Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: FANTASTİK’ten “Dergâh” - 1  (Okunma sayısı 2376 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 23, 2010, 09:41:09 ÖÖ
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Bu forumun benim indimde çok değerli üyeleri arasında özellikli olanlar da var.

Ne yazık ki o özellikli üye dostlar ile doğrudan ilgi alanlarımız pek örtüşmüyor. Dolayısıyla forumun ayrı bölümlerinde ayrı çalgıların tellerini tınlatıyoruz.

O çalgıcılardan biri de Sayın Ceycet… Ben vurmalı çalgılar ile haşır neşir iken, o nefeslileri yeğliyor; öncelikli olanı da ney.

Siz benim hiç forumun bu bölümüne bir şey yazdığımı gördünüz mü?... Yoktur. Bu bir istisna.

Bu kez bir değişiklik yapayım dedim bir aktarımda bulunurken, Sayın Ceycet başta olmak üzere bu gibi konulardan hoşlanan, araştıran, kendini geliştiren, bize aktarmaktan da geri kalmayanlar için.

Geçtiğimiz yılın Kasım ayı başlarında pek ilginç bir kitabın tanıtımını yapmıştım forumun Kitapevi bölümünde: Özer Baysaling’in aynı yıl yayınlanmış olan “FANTASTİK” adlı kitabıydı bu.

http://www.masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=8023.0;highlight=fantastİk

Sonra o kitaptan birtakım aktarımlarda da bulunmuştum.

Şimdi de “Dergâh” adlı bölümü aktarmak istiyorum. Burada yazar, kitabın hemen hemen tümünde olduğu gibi bir konserde çalınan bir klâsik müzik parçasını dinlerken, iç dünyasına göç ediyor ve alt bilincindeki mikro titreşimleri yansıtıyor.

Aslında bu biraz uzun… Onun için izninizle ikiye bölmek istiyorum uygun bir yerinden. Zaten o böleceğim yer Masonluk ile bağlantılı. Sonrasında ise Sufiliğe giriliyor. Üzerinde yapacağım bir yorum yok.






İspanya ile şöyle ya da böyle bağlantılı klasik müzik, -bir İspanyol kompozitör tarafından düzenlenmiş olsun ya da olmasın- “oryantal” diyebileceğimiz bir ezgi taşır. Belki İspanyol kültürünün büyük ölçüde Orta Çağdaki Müslüman Endülüs kültürünün etkisi altında kalmış olması nedeniyle…

Carmen ruhumda tarifsiz duygular ve açılımlar yaratırken çok derinlerden gelen bir ney sesi duydum.

Neyle üflenen nefesteki ilâhi hava bir anda beni konserde çalınan müzikten uzaklaştırıp, kendine doğru çekti. Gene mistik âleme göçmüş ve boyut değiştirmiştim.

Bir dergâhtaydım.

Yöre antik dönemlerden günümüze dek birçok kültürü aynı anda topluca içinde barındırdığından, bu bana yabancı gelmedi. Belki geçmiş yaşantılarımdan birini de orada geçirmiş olabilirdim. Ruhum boyuttan boyuta atlarken hem benim hem başkalarının yaşantılarımı gösteriyordu bana. Orada bulunuşum da bunun bir örneğiydi işte. Hiçbir şey yabancı değildi. Orada yaşamıştım.

Bir dede hem ney çalıyor hem arada bir nefesi kesip, ney hakkında bilgi veriyordu.

Ney, insanın üzerinde mistik duygular yaratıyordu. Bu yüzden çıkan seste bir kutsallık vardı.

Ney musikisini kötüye kullanmak, uygunsuz yerde çalmak, nimete ve rızka ihanet demekti. Bu musikide, eğlenmek ya da hoş zaman geçirip zevk almak için değil, insanın Allah’a kulluğunun farkına varmasını sağlamak için veriliyordu neye nefes.

Bu musiki, ilâhiliği kulakla duyulur kılıyordu. Ruhlar böylece yetkinliğe doğru yol alırken, onun aracılığıyla Allah’a yaklaşabiliyorlardı.

