Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: KURALLARINA GÖRE YAŞAMAK.  (Okunma sayısı 4294 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Haziran 18, 2010, 11:12:58 öö
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

İnsan en çok iyi bir yaşama sahip olmak için çabalar. Bu uğurda her tür zorluğu aşar, her öğüde kulak verir. Cherie Carter-Scott “Hayat Bir Oyunsa Bunlar da Kurallarıdır” (If Life Is A Game, These Are The Rules) adlı kitabında iyi bir yaşam için uyulması gereken 14 altın kuralı veriyor.

1- Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

2- Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer “Evrensel Öğretmen”dir.

3- Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.

4- Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz.

5- Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz, bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6- Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiçbir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

7- “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.

8- Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdır. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça, onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

9- Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10- Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler. Dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

11- Doğru ya da yanlış yoktur ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12- Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegane şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

13- Tüm bunları unutacaksınız.

14- Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.


a l ı n t ı
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Haziran 19, 2010, 03:05:57 ös
Yanıtla #1

Güzel öğütlermiş. Hayatının sorumluluğunun insanda olduğunu, yanlış giden şeyler için başkalarını sorumlu tutmanın gereksiz olduğunu anlatıyor.
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Haziran 19, 2010, 03:21:23 ös
Yanıtla #2
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Ceycet ilginç bir alıntı getirmiş. Yorum yapmamış.

Sayın Popperist tümü üzerine tek tümcelik bir yorum yapmış.

Ben ise aslında tümünün değil her bir maddesinin ayrı ayrı irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Katılduğum noktalar da var katılmadıklarım da. Eksik bulduklarım da var. Hatta çeviride yanlışlık yoksa biraz düzeltilerek belirtilmesi görüşünde olduklarım da.

Ancak bunlara girişmek istemiyorum.

Şayet Sayın popperist ya da okuyanlardan bir diğeri, tümünü değil de ayrı ayrı maddeleri alırsa, (hepsini birden almak gerekmez; belki birkaçı ya da sadece bir teki), o zaman belki bana da sıra gelir.

    
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Haziran 19, 2010, 09:03:12 ös
Yanıtla #3

Ben açıkçası şöyle bir bakıp, uygun gördüğüm bir iki maddeyi beğenerek, diğerlerinde de çokca sorun görmeyerek yukarıdakini yazmıştım. Ama tek tek incelemekte de bir sorun görmüyorum. Nasıl olsa zamanım var, Sayın Adam da rica etmiş, o halde yakından bakalım.

1- Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

Burada, anladığım kadarıyla kişinin, değiştiremeyeceği bir şeyi kabul etmesi gerekliliği belirtiliyor. Beğeni veya nefret söz konusuysa,  yazar işin sağlık tarafında değil diye düşünüyorum. Yetenek ve estetik olabilir. Bu konuda da sanırım haklıdır. Çünkü beğenmeme durumu kişiyi, türlü kişilik bozukluklarına sürükleyecek ve kişnini dışa açması gereken enerjiyi, sürekli kendi savunmasına harcayacaktır. Tüm hayatı beğenilme kaygısıyla yaşamak çok yorucudur. Sanırım yazar kadın olduğu için, bu sorunu en başta yazmış, zira güzellik kadınlar için gerçekten göz ardı edilmesi biraz zor bir unsurdur. Bunda erkeklerin de kabahati vardır.

2- Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer “Evrensel Öğretmen”dir.

3- Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.

4- Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz.

Hatalardan ders çıkarmak olgusu. Yani tecrübeyi analiz edip, yanlışları ve doğruları bulmak ve hata varsa onu bir an önce değiştirmek, doğruluk varsa tekrar etmek farkındalığı. Bir sorun yok gibi görünüyor.

5- Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz, bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

İçsel engeller ile kastedilen, 1. maddedeki gibi, kişinin enerjisini abuk subuk şeyler konusunda kaygı duyarak geçirmesidir gibime geliyor. Bilinen içsel engellerin en başında kendine güvensizlik gelmiyor mu? İnsanların tepkilerinden aşırı derecede ürkme, yanlış yapmaktan ve eleştirilmekten korkma gibi. Gerçekten kişi bu sorunlarını ne kadar erken çözerse o kadar dış dünyası açılır. Ben dahi bunun farkında olarak her düşündüğümü hala her yerde söylemekten çekiniyorum :)

