Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Fikri Hür Vicdanı Hür Bir Neslin Oluşması Nasıl Sağlanabilir ?  (Okunma sayısı 9078 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Şubat 08, 2015, 12:19:08 ös
Yanıtla #10
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay


Bu çok önemli bir konuydu.

Üzerinde biraz paylaşımda bulunmuştuk; sonra kalakaldı.

Başlık sahibi Sayın mbulut, “Her insan düşüncelerinde özgür olabilir fakat düşünceler ifaedeye dönüştüğü zaman birtakım kanuni kısıtlamalar ve toplumsal baskılar ile karşılaşıldığı görülmektedir.” demişti.

Doğru gibi ama doğru değil çünkü o birtakım kanuni kısıtlamalar ve toplumsal baskılardan önce ana-baba başta olmak üzere aile ve yakın çevre yönlendirmesi söz konusu oluyor.

Bu konuda dünya çapında bir yetke sayılan John B. Bury, insanın düşünmede özgür olduğunun her zaman ve her yerde söylenegelmiş olduğunu, doğal olarak bir kimsenin istediğini düşünmekten, düşüncelerini açığa vurmadığı sürece alıkonulamayacağını belirtir ama arkasından ekler: «Bununla birlikte, kişinin imgeleme yeteneği, görgüsü ve tecrübesi, düşüncelerinin kapsamını sınırlamaktadır. İnançların, korkuların, heyecanların ve benzer duyguların da insanın düşünceleri üzerinde kısıtlayıcı veya belirli bir yöne çekici etkileri vardır.»

Burada şu imgeleme yeteneği çok önemli… Bunun koşullandırılması veya kısıtlanması ise kişiye düşünebilme olanağının verilmemesi demektir. İşte bu durumda, bırakın  düşünce özgürlüğünü yani düşüncelerin özgürce aktarılabilmesini, düşünebilme özgürlüğü bile ortadan kaldırılmış demektir. Çünkü insanın belirli kalıplara göre düşünmesini istemek, hiç düşünmemesini istemekten farksızdır,

İşin ilginç yanı, o düşünmesi olasıya kısıtlanmış insan, özgürce düşünebildiğini sanır.

Bu özgürlüğünün elinden alınmış olduğunu fark ettiğinde, artık yaşlanmıştır, iş işten geçmiştir.

Bunları yazdığımda, Sevgili Can Yücel’in şu ünlenmiş şiirini anımsadım ve cuk oturduğu için buraya yerleştirivereyim dedim.

20 YAŞ 35 YAŞ 40 YAŞ VE BUGÜNKÜ BEN

-Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim- diye düşündüm.

Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.


Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.

Mumları da yaktım.
Bak hepsi, Erick Satie severdi.
Hatırladım.
Müziği de ayarladım.

Geldiler.

20 yaşında ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.

Birden 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da, ben geçtim.
yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.


Yatıştırayım dedim.
-Sen karışma moruk- dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.

Evin de içine ettiler.

Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine ...

Henüz bitmedi. Devam edeceğiz.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Şubat 08, 2015, 03:43:31 ös
Yanıtla #11
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 730
  • Cinsiyet: Bay

Sayın ADAM'ın son yazısında söyledikleri çok önemli.
Özellikle Can Yücel'in şiiri güzel bir örnek olmuş.

Ben bu özgür  düşünce  konusuna masonlukta çok önem verildiğini biliyorum.
Özgür düşücenin önündeki engellerin birisinin de eğitim eksikliği ve yanlışlığı olduğunu biliyoruz.

Peki birey bu eksikliğini nasıl farkedecek?

Belki özgür düşünceli insanlarla karşılaştığında.
Kendi eksikliklerini farkettiğinde...Ancak bu meraklı  ve öğrenmeye direnç göstemeyenler için geçerli bir durumdur. İnsanı mutsuz kılar. Bazen öğrendiklerini çöpe atması gerekebilir.
Özgürlük zeka demektir, sevgi demektir. Özgürlük sömürmeme, yetkeye boyun eğmeme demektir. Özgürlük olağanüstü erdem demektir.
Jiddu Krishnamurti


Şubat 08, 2015, 06:38:09 ös
Yanıtla #12
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 512
  • Cinsiyet: Bay

Sayın ADAM'ın anlatımı ve Can Yücel'in şiiri güzel olmuş.Teşekkür ederim.