Ben de o boyutta uçuyordum; gökler uçuyordu.

Derinden bir saygın ruh duyuldu. Bu Mevlâna’nın seslenişiydi.

«Dinle neyden kim hikayet etmede,
Ayrılıklardan şikâyet etmede!»
Bunun üzerine bir başka ruh da şöyle seslendi:
«Bu ne aşkın, bu ne derdin, bu ne mestin sesidir,
Bu ne tizin, bu ne evcin, bu ne pestin sesidir;
Bu ezelden geliyor, bezm-i elestin sesidir,
Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevlana’ya!»

  

Dergâha taş oymalı “çatal kapı”dan girdim. İçerde şadırvanlı üç avlu ve bunların çevresinde sıralanmış birçok yapı vardı: Türbe, semahane, mescit, derviş odaları, mutfak, çelebi dairesi, meydan-ı şerif vb…

Bir de tavanı yedi kat göğü simgeleyen bir mimaride yapılmış “meydan evi” vardı. Giriş kapısına “eşik” deniyordu. Ocağın iki yanına “çerağ” denilen şamdanlar konmuştu.

Ortam beni ilâhi derinliklere çekiyordu.

Erler ve bacılar da meydana gelince ayin başladı.

Törende dede şunu okuyordu:

«Allah!... Allah!... Özüm darda, yüzüm yerde, erenlerin dar-ı mansurunda. Er Hak divanında, erenler meydanında. Elimden, dilimden ve sair azamdan her ne günah sadır oldu ise, erenlerin affım niyaz ederem... Bu fakirden ağrınmış, incinmiş can kardeşi varsa dile gelsin, bile gelsin. Bende hakkı olan kardeş talep etsin... Tarikatta boyun kesmek hatadır. Erenler menzili teslimi rızadır. Elimden, dilimden her ne gelirse, elim kesmek, dilim kesmek revadır!»'

Bu ne güzel bir açılımdı. Hele kadın erken birlikte ayine katılmaları ne kadar anlamlı ve güzeldi.

Ben de bu dergâha katılmaya gelmiştim. O sıralarda Moğol istilası Anadolu’yu yakıp yıkmış, benim ailem de darmadağın olmuştu. Dergâha katılmak en elverişlisiydi benim için. Çilehane’de, taştan oyulmuş olan “dar odası”nda iç yolculuğuma başlamıştım.

Burada öğrendiğime göre, gerçek bir sır, bir gizemdi. Ona ancak uzun süreli derecelerden geçilerek ulaşılabilirdi.

Canlı ya da cansız tüm varlıklar, bir olan tek varlığın görüntüleriydi. Ancak bu son ve büyük gerçeğe varabilmek için insan aklı yetersiz kalıyordu. Bu yüzden Tanrı insan aklı ile kavranamazdı. Aklın bittiği yerde gönül ve sezgi başlıyordu. Önemli olan da bu duygusal bilgilerdi.

Tasavvuf, İslâmiyet’te müminin Tanrı’nın bilgisine doğrudan ulaşmasını amaçlayan bir düşünce, inanç ve yaşam biçimi, dinin mistik boyutuydu. Gizliydi ve öğretileri azar azar veriliyordu. Dokuz derecesi vardı. En sonuna eren kişi her türlü yasak, kural ve dinsel zorunluluktan sıyrılıyordu. Böylece olgunluğa ermiş o kişi, artık kendi gerçeğiyle baş başa kalıyordu. Bu şekilde, Tanrı’ya benzemeye çalışılarak Tanrı’nın yolu tutuluyordu.

Fakat gerçek bulunamazdı; ancak sezilirdi. En son aşamaya ulaşmış kişi, kendi kişiliğini yok etmek yoluyla ve ölmeden önce, ölümsüzlerle birleşerek “baki” (ölümsüz) olurdu.