Acı'nın bir uyarı sinyali olduğuna gelince. Bunun bilimsel bir dayanağı da var. Mesela acıyı algılayan duyu sinirlerinin doğuştan çalışmadığı çocuklar var. Bunların bağışıklık sisteminde, görmelerinde tatmalarında vb. hiçbir sorun olmamasına rağmen, yaşam ömürleri çok kısa. Çünkü acı nedir bilmediklerinden, oralarını buralarını yaraladıklarında yeni bir şeyler öğrenemiyorlar. Bunun gibi, mutsuzluk da bir acıdır, ve kişi neden mutsuz olduğunu teşhis etmediği sürece bu acı kendisini uyaracaktır. En kötüsü, acıyı mutlak kabul edip, durumu kabullenmekte yatıyor.

6- Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiçbir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

Davranışlar iyi ve yapıcı yönde değiştiğinde bir dersi öğrenmiş oluruz herhalde. Günlük hayatın rekabetinde, insanlar davranışlarını daha çok rekabet edebilme ölçüsünde keskinleştiriyorlar mesela. Bunun da bir bilgi olduğu su götürmez fakat ne kadar bilgelik olduğu tartışılır. Nietzsche vari bir bilgelik ile, Mevlana tarzı bilelik arasında fark var.

7- “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.

Bu maddeye sanırım katılmayacağım. Ben şartların rasyonel değerlendirilmesi taraftarıyım, yazar, ne olursa olsun kendini sevmeyi öğütlüyor olabilir. Komşunun çimleri, çitlerin arkasından daima daha yeşil görünür. İnsan doğasındaki "başkasınınki daha iyi, çünkü benim değil" düşüncesi, aslında yine kişinin aklına ve yargılarına güvenmemesinden kaynaklanan bir durumdur. Orası, burasından daha iyi de olabilir, daha kötü de. Daima "orası" burasından daha iyi olacak veya "burası" herzaman iyi olmak zorunda diye bir şey yok. Nedenlerin düşünülmesinde yarar var. Ne insan bu maddeye bakarak, teşvik ve ego mekanizmalarını durdurmalı, ne de sürekli başkalarını "standart" kabul eden bir moda takipçisi olmalı.

8- Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdır. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça, onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

Açıkçası bu madde doğu mitolojisinde ve tasavvufta da görülen bir madde. "Ayna" sembolizminin batıda da doğuda da çok örneği vardır. Don Kişot'un aynalı şövalyesi, Raci'nin Ayna'lı babası, hep kişinin kendisine odaklanmasına yönelik mesajlardır. Fakat diğer insanlarda sevdiğimiz ve nefret ettiğimiz hususların, aslında kendimizde nefret ettiğimiz ve sevdiğimiz hususlar olması yine de hatalı görünüyor.

Gerçekten de eğer kendimi sevmiyorsam, bir huyumun tiksinti verdiğini kabul ediyor fakat değiştiremiyorsam, başkasındaki bu hatayı da çok erken farkeder ve bunu bulabilir, o kişiden kolayca nefret edebilirim. Bunun adı "yansıtma"dır. Freud'un bir kavramıdır. Fakat bu tür hislerin özel bir yeri olmalıdır diye düşünüyorum.

Örneğin ben hırsızsam, ve hırsızlığımdan utanıyorsam, bir başkasının hırsızlığından, herhangi birinin hırsızlığına oranla daha çok nefret edebilir, kendime duyduğum öfkeyi, o kişiye yönlendirebilirim. Burada basit bir "onaylamama" dan ziyade, ateşli bir nefret vardır. Bu da durumu özel kılmaktadır. Fakat hırsızlığa uğramış olmamdan ötürü de o kişiye ve tüm hırsızlara nefret duyabilirim. Ben, bu temelin daha başka yönleri olabileceğini düşünüyorum. Her zaman böyle değildir.

9- Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.

Kişisel sorumluluğun vurgulandığı madde. İnisiyatif alamamanın bedelini başkalarının uydusu olmakla açıklıyor.
Aslında böyle bir ikili kutup yok. Bir insan hem fazla inisiyatif de almayabilir, fakat buna rağmen yine başkalarının hayatına karışmasına da karşı durabilir. Ancak inisiyatif alamamanın ve karar verememenin, uzun vadede başkalarının aklına kendi aklından daha fazla güvenmeye neden de olabilir.

10- Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler. Dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

"Kişi hak ettiği bir hayatı yaşar" ?, bu, daha çok "istemekle" değil, 9. maddedeki pasifizm konusu da olabilir.

