Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ENGİZİSYON -1  (Okunma sayısı 2891 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 22, 2010, 06:10:19 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay





Engizisyon (Inquisition) Hıristiyanlığa özgü bir kurumdur. Dinsel suçları kovuşturmak için hemen tüm dinlerde soruşturma ve ardından cezalandırma yetkisini taşıyan çeşitli kurumlar olmasına karşın, hiçbirinde Engizisyon benzeri bir organizasyon görülmemiştir. Dahası, Engizisyon’un sadece Katolik mezhebi için geçerli olduğu bile söylenebilir.

Engizisyon, bir piskopos tarafından yönetilen, sivil mahkemelerden hayli farklı bir yargılama sistemiyle çalışan, davayı yürüten yargıcın sorgulaması ile karara varılan bir mahkemenin genel adıdır ama bu kadarla kalmaz. Bu mahkemenin yargılama öncesinde bir kolluk gücü de vardır.

Bu sistemin oluşmasında, “sapkın” (heretik) olarak nitelenen Hıristiyan mezheplerinin doğuşunun büyük etkisi vardır. Bunların arasında 12. yüzyıl başlarında ortaya çıkan Kathar (Cathar) inancının yeri ise yadsınamaz denli önemlidir.

Papa 2. Paschal’ın 1109 yılında çıkarttığı “Vergintis in Senium” başlıklı bildirgeyle, din sapkınlığı hükümdara karşı komplo düzenlemek ile eş tutulmaya başlanmıştı. Böylece dinsel sapkınlık, bir bakıma sıradan, laik nitelikli suçlar arasına katıldı. Bundan on yıl kadar sonra Fransa’nın güneyindeki Toulouse kentine toplanan din adamları, sapkın mezheplerin aforoz edilmesi kararını aldı. Ancak karar almak yetmedi; tüm çabalarına karşın Kathar inancının yayılmasını önleyemediler. Ancak bunun önlenmesi de zorunlu görülüyordu. Bu amaçla, 1162 yılından başlayarak toplanan tüm Katolik konsillerinde, sonradan “Engizisyon” adını alacak olan bir sistemin nasıl kurulup nasıl geliştirileceği tartışılır olmuştu.

Fransa Kralı 7. Louis’nin isteği üzerine Lyon’da yapılan bir konsil toplantısında, Papa 3. Alexander senyörlerin sapkın kişilerin mallarına el koymalarını, bunların tutuklanarak hapsedilmelerini buyurdu. Bu konu üzerindeki ilk ciddi çalışma ise, aynı papa tarafından 1179 yılında toplanan 3. Laterano konsilinde gerçekleştirildi. Daha da ileri gidilerek sapkınların mallarına el konulmasını buyuran bir bildirge yayınlandı. Bu bildirgede, Yahudilerle birlikte yaşayan Hıristiyanların da sapkın ilan edileceği belirtilmişti. Dolayısıyla Yahudilik de sapkınlık hatta belki kâfirlik sayılır olmuştu.

1184 yılına Papa 3. Lucius tarafından Verona’da toplanan bir konsilde alınan kararlar üzerine yayınlanan bildirge uyarınca; senyör, baron ve diğer soylular, aforoz cezası sırasında Kilise’ye silah yardımı yapmaya söz verecek, sapkın olduğundan kuşku duyulan kişiler piskoposlara ihbar edilecekti. Piskoposlar da, sapkınları saptamak için yılda en az iki kez bölgelerindeki köy ve kentleri gezecekti. Kimileri bu bildirgeyi Engizisyonun kuruluşuyla özdeşleştirir. Pratikte öyleydi belki ama Engisizyon  henüz kurumlaşmamıştı.