9. yüzyıldan sonra eski Yunan, Yahudi, Hıristiyan, Hint ve İran gelenek ve inançlarının etkisiyle çeşitli kurumlar gelişmişti. Tanrı’ya doğru manevi bir yolculuk gerçekleştirilmesine çalışılıyordu. Bağnaz imamlar buna çok sert bir şekilde tepki gösteriyordu. Müminler de onları destekliyor, o kadarla kalsalar iyi, imamların söz ve kışkırtmalarına kapılıyor, pek çok mutasavvıf katlediliyordu. Daha sonraları akıl ve düşünceye de önem verilmesine başlandı; çeşitli tarikatlar kuruldu.


  

Bir lokmanın paylaşıldığı bu dergâhlar, bu ve öte dünyaya ilişkin felsefi ve sosyal tartışmaların yapıldığı, buraya gelen canların, muhiplerin eğitildiği, yetiştirildiği birer okuldu. Her birine “insan-ı kâmil” denen canların yetişmesi için kurulmuş yuvalardı. Buradan alınan ışığın, bu ve bu gibi yollarla diğer canlara yansımasında âdeta bir ayna işlevi görüyordu.

Dergâhlar, toplum içinde örnek davranışları ile insanlığa yol gösterici olan, çevresinde sevilip sayılan, buyruğundan çıkılmayıp önder kabul edilen kişilerin Hakka yürümesiyle oluşuyordu.

Toplumcu bir yaşam sürülüyordu oralarda. Olan, olmayana hem bilgi hem ekmek dağarcığını ardına dek açardı.

Zamanla Ahilik de buralara girdi.

Ahilik aslında kökü Orta Asya’dan gelen bur örgüttü; esnaf ve zanaatkârların kuruluşu. Tekke ve zaviyelerde yaşayanlara alın teriyle dürüstçe geçinme ilkeleri aşılanmış, simgesel öğelerle beslenmiş, Antik Roma’da her birine “kolej” denilen sistemden yararlanılmıştı. Ancak bu kadarla kalınmamış, tasavvuf da bu kuruluşların temel öğelerinden biri olmuştu.

Yasef Bey’den öğrendiğime göre bu Masonluğa benziyordu.

Yoksa Masonluk mu ona benzemişti?

Neden bu gibi durumlarda hep Yasef Bey’i ve Masonluğu anımsayıp kıyaslıyordum diye düşündüm! Sanırım bu ilgimi çeken bir konu olduğu kadar, tarih boyu ezoterik cemiyetlerin birbirlerinden etkilenmiş olmasından da kaynaklanıyordu.

Kuşkusuz arada çok fark vardı ama benzerlik de vardı. Kültür etkileşimleri… Bu yüzden her kurumu ön yargı ile eleştirmeyip, anlamaya, kendi bünyesinde tanımaya çalışmalıyız.

Örneğin masonlar için “Kardeşlerini kayırıp zengin ediyorlar.” diye bir suçlama yöneltirken, iktidara gelen partiler, dinsel dernekler bile geçmişten gelen bu kültürü unutup, kendi yandaşlarını kayırmıyor mu? Olumsuz örnekler toplumun her kesiminde yok mu?

Kaldı ki bugüne dek Masonluk kimi zengin etmiş?

Bu sorunun yanıtını verebilen, bir örnek gösterebilen yok.

  


« Son Düzenleme: Ağustos 23, 2010, 09:43:20 ÖÖ Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Ağustos 23, 2010, 11:34:54 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay

Tanrı önce kamışı yaratmış.

Ney,İsrafil'in çalgısıymış;"Sur"neyden üflenmiş,diyor Tebriz'li...Vardır bir bildiği elbet.

Kendisinden herdaim birşeyler öğrendiğim sayın ADAM'ı bu konulara çekmek için çok uğraştım,ama olmadı...Aslında bukonularda da bizlerden çok daha donanımlı olduğunu biliyorum.

Tasavvuf  felsefesinin dergah kültürüyle zenginleşip,derinleşmesi,bu dergahlarda onca İnsan-ı Kamil yetişmesi bizler için bir lutuf olarak benimsenebilir;zaman içinde dergahlarında sahte şeyhler aracılığıyla yozlaştırıldığını,istismar mekanlarına dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Alimlerin filizlendiği dergahlardan,daha sonraları kabukçular,tecavüzcüler türemeye başlamış;neticede derinliğini yitirmiş, içi boşaltılmış,karartılmış,yobazların hükmettiği bir dinle ve onun dayatmalarıyla ve uyduruk dogmalarıyla başbaşa kalmışız.

