Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: KATHARLAR VE ÖZELLİKLERİ - 3  (Okunma sayısı 2178 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 07, 2010, 08:36:53 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Katharlara “arınmış” anlamına gelen Helence katharsis sözünden türetilmiş Kathar adı verilmişti ama bu adı kendileri almış değildi. Onlara bulundukları çevre yani Güney Fransa (daha doğrusu Oc bölgesi) halkı öyle demişti. Kendileri,. kendilerine böyle bir sıfatı asla yakıştıramaz, bundan sakınırlardı.

Katharlar, küçük yaştan beri edinegeldikleri görgü uyarınca el emeğine çok değer verirdi. Bu yüzden genellikle doğa ile bağlantılı el işçiliği, özellikle rençberlik, bir de dokumacılık yaparlardı. Başka işlerle uğraşanları da olurdu ama az… Emekçi ve zanaatkârlardan oluşan bir topluluktu bu; bir bakıma kendi içine kapanık bir topluluk sayılabilirse de, bu kapanıklık, tarih boyunca birçok yerde görülmüş olan (örneğin Esenler gibi) öteki insanlardan yalıtılmış bir tarz değildi.

Topluluğun içinde herkesin kazandığı ortaktı; bölüşülürdü. Kathar inancına gönül veren tüccarlar, soylular ve diğer varlıklı kişiler, kendi uğraşıları ve yaptıkları iş bu topluluğun kurallarına uymuyorsa ama bu topluluğa da katılmak istiyorlarsa, el emeğiyle çalışıp para kazanmak için önceki işlerini terk etmek zorundaydılar. Öldüklerinde, tüm varlıklarını Katharların ortak kasasına bırakmayı da kabul etmeliydiler. Başka türlü olmazdı ki…

Nitekim bu nedenle Languedoc çevresinde yaşayan birçok kişinin, özellikle senyörlerden kimilerinin Kathar olduğu söylenmişse de bu yanlıştır. Onlar ancak birer Kathar sempatizanı hatta destekçisi olabilirdi. Belki Katharların Katolik Kilisesi’nin dogmalarıyla uyuşmayan inanç ilkelerini daha doğru bularak benimsemiş de olabilir ama hiçbir zaman Katharlardan sayılamazlardı.

Sıradan bir Kathardan dinsel bakımdan yerine getirmesi beklenen yükümlülükler hem pek az ve kolay hem de çok zordu. Bunu bir “mezhep” olarak görürsek, mezhebe katılma töreni diye bir şey yoktu. Katılmaya karar veren katılırdı; işte o kadar. Ne belli saat ve günlerde bir âyin vardı ne de belli ritüellerin uygulandığı toplu dualar… İstavroz ve günah çıkarmaya kesinlikle karşıydılar. Kiliselerdeki Hıristiyan haçı konusunda Katolik dostlarına şöyle takılırlardı: «Babanı ipe çekseler, o ipe tapar mıydın?»

Toplulukta zengin, yoksul, efendi ve köle gibi birtakım sosyal sınıflar yoktu. Kısa sürede çok yandaş bulmalarının sırrı, bir bakıma burada yatıyordu.

Kathar inancı bakımından yemin etmek yasaktı ve bu yalan söylemekle eşdeğerdi. Ağızdan çıkan söz, hangi baskı ya da tehdit karşısında olursa olsun, doğru ve yemin etmeyi gerektirmeyen bir dürüstlükle, inançla söylenmeliydi. Sonradan Engizisyon mahkemelerinde Kathar olmak suçlananlardan, «Ben Kathar değilim; çünkü yemin de ederim yalan da söylerim.» diyerek canını kurtaran birçok Hıristiyan olmuş.

İnsan öldürme tümüyle yasaklanmıştı ve büyük bir günahtı. Çünkü Kathar inancının Panteizm ile benzeşen bir öğesi de vardı; şöyle: Her canlının bir ruh taşıdığına, bu ruhun yaşamda yetkinleşeceğine, ölen bir canlının ruhunun sonra bir başka bedene geçerek orada yetkinleşme sürecini sürdüreceğine inanırlardı.

İnsan öldürme eylemine karşı oluşları, “Yargılama ki, sen de yargılanmayasın.” kuralıyla birleşince, ortaya insanlık tarihin ilk tam anlamışla şiddet karşıtı topluluğu çıkmıştı.

