Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: ORTA ÇAĞDA YAHUDİLER HUKUKU- 6  (Okunma sayısı 2187 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 23, 2010, 10:21:15 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay




Sivil Yahudiler Hukuku



Orta Çağ devletlerinde Yahudilerin hukukî konumu, özel ayrıcalıkların yasa maddelerine göre değil, Kilise hukukuna göre düzenlenmiş birtakım beratlarda toplanmasıyla biçimlenmiştir. En eskileri Karolenjler dönemine kadar uzanan bu beratlar, Yahudi tüccarlara, önce bireylere ve ailelerine, sonra tüm Yahudi topluluklarına, sonunda da bir egemenin yönetimi altındaki yerleşim birimindeki tüm Yahudilere- verilen ayrıcalıklara dayanıyordu.

Bu beratlar, Orta Çağ başlarında Yahudi tüccarların toplumsal yapıdaki işlevini ve bunların yöneticilere sağladığı ekonomik yararı gösterir. Ayrıca, Yahudilerin zamanla dinden bağımsız bir yöneticiye bağlı olmaları, böylece yasayla belirlenmiş özel bir statü edinmeleri sürecinin başlangıcını da örnekler.

Hukuk açısından, sonunda Batı Roma İmparatorluğu’nu ele geçiren Germenlerin Yahudileri nasıl gördüğü iyi bilinmiyor. Bu bağlamda ancak birtakım yorumlar yapılıyor. Kimileri, Yahudilerin “özgür olmayan yabancılar” olarak görüldüğünü belirtiyor. Nitekim Yahudilerin krallardan edinebildiği her özel yasaya gereksinme duymalarının nedeni de bu olsa gerek.

Pek çok araştırmacı, Germen yöneticilerin, öteden beri Yahudileri Roma vatandaşları olarak, dolayısıyla Roma Yahudiler Hukuku’na bağımlı gördüklerini belirtir. Bu bağlamda en etkili örnek, İberya ve Güney Fransa’da Vizigotların yönetimi altında yaşayan Romalılar için düşünülen Theodosius Yasası’nın kısaltılmış bir biçimi olan “Lex Romana Visigothorum”un 506 yılında “Alaric Risalesi” adı altında yayınlanmasıdır. Bu risale, Yahudilere uygulanmak üzere Theodosius Yasası’ndan Yahudilerle ilgili 9 yasayı, aynı derlemeden 2. Theodosius’un 3. Novella bölümünü kapsıyordu.

Kuzey Fransa ve Almanya’da pek az Romalı, buna karşın birçok Galyalı ve farklı farklı Germen kabilesi yaşıyordu. Burada Franklar, yasanın yöreselliği ilkesine dayanarak geleneksel hukuklarını uyguladı. Frankların ilk egemenleri olan Merovenjlerin Yahudilere yönelik tutumu üzerine bilinenler pek az. Merovenjler Hıristiyan olmayı kabul ettikten sonra, Paris Kilise Konsili’nin kararlarını yineleyen birçok maddesiyle Kral 2. Lothar’ın 614 tarihli buyruğunun, Yahudilerin Hıristiyanların üstünde kamu görevleri almalarını yasaklamış olduğunu biliyoruz.

Karolenler dönemine gelindiğinde, Şarlman’ın (Charlemagne) oğlu ve ardılı olan Dindar Louis,Yahudilerin ticarî etkinliklerini kolaylaştıran düzenlemelere ek olarak kendi dinsel yasalarına göre, -yaşama hakkı da dahil olmak üzere- bir berat çıkarmış. Gezgin Yahudi tüccarları kendi ülkesinde yerleşmeleri için yüreklendirmiş.

Pagan Roma dünyasında olduğu gibi, Germen barbarların kabile dünyasının çoğulculuğu da, Yahudiler için avantajlar taşıyordu. Orta Çağd Başlarında Kuzey Avrupa Yahudilerinin kısman güvenli konumu, büyük ölçüde bu özelliğe borçludur. Oralarda Yahudileri koruyan krallık ve imparatorluk beratları, merkezî bir yöneticiye doğrudan bağımlı oluşa dönüştü.

Birinci Haçlı Seferi’nden sonra Yahudilere karşı düşmanlık ve saldırılar giderek yaygınlık kazanınca, bu bağımlılığın Yahudilere büyük yararı oldu. Bunun bir örneği de, Germen İmparator 1. Friedrich’in 1157 yılında Worms’da oturan Yahudiler için çıkardığı berattır. Bu berat, Friedrich’in dedesi 4. Heinrich’nin 1090’lı yıllarda yayımladığı önceki beratı onaylar. Bu belgelerin bir çoğunda, Karolenjler döneminin beratlarına kadar giden belli ortak kavramlar ve ayrıcalıklar vardır: Mülkiyetin dokunulmazlığı, geçiş parası vermek zorunda kalmadan iş ve ticaret amacıyla seyahat özgürlüğü; sefer halindeki askerlere barınak ve erzak sağlama zorunluluğundan bağışık olma gibi... Bunlara, zoraki vaftizden korunma, Pagan kölelere sahip olma izni, Hıristiyanları ev işlerinde çalıştırma izni, karışık hukukî işlemlerde adil davranma, iç hukukî anlaşmazlıklarda yargı özerkliği, Hıristiyanlara şarap, boya ve ilaç satma hakkı gibi ayrıcalıklar da katılabilir.

Belki gözünüzden kaçmıştır diye vurgulamak istiyorum: Yahudilere beratlarla bu izinler ve haklar özellikle tanınmamış olsaydı, onlar Hıristiyanlar için zaten geçerli olan bu olanaklardan yararlanamayacaktı.