11- Doğru ya da yanlış yoktur ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

Bu madde gücü ön plana çıkarıyor. Yanlış yoruma çok açık. Nietzsche vari bilgeliğe giriş kapısı :)

12- Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegane şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.

İçe bakış önemlidir fakat, görülenle, duyulanla, okunulanla karşı kutupta değildir. İçe bakış, görülenle, duyulanla, okunulanla birleştirilirse daha iyi olur hatta.

Hmm görünüşe bakılırsa benim de katılmadığım  birçok madde varmış. Ben okurken fazla seçici okumuşum herhalde :)
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Haziran 21, 2010, 12:30:06 ös
Yanıtla #4
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay

Her şeyden önce Sayın Popperist’e çok teşekkürler.

Kimi forum üyeleri, forumda çıkmış yazının bir bölümünü bir çerçeve içinde aktarıyor. Aylardan beri bu forumda yer aldığım halde ben onun yöntemini öğrenemedim.  Onun için bağışlayın; burada Sayın Ceycet’in özgün aktarımı ile Sayın Popperist’in görüşlerini tek tak yineledikten sonra kendi görüşümü belirteceğim.


1- Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.

Burada, anladığım kadarıyla kişinin, değiştiremeyeceği bir şeyi kabul etmesi gerekliliği belirtiliyor. Beğeni veya nefret söz konusuysa,  yazar işin sağlık tarafında değil diye düşünüyorum. Yetenek ve estetik olabilir. Bu konuda da sanırım haklıdır. Çünkü beğenmeme durumu kişiyi, türlü kişilik bozukluklarına sürükleyecek ve kişnini dışa açması gereken enerjiyi, sürekli kendi savunmasına harcayacaktır. Tüm hayatı beğenilme kaygısıyla yaşamak çok yorucudur. Sanırım yazar kadın olduğu için, bu sorunu en başta yazmış, zira güzellik kadınlar için gerçekten göz ardı edilmesi biraz zor bir unsurdur. Bunda erkeklerin de kabahati vardır.

Aslında elbette doğru… Bedeninizi değiştiremezsiniz. Elbette plastik cerrahi ve diğer yöntemlerle beden üzerinde çok farklılık oluşturulabiliyor ama asal bir değişiklik yapamazsınız onun üzerinde. Ancak insen sadece bir bedenden oluşmuyor ki… İnsanın insan olabilişi bedenle birlikte bir de aklı, düşünme yetisi, düşündüklerini değerlendirmesi ile gerçekleşir. Kimileri buna kısaca “ruh” diyor. İsterseniz öyle kabul edin ama benim burada sözünü ettiğim insanın kendi buyrultusuyla biçimlendirebildiği ruh. Asıl önemli olan bu ve işte insan isterse bunu bambaşka bir biçime sokabilir.

2- Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer “Evrensel Öğretmen”dir.

Evet ama önemli olan bundan sonrası… Öğrenmek yetmez. Öğrendiğini kavramak, sonra bu kavrama ile uygulamaya koymak gerekir. Uygulamaya konmamış olan öğreni, içi gereksizcesine doldurulmuş bir kutunun saklı kalmış gibidir.

3- Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.

Buna katılmıyorum… İnsanın yaşamında olumlu ve olumsuz deneyimler vardır. Gerçi görelidir ama “olumsuz” olarak nitelenen deneyimin adı hatadır. İnsanın yaşamında hep başarı olursa, insan yaşamı boyunca hiç hata yapmaz hep en iyi ve en doğrusunu yaparsa, yaşamın gereklerinden hiçbir şey öğrenemez. Olgunluk, gelişme, ilerleme için hata âdeta zorunludur. Önemli olan hatanın farkına varmak ve aynı hataya bir daha düşmemek için çalışmaktır.

4- Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz.

Hatalardan ders çıkarmak olgusu. Yani tecrübeyi analiz edip, yanlışları ve doğruları bulmak ve hata varsa onu bir an önce değiştirmek, doğruluk varsa tekrar etmek farkındalığı. Bir sorun yok gibi görünüyor.

