Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: MEROVENJLER BAĞLANTISI VE FRANSA KRALLIĞI (EKEİR – 11)  (Okunma sayısı 4564 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 31, 2009, 09:04:51 öö
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay



Kimi forum üyelerinin içlerinden geçeni işitiyor gibiyim: «Yine mi Merovenjler? Bıktık artık bu tarihe gömülmüş eski soylu ailenin öykülerini okumaktan.» diyorlar. İstemeyen okumayabilir. Fakat konu Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin tarihindeki olaylar olunca, bu iş aslında onlarsız olmuyor; ritin resmi tarihinde anlatılmakta olmasa bile.


Önce, anımsatma olmak üzere  bir özet:

Merovenjler, Orta Çağın ilk dönemlerinde Batı Avrupa krallıklarından biri olan Frankların ilk hanedanıdır. Adlarını, ataları sayılan ve baba ile oğul iki Merovée ya da Merovech’den almışlardır. Batı Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla birlikte, bugünkü Fransa’nın kuzeydoğusunda yer alan Galya’da -bir diğer deyişle Kelt Ülkesi’nde- bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Hanedanın ileri gelenleri zaman zaman birbirleriyle çatışmışsa da, kendi dönemlerinde bugünkü Belçika ve Fransa’yı da kaplayarak Batı Avrupa’nın en güçlü krallığını oluşturmuşlardır.

Bu hanedanın en son etkin kralı olan 2. Dagobert 679 yılında öldürüldükten sonra, her ne kadar henüz Merovenjlerin sonu gelmemişse de, artık Frank Krallığı’nın yönetimi saray kâhyalarının eline geçmiştir. Merovenjlerin kâhyalığını yürüten bu hanedana, 2. Dagobert’in öldürülmesini plânlayan Şişman Pepin’in oğlu Charles Martel’in ardından “Karolenjler” denmiştir.

Karolenjler egemenliği ellerine geçirince, bir süre daha sadece “göstermelik” olmak üzere Frank kralının Merovenjlerden biri olması geleneğini sürdürmüşlerdir. Ancak 751 yılında bu hanedanın sonuncusu sayılan 3. Childéric tahttan indirilip bir manastıra kapatılınca, Merovenjler hanedanı bildiğimiz tarihin yaprakları arasına gömülmüştür.

Özet bitti. Şimdi konumuza girelim. (Sayın amerbach’ın şiddetli itiraz hakkı vardır.)


Gizli Dosyalar


Paris’teki Milli Kütüphane’de (Bibliothèque Nationale) resmî kayıtlara göre Henri Lobineau adlı bir kişiden kalma birtakım dosyalar bulunmaktadır. Aslında bunun Henri de Lénoncourt’un takma adı olduğu da söylenir ama bu belgelenebilmiş değildir. Bu dosyalar kütüphaneye girmeden önce her kimin olursa olsun, pek bir önemi yoktur. Asıl önemli olan bu kapsamlarıdır.

Bir tomar el yazması, bir sürü parşömen ve birtakım çizimler içeren bu dosyalar, kütüphanede “Gizli Dosyalar” (Dossiers secrets) adı altında arşivlenmiştir.

Bunlar bulunmuş ve kapsamları okunup incelenmiş olduğuna göre, artık herhangi bir gizlilikleri kalmamıştır. Fakat şunu da eklemeliyim: Eğer Paris’teki Milli Kütüphane’ye gider, görevlilerden incelemek üzere bu dosyaları isterseniz, bunları size çıkarmayabilir hatta kütüphanede böyle bir şeyin bulunmadığını bile söyleyebilirler.

Bu dosyalara ulaşmayı başarmış araştırmacılar, bu konuda şöyle bir görüş belirtiyor: «Bu dosyaların kapsamında birtakım başka belgelerin daha bulunması gerekir. Bulunan belgeler, bu eksikliği sezdirmektedir. Ayrıca, dosyalardaki kimi belgeler üzerinde de yer yer tahrifat yapılmış olduğu da bellidir.»

Eğer bu doğruysa, “Gizli Dosyalar”da bulunan belgelerdeki bilgiler de kesin ve tümüyle güvenilir sayılamaz. Fakat bu olgu bile, bu belgelerin kapsamına değinmeyi engellemez. Cünkü önemli olan doğru olup olmadıkları değil, kimilerince doğru kabul edilmiş olmalarıdır.


Prieuré de Sion


Sayın amerbach’ın daha önceki tartışmalarımızda öncelikle karşı çıktığı nokta burası. Böyle bir kurum ya da örgütün olmadığını, bunun uydurmaca olduğunu ileri sürüyor.