Engizisyonu ilk kez sistemleştirmeyi Papa 3. Innocentus başardı. Sapkın mezheplerle savaşmaları için ilk yetkiyi Bernard de Clairvoux tarafından kurulmuş olan Sistersiyen tarikatı üyesi rahiplere verdi. Ardından bu yetkileri bir de Fransisken tarikatı üyelerine tanıdı. Papa 3. Honorius ise, 1216 yılında Dominiken tarikatının kurucusu St. Dominique ile yandaşlarını doğrudan bu göreve getirdi. (O tarihte Katharlar üzerine yapılmış olan dehşetli Haçlı Seferi’nin zaten başlatılmış olduğunu anımsayalım.)

Başlangıçta Engizisyon mahkemeleri, karar verme yetkisini laik mahkemelere bırakıyordu. Ancak bunun yürümediğini, çoğu kez istenilen tarzda sonuç alınmadığını görünce, bu işi doğrudan kendileri üstlendi.

Papalık, Toulouse kenti dolayında sadece halk arasında değil, soylular arasında da yayılan Kathar inancı ile uğraşırken Engizisyon uygulamaları yapmamış, bunun yerine Kuzey Fransalı prens ve baronların katıldığı Haçlı Seferini yürürlüğe koymakla yetinmişti. Bu kıyımın sürdüğü sonraki yıllarda ise, Engizisyon mahkemeleri yerine piskoposlara tanınan yargılama yetkisi ile yetinilmişti. Papa 3. Innocentus, 1215 tarihli 4. Laterano konsili boyunca Katharlara karşı alınması gereken yaptırımları düzenlemeye uğraşmıştı. Ancak bu yaptırımlar arasında ölüm cezası yoktu. Bu bağlamda şöyle denir: “Aziz Peder ölüm işlerinin nasıl olsa senyörler tarafından yerine getirileceğini biliyor, Kilise’nin elinin doğrudan kana bulanmaması gerektiğine inanıyordu.”

1215 tarihli Laterano konsilinde yalnızca sapkınlar için değil Yahudi ve Müslümanlar ile ilgili kararlar da alındı. Yahudiler için aşağılayıcı bazı kararlar çıkacağı duyumunu alan Narbonne Yahudi toplumundan kimileri Papa 3. Innocentus ile görüşerek olası insafsız kararların yumuşatılmasında aracı olmasını istedi. Konu şuydu: Bundan böyle gerek Yahudiler gerekse Müslümanlar, giysilerinin üzerine bir özel işaret takmak zorunda olacak. (Aynısını Naziler uyguladı yüzlerce yıl sonra.) Papa, Yahudilere, bu kararda herhangi bir kötü ya da art niyet olmadığını söylemişti Şöyle demişti: «Bu önerimizde herhangi bir yenilik yok. Bunlar sadece Hıristiyan ve Yahudiler arasındaki ilişkileri düzenlemeyi hedef alan basit önlemler. 16 yıl önce yayınladığım Yahudilere yönelik anayasada bu kuralların temellerini bulabilirsiniz. O belge, sisteme karşı gelen ve Mesihimizi tanımayan Yahudilere yönelik sevgi, bağışlama hisleriyle doluydu. Bu özel işarete karşı direni-şinizi de pek anlayamıyorum. Hem Yasa Yapıcınız Moşe, Yahudi-lerle diğer uluslar arasındaki farkı simgelemek için giysilerinizin kenarlarına püsküller dikmenizi buyurmamış mıydı?»

Yahudi ve Müslümanların takması gereken işaretin biçimi konusunda uzun uzun tartışıldı. Sonunda işaretin biçimi tam olarak saptanamadı; bu konudaki ilkenin ana kuralları belirlenip, ayrıntısı yerel kiliselerin yetkisine bırakıldı.

Papa, bu önlemi çeşitli ulusları birbirinden ayırabilmek için getirilen bir sistem olarak savunmayı da denedi. Ancak bu açıklama işe yaramadı. Çünkü bu bildirge, Yahudi ve Müslümanlara karşı alınan kararlardan sadece bir tekiydi. Her bildirgenin yanında, özellikle Yahudileri hor gören, onur kırıcı türden açıklamalar vardı. Bunlar, sürekli olarak Yahudilerin alçaklığı, gaddarlığı ve Mesih'e karşı olan nefretlerini içeren bir felsefenin örtüsü altında ortaya konuyordu. Onlar dağil miydi Tanrı’yı çarmıha gerip öldüren?.., Kilisenin ileri gelenleri, bu konuda “vox populi” olarak anılan, halkın nefret dolu sesini yansıttıklarını söylüyordu.