İnsan öldürmek bir yana dursun, en büyük günah, alçaklık ve korkaklıktı. Cesareti en büyük erdem olarak kabul ederler, iyi bir insanın kendi buyrultusuyla acı çekme ve ölüm korkusunun mutlaka üstesinden gelmesi gerektiğine inanırlardı. Bunun da çok basit bir gerekçesi vardı: Acı çeken ve ölenin insanın sadece bedeni olduğuna, geriye kalıp sonsuzca yaşayanın ise olanın ise bedenin geçici olarak taşıdığı ruh olduğuna inanırlardı.

Katharların “din adamlar” olarak niteleyebileceğimiz görevlileri, bir diğer deyişle “yetkinler”, kendi topluluklarından olanlara tüm bunları anlatırken, onlara yürekli olup ateşten korkmamaları gerektiğini belirtirlerdi. Katolik Kilisesi kendilerine karşı bir eyleme geçtiğinde başlarına gelecekleri az çok kestirdiklerinden, aralarına katılarak bu mezhebe girmek isteyen her kişiye, belki de günün birinde “ateşten gömleği giymek” durumunda kalacağını açıkça anlatırlardı. Çünkü sıradan bir insan, bir Hıristiyan, belki işkence edilerek öldürülmekten korkar ama en çok diri diri ateşe atılıp yakılmaktan korkardı; yakılınca bedenle birlikte ruhun da öleceğine inandıklarından… Katharların ise bu bağlamda temel düşünceleri şöyleydi: “Kötülük bedenden, iyilik ise ruhtan gelir. Bu nedenle de bedensel istekten gelen her şeye karşı perhiz yapılmalıdır. İyilik ilkesi Tanrı, kötülük ilkesi ise şeytandır. Bundan ötürü Tanrı, kötülüğün kaynağı olan insan bedenine giremez.”

İşte bu düşünce, Hıristiyanlığın temel dogması olan İsa’nın tanrılığını açıkça yadsımak demekti.

Katharlar,  Katolikliğin boş inançtan başka bir şey olmadığı kanısındaydılar. Bu bakımdan, Maniciliğin düalist düşünce sistemini özgün Hıristiyanlık ile bağdaştırıyorlardı.

Az önce belirtmiştim: Kathar topluluğunda zenginler ve yoksullar yoktu; bunun doğal sonucu olarak da “özel mülkiyet” diye bir şey yoktu. (Bir tür ilkel Komünizm gibi görülüyor ama çok farklı.) Doğanın işlenmesiyle elde edilen tüm zenginlik, eşit olarak paylaşılırdı. Ekmek bir emek ürünü olduğu için, emeğe gücüyle katkıda bulunmayan kişi, her kim olursa olsun ekmekten pay alamazdı.
Katharların din adamları «Herkes eşittir.» derken, kendi içlerinde herkes gerçekten eşitti. (George Orwell’in “Hayvanlar Çiftliği” adlı ünlü yapıtında belirttiği gibi diğerlerinden daha eşit olan yoktu. Zaten Komünizm’den farklmı olan yönlerinden biri de bu.) Nitekim Katharlarla ilgili Engizisyon soruşturmaları başladıktan sonra ve kıyıma uğratıldıkları süre boyunca tutulmuş tutanaklardan hiçbirinde bir kişiden “Katharların önderi” ya da bezeril bir nitelikle söz edilmemiştir.

Katharcılık, belki de insanlık tarihinde yerleşik düzen içinde olmakla birlikte tek “öndersiz” toplum tarzıydı. Ancak bu özellikleri kendi içlerinde bir hiyerarşik düzen olmadığı anlamına da gelmez.



Katharlardaki hiyerarşi ya da sınıf ayırımını (ona sınıf ayırımı denilebilirse) izleyecek bölüme bırakıyorum.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2035 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 16, 2009, 08:09:04 öö
Gönderen: ADAM
16 Yanıt
11238 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 29, 2013, 04:02:41 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
7776 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 25, 2010, 08:23:23 ös
Gönderen: ceycet
2 Yanıt
3782 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2009, 05:45:36 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2776 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 13, 2009, 02:40:22 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4015 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 14, 2009, 12:32:59 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
4234 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 03, 2010, 11:52:08 öö
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2887 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 04, 2010, 02:00:32 ös
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
3097 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 20, 2013, 08:15:17 öö
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4409 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 23, 2014, 10:45:00 öö
Gönderen: ADAM