Düşüncelerin kısıtlandığını,sınırlandığını görmek için yaşlanmayı beklemek mi gerek? Bir çözümü yok mu ?

Aslında Sayın asimov,belki ile başlamış ve soruma cevap niteliğinde bir aktarımda bulunmuş,kendisine teşekkür ederim.Cevapları biraz daha açsak iyi olur mu ?

Mesela eksiklikler ne zaman,nasıl fark edilir ? İnsan ne zaman özgürdür,ne zaman özgür olmadığını hisseder veya hissedebilir mi ?
Görmek, varlığın yükselişidir.


Şubat 17, 2015, 05:43:22 ös
Yanıtla #13
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay



Düşünme ve Düşünce Özgürlüğü konusunda daha çok şeyler yazacağımı belirmiştim.

Bu arada, gidişi belli bir tempo izlemekte olduğumdan, Sayın mbulut’un sorularının arada yanıtlanıp yanıtlanamayacağını, sonrasında ne geleceğini önceden tasarlayamadığımdan bilemiyorum . Her ne kadar konu başlığı Sayın mbulut’a aitse de, hazır bulmuşken yazayım bakalım neler yazabiliyorum. Sonunda, Sayın mbulut(un sorularını yanıtlayamamış olursak, elbette  hatırlatılınca göz önüne alırız.

Bir önceki yazımda şöyle bir şeyler üzerinde durmuştum:

Kişinin imgeleme yeteneği koşullandırılmış ya da kısıtlanmışsa, bu, kişiye düşünebilme olanağının verilmemesi anlamına gelir. Bu durumda, düşünebilme özgürlüğü ortadan kaldırılmış demektir. Çünkü insanın belirli kalıplara göre düşünmesini istemek, hiç düşünmemesini istemekten farksızdır. (Sanırım bu Voltaire’ni bir sözü; ondan çalmış olabilirim ama pek emin değilim.)

Şöyle devam etmek isterim:

İmgeleme yeteneğine dokunulmamış, doğal gelişimini sağlamış bir insana düşünebilme olanağının verilmesi yeterli değildir. İnsanın düşüncelerini başkasına aktarmasına da olanak tanınmalıdır.

İşte bu noktada düşünce özgürlüğüne girmiş oluyoruz.

Düşüncelerin aktarılmasına engel olunursa, kişinin kendine özgü düşünce özgürlüğünün pek bir değeri kalmaz. Böyle sınırlı bir özgürlük, kişiyi hiç de hoşnut etmeyeceği gibi, düşüncelerini yalnızca kendine saklamak zorunda kalışından ötürü ona acı da verebilir.

Böyle bir durumun topluma yararı nedir?

Hiç!

Masonluğu diğer birtakım ezoterik, özellikle gizemci (mistik) kurumlardan ayırırken, şunu vurguluyoruz: Masonluk sadece bireyin (masonun ) kendisi geliştirmesini öngörmekte değildir.  Bu gelişmiş bireyin topluma katkıda bulunmasını, Masonluğun amaçları doğrultusunda yarar sağlamasını d a gözetir ve bekler.

Dolayısıyla, kişinin özgür düşüncelerini toplumsal katmanlara aktarması da en az özgürce düşünebilmesi kadar önemlidir.

Ancak şöyle bir durum var: Bir kimsenin özgür düşüncesi, çevresindekilerin yaşayış, davranış ve anlayışlarına düzen veren fikir ve alışkanlıkları eleştirmeye yönelebilir.

Hangi şairin dizelerinde geçiyordu o?

Suya sabuna dokunmazmış.
Pis!

Kişinin bireysel boyutta gelişimi gibi toplumsal boyuttaki gelişime katkıda bulunması için suya sabuna dokunması gerekiyor.

Dolayısıyla toplumu iliştirmek de var bu işin içinde.

