırı aşmasıyla. Bu niceliğin bir tür doygunluğa ulaşması hali değil mi? Öyleyse bu doygunluğa ulaşma sürecini hızlandıracak söylem ve eylem çözüm zeminini hazırlamıyor mu? Hazırlıyor, hazırlayacak.

Bu arada bilinçli benimseyiş açısından töleransa özellikle vurgu yaptığım çok doğru.

Saygılarım ve sevgilerimle


Kasım 02, 2010, 11:29:18 öö
Yanıtla #5
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

Benim anladığım kadarıyla inisiyasyonun temelde 3 şartı vardır. İlki nitelik'tir ki, insanın özünde inisiyasyona girme elverisliligidir. İkincisi, intikal, bu da geleneksel bir örgütlenmeyi zaruri kılar. Üçüncüsü calışma, bu kisinin gayretidir (hamtasi yontma) ilk basta desteklerle başlayan gelişme asamalariyla yüce ozdeslige varma...

Duzenli geleneksel bir örgütlenmeye bağlanma, girme, inisiyasyonu oluşturan şeydir. İkinci doğuş! Diriliş! Bu gelenek aynı zamanda intikal için gereklidir. Zaten gelenek denilen seyde bu intikalden başka bir şey değildir.

Geleneğe bu kadar karsı durmanın bir anlamı yok bu yüzden. Ve galiba bu aktardıklarımin doğal bir sonucu Masonlukta yeni bir şey icat edilemez! Ettik diyenlere Sefa olsun. Gelenekçiler olarak yaftalananlar tarafından duzensiz kabul edilenler acaba niçin gelenekçilerin duzensiz olduğunu söyleyemez de gelenekçileri kardes kabil eder? Belki gerçekin reddi mümkün olmadıgı için...


Saygılarımla.



Kasım 02, 2010, 11:34:17 öö
Yanıtla #6
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

İyi, güzel de Masonluktaki kardeşlik anlayışının uygulamadaki noksanlığına ya dabir insanlık ülküsü açısından yanlışlığına bakacak olursak, bunun giderilebilmesi, düzçelmesi, olması gerektiği gibi olması için ille de nicelikten niteliğe geçiş, bir diğer deyişle devrim gerekmez. Devrime sıra gelmeden önce evrimi düşünmek, onu beklemek, istemek, onun gerçekleşmesine çalışmak gerek.

Eğer masonlar ve üyesi oldukları kuruluşlar kendilerini birtakım değişmezliklere, doğru bildiklerinin kesinliğine, bir diğer deyişle bir yandan bağnazlığa karşı çıkarken kendi benimseyişlerinin bağnazlığına düşmekten azıcık korunup evrimsel doğrultuda ilerlemeyi yeğleyecek olurlarsa, burada görünen sorun çözüm yoluna girebilir.

Devrim birdenbiredir. Bu bağlamda özdeksel ortamdaki devrim ile sosbyal ortamdaki devrimi de oluştuğu süre bakımından birbirinden ayırmak gerekir. Cam çatlar; bu onun kırılacağını göstermez; çatlak da kalabilir. Kırılma birdenbire oluşur. Toplumda böyle bir değişim ise bizim farkına varamayacağımız denli uzun bir süre alır ama o süre de bir insanın ortalama yaşam süresi kadar uzun değildir. Dolayısıyla insan kendi yaşam süresi içinde devrimi görür ve duyumsar.

Evrim ise öyle değil... Bunu özdeksel ortamda bir tohumun yeşerip olgunlaşmasına benzeştirebiliriz. Bu bir değişimdir. Ağır ağır olur. Burada olumlu ve olumsuz nitelikler belirlenip birer kavram olarak ortaya konur. Yeşerip olgunlaşma olumlu olarak nitelendiği için onu evrim olarak niteleyebiliriz. Öte yanda zaman içinde olumlu niteliğini yitirme de  söz konusu olabilir. Bunu ise özdeksel ortamda bozulma ya da çürüme olarak adlandırırız. Toplumsal ortamdaki karşılığını yozlaşma olarak nitelendiririz. Böyle bir değişim ise gene uzun süre içinde gerçekleşmekle birlikte evrim olarak nitelendirilmez, nitelendirilemez, çünkü kavramın kendiliğine ters düşer.

