Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Evrenin evrimi  (Okunma sayısı 2988 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 25, 2011, 12:35:53 ÖS
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 159
  • Cinsiyet: Bay

Evrenin evrimi

İnsanlık, tarih boyunca  “madde nelerden oluşur?” ve “bunları bir arada tutan şey nedir?” soruları etrafında doğayı anlamaya çalışmıştır. Sayısız deneyler ve deneylere öneri, öngörü ve yorum getiren kuramsal çalışmalar göstermiştir ki madde çok az sayıda ve oldukça küçük yapı taşlarından oluşmaktadır. Diğer bir deyimle,hava, su, ateş ve toprak bir metrenin on milyarda biri büyüklüğündeki atomlardan; atomlar kendilerinden on bin kat küçük çekirdek ile bir milyar kat küçük elektronlardan;  çekirdek ise kendinden on kat daha küçük nötron ve protonlardan oluşmaktadır. 

Atom çekirdeğindeki proton ve nötronlar ise temel parçacık olan 2kuarklardan meydana gelmektedir. Böylesi küçük varlıkların davranışları günlük hayatta gözlemlediğimiz cisimlerden farklıdır: konumları ne kadar yüksek hassasiyetle ölçülürse hızları o kadar az hassasiyetle bilinebilir (Heisenberg belirsizlik ilkesi); hem dalga hem parçacık özellikleri gösterirler; devinim esnasında belli bir yörünge izlemezler; verilen bir durumdan diğerine geçerken gözlenemeyen ara durumlar yaşarlar.

Bu prensipler bütünü kuantum mekaniği olarak adlandırılır. Günümüzde içinde yaşadığımız evrenin ve onu oluşturan maddenin temel yapısını çok iyi biliyoruz. Bu konuda şimdiye kadar gelişmiş ve deneysel olarak ispatlanmış en iyi teori Standart Model (SM) adı verilen bir modeldir. Evrende, bilinen dört temel kuvvetten ikisini, Elektromanyetik ve Zayıf kuvveti, aynı kuram içinde birleştiren Standart Model , fizik biliminin 20. yy' daki en büyük başarılarından biri olmuştur. Glashow, Salam ve Weinberg tarafından 1960' larda ortaya atılan kuram, sonraki 30 yıl içinde gelişmiş, test edilmiş ve peş peşe gelen keşiflerle, sağlam bir model olarak günümüzde temel parçacıkları betimleyen ve deneysel olarak test edilebilen tek doğru model halini almıştır. Standart Model' de temel parçacıklar 10 -18 -10 -19m boyutlarında, maddenin noktasal (iç-yapısı olmayan), en temel yapı taşları olarak tanımlanır.

Bunlar, madde parçacıkları (leptonlar ve kuarklar) ve tüm temel etkileşmelerin kuvvet taşıyıcıları olan ara etkileşim parçacıkları (bozonlar) olmak üzere ikiye ayrılırlar.  Leptonlar, elektron birim yüküne  sahip elektron, muon ve tao  ile 0 elektrik yüküne sahip neutrinolarıdır (elektron, muon ve tao nötrinoları). Kuarklar ise kesirli elektrik yüküne sahip olup, u, d,  s, c,  b ve  t kuarkları olarak adlandırılırlar.  Her parçacığın zıt elektrik yüküne sahip bir de karşı-parçacığı vardır.

