Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Göz Ucuyla Etik, Felsefi Değerler ve Farkındalık  (Okunma sayısı 4291 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 24, 2010, 11:07:42 ös
  • Ziyaretçi


Sevgili Kardeşlerim,

Dünyanın her alanda çok hızlı değişimini izlerken göz ucuyla etik, felsefi değerler ve farkındalık konularına da bakalım dedim. Görüşlerimi paylaşıyorum.

"Minerva'nın baykuşu karanlık bastıktan sonra uçar."

Hegel'in söylemlerine bir çok alanda katılabilir veya katılmazsınız, ancak bu tümcesiyle "felsefenin olaylar yaşandıkça, onları anlamdırdığını" ifade etmiş ve böylelikle tüm zamanlarda geçerliliğini koruyacak bir belirlemeyi, yaşamın yine tüm zaman ve mekanlarında var olan asli karşıtlığı ile yapmıştır.

Belirlemedeki karşıtlık, ele aldığımız konuyu başka sözcüklerle oluşturmaktadır.

Nasıl oluşturmaktadır?
Altı çizilen ögelere bir daha bakalım;

- Anlamlandıran kim?
- Felsefe.
- Ne zaman anlamlandırıyor?
- Olaylar yaşandıkça.
- Olaylar oluştukça tarihsel süreç çalışır ve neler bu yolla belirginleşir?
- Etik, Felsefi Değerler ve Farkındalık

Olaylar yaşandıkça… yani somutlaştıkça, yani…

Kısaca ortaya konulan şudur: Birey ve toplum ayrı ayrı veya eş zamanlı olarak kaynağını doğa veya toplum yasalarından alan öngörüde bulanamıyor, bulunanı  anlamıyor, anlasa bile kabul etmiyor veya edemiyor.  Önce yaşıyor, sonra somutu görüp düşünüyor ve anlamlandırıyor veya düşünmeye ve anlamlandırmaya çalışıyor, ve de tam bu sırada kendi bilinci ile egemen arasında sıkışıp kalıveriyor. Kısaca törebilim tıpkı karadelikler gibi kaçınılması son derece zor çekim gücüyle tüm bireyleri kendi tekilliğinde toplamaya çalışıyor. Birey neden bu tekilliğin çekiminden kaçamıyor?  Çünkü anlamlandırma  gerçekle yüzleşmeyi zorunlu kılıyor, bundan kaçınıldığında da en azından doğru olduğu bilinen veya genelde doğru olduğu kabul edilen ile bağlantı kurmak gerekiyor. Üstelik gerçek hep var ama  göreli ve tarihsel bir evrimle deviniyor. Bütün bunları gerektiği gibi yapacak kadar özgür olunup, olunmadığı ise ayrı bir sorun. Kısaca, sıkıntılı ve bedel ödemeyi gerektiren bu süreç ilerlerken, birileri; tüm alanlardaki anlamlandırmaları birey yerine yapmış ve incelikli bir yapısal ayartma ile hayır deme hakkı olmaksızın bireyin önüne koymuş oluyor. Sonuç egemenin belirlediği etik ve felsefi değerler ve yine egemenin kaleminden çıkma farkındalık.

Bu arada, Minerva'nın kim olduğunu hatırlamakta fayda var. Minerva; Hellenler'in Athena ile özdeşleştirdikleri tanrıça. Görevi de entellektüel faaliyetler ve öğrenim işlerini yönetmek…

Evet; konumuz değişen dünyanın değişen değerleri çerçevesinde göz ucuyla  ‘Etik, Felsefi Değerler ve Farkındalık’ konusuna bakmak.
Kısaca herbirine ilişkin tanımlamaları hatırlayacak, değişen dünya ve değerler çerçevesinde değişenin aslında ne olduğuna bakacağız. Değişen ile anlamlandırma yapan arasındaki ilişki ile bu anlamlandırmalara uyanı ve de uymayanı belirleyebildiğimiz noktada, Minerva’nın baykuşunun neden hem önemli, hem de özgür insan için neden önemsiz olduğu da ortaya çıkacak.

Etik; en genel yaklaşımla törebilimi işaretler. Alanı temelde iyi ve doğru gibi iki etken tarafından belirlenen kavramların ortaya konulmasıdır; böylelikle ahlaklı, iyi ve doğru bir yaşamın hangi öğeleri içerdiği de belirlenmiş olur ve daha da önemlisi beraberinde adı anılmadan özgürlük kavramı da tanımlanır. Felsefe ise evrensel bilginin bilimidir, değerleri bu evrensel bilgi üzerine oturur. Felsefi değerler; tanımsal olarak bakıldığında, bilgi bilimi ile oluşan değerlerdir. Sorun, bu değerlerin hangi amaç ile belirlendiğinde çıkar. Dünya’yı açıklamak için mi, yoksa geliştirerek değiştirmek için mi ? İşte bu sorunun cevabı baykuşun uçuş zamanını da belirlemektedir.