Bir sürü gereksiz ya da boş lakırdı ettiğimin farkındayım. Aslında demek istediğim şu: Çözümü devrimde aramak zorunlu değil. Önce evrimi düşünmeli. Ancak eğer Masonluk çerçevesinde sözünü ettiğim evrimsel gelişim gerçekleşemeyecek olursa, iştke öyle bir durumda Sayın ZAMAN'ın sözünü ettiği devrim gelecek demektir.

Sevgilerle.

  
  
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 02, 2010, 11:51:09 öö
Yanıtla #7
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Ben tam bu iletiyi gönderiyordum ki araya Sayın SkullG'nin iletisi girdi ve uyarıldım, isterseniz son gönderilyeni okuyun diye.

Okudum da ama değiştirmedim çünkü Sayın SkullG7nin getirdiği değerlendirme başka.

Daha önce çok kez söylemişimdir; yineleyeyim: Gelenek değişmez bir şey değildir. Gelenekçilik kötü değildir ama çoağın koşulları ve gereksinmeleriyle uyumlu değilse yanlıştır. İşte o zaman evrimsel doğrultuda iulerlemeye köstek olur. Oysa gelenek değişktirilebilir, yenilenebilir, eski geleneklerin yerine yenileri getirilebilir. En yenilikçi kurumun bile yapısı çerçevesinde gelenekleri vardır. Bu mason kuruluşlarında da öyledir. Kendilerini çağdaüş ve özgürlükçü olarak niteleyen mason kuruluşları da geleneklere bağlıdır. tek farkla ki, o gelenekleri sorgulamaktadırlar. Geçerliliğini yitirmiş olanları terk edip, onları yerine şu zaman dilimi için geçerli olabilecek olanlarını getirmektedirler. Bu arada, öyle gelenekler vardır ki, bunlar yüzyılların etkisiyle bile aşınmaya uğramaz. Zaten hiç kimsenin ona bir diyeceği de olamaz.

Eğer kimi mason örgütlerinin üyeleri, kendileri gibi düşünmeyen mason örgütlerinin üyelerini kardeşten sayıyorsa, bu onların toleransını ve olgunluğunu gösterir.

Kimi mason örgütleri kendileri gibi düşünmeyenleri kardeşliğin dışına atıyorsa, onların nasıl nilenmesi gerektiğini ben söylemeyeyim, söz söyleyin.

Buradaki farka dikkat: Önce kimi mason örgütlerinin üyelerinden söz ettim, sonra mason örgütlerinin kendisinden. Burada bir yanlışlık yok.

Kimi mason örgütleri, çağımızda bile üyeleri üzerinde neredeyse Orta Çağ ortamındaki baskıyı uyguluyor. Çünkü bunda çıkarları var. Üyelerine doğru dürüst bir özgürlük tanımıyor ki onların üyeleri de diğer mason örgütlearinin üyelerini kardeş bilip öyle tanısın.

Özgürlükten yana olanlar, geleneçilerden yana olanları hiç de yaftalamıyor. Asıl yaftalanan, özgürlükten yana oldukları için "düzensiz" diye nitelenenler. Özgürlükten yana olanların düzen anlayışları böyle değil. Gelenekçilikten yana olanlar ise, bu düzen tanımı çerçevesinde özgürlüklerini yitirdiklerinin farkında değil ya da bunu umursamıyor.

Eğer "mason kardeşliği" diye bir şey varsa, bu, masonların hangi ve ne niletilkteki bir kurumun üyesi olduğuna bakılmaksızın geçerli olmalı. Her kim bu geçerliliği yadsıyorsa, öz eleştirisini yapmalı.

Sevgiler.








ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 02, 2010, 04:21:43 ös
Yanıtla #8
  • Ziyaretçi


Aslında demek istediğim şu: Çözümü devrimde aramak zorunlu değil. Önce evrimi düşünmeli. Ancak eğer Masonluk çerçevesinde sözünü ettiğim evrimsel gelişim gerçekleşemeyecek olursa, iştke öyle bir durumda Sayın ZAMAN'ın sözünü ettiği devrim gelecek demektir.