Tamam, peki!... Diyelim ki yok. Diyelim ki tarih boyunca da hiç olmadı. Diyelim ki Sayın Amerbah’ın savı uyarınca bunu ortaya 20. yüzyılın şarlatanlarından biri attı. Ancak bu benimseyiş o şarlatanın ortaya çıkışından çok daha önce de var. Başka tarihsel belgeler böyle bir benimseyişin varlığını destekliyor. Dikkat: Böyle bir örgütün varlığını destekleyen yok; böyle bir benimseyişi, bunun tarihin olağan akışı üzerinde olağanüstü etki yarattığını gösteren veriler var.

O nedenle ben bu belgelerde anlatılanların en azından kısman doğru olabileceği varsayımıyla devam edeceğim. Hem unutmayalım; asıl konumuz Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’dir.

İşte o dosyalarda “Prieuré de Sion” adındaki bu gizli kurum ya da örgüt ile ilgili birtakım bilgiler, kişi adlarının listeleri, Merovenjleri de içermek üzere yüzyıllardan bu yana sürüp gelen soy ağacı çizimleri vardır. Bu çizimlerin Avusturyalı tarihçi ve antikacı Leo Schidlof tarafından yapılmış olduğu söylenir. Nitekim kimilerine göre bu belgeleri kütüphaneye “Henri Lobineau” diye bir uydurma ad altında vermiş olan da odur.

Ne yazık ki bu konuda bir araştırma yapılabilmesi, gerçeklerin açığa çıkarılabilmesi bakımından çok geç kalınmıştır. Leo Schidlof, 1950’li yıllarda ortadan yok olmuş, arandıysa da bulunamamış, 1966 yılında Londra’da ölmüştür. Merovenjler ve yüzyıllar boyunca Batı Avrupa’da olup bitenlerle ilgili, başka tarihçilerce pek bilinmeyen çok önemli bilgilere sahip olduğu da bir “söylenti” olmaktan öteye gidememiştir.

Eğer bu söylenti doğruysa, belki Londra’daki kütüphanelerin birinde de Paris’teki “Gizli Dosyalar”ın içerdikleri gibi henüz keşfedilememiş birtakım belgeler bulunması olasılığı vardır. (Kimilerine göre bu belgeler vardı ve Londra’da bir banka kasasındaydı. O banka ise şu son ekonomik krizde güme gitti. Öyle belgeler var idiyse, şimdi kim bilir nerede!)

Daha önce adına değinmiş olduğum Languedoc’taki Rennes-la-Château köyünün 20. yüzyıl başlarındaki rahibi Bérenger Saunière’in kilisedeki sunak altında bulmuş olduğu belgeler, bu dosyaların bir bölümünü oluşturmaktadır.

Bérenger Saunière’in bunları Habsburg arşidükü Johann Salvator’a vermiş, onun da bir tarihçi gözüyle incelenmek üzere Leo Schidlof’a aktarmış olması büyük olasılıktır.

İşte bu belgelerden bir bölümü Priuuré de Sion ile ilgilidir.

Prieuré de Sion, 11. yüzyıl sonlarından başlayarak ve sonra hemen hemen günümüze kadar Batı dünyasındaki dinsel, ekonomik ve politik olayları etkilemiş, bunları kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmış olan bir gizli oluşumdur. Buna “oluşum” dadim, çünkü gerçekten de bir örgüt mü yoksa bir “tek kişi” ve destekçileri mi olduğu belirsiz. Dokuz yüzyıl boyunca, başta Fransa olmak üzere Avrupa’da karşılaşılmış olan birçok olayda parmağı vardır. Çalışma yöntemi uyarınca doğrudan ve açıkça bir eylemde bulunmamıştır. Önemli ve etkili kişileri, başka kurumları ve kuruluşları bir “maşa” gibi kullanmıştır.

Yine bu dosyaların kapsamındaki soy ağacı çizimlerinin bir bölümünde, Birinci Haçlı Seferi sonunda Kudüs’ün Hıristiyanların eline geçmesinin sağlanmasında büyük yararlılık göstermiş olan Godfroi de Bouillon’un adı da yer almaktadır. Bu çizim incelendiğinde, Godfroi de Bouillon’un soyunun Merovenjlere kadar uzandığı görülür.

Burada daha birçok ailenin Merovenj hanedanıyla olan bağlantısı gösterilmiştir. Bunların arasında özellikle Blanchefort, Poher, Montesqieu, Guise, Montpézat, Luisignan, Plantard, Saint-Clair ile Gisors (dolayısıyla İskoçya’daki Sinclair) ve Habsburg-Lorraine aileleri dikkati çeker.

