Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: MASONLUKTA “DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ” ANLAYIŞI - 3  (Okunma sayısı 5625 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 07, 2010, 10:48:07 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay





Dogma

Doğruluğu tartışmasız olarak kabul edilen, her türlü eleştirinin dışında ve üstünde tutulan, kesin ve değişmez sayılan her türlü ilke, görüş ya da düşünce bir dogmadır.

Günümüz Türkçesinde buna “inak” deniyor. Ben öz Türkçeden yana olmakla birlikte bu sözcüğü benimseyemedim. Zaten başkaları da öz Türkçedeki başka sözcükleri benimsemiyor. Kendi tutumuma bakınca onların göreli haklılığını onaylıyorum.

Ancak kimileri bu sözcüğü “doğma” tarzında yazıyor ve söylüyor. Üstelik kimileri bu sözcüğün etimolojisini irdelerken bunun “doğ” kökünden geldiğini belirtiyor ki, işte bu çok yanlış.

Genellikle dinlerin saltık ya da mutlak gerçek olarak ileri sürdüğü, hiçbir inceleme ya da araştırma yapmadan, akıl süzgecinden geçirmeden, başka olasılıkları göz ardı ederek sadece olduğunca inanılmasını istedikleri dinsel ilkeler birer dogmadır.

Dogma denince akla ilk gelen din ya da inançtır ama dogma sadece dine ya da inançlara özgü de değildir. Bilim bir bakıma dogmanın karşısındadır. Nitekim bilimin en büyük savaşımı dogmalarladır. Ancak bilimsel bulgu ve yargılar kesin, değişmez, tartışılamaz, eleştirilemez olarak nitelenirse, onlar da birer dogma olur.

Aynı durumla teknikte de karşılaşma olanağı vardır. Bir teknik uygulamanın tek ve değişmez, bunun yerine bir başkası konulamaz olarak nitelenmesi durumunda o da bir dogmadır.

Nitekim bunun bir örneğini çok yıllar önce doğrudan yaşamıştım. Ayrıntılarına girmeden şöyle anlatayım: Önemli bir sorunun çözümü için bir proje hazırlamış, bunu geniş çaplı bir toplantıda ortaya koymuş ve nasıl işleyeceğini anlatmıştım. Bir üniversitemizde bir prof bu projeye kökünden karşı çıkmıştı. Gerekçesini de şöyle belirtmişti: «Literatürde böyle bir uygulama yok.» İşte o profun “literatür” dediği şey bir dogmaydı. Ona göre bu bağlamdaki uygulama tartışılmaz olarak hep öyle yapılmıştı ve bundan sonra da öyle yapılacaktı.

Şimdi kimileriniz benim ne yanıt vermiş olduğumu soracak, biliyorum. «İşte ben yaptım, oluyor. Demek ki size de şimdi bunu literatürünüze yerleştirmek düşüyor.» demiştim.


İnsanın kendini dogmalara kapılmaya karşı kullanabileceği çok önemli ve değerli bir yeteneği var: Akıl.

Sözcük olarak kimileri de buna “us” diyor. Kusura bakmasınlar ben onu da benimseyemiyorum. Benimseyemeyişimin nedeni de bu kökten diğer sözcük ve sıfatlar üretmeye başladığımız anda anlamda çok önemli değişiklikler doğraması. Birisine “uslu” deriz, bir diğerine “akıllı”; ikisi aynı şey değil. Birisine mecazî anlamda “akılsız” deriz ama bunun karşılığında “ussuz” diye bir deyim yok. Daha birçok örnek verebilirim.

Buna benzer bir şekilde Masonluktaki özgürlük kavramını irdelerken üyelerimizden Sayın tcorbaci “hür” ve “özgür” sözcüklerinin birbirinden çok farklı anlam taşıdığını belirtmişti. Ben de bu konuda açıklama yapmasını rica etmiştim ama bugüne dek bir yanıt gelmedi. Dolayısıyla, bazı eski ve yeni sözcükler kavramsal anlamları bakımından birbirinin tıpatıp aynı ama bunun hepsi için geçerli olduğunu söylemek olanaklı değil.

İnsanın akıl kullanma yeteneği doğuştan gelmedir. Bu bağlamda istisnalar vardır elbette ama doğuştan gelme akıl kullanma yeteneği bulunmayan bir insan hastadır; zihinsel olarak sakattır. Onu ayrı tutalım.