Toplumu eleştiren düşüncelerin gelişmesi, düşünen kişiyi, çevresindekilerin doğrularını yadsımaya, onlara karşı çıkmaya zorlayabilir. Hele düşünen kişi bir de insancı (hümanist) olur ve yakınındakilerin yaşantılarından daha iyisinin bulunabileceğini tasarlamaya başlarsa, düşüncelerini açıklamaması olanaksızlaşır.

Demek oluyor ki, daha önce değinmiş olduğumuz şu düşünme özgürlüğünün önem kazanabilmesi için onun düşündüğünü söyleme özgürlüğü ile birlikte olması zorunludur. Ancak düşünme ve düşündüğünü söyleme özgürlüğü bir araya gelince “düşünce özgürlüğü”nden söz edilebilir.

Ancak tarih, insan topluluklarının büyük çoğunlukla düşünce özgürlüğüne karşı çıktığını göstermiştir.

İnsanın düşünmede özgür olduğu söylenegelmiş ve bununla da kalınmayarak uygarlıklar yaptıkları yasalarda kişinin düşünmekte, düşündüklerini söylemekte hatta yaymakta özgür olduklarını ileri sürmüştür ama…

Ama…

Düşünce özgürlüğü beraberinde yeni fikirler getirdiğinden;

yeni fikirler  de o zamana kadar toplumda kökleşmiş bulunan inançları sarsmaya yöneleceğinden;

 insanlar ve topluluklar düşünce özgürlüğünü kimi zaman bilinçsiz, kimi zaman bilinçli fakat genellikle güdümlü olarak tepkiyle karşılamışlardır.

Neden?

Haydi bunun gerekçesini bir sonraki yazıya bırakalım. Belki bu aşamaya kadar katkıda bulunanlar olur.

Hatta kim bilir, belki de bu sorduğum soruya yanıt vermek isteyenler çıkar.
« Son Düzenleme: Şubat 17, 2015, 05:52:09 ös Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Şubat 18, 2015, 11:44:23 öö
Yanıtla #14
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 512
  • Cinsiyet: Bay

Düşüncelerin aktarılmasından bir önceki aşama olan imgelem ile alakalı Sayın ADAM yazısında Can Yücel'in örneği ile birlikte güzel bir aktarımda bulunmuştu.

İmgeleme yeteneğinin kısıtlandırılması toplumsal nedenlere bağlı olduğu kadar bireysel nedenlere de bağlı olabilir.Bir kişiye bir olay karşısında hoşgörü ile yaklaşmayı düşündüğümüzde, aklımıza hemen "beni aptal yerine mi koyar veya beni düşüncelerine kabul ettirdiğini mi düşünür " şeklinde birçok düşünce zihnimizde canlanır. İşte bu durumda kişinin olumlu/olumsuz düşüncelerini aktarması kısıtlanabilir.

Bireysel olarak daha çok inanç ile bağlantılı düşüncelerde bu kısıtlama görülür. Örneğin ;Günah ve mekruh kavramları. .

Böyle bir durum karşısında cesaretli olmanın yanısıra akıllı davranmak gerekir.Düşünceler aktarılırken toplumun tepkisi, anlayışı önemlidir. Kişi düşüncelerini aktarırken ne baskı kurmalı ne baskı altında kalmalıdır.

Gündemde şu sıralar yer aldığı gibi Suudi bir imam dünyanın dönmediğini düşünmüş ve toplum ile düşüncesini paylaşmıştır.Aynı durum 500 yıl önce tam tersi bir şekilde gerçekleşmişti. Burada ise dünyanın döndüğünü söyleyen bir imam değil bir bilimadamı vardı. Kendisine idam cezası verilmiş daha sonrasında karardan vazgeçilmişti..

Kısacası Sayın ADAM'ın sorusuna cevaben ilk sırayı din ve inançların aldığını söylemek yanlış olmaz herhalde..
Görmek, varlığın yükselişidir.


Şubat 18, 2015, 06:15:21 ös
Yanıtla #15
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay


Bu konuya biraz daha devam etmek istiyorum… Belki böylece şu son paylaşımlara da biraz eğilmiş olabilirim.