Farkındalığa gelince…

Farkındalık; temel insansal öğeye sahip olmak, adıyla bilinçli olmaktır. Dünya’yı geliştirerek değiştirmek veya açıklamak sorunsalına geliştirerek değiştirmek diyebilmektir. Geliştirerek değiştirmeyi her bir bireyin onur ve saygınlığını, farklılıkları koruyarak yapmak isteyebilmek, herkezin en az kendisi kadar özgür olmasını gerek şart olarak görmek, bunun için uğraş verebilmek demektir. Kısaca farkındalık dile egemenlik, akıl ve buyrultu yeteneğini kullanmak, neden ve sonuçlara ilişkin kendisinden başlayarak tüme kadar her alanda sorumluluk yüklenmektir.  

Tanımsal yaklaşımdan görüldüğü gibi; etik, felsefi değerler ve farkındalık üçlemesi ortak bir alandan çıkmışlardır. Bu nedenle bu alanların belirgin noktalarını hatırlamanın, değişim olgusunu kavramak için olmazsa olmaz koşul olduğunu düşünüyorum.

Ortak alanın belirgin birincil noktası insan bilincidir.

Sorun tüm zamanların başından bu yana, insanların kortekslerinin var olmasına rağmen, yani insanlar biyolojik olarak öğrenilmiş veya doğuştan kazanılmış reflekslerle yaşamaya mahkum olmamalarına rağmen, farkındalığın genelde egemenin kimlik tanımlamalarının dışında oluşmamasıdır. Neden böyle? Çünkü insanlar temel insansal öğe olan bilincin salt insan oldukları için kendilerinde var olduğu yanılgısına düşmüşlerdir. Oysa bilinç var olan değil, edinilebilen bir özelliktir. Üstelik bu özellik yoğun bir dil etkinliğini, kendine ve dünyaya karşı sorumluluk duyabilecek kadar bilgi egemenliğini, özgürlüğü ve tüm bunları görece yaşamda sürekli geliştirerek yenileme gücünü gerekli kılmaktadır.

Bilincin hem ardılı hem önceli ise Dil'dir.

İnsanlar önce sembolleri bulmuş, alfabelerini yapmışlar, sonra bunlara  kullanım kuralları getirerek sentaks’ı, semboller ve sembol gruplarının anlamlarını belirleyerek semantik’i  oluşturmuş ve kullanım özgürlüğünü bireye bırakarak pragmatik yapılanmayı da tamamlamışlardır. Bireylerin özgürlüğü, şüphesiz kendi dilini etkinleştirmek için kullandığı meteforlardaki özgürlüktür. Kasdedilen semantik yapılanmanın bireyden bireye değişme olanağının varlığı değil, dilsel sembolleri kullanarak benzetme yapabilme özgürlüğüdür. Böylece insanlar arası iletişim ve uzlaşma alanı yaratılmış olur.

Şu ana kadar kısaca gözden geçirdiğimiz unsurlar, asli konumuzun alt yapısını oluşturmuştur diye düşünüyorum. Sıra değişimlerde.

Birincil değişim bilim kuramındadır. Einstein’den bu yana artık sadece nedenselliğe değil, rastlantılara da bağımlı olduğunu bildiğimiz doğa kanunları ve bu nedenle de kökünden değişen bilimsellik anlayışı yaşanılan en önemli ve olumlu gelişmedir. Belki de tek olumlu gelişmedir. Artık nedenselliğe dayalı pozitif bilimciliğin yöntemleri, yani hipotezler oluşturmak, neden-sonuç ilişkilerini gözlemlemek, test etmek vb. konumuz dışıdır.  Belirlenmiş ve son derece keskin kurallara bağlı şu olağanüstü ve ancak uzmanlarının anladığını iddia ettiği bilimsel yöntemin doğa yasalarının çok değil, minicik bir kısmını açıklayabildiklerini, hatta her şeyi bir nedensellik ilişkisiyle açıklama gayretlerinin gelişmenin önünü kestiğini de biliyoruz. Seçilen yöntemler kendini açıklayabilir, doğa ve toplum yasalarıyla denetlenerek ulaşılan sonuçlar gözlemlenebilir, test edilebilir oldukça ve insan yaratıcılığının önüne geçilmemesi koşuluyla elde edilen bilgi bilimseldir artık. Artık sadece neden aranmamaktadır. Nasıl olduğu, neden olduğunun önüne geçmiştir. Yöntemin bilimsel olup olmadığının kırılma noktası ise önermelerinin birey ve toplum bilincinde test edilebilirliğidir. "Evren'de varlığı ve aklı aşan mutlak bir akıl vardır." gibisinden bilgi veren görüntüsündeki, ancak ne amprik, ne de mantıksal olarak test edilebilirliği olmayan anlamsız önermeler bütününden oluşan yöntemler artık inançsızlığı da içeren inanç sisteminin salt kendi sorunudur. Sonuç: Değişen dünya'da bilimin kırılma noktası; seçilen yöntem sorunundan, bilimin görevi olan nesnel gerçekliğin yansıltılması işinde, nesnel gerçekliğin  bu gerçekliği yansıtacak özneden bağımsız olarak yansıtılıp, yansıtılmadığı sorununa kaymıştır.  Gerçeğin açık uçlu yansıtılması bilinçli bireylerin yaratıcılıklarının önünü daha da açarken, yaralı bilinçlerde belirsizlik ve kararsızlığı doğurmaktadır.