Düşündüğümü iyi ifade edemediğimi farkettim. "Niceliksel doygunluğa ulaşma sürecini hızlandırıcı söylem ve eylem" derken evrimin yasalı ilişkilerinin gerçekleşmesine yönelik söylem ve eyleme gönderme yapmıştım, daha doğrusu yapmaya çalışmıştım. Başka kelimelerle ifade etmeye çalışayım.

Evrim en basit yaklaşımla gelişerek değişim olarak tanımlabilinir. Sayın Adam'ın çok net bir şeklide de belirttiği üzere evrim zamana yaygın ve sonucu sabırla bekleyebilmeyi gerektirecek kadar da uzun bir süreçte oluşan bir gelişerek değişim. Peki de hızlandırılamaz mı bu süreç?

Acaba; her türlü gelişmenin genel yasaları olan karşıtların birliği ve savaşı yasası, nicelikten niteliğe ve nitelikten niceliğe geçiş yasası, olumsuzlanmanın olumsuzlanması yasası öğrenilir, bunların doğanın, toplumun ve bilincin işleyişinin ürünleri oldukları, uygulamada denenmiş oldukları ve bu yasaların hem bilme hem de yapma öğretisi oldukları kavranırsa söyleme ve eyleme süreçleri hızlandırabilir mi?

Hem bilme hem yapma meselesi devrime gereği ortadan kaldırmaz mı? Kaldırır bence.
Doğru çözüm bu diyeceğime çözümlerden biri bu ama ... demeliydim.

Saygılarım, sevgilerimle



Eylül 03, 2015, 12:22:31 öö
Yanıtla #9
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 641
  • Cinsiyet: Bay

Kardeşlik, bir karında beraber bulunmuş ve aynı karında var olmuş demek değildir. Baba bir olur da, karınlar farklı olursa da insan yine kardeş olabilir. Ancak aynı karında oluşan kardeşlikler diğerine göre daha sıkıdır. Genelde anne bir olduğu için, aynı rahimden oluşan kardeşliklerin diğerine göre daha çok benzerlik gösterdiği söylenir.. Tabi hep öyle olacak da değildir.  Her iki kardeşlik türlerinde de farklılıklar, ayrışmalar ve çatışmalar doğabilir. Onun icin ben, Masonluktaki kardeşliği  annenin ve babanın bir olduğu kardeşliğe benzetiyorum.

Masonlukta üvey kardeş de, üvey kardeş muamelesi de olmaz. Herkes özdür.

Ancak her yerde olduğu gibi hala Kabil'ler var.Bunun delili Habil'in daha kurumayan yerdeki o taze kanıdır.

Bunu önemseyelim, ıskalamayalım diyorum. Aramıza kardeş alırken dikkat edelim. Çünkü kardeşlik ruhunu anlamadığımız zaman bir çok olumsuzluklarla karşılaşırız.  Ölü dudaklarımızdan mor sineklerin konup kalkmasını istemiyorsak, birbirimizi önce kardeş görmeli, sonra da o kardeşliği ta ciğerimizde bütün gerekliliği ile hissetmeliyiz.Aramızda olan kardeşlerimizin de aynı hissi taşıdığından emin olmalıyız. 

Elektra, kendisini var edeni,sırf kıskandığı için yok edebiliyor ve onu öldürmek isteyebiliyorsa, kardeşler de aynı yuvadan olduklarını yok etmek isteyebilir. Kardeş de, kardeşini çekemediği için onu bir yerde bırakıp kaybolmasına göz yumabilir. Olmaz demeyin, dünyada bu örnekleri çoğu kez yaşadık. 5 yaşındaki kardeşler  birbirlerini boğmak, birbirlerini yok etmek istedi. Ve biz bu olanları da sonra hayretle izlemedik mi ?

Kardeşin kardeşi katlettiği böyle bir tarihten geldik. Öyle olunca kardeşliğin de ne demek olduğunu tam bilemedik.

Sonra Kardeşlik ülkü oldu. Hiç olmaması gerekirken. ..