Her ne kadar düşünme etkinliği insanda doğuştan gelme bir içgüdü ise de, insan beyni doğal olarak tembeldir; herhangi bir sorunun anlaşılma ve çözümünde en az zorlukla karşılaşacağı yolu tutmaya yönelir.

Beyin tembelliğinin olağan düzeyde olduğu bir insanın düşünce evreni, sorup araştırmadan kabul ettiği ve sımsıkı sarıldığı inançlarla doludur.

Sıradan bir insan, kendi düşünce evreni kapsamında iyice alışmış olduğu düzeni alt üst edecek her şeye karşı bilinçsizce düşmandır.  Hele körü körüne bağlandığı inançlardan bazısı ile kaynaşamayacak bir yeni düşence ile karşılaşırsa dehşetli tepki gösterir çünkü bu yeni düşünceler kafa yapısına değişik bir düzen vermeyi gerektirecektir.

Bunu gerçekleştirebilmek ise oldukça zor bir iştir; çünkü büyük ölçüde beyin gücü harcama sıkıntısına katlanma gerekliliği vardır. Oysa nedeni, nasılı ve niçini araştırılmadan kabul edilmiş düşünceleri korumak çok daha kolaydır; üstelik rahat.

Böylece, sıradan bir insan ve toplumların büyük çoğunluğunu oluşturan onun gibiler, yerleşmiş inançlarının ve alışkanlıklarının doğruluğuna kuşku konduran tüm yeni düşünceleri kötü görür. Bunlar, hiç de hoş olmayan, yadırganan şeylerdir.

Düşünme tembelliğinden doğan yadırgama, bir sonraki aşamada korku duygusu ile karışınca, nefrete dönüşür.

İnançları koruma içgüdüsü, bunların yapısındaki herhangi bir değişikliğin, toplum düzenini temelinden sarsacağı endişesiyle sertleşir. Devleti etkisi altına alır ve giderek tutucu (muhafazakâr) bir doktrinin kurulmasına önayak olur.

Bir devletin, onu oluşturan insanların gönenç ve mutluluğunun, ancak gelenek ve görenekleriyle anlayış ve yöntemlerinin korunması suretiyle sürdürülebileceği inancı, yakın geçmişte ve sadece bazı ülkelerde terk edilmeye başlanmıştır.

Olanı olduğu gibi koruma içgüdüsü ve onun sonucu olan tutucu doktrin, batıl olarak da nitelenen kör inançlarla da güçlendirilir.

Toplumsal yapının tüm geleneklerinin ve törelerinin dinsel inançlarla sımsıkı bağımlı olduğu ve böylesinin tanrısal katman korunduğu tartışmasız kabul edilince, sosyal düzen üzerindeki herhangi bir eleştiri, artık dine karşı saygısızlık sayılır. Hele dinsel inançlar bilimsel ve akılcı yolla irdeleniyor ve kurumlar eleştiriliyorsa, bu durum Tanrı’nın buyrultusuna düpedüz meydan okumak olarak nitelendirilir.

Artık o tutucu doktrinin etkin olduğu yerlerde yeni düşünceler yadırganmakla kalmaz, çok zararlı hatta tehlikeli görülür. Kabul edilmiş olan ilkelerin nedeni, niçini ve nasılı hakkında uygun görülmeyen sorular soran her insan, kötü ve topluma zararlı bir kişi hatta bir hain sayılır.

Yeni ve özgür düşüncelere düşmanlık kazandıran bu şekildeki sosyolojik ve psikolojik etkenler, toplumda sözü geçen ve kişisel ya da sınıfsal çıkarları yerleşmiş düzen ile ona destek olan düşüncelerin sürdürülmesine bağlı olan insan ve kurumların eylemsel karşı çıkışları ile, sonunda devlet ve ülke teokratik düzenin yörüngesine oturtulmuş olur.

Düşünce özgürlüğüne engel olan bu etkenler, tarih boyunca gelişme içindeki toplumlardaki değişim hızını yavaşlatmış, bazı toplumlarda ise gelişmeye - özellikle de bilimsel ilerlemeye- kesinlikle engel olmuştur.