Akıl kullanma yeteneğinin doğuştan gelme oluşuna karşın çoğu insan bu yeteneğini kullanmak bakımından hayli tembeldir. Bunun zahmetine katlanmayı yani kafa yormayı yani düşünmeyi istemez. Nedenlerini hiç araştırmaksızın, en kolay anlaşılabilene inanarak onu benimsemeye eğilimlidir. Bu da insanın doğal özelliklerinden biri. Böyle yapmayanlar istisna.

Bundan ötürü, dogmalar, geniş halk kitlelerinde çok rahat geçerlilik alanı bulur.

Evrensel gerçekleri aslında merak eden, bunlara ilişkin birçok soru soran ama bunları araştırıp bulmak için kendilerini zora sokmaktan kaçınan insanlar çoğunluktadır. Hazır kalıplar halinde kendilerine sunulmuş dogmalarda tüm sorularının yanıtını bulduğu kanısına kapılırlar. Böylece gerçeğe ulaşmış olduklarını sanıp kendilerince mutlu olurlar. Benimsedikleri dogmalara hiç söz ettirmezler. Çünkü şayet bunlar bilimsel yöntem ve akıl yoluyla eleştirilip bir de çürütülürse, erişmiş oldukları o kendilerine göre mutluluğun zorla ellerinden alınacağından korkarlar.

Bu olgu, düşünme özgürlüğünün yalancı bir mutluluk uğruna terk edilmesidir.

Aslında dogmalar hiçbir zaman insana gerçek ve sürekli mutluluk sağlayamamıştır. Dogmalara kapılmış olan insan yanılgılarının farkına varacak olursa, âdeta tüm dünyası yıkılır. Neye inanıp neye inanmayacağını bilemez bir duruma girer; bocalamamaya başlar. Bundan ötürü bunalıma bile sürüklenebilir.

Neden öyle yapsın ki!

Her bir gerçeğin bulunuşu, onu bulan kimseye o an için mutluluk verebilir. Fakat bu mutluluk geçicidir. Çünkü bulunan her gerçek, araştırılarak bulunması gereken daha çok sayıda gerçek olduğunu gösterir.

Dolayısıyla bilimsel yöntemden ayrılmayarak aklını kullanarak gerçekleri arayan ve araştıran kişinin kaçınılmaz bir geleceği vardır: Mutsuzluk.

Ancak bu böyledir diye öyle yapmamalı mı?

Öyle yapan kişi, bu uğraşısını sürdürdükçe mutluluğa erişemeyeceğini de bilmelidir. Fakat bu biliş, bilim ve akıl yoluyla gerçekleri araştırmayı bir yana bırakıp, yerine dogmaları yerleştirmeyi haklı çıkarmaz. Çünkü bu, olsa olsa evrimsel doğrultudaki gelişmenin bireysel boyutta sona ermesidir.

Dogmalar, insanların birbirlerine düşman kesilmesi ve saldırmalarına da yol açar. Bunun nedeni ise, herhangi bir konuda tek bir dogma olmayışı, çeşitli dogmalar arasında karşıtlıkların bulunmasıdır. Herkes kendi dogmasını savunmaya girişince, çatışma kaçınılmaz olur. Tarih boyunca dinlerin daha doğrusu din adamı denilen kişilerin insanlığa yapmış olduğu en büyük kötülük de budur.

İnsan, kendi dogmalarını koruyabilmek için aslında kendilerininkine karşıt dogmalarla savaşıma değil, onları benimseyenlerle çatışmaya girişir. İnsanların bu yoldaki savaşımı, bilimsel bilgilere ve akıl verilerine karşı yürüttükleri direnmeden çok daha zorludur. Böylece dogmalar, evrensel boyutta barış ve esenliğe de engel olur.

İyisi mi, kendimizi dogmalara kapılmaktan korumaya çalışalım.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Temmuz 26, 2012, 09:04:59 öö
Yanıtla #1
  • Ziyaretçi


Sayın ADAM;

Dogma konusundaki açıklamalarınızın tümüne katılıyorum. Ayrıca "dogma" denildiğinde akla yanızca dinlerin öngördüğü mutlak doğruların gelmemesi gerektiği konusuna açıklık getirdiğiniz için de teşekkür ederim.


"...Nitekim bilimin en büyük savaşımı dogmalarladır. Ancak bilimsel bulgu ve yargılar kesin, değişmez, tartışılamaz, eleştirilemez olarak nitelenirse, onlar da birer dogma olur..."


açıklamanızın ardından yaşadığınız bir olay üzerinden  örnek veriyorsunuz. O hikayede "profun “literatür” dediği şeyin aslında bir dogma

olduğu" söyleminiz, bence dogmanın her türlüsünün, insan beynini hazır ve kalıplaşmış, ileriye gidemeyen, yerinde sayan bilgilere ne denli

hapsettiğini açıklıyor.