Şimdi bence Sayın Popperist bu yorumuyla önceki anlatı üzerine yorum yapmış. Bu anlatıda ise bir sorun var. Burada Türkçesi “ders” olarak çevrilmiş bulunan sözcüğün aslı ne acaba? Bence hiçbir ders tekrar edilmez. Tekrar gibi görünün bir ders aslında bir başka derstir. Kim anlatıyor kişiye o dersi öğrenene dek? Sanırım o bir kişi ya da doğaüstü bir varlık olmasa gerek. O dersi veren doğadır, evrendir elbette. Ancak doğanın ya da evrenin böyle bir amacı da yoktur. Dolayısıyla ortada öğretmen diye bir şey de yoktur; öğrenci vardır sadece… (Bir sonraki dersten söz edilirken burada ezoterik yönteme gönderme yapıldığını sanmıyorum.)

5- Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz, bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

İçsel engeller ile kastedilen, 1. maddedeki gibi, kişinin enerjisini abuk subuk şeyler konusunda kaygı duyarak geçirmesidir gibime geliyor. Bilinen içsel engellerin en başında kendine güvensizlik gelmiyor mu? İnsanların tepkilerinden aşırı derecede ürkme, yanlış yapmaktan ve eleştirilmekten korkma gibi. Gerçekten kişi bu sorunlarını ne kadar erken çözerse o kadar dış dünyası açılır. Ben dahi bunun farkında olarak her düşündüğümü hala her yerde söylemekten çekiniyorum.

Acı'nın bir uyarı sinyali olduğuna gelince. Bunun bilimsel bir dayanağı da var. Mesela acıyı algılayan duyu sinirlerinin doğuştan çalışmadığı çocuklar var. Bunların bağışıklık sisteminde, görmelerinde tatmalarında vb. hiçbir sorun olmamasına rağmen, yaşam ömürleri çok kısa. Çünkü acı nedir bilmediklerinden, oralarını buralarını yaraladıklarında yeni bir şeyler öğrenemiyorlar. Bunun gibi, mutsuzluk da bir acıdır, ve kişi neden mutsuz olduğunu teşhis etmediği sürece bu acı kendisini uyaracaktır. En kötüsü, acıyı mutlak kabul edip, durumu kabullenmekte yatıyor.

Konu doğadan edinilecek dersler ise, bunun kolayı, zoru olmaz. Ancak belki şöyle diyebiliriz: Önceki dersler daha kolaydır da bunlar sonra giderek zorlaşır. Daha da açalım; Çocukluk döneminin dersleri kolay, gençlik dönemininkiler zordur. Ancak sonra kişi orta yaşını geçip yaşlılığa adım atarsa, o kadar yaşayabilirse, bundan sonraki dersler yine kolay olanlardır. Bu arada acı çekmenin insanın olgunlaşmasına olağanüstü düzeyde katkıda bulunduğuna da katılırım. Yaşamında sıkıntılara göğüs germek zorunda kalmamış, acı çekmemiş bir kimseden olgun olmasını bekleyemezsiniz.

6- Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiçbir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

Davranışlar iyi ve yapıcı yönde değiştiğinde bir dersi öğrenmiş oluruz herhalde. Günlük hayatın rekabetinde, insanlar davranışlarını daha çok rekabet edebilme ölçüsünde keskinleştiriyorlar mesela. Bunun da bir bilgi olduğu su götürmez fakat ne kadar bilgelik olduğu tartışılır. Nietzsche vari bir bilgelik ile, Mevlana tarzı bilelik arasında fark var.

Bana sorarsanız burada edebiyat parçalaması var. Çeviri yanlışı yapılmamış, “hiçbir şeyin birçoğu” diye bir kavram olamaz; nesnel dünyada akıl ve mantık dışıdır bu. Ötesi bilgelik egzersiz falan değildir; o bir amaçtır, bir erektir. Hiç kimse tam ve yetkin düzeyde bilgeliğe ulaşamaz; ancak onun doğrultusunda ilerler. (Çeviride yanlış olmadığını varsayarak yaptığım bir eleştiri bu.





Ben bir başlığa öyle uzun boylu eğilemiyorum. O nedenle bunu da şimdilik bu aşamada bırakıyorum. İlk yarısını bitirdik, ikinci yarısı kaldı. Onu da yarına bakayım izninizle. Bu arada elbette başka katkılar da olabilir.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Haziran 23, 2010, 10:51:43 öö
Yanıtla #5
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bu ikinci bölüm...



7- “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.