Eş zamanlı değişim sanattadır. Temeli hümanizm ve özgürlük olan sanat anlayışı artık konu ve mesaj ile ilgilenmemektedir. Kitle içinde farklı olmak birincil hedef haline gelince, kütlesel tüketim için zorunlu ortak tutumlar sanatın belirleyicisi olmuştur. Estetik ölçüt ise "şu anda ve burada geçerli olandır". Sanat artık toplum için bir misyon sahibi olarak bir şeyleri kritik edip, onları yıkmaya ve yerlerine doğru bulduğu yeninin nasıl kurulabileceğini tartışmaya kapalıdır. Hedef, kitlelere ne yiyeceği, ne tüketeceği, ne okuyacağı vb. alanlarda imajsal belirleme yapmaktır. Bu gelişmeden payını alan dilde de metafor kullanımındaki özgürlük semantik alanlına geçivermiştir. Sonuç: Toplumsal anlam birliği yok olmuş ve böylece estetikten düşünme ve bilinç by-bass edilmiştir. Önemli olan tekrar, taklit ve yapıştırma montajının kaliteli olup olmadığıdır ve artık "demek istemek" yetmektedir. Bireyin bütünleşmiş kişiliği bir yana atılmakta ve yerine hümanist değerlerden ve yapısallıktan arındırılmış kişilikler ikame edilmektedir.

Bu gelişmelerin elini uzattığı bir diğer ana konu ise özgürlüğün nasıl tanımlandığıdır. Öncelikle, ölüm normal yaşam alanının dışına çekilerek baskı altına alınmıştır. Böylece ölüm, insanlar için olağanüstü boyutta korkunç hale getirilmiş ve bireyin kendisini ölümün korkunçluğundan koruyan otoriteye kolayca boyun eğmesi sağlanmıştır. Bu olgunun doğal sonucu  bireyin yaşarken, ölmeden önce yapabildikleri veya yapamadıklarının  kendi özgürlüğü ile eşleşmesidir. Seyahatten, tüketime, AİDS'li olup Afrikalı gibi hemen ölüvermemeye, savaş içindeki bir ülkede TV karşısında mısır yiyebilmeye kadar tüm olgular artık özgürlüğün ayracı ve belirleyicisidir. Bu arada sahneye imajlar ağı gelir. Birey gerçeği temsil etmeyen, ama insan ve toplum yaşamının olgularını taklit ederek gerçeği belirleyen bu ağda kolaylıkla kaybolmaktadır. Çünkü gerçek bireye bir kodlama düzeni içinde sunulmakta, görünmeyen otorite, bu kod düzeni içinde gerçeğe ulaşma çabasını denetim altına alabilmekte ve bireyde oluşan bir takım sorular varsa bu sorulara yanıt aranmasının önü kesilmektedir. Teknoloji gücü ve yeni dünyanın sanat anlayışı; 18. Yüzyılda etik değerlerin dışında olduğu için uygulanmasının önüne geçilen Panopticon'u, yaratıcısının bile hayallerini zorlayacak ölçüde hayata geçirmiştir. Sonuç: Önemli olan toplumun mutluluğunu ve refahını sağlamaktır. Özgürlük artık, hiyerarşik kademede ve her kademede de görünmeyen bir üst otorite tarafından yapılacak bir denetim altında  her bireyin kendisinden beklenen davranışı sergilemesi hakkı olmuştur. Bu hakla ilgili egemen mesajı şudur: “Sadece kendi alanında bilgi sahibi ol ve kendi işini yap, imajı önüne konan konutlarda otur, o imajlara uygun giyin, çocuğunu öğretime değil, eğitimin güvenli kollarına bırak. Sen bilmesen de biz insan beyninin öğrendikten sonra eylemlerin kontrolünü omuriliğe terk ettiğini biliyoruz, bunu en doğru biçimde kullanırız. Ben güçlüyüm, sağlıktan savunmaya her alanda gerekli araştırmaları yapıp senin varsıl ve sağlıklı yaşamın için çalışıyorum. Direnme, direnirsen  ayraç, toplumun mutluluğu ve refahını sağlamak adına çalışır.”