Bu konsilin bildirgesinin “Yahudi Düzenlemeleri” ile ilgili maddeleri arasında şunlar da vardı:

1. Hıristiyanlar, Yahudi tefecilerden korunacaktır. Yahudilerle herhangi bir ticarî temastan kaçınılması ve aşırı faiz istenmesi durumunda olayın hemen yetkililere bildirilmesi tavsiye edilir. Hıristiyan âlemindeki kral ve prensler, bu konuda özellikle uyarılmaktadır.

2. Soylu Hıristiyanlardan Yahudilere aktarılmış varlıklar, daha önce ödenen Kilise vergisinden bağışık olmayacaktır.

3. Paskalya günlerinde, Yahudilerin evlerini terk etmeleri yasaklanmıştır. (Paskalya, çoğunlukla Yahudi Pesah bayramı ile aynı günlere denk gelir. Bu günlerde, Yahudilerin bayramlık giysileri, İsa'nın işkence ve ölümünün yasını tutan Hıristiyanlar ile âdeta alay ediliyormuş izlenimini bırakmaktaydı.)

4. Yahudilere kamu yönetiminde görev verilmeyecektir. Zira, Mesih’i kabul etmeyenlerin Hıristiyanların rütbece üzerinde idarî mevkilerde bulunmaları uygun değildir. Bu gibi mevkilerde şu anda çalışmakta olan Yahudilerin işine derhal son verilecek ve bu hizmetleri karşılığında kendilerine ödenmiş olan ücretler geri alınacaktır.

5. Vaftiz olmuş, buna karşın dinlerinin ilke ve geleneklerini uygulamaya devam eden Yahudiler hakkında alınan raporların sonucunda, bu gibi uygulamaların derhal durdurulması gerektiği kararı alınmıştır. Hıristiyan inancını isteyerek kabul etmiş olan kişiler sadece ve tam olarak bu inanca bağlı kalacak, aksi halde gerekli cezaya çarptırılacaklardır.

1215 tarihli Laterano Konsilinde, iki önemli tarikatın kurulma kararı da onaylandı: Dominikenler ve Fransiskenler. Bunlar, özellikle kentlerde, Katolik inancını güçlendirme işiyle görevlendirildi.

Dominikenler, ek iş olarak, kuşkulu uygulamaları araştırıp Hıristiyan öğretisine karşı oluşan sapkınlıkları incelemekle, şüphelileri sorgulamakla, suçlu bulunanları cezalandırılmaları için laik yönetime teslim etmekle yükümlüydüler.

Kilise’nin etkisiyle halkın kafasında büyücüler, cüzzamlılar ve iblislerle işbirliği yapan şeytanî bir tefeci, iğrenç Yahudi imgesi yaratıldı. Kutsala saygısızlık, âyin cinayetleri, kutsal âyin ekmeklerini delerek İsa’nın kişiliğine saldırıda bulunmak gibi iddialarla suçlandılar.

Engizisyon oluşmuştu ama istendiği, beklendiği gibi etkili olarak yürümüyordu. Sapkınlıkların önüne geçilemiyordu. Ancak 1231 yılında, Papa 9.Gregorius tarafından daha da sistemli bir biçime getirildi. Papa, yayınladığı bildiriyle Kilise tarafından mahkûm edilen sapkınların laik güçlere teslim edilmesi buyruğunu verdi. Kiliseden aldığı yetkiyle Roma Senatörü Annibaldo, sapkınların ilk soruşturmalarını yaptı ve onlara karşı bir statü yayınladı. İşte bu statüde, “soruşturmacı” anlamına gelen ama bu anlamın ötesine geçen “Inquisitor” (Engizitör) sözcüğü ilk kez kullanıldı. Söz konusu statü, Engizisyon tarihinde “Saint-Siège Tüzükleri” olarak yer aldı.