Evrende gördüğümüz maddenin atomlarını, bu altı kuarktan sadece ikisi (atom çekirdeğindeki u ve d kuarkları) ile leptonlardan bir tanesi (elektron) meydana getirir. Diğer kuarklar ve leptonlar çok kısa süre içinde bozunarak daha hafif kuark ve leptonlara dönüşürler.  Einstein denklemlerinde bir hata olabileceğini öngörüp evrenin genişlemesi gerektiğini 1922'de  kuramsal olarak bulan A. Friedmann' ın çalışmalarından ve G. Lemaitre (1927) ile  E. Hubble' ın (1929) gözlemlerinden beri biliyoruz ki galaksiler uzaklıklarına orantılı olarak kırmızıya kayıyorlar, diğer bir deyişle evrenimiz genişliyor. Genişlediğine göre bir başlangıç noktası var evrenimizin. Uzun yıllar boyunca yapılan sayısız gözlemler bu başlangıç noktasını 13.5 milyar yıl öncesi olarak belirlemiştir.  Evrenimiz durağan değil, tersine dinamik bir evrendir ve ilerde göreceğimiz gibi  oldukça çalkantılı ve kaotik bir tarihi vardır. Günümüzde evren 10 26 metre boyutlarındadır ve yaklaşık olarak 10 11 galaksiye, 10 21 yıldıza, 10 78 atoma ve 10 88 fotona sahiptir.  Ama içinde yaşadığımız evren yaklaşık 13.5 milyar yıl önce Büyük Patlama ile başladığında her şey çok farklıydı. Başlangıçta evrende hiç madde yoktu. Öte yandan, evrende var olan ve her yerde karşımıza çıkan dört temel kuvvet, kütle çekim kuvveti, elektro-manyetik kuvvet, zayıf ve güçlü kuvvetler, ilk nano saniyelerde hep bir aradaydılar. 

Modern Kozmolojik Kurama göre noktasal bir tekillikten doğan evrende   ilk saniyelerde o kadar büyük bir sıcaklık vardı ki,  tüm maddeler ayırt edilemez bir “kuark çorbası”
durumundaydı. Evrenin yaşı bir saniyenin milyarlarca kere milyar kadar küçük bir kesiti kadarken kütle çekim kuvveti diğer kuvvetlerden ayrıştı, maddenin temel yapı taşları olan kuarklar ve leptonlar oluştu. Bir sonraki aşamada aniden genişleyen (şişme dönemi) evren hızla soğumaya başladı ve ilk nano saniyelerin sonunda, bugün her yerde karşımıza çıkan diğer üç temel kuvvet (elektromanyetik, zayıf ve güçlü kuvvet) birbirlerinden ayrıştı. Bu sürece kendiliğinden simetri kırınımı diyoruz.  Simetrinin kırılması olgusunu ilerde daha ayrıntılı göreceğiz ve bunun evrim mekanizması için önemine değineceğiz.
Ayrıca evrende bu ilk zamanlarda eşit miktarda madde ve anti-madde vardı. Evren hızla soğudukça madde ile anti-madde arasındaki simetri bozuldu. Elektronlar, pozitronlar, fotonlar, nötrinolar ve antinötrinolardan oluşan başlangıç anı çorbasının sıcaklığı yüz milyar kelvin derecesiyken, bu yüksek sıcaklıklarda parçacıkların karşılıklı 3etkileşimde bulunmaları sürekli bir yaratılış ve yok ediliş süreci idi. Bu yüksek sıcaklıkta bir elektron ve pozitronun fotonlar şeklinde yok olması, fotonların bir elektron pozitron çifti yaratmak üzere çarpışması kadar olasıydı. Ancak bu başlangıç anı çorbasında, fotonların sayısının milyarda biri kadar küçük bir oranda proton ve nötron kirliliği vardı. Çorbadaki bu küçük öbekten  tüm galaksiler ve yıldızlar ve nihayet gezegenimiz ortaya çıktı. İlk üç dakika geçtikten sonra, evrenin sıcaklığı küçük proton ve nötron kirliliğinin çekirdek halinde birleşmesine yetecek kadar düştü. 