Bu maddeye sanırım katılmayacağım. Ben şartların rasyonel değerlendirilmesi taraftarıyım, yazar, ne olursa olsun kendini sevmeyi öğütlüyor olabilir. Komşunun çimleri, çitlerin arkasından daima daha yeşil görünür. İnsan doğasındaki "başkasınınki daha iyi, çünkü benim değil" düşüncesi, aslında yine kişinin aklına ve yargılarına güvenmemesinden kaynaklanan bir durumdur. Orası, burasından daha iyi de olabilir, daha kötü de. Daima "orası" burasından daha iyi olacak veya "burası" herzaman iyi olmak zorunda diye bir şey yok. Nedenlerin düşünülmesinde yarar var. Ne insan bu maddeye bakarak, teşvik ve ego mekanizmalarını durdurmalı, ne de sürekli başkalarını "standart" kabul eden bir moda takipçisi olmalı.


Hayret bir şey… Ben ise Sayın Popperist’e katılmıyorum. Yazar ile aynı görüşteyim. İnsan bulunduğu yer ile yetinmeyi ve orada mutlu olmayı, orası istediğince iyi değilse çekip gitmek yerine orasını iyileştirmek için çaba göstermeyi, katkıda bulunmayı bilmeli. Bu bağlamda bireysel deneyimlerim de var. Hatta bırakın bir başka daha iyi orasını, orası bura olduğu zaman önceki “bura”nın daha iyi olduğunu bile gördüm ben.


8- Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdır. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça, onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

Açıkçası bu madde doğu mitolojisinde ve tasavvufta da görülen bir madde. "Ayna" sembolizminin batıda da doğuda da çok örneği vardır. Don Kişot'un aynalı şövalyesi, Raci'nin Ayna'lı babası, hep kişinin kendisine odaklanmasına yönelik mesajlardır. Fakat diğer insanlarda sevdiğimiz ve nefret ettiğimiz hususların, aslında kendimizde nefret ettiğimiz ve sevdiğimiz hususlar olması yine de hatalı görünüyor.

Gerçekten de eğer kendimi sevmiyorsam, bir huyumun tiksinti verdiğini kabul ediyor fakat değiştiremiyorsam, başkasındaki bu hatayı da çok erken farkeder ve bunu bulabilir, o kişiden kolayca nefret edebilirim. Bunun adı "yansıtma"dır. Freud'un bir kavramıdır. Fakat bu tür hislerin özel bir yeri olmalıdır diye düşünüyorum.

Örneğin ben hırsızsam, ve hırsızlığımdan utanıyorsam, bir başkasının hırsızlığından, herhangi birinin hırsızlığına oranla daha çok nefret edebilir, kendime duyduğum öfkeyi, o kişiye yönlendirebilirim. Burada basit bir "onaylamama" dan ziyade, ateşli bir nefret vardır. Bu da durumu özel kılmaktadır. Fakat hırsızlığa uğramış olmamdan ötürü de o kişiye ve tüm hırsızlara nefret duyabilirim. Ben, bu temelin daha başka yönleri olabileceğini düşünüyorum. Her zaman böyle değildir.


Bunlara katılıyorum, katılıyorum da şu “ayna” sözcüğünün değerlendirilişine katılamıyorum. Ayna bir simge değildir. Simgecilik çerçevesinde kullanılan bir araçtır sadece. Duvardaki asıyı ya da elde tutulan bir aynanın herhangi bir şeyi simgelediğini söyleyemezsiniz. Aynı şey ayna görevi yapan başka öğeler, örneğin bir durgun su için de geçerlidir. Simge, ondan yansıyan görüntüdür; elbette simgesel düşünüşle değerlendirilecek olursa…


9- Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.

Kişisel sorumluluğun vurgulandığı madde. İnisiyatif alamamanın bedelini başkalarının uydusu olmakla açıklıyor. Aslında böyle bir ikili kutup yok. Bir insan hem fazla inisiyatif de almayabilir, fakat buna rağmen yine başkalarının hayatına karışmasına da karşı durabilir. Ancak inisiyatif alamamanın ve karar verememenin, uzun vadede başkalarının aklına kendi aklından daha fazla güvenmeye neden de olabilir.