Ardından Engizisyon, Papa 4. Innocentus’un 1252 yılında yayınladığı bildirgeyle temelli ve düzenli bir örgüt durumuna geldi. Papa 4. Alexander tarafından Engizisyon mahkemelerine bağımsızlık verilmesi, daha da önemlisi dinsel amaçlarla görevlerini kötüye kullanan kişilerin bağışlanmalarını ilan etmesiyle, tarihteki en büyük Engizisyon etkinliği dönemi başladı.

Engizisyonun en etkili silahı “Auto da Fe” (İman Fermanı) adıyla 1255 tarihinde yayınladığı bildirge oldu. Bu bildirge uyarınca tüm halk Engizisyonun hizmetinde sayılıp, bu kuruma hafiyelik etmekle yükümlü tutuldu.

Engizisyon mahkemesine düşen bir kişi öncelikle “suçlu” sayılır, suçsuzluğunu kanıtlaması gerekirdi. Duruşmanın savcısı ile yargıcı aynı kişiydi. Suçlunun yakılması için odun getirenler, günahları bağışlanmak yoluyla ödüllendirilirdi. Ancak Engizisyon mahkemesi, ateşte yakma kararını kendisi vermezdi; çünkü Kilise, insan öldürmek suçu ile itham edilmemeliydi. Mahkeme sanık hakkında “Hak yoluna gelmesi umulmayan sapkın” kararını verince, “İyilik ve merhamet ile davranılması” önerisiyle onu sivil yetkiliye devrederdi. Ancak sivil yetkililerin bu merhamet dileğini göz önüne aldığı hiç görülmezdi. Çünkü suçluyu cezalandırmakla yükümlüydüler. Öyle yapmazlarsa, kendilerini aforoz edilmek beklerdi.

1300’lü yıllarda Engizisyona karşı hayli tepki oluştu. 1312 yılında Fransa’nın güneyindeki Vienne kentinde toplanan konsilde bir yandan Tapınak Şövalyeleri Tarikatı’nın kapatılması kararlaştırılırken, diğer yandan da Papa 5. Clementhus, bundan böyle engizitörlerin normal yargıçlar ile işbirliği yapmaları koşulunu getirdi. Böylece Engizisyon, sivil yargının “suçlu bulma” kararını da paylaşmaya başladı.




Engizisyon uygulamalarıyla bağlantılı olarak birçok kaynak var. Vatikan bile artık bu konudaki arşivlerini araştırmacılara açıyor. Bu kaynaklar arasında en tanınmışı, 1307-1323 yılları arasında Toulouse bölgesinin başengizitörü olarak görev almış Bernard Gui adlı bir papazın yazdığı “Practica Inguistionis Heretice Pravatis” (Yoldan Çıkmış Sapkının Soruşturma Pratiği) adlı kitap. Bir diğeri de 1230 yılında Papa 9. Gregorius’un buyruğuyla Raymond Penafort adlı biri tarafından derlenmiş olan “Decrétales” (Papalık buyrukları) koleksiyonu.

İzleyen bölümde, bu ve diğer kaynaklardan edinilmiş bilgilere dayanılarak oluşturulmuş derleme yazılardan yararlanmak suretiyle Engizisyonun yargı yöntemini anlatacağım.




ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Mart 21, 2016, 04:31:26 ös
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 233
  • Cinsiyet: Bay

Kendi düşüncelerini dikte ettiren insanlardan ne çekti bu dünya.
“Tehlikeli bir dönemde yaşıyoruz, insan kendine hükmetmeyi öğrenmeden doğaya hükmetmeyi öğrendi.” Albert Schweitzer


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1364 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 24, 2010, 12:20:22 ös
Gönderen: ADAM
4 Yanıt
2868 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 24, 2016, 12:38:04 öö
Gönderen: sun
0 Yanıt
3074 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2012, 02:04:32 ös
Gönderen: karahan