Elbette tartışamayacağımız bilimsel gerçeklikler var.. Ancak tartışabildiklerimiz de var.... Örneğin önceden doğruluğu deneylerle ispatlanmış

bir bilimsel çalışma, ileri araştırmalarda hatta bazen "ilk araştıranın bulduğu yöntemi kullanılarak" yeniden incelendiğinde, bir başka bilim

insanı tarafından çürütülebiliyor. Burada dikkati çekmek istediğim nokta, bilimin ve bilimsel araştırmalarda kullanılan yöntemlerin, bu  gibi

deneme yanılma deneyimleriyle, değişerek gelişmesi ile alakalı.  Çünkü yanılmadan, doğruya ulaşmak mümkün olmuyor. O nedenle

yanılmanın, hata yapmanın, gelişim açısından bu denli önemli olduğu bir noktada bilimsel dogmaları yasa saymak ne denli akılcıdır tartışılır.

Dolayısıyla hangi alanda olursa olsun, gerek sanat, gerek felsefe, gerekse bilimde.... Dogmanın varlığı insan beynini "düşünmeyen",

"üretmeyen", "sorgulamayan ve bunun için de bilimsel gerçekliklere ulaşamayan" bir beyin olmaktan ileriye götüremez diye düşünüyorum.

Saygılarımla..


Mart 04, 2013, 09:15:36 ös
Yanıtla #2
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 718
  • Cinsiyet: Bay

Sayın Adam,

Foruma yeni üye olduğum için ve yoğun bir iş ortamında çalıştığım için yazıları yavaş yavaş sindirerek okumaya çalışıyorum. Bu nedenle eski yazıları canlandırabiliyorum, eğer bu forum üyelerinin tepkisine yol açıyorsa şimdiden özür dilerim.

Dogma ile ilgili yazınızı da şimdi okudum. Şu sonucu çıkarmış olmam sizce doğru mudur?

"Sonu "izm" ile biten siyasi/ekonomik/dini akımlar ve bizi bu akımlara yönelik hayat tarzının gereklerini uygulamaya zorlayan her şey de aslında birer dogmadır. Örneğin, Faşizm, Komünizm, Marxism, İslamizm, Kemalizm, Türkizm, Merkantilizm, Liberalizm, Machiavellianizm, vb...
Live long and prosper.


Mart 05, 2013, 07:51:59 öö
Yanıtla #3
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay


Sonu "izm" ile biten sözcük ya da terimlerin açılımları ele alındığında, bunların içinde birçoğunun bir kesinlik, değişmezlik, eleştirilmezlik, bütünlük, sonluk içerdiği görülür. Bu nedenle dogma ya da dogmatik olanrak nitelendirilirler.

Ancak bir tutum ya da görüşün dogmatik olabilmesi için sonuna "izm" gelmiş bulunması gerekmediği gibi, sonunda "izm" olan her terim dogmatik olmayabilir.

Nitekim "izm" takısı yöntem, sistem ya da dizge adlarında da kullanılır. Bu Forum'da sık sık kullanılan bir tipik örnek "Ezoterizm" dir. Bunun Türkçesi "İçreklik"tir ve dogma ile ilgisi yoktur. Bir ezoterik öğreti (doktrin) dogmatik olabilir ama bir diğeri değildir.

Bu arada elbette bir çelişki de kendini Liberalizm'de orktaya koyuyor. Hem liberal olacaksın hem dogmatik! Bu olası mı?
     
Değilse, her izm ille de dogmatik olmayabilir. Kaldı ki bir de "dogmatizm" diye bir kavramın da geçerli olduğunu unutmayalim.
 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
7 Yanıt
7815 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 03, 2009, 12:05:31 öö
Gönderen: aashooter
2 Yanıt
6043 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 03, 2009, 03:09:11 ös
Gönderen: ADAM
20 Yanıt
27570 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 29, 2018, 11:36:20 ös
Gönderen: Ramazan
5 Yanıt
7336 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 15, 2012, 06:27:12 ös
Gönderen: akcanmd
1 Yanıt
4832 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 09, 2010, 02:18:57 ös
Gönderen: ceycet
3 Yanıt
5568 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 08, 2014, 10:04:32 ös
Gönderen: mbulut
4 Yanıt
13592 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 16, 2013, 04:17:55 ös
Gönderen: Spock
8 Yanıt
7055 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2013, 12:32:29 ös
Gönderen: ABCDEF
0 Yanıt
4676 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 14, 2010, 08:49:09 öö
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
4223 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 18, 2010, 01:23:38 ös
Gönderen: Prometheus