Çağımızda tutucu güçler, devrimci düşüncelerin gelişmesini ve yayılmasını engelleme olanağına sahip olamasalar bile, köstekleyici etkileri sürmektedir. Yeni bir özgür düşüncenin can sıkıcı, rahat kaçırıcı hatta tehlikeli olduğuna inanmış olanlar ne yazık ki hâlâ çoğunluktadır.

Düşünce özgürlüğünden yana olduklarım söyledikleri halde, söylemleriyle eylemleri farklı olup özgürlükleri sınırlamak isteyenler, genellikle toplulukların yöneticileri ya da bu yöneticileri etkileyebilecek nitelikte baskı olanağı bulunan kişi ve kuruluşlardır. Yönetim sorumluluğunu üstlenmiş olanlar, topluma aykırı eylemlerin işlenmesini yasaklamak ve cezalandırmak nasıl görevleri gereği ise, zararlı ve tehlikeli gördükleri ya da öyle olduğuna inandırıldıkları düşüncelerin yayılmasını önlemenin de kendi üstlenmiş bulundukları yükümlülüklerinden olduğunu ileri sürer.

Bu yöneticilere göre; bir kimsenin, toplumun genel inanç, töre, görüş ve benimseyişlerine aykırı düşünceler üretip yayması, başkasının malını çalmak çok daha kötü ve çok daha zararlıdır; çok daha büyük bir suçtur.

Bunlar günümüzün olguları değildir. Avrupa’daki Orta Çağ karanlığının olguları ile sınırlı da değildir. Devlet yönetimini elinde tutan bu gibiler ile geniş halk kitlelerini etkileme olanağına sahip olan sınıfların, düşünce özgürlüğünü sınırlama çabalarına, bu özgürlüklerin en geniş göründüğü Antik Grek uygarlıkları döneminde bile rastlanmaktaydı. Ancak gelin o tarihsel olguya değinmeyi şimdilik daha sonraya bırakalım da, önce şu anlattıklarımı bir sindirmeye ve değerlendirmeye çalışalım.

Bu arada…

Buradaki başlıktan ayrılmış değiliz. Fikri hür ve vicdanı hür bin nesil oluşturmanın zorluğunu görebiliyor musunuz? Zorluğun özellikle hangi noktada düğümlendiğini fark edebiliyor musunuz?

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Şubat 19, 2015, 05:04:31 ös
Yanıtla #16
  • Mason
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 512
  • Cinsiyet: Bay

Bireysel olarak tembelliğin yanısıra bilgisizlik,cesur olmamak gibi etkenler söylenebilir.

Sayın ADAM'ın belirttiği gibi insanlığın tembelliği ve basit cevaplar ile yetinmeleri,arayış içinde bulunmamaları ve böyle bir çabada bulunmadıkları için çalışmamaları fikir üretememelerine dolayısıyla paylaşamamalarına neden olmaktadır.

İnanç konusunda islamiyeti ele alacak olursak insanın neden,nasıl yaratıldığı basit ve kolay anlaşılır bir şekilde insanlara aktarılmıştır. Dini anlatımların değiştirilemez olduğunun öne sürülmesi insanın tembelliğini savunur niteliktedir.

Bilmem tekrardan anlatmaya gerek var mı?

İnsan topraktan yaratılmış,Allah seytanı cezalandırmış ve kıyamet gününe kadar kendisine süre vermiştir. İnsanoğlu kıyamet gününe kadar dinin gerektirdiği belli şartları yerine getirecek, şeytana uymayacak ve hakettiği ödülü alacaktır. Ortada aslında büyük bir çelişki vardır. Şeytandan üstün olarak yaratılan bir varlık olan insan nasıl olurda sadece böyle bir iddaanın parçası olur?..

Bu aktarım bir örnek teşkil etmektedir.Bu yazdıklarımı islami bir forum içerisinde yazmış olsaydım belki de üyeliğim sonlandırılır,çeşitli hakaret ve tehditlere maruz kalabilirdim.Halbuki söylediklerim inkar değil mantıklı bir arayıştır.Sayın ADAM'ın belirttiği gibi yukardaki anlatımıma karşı çıkacak olanlar söylediklerimi kabul etmediklerinden değil kendi düşüncelerini değiştirmeye,geliştirmeye kapalı tutanlardır.Bu kapalı tutumu gerçekleştirenler toplum o ortamda cezalandıracak olan ise yönetim yani (devlettir.