Evet, insanlık tarihinde egemen, hiç olmadığı kadar vahşidir. Etik ve felsefi değerler insan olmanın onur ve saygınlığı, özgürlük ve bilinç ve de gerçek kavramlarından soyutlanarak yeniden yazılmıştır. Yeni yazılmış etik ve felsefi değerlere göre; doğru, sadece geçerli olandır. Doğal olarak değerlerin tamamı da geçerli olan üzerine yazılmaktadır. Bu anlamda belirlenen farkındalık ise geçerli olana uyma yetisi olmuştur. Kısaca özne artık yoktur, bireyin yaşamı kendisinin de elemanı  olduğu nesneler dünyasındadır. Minerva'nın baykuşu da artık karanlıkta değil, koyu karanlıkta uçmaktadır.

Böyledir de, unutulan bir şey yok mudur?

Vardır.

İnsanın oluşundaki itaatsizlik. İtaatsiz olan, baykuşu beklemeden devinim içindedir ve çözümlemelerini, yapılan her şeyin neler yapacağı üzerine odaklıyabilmektedir. Henüz bir karşıt etik ve felsefi değerler dizgesi oluşturulamamıştır ama Aydınlanma Çağı'nın metafizik alanını temsil eden yöntemler ve modernite ürünü sıfır toplamlar oyuncusu olma halinden de çıkılmıştır. Ayrıca egemenliğin hiç bir anlamda devredilemiyeceği de anlaşılmıştır. Temsili demokrasiler ile insanın salt insan olma nedeniyle sahip olduğu onur ve saygınlık arasındaki ilişki yeniden çözümlenme sürecindedir. Halen en önemli sorun , bireyde yeniden bütünleşmiş kişiliklere sahip olma istencini oluşturmaktır ve bu istenç için mekan oluşturmak, o kadar da kolay değildir. Bunun da bir istisnası var elbet.

Masonluğun bireye sunduğu yetkinleşme öğeleri tüm uygarlık tarihi boyunca hiç bu kadar etkileyici olmamıştı diyerek sözlerimi sonlandırıyorum.


ZAMAN
« Son Düzenleme: Ekim 24, 2010, 11:11:30 ös Gönderen: ZAMAN »


Ekim 25, 2010, 09:52:40 öö
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın ZAMAN,

öncelikle hoşgeldiniz demek isterim.Yukarıda kaleme almış olduğunuz doyurucu paylaşımı,yetkinliğinizin etkinliklerimize olası değerli katkılarının bir referansı olarak görüyorum.

Umarım,yılmadan ve yorulmadan yolculuğumuza eşlik eder,seviyeli zeminimizde aradığınızı bulursunuz.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Ekim 25, 2010, 02:07:15 ös
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Sayın ceycet,

Nazik hoş geldin mesajınız için teşekkürler.
Üyeliğim bana daha başlangıç aşamasında katkı sağladı. Bu katkının devam etmesini diliyor ve hoş buldum diyorum.
Saygılarımla,


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
2975 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 07, 2007, 02:33:33 ös
Gönderen: Kaan
Farkındalık

Başlatan martı « 1 2 » Parapsikoloji

12 Yanıt
12984 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 04, 2013, 04:58:25 ös
Gönderen: lmia
0 Yanıt
1403 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 28, 2010, 12:46:05 öö
Gönderen: Mozart
2 Yanıt
2876 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 09, 2010, 01:03:35 ös
Gönderen: ZAMAN
0 Yanıt
2536 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 09, 2010, 01:12:58 ös
Gönderen: ZAMAN
1 Yanıt
4184 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 26, 2011, 02:27:30 ös
Gönderen: oasis
0 Yanıt
1301 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 02, 2013, 01:47:19 öö
Gönderen: Ares
0 Yanıt
1984 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 12, 2013, 12:35:23 öö
Gönderen: Melina
1 Yanıt
1307 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 29, 2016, 10:56:30 ös
Gönderen: ruzber
0 Yanıt
1374 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 17, 2015, 09:19:14 ös
Gönderen: burakc