Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: KATHARLAR VE ÖZELLİKLERİ - 2  (Okunma sayısı 2782 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 04, 2010, 02:00:32 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay





Dinler tarihi ile bağlantılı kaynaklara bakacak olursanız, Kathar sözcüğünün “Manicilik ilkelerini Hıristiyanlıkla bağdaştırmaya çalışan bir tarikat” tarzında bir tanım görürsünüz. Ayrıca sözcüğün etimolojisi de Helencedeki “katharsos” (arınmış ya da temiz ruhlu) ile “katharsis” (arınma) olaürak verilir. Sonraki yıllarda bu inancı ortadan kaldırmaya çalışmış olan Engizisyon yargıçları ise bu sözcüğün kökünün Latince “Kat” (kedi) olduğunu öne sürerek, Katharlara “kediye tapanlar” hatta “kedi kıçını yalayanlar” suçlamasını yöneltmişlerdir.

Bu inancın özellikle Güney Fransa’da, Languedoc ve çevresinde yoğunlaştığını konu ile bağlantılı önceki birkaç katkıdan biliyoruz. Hatta bu bağlamda Sayın Karan, Fransa’da o çevreye “Kathar ülkesi” denildiğini de belirtmişti.

Buraya kadar tamam da, soru şu: «Niçin başka bir yer değil de orası?»

Bunun bir rastlantı olduğunu söyleyemeyiz. O bölgenin bir özelliği var. Katharların özelliklerini iyi anlayabilmek için bunu da bilmek gerekiyor. Bu nedenle bir süre için başlık dışına çıkalım ve başlığa dönebilmek için 11. yüzyıl sonu ve 12. yüzyıl başlarında bugünkü Fransa’nın kuzeyi ile güneyi arasındaki farklara şöyle bir göz atalım.

Bugünkü Fransa ile İspanya’yı coğrafî olarak ayıran Pirene sıradağlarının alt bölümü, “Midi Pirene” olarak anılır. Midi Pireneler, eskiden Fransızca değil kendi yerel dili olan Oksitancayı (Langue d’Oc) konuşan, kuzeyli baronların egemenliğine ve Fransa kralının yasalarına ancak 40 yıl kadar süren kanlı savaşlar sonucunda boyun eğen, Oksitanya (Occitanie) bölgesini İber Yarımadası’ndaki Katalonya’dan- ayırır.

Türkçede Oksitanya olarak da anılan ama bu adın pek bilinmediği ve kullanılmadığı Languedoc’un tarihsel başkenti Toulouse, günümüzde Fransa’nın önemli il merkezlerinden biridir. Bu kentin gelişimini geriye doğru izlediğimizde, bir zamanlar Fransa Krallığı’na bağlı olmayan Toulouse Kontluğu’nun Orta Çağda da bölge ekonomisi ve kültürünün başını çektiğini görürüz. Aynı gözlem, bölgenin  ikinci önemli kenti Montpellier için de geçerlidir. Bu iki kent, günümüzde gerek teknik gerekse kültür bakımından olağanüstü düzeyde bir üstünlük sergilemektedir. Burada bunun ayrıntılarına girmek istemiyorum ama ilginç bir olay var ki,ş konumuzla bağlantısı nedeniyle ona değinmeden geçemeyeceğim..

Toulouse Üniversitesi’nin en renkli geleneklerinden biri, Şubat ayı sonlarında düzenlenen bir şenliktir. Dünyarın hemen her yerinden birçok konuğun geldiği, sonuç olarak da yüz binlerce gencin 24 saat sokakta yaşadığı bu şenliğin gözde temalarından biri de, “K-tare” adı verilmiş Kathar geleneksel eğlenceleridir. Bu şenliklerde, sanki Katharların yüzyıllarca önce burada katledilişinin hıncını alırmışcasına, Engizisyon yargıçlarının kuklaları ateşe atılır; Toulouse’dan yola çıkarılan bir Kathar meşalesi, 1244 yılında Katharların ele geçirilen aşağı yukarı son barınağı Montségur Kalesi’ne kadar koşturulur. Artık Katolik Kilisesi’nin bu şenliklerde yapılanlara bir şey diyecek hali kalmadı.

Bu bağlamda ayrıntıları okumak isteyenler için önereceğim bir kitap var: Mine Kırıkkanat, ”Gülün Öteki Adı” (Kaynakça soranların özellikle dikkatini çeakerim.)

1100’lü yıllarda İspanya ve İtalya gibi ülkelerde henüz ulusal birlik sağlanmamıştı. Fransa, çamur kaplı sokaklarında domuzların gezdiği Paris’te Versailles Sarayı’nda oturan bir kral tarafından yönetiliyordu. Krala bağlı senyörler de taşrada egemendi. Asıl önemli ve etkili güç ise Roma’da oturan Papa ile ondun yönetimindeki Katolik Kilisesi’ydi. Krallar da tüm senyörler de Kilise’nin koymuş olduğu kuralları uygulamak zorundaydı. Bunu da bir bölge başpiskoposu sağlardı. Bir adım dışarı çıkacak olanın vay haline!

Ya Languedoc?... İşte o farklıydı... 12. yüzyılda kendi dilini konuşan uygar bir ülkeydi Languedoc. Üstelik Fransa’yı birçok bakımdan fersah fersah geride bırakmış durumdaydı Languedoc. Üstelik orada papanın hükmü geçmezdi.

Her gece müzik ve edebiyat başta olmak üzere kültür etkinliklerinin sergilendiği bir ülkeydi Languedoc. Trubadurlar gece boyu çalgı çalıp şarkı söylerdi. Orada da senyörler vardı ama onlar bırakın Fransa’nın kuzeyini, Avrupa’nın diğer hiçbir yerinde görülmeyen ölçüde barış ve gönenç içinde sürdürürlerdi yaşamlarını. Akdeniz’in pek önemli bir noktasında kurulu olan limanlarının sayesinde de hayli zenginleşmişlerdi üstelik.