Bireysel olarak zor,toplumsal olarak ise daha zor..

Geleceğe yönelik bir çalışma yaparken geçmişteki tecrübelerden, olaylardan faydalanmanın önemi yadsınamaz. Özellikle bu konuda gelecek olan bilgileri heyecanla bekliyor olacağım.

Bu süreye kadar belki farklı katılım ve düşünceler gelir ve alabildiğimiz kadar bilgi alır en önemlisi uygulamaya geçirebiliriz.
Görmek, varlığın yükselişidir.


Şubat 22, 2015, 06:50:14 ös
Yanıtla #17
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay

Batı dünyasında bildiğimiz kadarıyla, Antik Grek düşünürleri, düşünce ve tartışma özgürlüğünün ilk yaratıcıları sayılabilir. Düşünce özgürlüğü, bilim alanındaki atılımlarının, politik kuruluşlardaki tecrübelerinin, felsefi çalışmalarının en büyük dayanağı olmuş, edebiyat ve sanatta da yüksek bir düzeye erişmelerini sağlamıştır. Özellikle M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda, Anadolu kıyılarında kurulan İyon uygarlığı, özgür düşüncenin beşiği olmuş, daha sonra gelişen Batı Avrupa bilim ve felsefesinin temelini atmıştır.

Antik Grek uygarlığındaki özgür düşünce akımının böylesine gelişmesinde, o dönemde görev kutsallığını tanrılardan alan güçlü bir rahipler sınıfının bulunmayışı ve tapınaklardaki rahiplerin de kendi çıkarları için toplum üzerinde baskı kuran bir kast biçiminde örgütlenmemiş olmalarının önemli payı vardır. Bununla birlikte özgür düşüncenin önde gelen filozoflarından çoğu, ya uzaklara kaçmak zorunda kalmış ya da Atina’da mahkum olmuştur.

Antik Graem uygarlığındaki tüm düşünürler, kutsal şeylere dil uzattıkları gerekçesiyle suçlanmış veya yargılanmış, ancak bu toleranssızlık havasının gerisinde çoğu kez politik nedenler ve başka amaçlara hizmet etmek için yapılan kışkırtmalar yer almıştır.

Romalılar’da ise cumhuriyetin son devirleri ile imparatorluğun ilk zamanlarında, düşünce özgürlüğü üzerinde hiç baskı kurulmamıştır. Hıristiyanlık kurulana dek tüm dinlere ve düşüncelere tolerans göstermek, Roma iç politikasının genel kuralı olmuştur.

Bununla birlikte bu toleransa oldukça zıt görülebilecek bir tutum ise, Hıristiyanlara karşı sürdürülen şiddet eylemleridir. 4. yüzyıl başlarına doğru zayıflayan Hıristiyan düşmanlığı, Roma’da dinsel özgürlüğün zaferi ile sonuçlanmış ve Büyük Konstantin’in Hıristiyanlığı kabul etmesiyle de düşünce tarihinde de yeni bir dönem açılmıştır. Bin yıl kadar süren Orta Çağ boyunca, bir yazarın  dediği uyarınca (şimdi onun adını anımsayamadım) akıl zincire vurulmuş, düşünce köle olmuş, bilgi ise hemen hiç ilerleyememiştir.

Hıristiyanlık Batı dünyasında yaygın bir duruma geçip de devlet gücüne dayandığı zaman, Hıristiyanlar, kendilerinden öncekilerin dinsel inancın zorla kabul ettirilemeyeceğine ilişkin toleranslarını terk ederek, insanların evrenin sırları hakkındaki düşüncelerini tam bir şekil birliği içinde toplamak emeliyle hükümetlerin de benimsediği bir baskı politikası uygulamaya girişmişlerdir.

Dindeki hatalı davranışları nedeniyle Tanrı’nın düşmanı (!) durumuna düşenleri, -erdemli kimseler bile olsalar- yeryüzünden kaldırmak kutsal bir görev haline gelmiştir.