Yazar, kimliği bakımından ünlü bir kişisel gelişim uzmanı. Bu sözü de kendi uzmanlık alanından bir öz deyiş… Burada önemli olan nokta, kişinin aklına, buyrultusuna, öz varlığına sahip çıkabilmesi; özgür düşüncesini koruyabilmesi. Bunu başarabilen insan sayısı ise ne yazık ki azınlıkta. Tüm insan topluluklarındaki büyük çoğunluğun eğilimleri, görüşleri, düşünceleri kendine özgü değil. Hep başkalarının etki ve aşılaması altında kalıyorlar. Bunu özellikle din ve inanç alanında görebiliyoruz. Bir de gelişememiş toplulukların ortaya koyup adına “töre” dedikleri geleneklerde. İnsanların beyinleri daha doğuştan bunlarla doldurulup yoğruluyor. İnsana bir biçim veriliyor. Dolayısıyla resim zaten önceden yapılmış. Yaşamın sunduğu tuvalin üzerine kendi resmini yapabilene ne mutlu!

10- Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler. Dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.

"Kişi hak ettiği bir hayatı yaşar" ?, bu, daha çok "istemekle" değil, 9. maddedeki pasifizm konusu da olabilir.


Doğrusu ben burada yazarın ne demek istediğini pek anlayamadım. Sanırım Sayın Popperist de çözümleyememiş. “Şunu demek istiyor.” Diyea bir yorum yapmak gerek. Ancak o da yanılgılı olabilir. Geçelim.


11- Doğru ya da yanlış yoktur ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

Bu madde gücü ön plana çıkarıyor. Yanlış yoruma çok açık. Nietzsche vari bilgeliğe giriş kapısı 


Yanlış olmayabilir. Fakat birbiriyle çelişkili doğrular vardır. Çünkü doğru denilen bir değer yargısından kaynaklanır. Dolayısıyla görelidir. O bir sonuç olmayabilir de. Zaten her sonuç bir yeni başlangıçtır. Yargılamalar, davranış kalıplarından önce düşünceyi belirlemek içindir. İnsanın yapabileceğinin en iyisini yapması da pek bir anlam taşımaz çünkü o “en iyi” de göreli bir değer yargısıyla belirlenir ve aslında en iyisi olmayabilir. En iyi dediğimizden daha iyi olan da vardır. Kendinden daha iyi olmayan en iyi ancak “mutlak iyi”dir. İnsanın yaşamında buna ulaşabilmesi olanağı ise yoktur.

12- Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegane şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.


İçe bakış önemlidir fakat, görülenle, duyulanla, okunulanla karşı kutupta değildir. İçe bakış, görülenle, duyulanla, okunulanla birleştirilirse daha iyi olur hatta.


Hep aynı durum…. Bakmak, dinlemek tamam da güvenmek kime, neye?... Bakmak ve dinlemenin ardında, düşünmek, anlamak, kavramak, değerlendirmek olmadıkça güven gelmez ki? Burada kişinin kendisine olan güveninden mi söz ediyoruz yoksa başkasına olan güvenden mi?... Bir şey diyemiyorum. Tamamını ve özgün dilinde okumak gerek.



Sayın Popperist’ten böyle bir irdelemeyi girişmesini rica ederken haksız davranmış olduğumu görüyorum. Özür dilerim. Sayın Ceycet bu aktarmayı getirmekle çok iyi etti aslında ama birçok noktadaki öz deyişin niçin öyle olduğunu, dilimize tam ve doğru olarak çevrilmiş olup olmadığını bilemediğimiz içindir ki üzerinde belki de yanılgılar içeren tarzda kafa patlattık.

Buna karşın, gerek Sayın Ceycet gerek Sayın Popperist’e teşekkürler.

 

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
3 Yanıt
2553 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 15, 2008, 12:36:47 ös
Gönderen: amurdad
0 Yanıt
1939 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2007, 02:15:33 ös
Gönderen: nietzsche
2 Yanıt
1978 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 03, 2008, 04:35:07 öö
Gönderen: kure
4 Yanıt
4618 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 22, 2011, 11:52:04 öö
Gönderen: Karakam
Bana göre masonluk

Başlatan goksel475 « 1 2 » Bana Gore Masonluk

12 Yanıt
7526 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 09, 2009, 10:41:11 öö
Gönderen: erdal
Bir Hayal İle Yaşamak

Başlatan kudüs prensi Gece Cenapları

0 Yanıt
1943 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 27, 2010, 11:16:11 ös
Gönderen: kudüs prensi
0 Yanıt
2747 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 07, 2010, 01:52:48 öö
Gönderen: R.e.S
46 Yanıt
16362 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 26, 2015, 03:47:35 ös
Gönderen: mbulut
1 Yanıt
1182 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 26, 2014, 06:54:09 ös
Gönderen: Kadim
1 Yanıt
1438 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 07, 2015, 01:39:29 ös
Gönderen: ARARAT