Bütün bu olan bitenler bizlere kardeşliğin kalıtımla olmayacağını, onun sevgi ile, ilişkiler yoluyla yükselebileceğini öğretti. Aynı zamanda bütün bu sonradan oluşması gereken bağlar sağlıklı bir şekilde oluşamazsa her ne kadar kardeş de olsak 3 metrekare toprak için birbirimizi kurşunlayabileceğimizi gördük. Çünkü kardeşlikte önemli olan farkına varmadan oluşan sevgi değildir ; bilinçli inşa edilen sevgidir. Kuru  da degildir o sevgi. Tezahürleri vardır ; sadakat,fedakarlık ve ilgi olmalıdır.   Bunlar olmadıkça aynı karından olanların bile hiçbir zaman kardeş olamayacağına şahitlik ettik. Onlar öyle sanır ama, sadece birer akraba kalırlar. Aynı karından veya aynı babadan olmayan kişilerde bu tezahürler yerine gelince de tam kardeşliği sağlamış olurlar.

Çünkü onlarınki artık kan bağı değil, sevgi bağı olmuştu...

Bu durum Masonlukta da çok farklı değildir. Kardeşlik bir ülküdür ve peşinden gidilir. İki gerçek kardeş, harici hayatta birbirlerine sıkı sıkıya sarılmazsa da Mason olduklarında birbirleri ile olan kardeşlik ilişkileri eskiye nazaran daha da pekişir. Pekişmelidir.. Çünkü kendisinin içinde bulunduğu rahim değişmiş ; artık  farklı bir dünyaya gözlerini açmıştır.

O yeni rahmin oksijen tüpü ise işte o bahsettiğimiz kardeşliktir olmuştur. O ülküye ulaşabilmek için o tüpü sırtından eksik etmemelidir.


Kaldı ki, farklı rahimlerden, farklı kültürlerden, farklı ırklardan gelen insanlar da Masonluk çatısı altında bir araya gelebilir. O gelenler de aynı hassasiyetle hareket etmelidir. Çünkü onların da rahmi artık bir olmuş ve birlik olmuştur. O çatının altında durdukları müddetçe aynı damarlarla birbirlerini besleyip birbirlerine hayat vermeleri gerekir. Birbirlerine sahip çıkmalı, birinin parmağı acıdığı zaman diğerinin de parmağı acımalı, diğeri de aynı duyguyu hissedebilmelidir.

Her şeyden önemlisi kendini kardeşi için ateşe  atabilmeli ; sorana da ''kardeşimin feryadını duydum'' diyebilmelidir.

İşte, kardeşlik o feryattır. 

O feryadı duymayanlar,duyumsamayanlar bırakalım siyah ırk , beyaz ırkı ;  esmer olduğu için bile kardeşine sevgi veremez.. Kardeşinin esmer olduğu için işe yarayamayacağını düşünebilir. O feryadı duymayanlar aynı meslekten olmadığı için bile onu kardeşi olarak göremeyebilir. Yani kısacası kardeşini, kardeş olduğu müddetçe koşulsuz kabul etmeyip, ona kucak açmayabilir. 

Bütün bunlar olmalı ki önce bir tohum atılabilsin. O tohum atılmazsa,bu kardeşlik anlayışı yerine oturmazsa, meclis kürsüsünden bağıran vekillere döneriz :

 ''Ben kardeşlik değil, eşitlik istiyorum'' dersin de kimsecikler duymaz.


« Son Düzenleme: Eylül 03, 2015, 12:50:10 öö Gönderen: İNSAN »


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
4249 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 01, 2010, 08:02:43 ös
Gönderen: ZAMAN
1 Yanıt
3560 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 26, 2010, 11:19:02 öö
Gönderen: ceycet
3 Yanıt
4508 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 28, 2010, 10:30:52 öö
Gönderen: ADAM
6 Yanıt
3939 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2013, 10:30:57 öö
Gönderen: ADAM
8 Yanıt
3977 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 08, 2013, 05:36:31 ös
Gönderen: karahan
1 Yanıt
1940 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 29, 2013, 12:52:36 öö
Gönderen: onur
0 Yanıt
1714 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 03, 2013, 04:54:16 ös
Gönderen: ADAM
8 Yanıt
3699 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 16, 2013, 06:09:23 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1791 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 16, 2013, 01:42:28 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
1827 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2013, 02:23:26 ös
Gönderen: asimov