Bunlardan özellikle Lorraine ve Guise aileleri pek önemlidir. Çünkü bu iki aile, öteden beri Fransa tahtına sahip olabilmek amacıyla ellerinden geleni artlarına koymamıştır. Bunun için entrikanın her türünü çevirmişlerdir. Amaçlarının gerçekleşebilmesini sağlayacak her türlü girişimi geçerli saymışlardır. (Bakın, bunlar “Gizli Dosyalar” denilen belgelerde yazılı şeyler değil.)


Fransa Krallığı Savaşı


15. ve 16. yüzyıllarda Guise ve Lorraine aileleri, o sıralarda Fransa tahtındaki Valois hanedanını yıkmak üzere uzun vadeli bir plân hazırlamışlardı. Fransa tahtını ele geçirmeye çalışmakla da yetinmiyorlardı. Papalığa da göz dikmişlerdi. Bunun ardında ise Kutsal Roma İmparatorluğu’nu yüzyıllar önceki görkemine kavuşturmak gibi, kendilerince “ulu” olarak nitelenen bir amaç vardı.

Nitekim bu nedenle Guise ve Lorraine aileleri, Protestanlık eyleminin giderek hız kazandığı 16. yüzyıl ortalarında, dış görünüşte bu reformist eylemlere karşıt bir tutum takınıyordu. Ailelerinin gençlerinden kimilerinin birer “Katolik din adamı” olarak yetişmesine özen gösteriyorlardı. Din adamı olan aile bireylerinin ileride birer “kardinal” olabilmesi için ellerinden geleni yapıyor, böylece içlerinden birinin papa seçilebilmesi şansını yükseltiyorlardı.

Guise ve Lorraine aileleri bu girişimlerinden, içlerinden kimilerin kardinal mertebesine çıkabilmesi ötesinde bir sonuç elde edemedi. Bunun üzerine papalığı kendi içinden zayıflatmaya yöneldiler. 1562 yılındaki Trent Konseyi’nde, Lorraine Kardinali Charles de Guise, papalığın merkeziyetçi otoritesinin kaldırılarak, bundan on yüzyıl kadar önce olduğu gibi, yerel piskoposların özerkliklerini sağlamaya çalışmıştı.

Öte yandan, yurtseverlikleri bakımından da kendilerini göstermeye çalışmaktan geri kalmıyorlardı. Nitekim François de Guise, 1548 yılında Calais (Kale) limanını İngilizlerden kurtarıp İngiltere’nin yüzyıllardan beri Normandiya üzerinde süren egemenliğine son verince, bir ulusal kahraman niteliğini kazanmıştı.

1559 yılında Fransa Kralı 2. Henri bir kaza sonucunda öldü. [Bunun gerçekten bir kaza olup olmadığı tartışmalıdır. Bu olaya daha sonra değinmek isterim.]

2. Henri’nin bu beklenmedik ölümünden sonraki otuz yıl, Fransa’nın tüm tarihi boyunca geçirdiği belki de en karışık, en anarşik dönem oldu.

Daha 13 yaşında olan 2. François’nın krallığı ancak bir yıl sürdü.

Fransa kralının kim olması gerektiği konusu üzerindeki soy sırası sorunları çözümlendikten sonra, François de Guise tam tahta çıkmaya hazırlanırken 1563 yılında öldürüldü.

2. François’nın küçük kardeşi 9. Charles, daha on yaşındayken Fransa kralı olarak ilan edildi. Valois hanedanının egemenliğini sürdürmek için uğraşan 3. Henri, kendinden sonra tahta çıkma sırasının gene Guise ailesine geçmesini önleyebilmek için, 1588 yılında gerek François de Guise’in oğlunu, gerekse onun Lorraine kardinali olan kardeşi Charles de Guise’i öldürttü.

Ertesi yıl ise Guise ve Lorraine ailelerinin yandaşları 3. Henri’yi öldürdü.

Bu karşılıklı öldürmeler ancak Bourbon Dükü ve Navarra Kralı 3. Enrique, 4. Henri adını alarak Fransa kralı olduktan sonra duruldu.

Tüm bu olup bitenler sırasında Valois hanedanı sona ererken, Guise ve Lorraine aileleri de Fransa tahtına çıkabilecek nitelikteki bireylerini yitirmişti. Yakın gelecekte papa seçilmesi olasılığı bulunan bir kardinal adayları da kalmamıştı. Böylece Fransa tahtı Bourbon hanedanına geçti.


Kralın oğlu gerçekten kralın oğlu mu?


1610 yılında Fransa tahtına gene bir çocuk, dokuz yaşındaki 13. Louis çıkarılmıştı. Ülkeyi yöneten asıl güçlü kişi Plessis de Chinon Kontu Kardinal Armand Emmanuel Richelieu idi.