Masonlukla,Tasavvufun gölgesinde yeşermiş öğretilerin birbirine yakınlığına yürekten inanıyorum;zira onun için buradayım.Umudumu hiç yitirmedim,eskiye duyduğum özlemin ışığını hala görebiliyorum.İnanıyorum birgün,ibadethanelerde kapı olmayacak,aynı varoluş felsefesini benimsemiş insanlar birbirlerinin kayıtsız şartsız kardeş olarak kucaklayacak,eklektik bir inanca herkes doyasıya töleranslı olacak ve doğacak çocuklarımızın olası kabullerinden hiç endişe duymayacağız.

Bizleri,burada değil diye ansalar bile,bizler sadece onlarla olacağız.Ve sayın ADAM hepimizin önünde olacak.



Saygılar
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ağustos 23, 2010, 11:40:17 ÖÖ
Yanıtla #2

Modernite şüphesiz ki, duvarın bulunmasıyla başlamışsa, gericilikte bu duvarları kitleyen kapıların bulunuşuyla başlamıştır.

Cehaletin başlangıcı yoktur ancak  sonu vardır...

SAYGILARIMLA...
Ben, ben olanım


Ağustos 23, 2010, 09:02:51 ÖS
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1091
  • Cinsiyet: Bay

Her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. Her şeyin çift yaratıldığı gibi.
''Kızıl elmada buluşalım''


Ağustos 23, 2010, 11:29:57 ÖS
Yanıtla #4
  • -M-
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 357
  • Cinsiyet: Bay

Saygideger ADAM,

Yazinizda belirttiginiz mistik yolculugun aynisini bende tecrube ettim. Bulundugum sehirde bir ney konserinden sonra eve donmustum ve ayni gece garip bir sekilde uykuya daldim. Uyudum, uyandim, uyudum, uyandim ve ruhumun bedenimden ayrilip boyutlar arasinda bir yolculuk yaptigina sahit oldum. Ayrica seyahat sirasinda Ney sesi devamli olarak kulaklarimda cinliyordu. Gercekten cok ilginc bir maceraydi. Gercekten Ney sahadeger bir muzik instrumani. Universite'de, Middle Eastern Studies (Orta Dogu Incelemeleri) adli bir sinifta yazinizda belirttiginiz konuyu dolayli bir sekilde inceleme ve ogrenme firsatim olmustu. Islam aleminde'de cok yaygin olan Tef ve Ney islamik rituellerde hakka ulasabilmek ve insanlarin transa gecmelerin kolaylastirmak amaciylada kullanilir.

Bu tarzinizda cok ilginc ve okumasi zevkli. Insani alip goturuyorsunuz adeta Sn ADAM. Bunun icin size icten tesekkurlerimi borc bilirim.

Saglicakla Kalin,

Sirius -M-
İmza -M-


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
32 Yanıt
14705 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 19, 2009, 09:29:05 ÖS
Gönderen: sun
1 Yanıt
1839 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 16, 2010, 10:43:59 ÖS
Gönderen: Maledictum
2 Yanıt
2758 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 12, 2010, 05:21:11 ÖS
Gönderen: ozak1977
0 Yanıt
4843 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 20, 2010, 06:07:52 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
6262 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 22, 2010, 08:35:57 ÖÖ
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
2257 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 24, 2010, 05:11:28 ÖS
Gönderen: rigormortis
2 Yanıt
2844 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 27, 2010, 11:18:29 ÖÖ
Gönderen: ceycet
5 Yanıt
2816 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 03, 2016, 09:19:47 ÖS
Gönderen: deha
0 Yanıt
1745 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 02, 2010, 02:30:04 ÖS
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4579 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 11, 2011, 02:01:54 ÖS
Gönderen: smyrnali