Toplumların tüm gelenek ve göreneklerinin “Tanrı Emri” diye kutsallaştırılması, felsefi ve bilimsel gelişmeye kesinlikle engel olmuştur.

Bütün insanları boyunduruğa vurmak, zihinleri felce uğratmak ve herkesi kör bir itaat altında tutmak için ortaya çıkarılan engizisyon adlı ünlü baskı ve kıyım sistemi hemen tüm Avrupa ülkelerinde örgütlendirilmiştir. Bu örgüt tüm Orta Çağ boyunca bazı ülkelerde düşünce özgürlüğünü hepten kaldırmış, diğerlerinde büyük ölçüde bir kısıtlama ve sindirmeyi Rönesans dönemine kadar sürmüştür.

Engizisyon uygulamasının insanı dehşete düşürücü örneklerinden biri, Galileo Galilei’nin başına gelenlerdir. Yaşlılığından ötürü idam edilmeyen bilgin, ömrünün son günlerinde bir dostuna içinde şu iki tümcenin de yer aldığı alay dolu bir mektup yazmıştır: «Kopernik sisteminin batıl olduğundan özellikle biz Katoliklerce kuşku yoktur. Kutsal metinlerin reddedilmez ve çürütülmez otoritesi ile o sistem iptal edilmiştir.»

Nerelerde gezindiğimin farkında değilim. Çalaklavye yazarak Batı dünyasında Orta Çağ sonlarına geldim. Belki bir sonraki aşamada Orta Çağ karanlığını giderecek ve yüzyıllar boyunca tutsak edilmiş olan aklı kurtaracak olan düşünsel ve sosyal bir eylemle eski klâsik kültürün yemden doğuş akım olan Rönesans’tan da biraz söz ederiz.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Şubat 22, 2015, 07:00:27 ös
Yanıtla #18
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 631
  • Cinsiyet: Bay

Yani ; şiirsel bir dil ile özetlemek gerekirse , herhalde şöyle bir sonuç çıkıyor :

''Ortaçağ'dan bu yana gülmedik.
Bir yanımız akıp giden fresk,
öte yanımız ; kaskından şarap dökülen Venedik'li.''


Şubat 22, 2015, 08:34:46 ös
Yanıtla #19
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7217
  • Cinsiyet: Bay

Bu şimdi şiirsel bir dil mi oluyor?

Zaten burada şiirsel bir dil ile özet aramıyoruz.

Fikri hür vicdanı hür bir neslin yetişmesi konusunda ille de bir şey yazmış olmak için böyle ne anlama getirilmeye çalışıldığı anlaşılmaz (en azından benim anlayamadığım) gereksiz laflar mı etmek gerek?

Fikri hür ve vicdanı hür demek, saçmalama özgürlüğünü de kullanmak demek değil.

Burası ciddi bir forum ve bu başlık da ciddi bir konuyu gündeme getiriyor.

Üyelerimizin konuyu hafife almayıp, ciddi paylaşımlarda bulunmaları beklenir.
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
14 Yanıt
8475 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 08, 2014, 08:15:15 öö
Gönderen: Pilot
8 Yanıt
6504 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 16, 2012, 02:25:04 ös
Gönderen: BULGARIA
43 Yanıt
46349 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 04, 2019, 11:30:56 ös
Gönderen: NOSAM33
29 Yanıt
33655 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2011, 07:59:10 ös
Gönderen: Waldow
Nasıl Kanser Olunur?

Başlatan blossom « 1 2 » Saglik

13 Yanıt
20364 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 05, 2011, 10:26:06 ös
Gönderen: Waldow
Deccal nasıl tanınır?

Başlatan blossom « 1 2 » Islam

15 Yanıt
9473 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2008, 11:56:17 öö
Gönderen: ahu
6 Yanıt
11729 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 08, 2014, 05:25:32 ös
Gönderen: Pilot
2 Yanıt
4049 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 23, 2010, 08:31:26 öö
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
10225 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 06, 2010, 06:51:37 ös
Gönderen: popperist
0 Yanıt
3347 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 11, 2014, 11:58:51 ös
Gönderen: MysticMind