Kardinal Richelieu, Fransa’da önceye oranla daha tutarlı sayılabilecek bir düzen sağlarken, Avrupa’nın diğer ülkeleri, özellikle Germen krallıkları, tarihte “30 Yıl Savaşları” olarak anılan kanlı çatışmalara girmişlerdi.

Tarih kitaplarında bu çatışmaların Martin Luther’in ardından başladığı ve dinsel nedenlerden kaynaklandığı yazılıdır.

Kuşkusuz onun da etkisi vardı; Katolikler ile Protestanlar boğuşuyordu. Fakat perde arkasında kalmış olan örgütsel ve politik nedenler çok daha önemliydi.

Protestanları, Lahey’e kaçmak zorunda kalmış olan Bohemya Kralı Friedrich (Elector Frederick) ile birlikte dönemin Rozkruacıları destekliyordu.

1633 yılında Kardinal Richelieu Fransa’yı da savaşa soktu. Amacı, bu karışıklıktan yararlanarak Fransa’nın Avrupa’daki egemenlik alanını genişletmekti. Bunun için de Katolik olmasına karşın Rozkruacılar ile iş birliği etmekte, açıkçası Protestanlardan yana çıkmaktaydı.

Lorraine ailesinin işin içine girip bu karışıklıktan yararlanmaya kalkışmaması düşünülemezdi.

O sıralarda Kral 13. Louis’nin tek erkek kardeşi Orléans Dükü Gaston tahta çıkmak üzere bekliyordu. Lorraine dükünün kız kardeşi hemen Gaston ile evlendirildi. Çünkü Gaston tahta çıkacak olursa, bir kuşak sonra Lorraine ailesi Fransa tahtına sahip olabilirdi. Yalnızca bu tasarım bile Lorraine ailesinin şimdilik olanca gücüyle Gaston’u desteklemesine yeterdi.

Ancak 1638 yılında, daha önce hiç çocuğu olmayan Kral 13. Louis’nin, evliliğinin üzerinden 23 yıl geçtikten sonra bir oğlu oluverdi.

Lorraine ve Guise ailelerinin umutları suya düştü.

Bir söylentiye göre bu çocuğun asıl babası Kardinal Richelieu, bir diğerine göre de selefi Kardinal Jules Mazarin idi. İkinci seçenek daha akla yatkındır. Nitekim 13. Louis öldükten sonra karısı Anne ile Kardinal Mazarin’in gizlice evlenmiş oldukları iş işten geçtikten çok sonra ortaya çıktı.

Zaten önemli olan çocuğun asıl babası değildi. Kralın oğlu olması gereken kişiydi.

Lorraine ailesi kolay kolay pes edecek değildi. Genç 14. Louis’nin tahta çıkmasını engellemeye çalıştı. Bu girişim 1642 yılında Fransa’da on yıl kadar sürecek bir iç savaşa yol açtı.

Üstelik Fransa tahtını ele geçirmek için çalışan yalnızca Guise ve Lorraine aileleri ile Gaston d’Orléans değildi. Öte yandan Bouillon Dükü Frèdérick-Maurice de la Tour d’Auvergne de bu savaşta aynı safta fakat kendi hesabına çalışıyordu.

Şimdi önemli bir noktayı anımsayalım: 1730’lu yıllarda Andrew Michael Ramsay, Bouillon Dükü’nün oğlunun özel eğitmenliğini yapmış, daha sonra kurmuş olduğu ilk İskoç riti “Bouillon Riti” olarak da anılmıştı. Haçlı seferlerinin başından beri şu Bouillon ailesi ikide bir ortaya çıkıp duruyur.




Şimdi bu noktada duralım. Çünkü tüm bu tarihsel anlatımlardan sonra işin asıl can damarı olan noktaya geleceğiz. Onu önümüzdeki yıla bırakalım.



ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
1 Yanıt
4581 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 12, 2018, 12:50:21 ös
Gönderen: Mandıra Filozofu
0 Yanıt
6939 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 22, 2009, 11:00:38 öö
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
5577 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 24, 2009, 11:55:12 ös
Gönderen: ozak1977
2 Yanıt
5630 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 12, 2010, 06:48:57 ös
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
7014 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 29, 2009, 01:25:40 öö
Gönderen: amerbach
2 Yanıt
3801 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 30, 2009, 01:12:50 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3472 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 03, 2010, 07:30:19 öö
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
3928 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 04, 2010, 01:18:53 ös
Gönderen: concordia
2 Yanıt
5822 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 10, 2010, 03:49:38 ös
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3906 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 15, 2010, 02:26:55 ös
Gönderen: ADAM