İşte bu arada Balkanlardan yola çıkıp İtalya üzerinden geçen, Katolik Kilisesi ile kesinlikle uzlaşmasız Bogomil inancı da Languedoc’a, Avrupa’nın diğer hiçbir yerinde bırakın örneğini, benzeri bile olmayan bu tolerans ortamına a ulaşmıştı.

Bu sırada Hıristiyanlık genel olarak sıkıntılar içindeydi. Ortadoğu’da giderek gelişen İslâmiyet karşısında gerilemiş, durumunu düzeltmek için Haçlı seferlerine girişmişti. Başlangıcı başarılı ama ilki dışında diğerlerinin sonucu fiyasko akınlar… O sıralarda neye yarayacağı bilinmez, sonradan ise hiçbir işe yaramamış olduğu anlaşılmış girişimler.

Katolik Kilisesi kendi içinde çürümekteydi. Durmadan İsa’nın yoksulluğunu, “bir lokma bir hırka” felsefesini öven papazlar kendi zenginliklerine zenginlik katma peşindeydi. İsa’nın kanı olduğunu ileri sürdükleri şarabı, kendilerini bilemez hale gelinceye kadar altın kupalardan midelerine boşaltıyorlardı. Başında bir dikenli taç, üzerinde bir bez parçası ile çarmıha gerilen zavallı İsa’nın putlarını yerinden kaldırmak olanaksızdı; üzerlerine işlenmiş değerli taşların ağırlığından ötürü.

Katolik Kilisesi ile Bizanstaki Ortodoks Kilisesi birbirlerine diş biliyordu... Öyle ki, Ortodoks Kilisesi’nin patriği, kendi yöntemiyle istavroz çıkarma biçimini zorla kabul ettirmeye çalışan papaya şöyle bir yanıt vermişti: «Papanın selamına boyun eğmektense, Sultanın kavuğunu yeğleriz.» O gün de gelecekti elbette.

Languedoc’a dörelim…

Toulouse Kontluğu, Fransa krallarınca dehşetli kıskanılmaktaydı. Bunu bilerek, başkenti Zaragoza olan Aragon Krallığı’na çok daha yakın duruyordu. Nitekim günümüzde bile Fransa’nın Languedoc bölgesinde oturanlar, kendilerini bir başka ülkenin halkı gibi görür. 1988 yılında Seul’den sonraki Olimpiyat oyunları için Paris ve Barcelona kentleri çekişmişti. Karar Barcelona lehine çıkınca; bir radyoda görüşlerine başvurulan Toulouse kentinden birkaç kişi, «Paris’in yitirmesine hiç üzülmedik. Barcelona hem daha yakın hem bizden sayılır.» demişlerdi.

Paris’teki krallık kadar Roma Kilisesi de Toulouse kontluğu ile Carcassonne, Narbonne, Montpellier ve Beziérs senyörlüklerine ateş püskürmekteydi. Hele bir de Bogomillerin inanç tarzı oralarda yayılmaya başlayınca. Ancak tıpatıp aynı değildi bu inanç; bölgenin özelliklerine uyarlanmıştı. İşte bu, Kathar inancı ya da öğretisiydi. Katolik Kilise’nin indinde ne fark ederdi ki!

Bu öğretinin 12. yüzyılda dönemin ekonomi, sanat ve kültür bakımından hayli gelişmiş bir yöresinde ortaya çıkması, üstelik senyörlerce de desteklenmesi hayli ilginçtir ama beklenmedik de değildir. Orada olmasa nerede olabilirdi ki!

İnananlarına son derecede basit bir yaşam, ortaklaşa paylaşılan bir emek ürünü ve bir dizi özveriye karşılık yalnızca entelektüel zenginlik sunan Kathar öğretisinin, gönenç ve tüketimin başka yerlere oranla hayli yüksek olduğu bu bölgenin senyörleri arasında yandaş bulması çelişkili gibi görünürse de, bu bağlamda şöyle bir açıklama yapılıyor: Bu bölgedeki senyörler, Katolik Kilisesi’nin vergi toplamasına, aslında bağımsız olmalarına karşın Fransa kralının onlardan aldığı bir tür “egemelik haracı”na çok içerliyordu. Gerek krallığın gerekse Papalığın otoritesini umursamayan Katharlara arka çıkmışlardı. Üstelik duruma sosyal ve ekonomik bakımlardan bakıldığında hiç de zararı yoktu bu inancı benimseyen halkın; aksine çalışkan ve üretkendiler; dolayısıyla kendilerine de yararları dokunuyordu.



Biraz sosyal tarih anlatır gibi mi oldum? Bu konu başlığına aykırı mı düştü? Bence zararı yok. Ben yazarken zevk aldım. Umarım sizin de okurken hoşunuza gitmiştir. Ancak bu kadarı yeter. İzleyecek bölümde Katharların özelliklerine geçelim artık…


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1923 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 16, 2009, 08:09:04 öö
Gönderen: ADAM
16 Yanıt
10710 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 29, 2013, 04:02:41 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
7582 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 25, 2010, 08:23:23 ös
Gönderen: ceycet
2 Yanıt
3614 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 05:45:36 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2642 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 02:40:22 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3902 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 12:32:59 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4074 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2010, 11:52:08 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2067 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 07, 2010, 08:36:53 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
2934 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 20, 2013, 08:15:17 öö
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4166 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 23, 2014, 10:45:00 öö
Gönderen: ADAM