1. Friedrich’in 1157 tarihli Worms beratının önemli bir özelliği daha var. Bunda, “…sarayımıza ya da hazinemize aittir.”  denir. 1. Friedrich’in bir yeniliği olduğu anlaşılan bu tuhaf söz, Yahudiler için, daha sonra “saray serfliği” olarak anılan statü bakımından bir aşama oldu.

Tarihte ilk kez Kutsal Roma İmparatorluğu’nun Yahudiler için bir beratında görünen bu “servi camerae nostrae” (kralllık sarayımızın serfleri) tarzındaki sözlere ilişkin çok şey söylenmiştir. Geçmişte tarihçiler, hem bu terimi hem verilen bu statüyü aşağılayıcı görüyordu. Onlara göre; buradaki “servi” sözcüğü, özgürlükten yoksunluğu dile getirmekteydi. Yahudilerin barbar krallıklarda özgür olmayan yabancılar olduğunu benimseyenlere göre; 13. yüzyıldan sonra Yahudileri tanımlamak için bu terimin kullanılması, sadece bir değişiklikti, başka bir şey değil.

Örneğin James Parks, “The Jew in the Merieval Community” (Orta Çağ Toplumunda Yahudi” adlı kitabında bu terimi, Karolenj Yahudilerinin özgür olmayışlarının, özel bir mülk sayılışlarının göstergesi olarak niteler.

Çağdaş bilimsel çalışmalar, terimlere ve bunların hukukî anlamlarına ilişkin daha farklı bir yorum getirme yöntemini uyguluyor. Buradaki “servi” sözcüğünün feodal bir efendiye bağımlı olmak anlamına geldiğini ve küçültücülüğün bir göstergesi olarak alınmaması gerektiği belirtiliyor. Zaten Orta Çağda büyük kitle daha yüksek bir otoriteye bağımlı olmaları anlamında özgür değildi. O çağın özgürlük kavramını günümüzdeki anlamıyla değerlendirmek yanıltıcı olur.

Yahudi tarihiyle bağlantılı olmak üzere; yakın çağımızın Polonya asıllı Yahudi tarihçisi Salo W. Baron, “The Jewish Community” (Yahudi Toplumu) adlı yapıtında, Yahudilerin, yöneticilerin doğrudan koruması altında olmanın bir sonucu olarak elde ettiği yararlara değinir ve şu noktaları vurgular: “Özgür olmayan Hıristiyan serfler karşısında Yahudilerin sahip olduğu önemli bir üstünlük, istedikleri gibi yaşama özgürlüğüydü. Bu özgürlük pek çok yerde Hıristiyanlardan esirgendi. Başka bir ayrıcalık da tüzel bir nitelik taşıyan Yahudi kurumlarına üye olabilmeleriydi. Bu kurumların Yahudi hukuku sorunlarındaki özerkliği, onlara, teknik bakımdan özgürsüzlüğü birçok yönüyle ortadan kaldıran haklar sağlıyordu.”

20. yüzyılın ilk yarısının tanınmış İngiliz tarihçilerinden Cecil Roth, İngiltere’deki Yahudilerin krala doğrudan bağımlılık statülerinin, bununla bağlantılı sömürüyle birlikte yadsınamaz ayrıcalıkları da bulunan, kesin ve mutlak mülk sahipliğini getirdiğini ileri sürer.

Tüm bunlara karşın, Yahudi serfliğinin iyiliklerini abartmak da doğru olmasa gerek. Orta Çağ Avrupa tarihçilerinin yapıtlarında rastlanan ve Hıristiyan serfliğinin varsayılan değersizliklerini küçümseyen tutumu da acaba ne denli onaylayabiliriz? Azat edilme yoluyla özgürlüğe ulaşma isteği, 13. yüzyılda insanların hayli yüksek bir bedel ödediği ve 14. yüzyılda çoğunlukla toprak ile birlikte satın alındıkları bir statüye konulmuş olmaları, özgürlüğün anlam ve önemini gösterir.

Bir diğer çağdaş İngiliz tarihçi R. W. Southern, serflik üzerine şöyle bir yorum yapar: “Neredeyse bütün erkekler için serflik, ayrımsız aşağılayıcı bir şeydi. Erkekler, teologlar genel nosyonları ne kadar ters yüz eder görünürlerse görünsünler, serflik boyunduruğu ile özgürlük onuru arasındaki farkı iyi bilirler...Erkeklerin serflikte endişe ettiği ve kızdığı şey, serfliğin bağımlılığı değil, keyfiliğiydi.” Ona göre serf, özgürlük ve yasanın koruyuculuğundan yoksundu. Özgürlüğe ne kadar çok yaklaşılırsa, yasa o kadar çok eylem alanını kapsar, o kadar az buyrultuya bağımlı olurdu. Toplumun alt katmanında, efendisinin keyfîliği karşısında yasaya hemen hiç başvuramayan, adalet kavramını hiç bilmeyen, aramayan, düşünemeyen serfler vardı.

Böyle olunca, Yahudilerin durumu, hiç olmazsa hukuk açısından çok daha iyiymiş gibi görünüyor.

Ne zamana kadar?... Yahudilerin Hıristiyan toplumundan dışlanmasına, uzaklaştırılmalarına hatta kovma eylemlerine girişilmesine kadar…



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
2825 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 18, 2010, 01:01:59 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2532 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 18, 2010, 03:28:49 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3957 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 21, 2010, 11:49:32 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2035 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 22, 2010, 02:24:57 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1966 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 06, 2010, 12:23:34 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
1649 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 08, 2010, 11:03:50 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2248 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 13, 2010, 12:13:01 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2108 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 16, 2010, 09:23:52 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2024 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 20, 2010, 10:15:27 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
2284 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 26, 2010, 01:38:42 ÖS
Gönderen: ADAM