Başlangıçta evrende radyasyon (ışınım) hakimdi. Elektron, proton gibi maddenin temel yapı taşları yüksek sıcaklıklarda bir araya gelip atomu oluşturamıyorlardı. Radyasyon ve madde termal bir denge halindeydi. Evren yaklaşık 300 bin yıl yaşındayken, sıcaklığı 4000 kelvine kadar düştü (günümüzdeki sıcaklığın binde biri) ve  protonlar  hidrojen atomları oluşturmak üzere elektronlarla bağlandı. Bu dönemden kalan ve  Penzias ile Wilson'un 1964’ te keşfettikleri kozmik ardalan mikrodalga ışımasını (CMB) evrenin her yerinde görebiliyoruz.  Kozmik Ardalan Araştırmacısı (COBE) uydusunun bu fosil ışınım üzerinde belirlediği yoğunluk farkları Büyük Patlama kuramının en önemli kanıtlarından biridir. Daha sonra yapılan hassas gözlemler, ardalan ışınımında bir derecenin 10.000’de biri ölçeğinde sıcaklık farkları belirlediler ve bunların madde yoğunluğundaki farklara karşılık geldiğini saptadılar. Bu salınımların büyüklüğü, evrenin başlangıcındaki kuantum dalgalanmalarının,  şişme süreci sonucu simdi gözlenen boyutlarına ulaşmış olabileceğini göstermektedir.

Bir sonraki dönemde bu hidrojen atomları milyonlarca yıl boyunca birleşerek yıldızları oluşturdular. Yıldızlar yandıkça hidrojen atomları kaynaştı ve daha ağır atomları meydana getirdiler. Yeni elementler yıldızların kalbinde yaratıldı. Milyarlarca yıl sonra, şimdi içinde yaşadığımız güneş sisteminin ortasında bulunan çok büyük bir yıldız patladı ve içindeki elementler uzaya savruldu. Sonraki milyonlarca yıl boyunca uzayda dönen bu elementler birleşerek ortada güneşi, etrafında gezegenleri ve dünyamızı yarattı. Daha sonra da dünyada yaşam başladı ve evrimleşerek günümüzdeki insana kadar geldik, evren hakkında sorular sormaya başladık.   

Yaşamın başlangıcına kadar kendiliğinden gelişen bütün bu süreçte, biyolojik evrim kuramına benzer bir şekilde, maddenin evrimleşmesi söz konusudur. Ama bu sadece bir benzetmedir. Şüphesiz, biyolojik evrimde birikimli seçilim gibi bir çok farklı faktör rol oynamaktadır.  Ancak ilerde de göreceğimiz gibi, maddenin evrimi ile canlılının evrimindeki ortak nokta simetrinin kırılmasıdır. Tamamen simetrik bir evrende yaşamın gelişmesi mümkün olmadığı gibi,  atomların ortaya çıkması, yıldızların, galaksilerin oluşması da imkansızdır. Atom altı parçacıkların birbirlerini yok etmeden var olabilmeleri için madde/karşı madde simetrisinin kırılması ve maddenin hakim olması gereklidir. Bu süreç de zamanın başlangıcında, evrenin ilk nano saniyelerinde meydana gelmiştir.

Evrenin tarihindeki karanlık noktalar  20. yüzyıldaki Evren kuramları sürükleyici bir dedektif romanına benzer. Hızla yetkinleşen gözlem araçları ve güçlü kuramsal çalışmalar sayesinde son yüzyılda evrenimiz hakkında çok şey öğrendik. Bu öğrenme süreci aynı zamanda kuramların, öngörülerin birbirleriyle çarpışması ve sağlam kanıtları olanların hayatta kalması demektir. Süreç içinde kuramda bir çok sorunsal ortaya çıktı ve bir çoğu çözüldü.

Bunlardan en önemlilerinden birisi şişme (enflasyon) kuramıdır. Kozmik ardalan mikrodalga ışınımının evrenin her yerinden görülüyor olması aslında Büyük Patlama kuramı için bir engeldi. Çünkü bu gözlem evrenin her tarafının aynı yoğunlukta olmasını gerektiriyordu ki bu kolay açıklanır bir durum değildi. İşte bu fenomen şisme kuramı ile açıklandı ve başarıyla ölçüldü. 1979'da Alan Guth tarafından ortaya atılan kurama göre evren, ilk 10 -35 saniyelerde fotonların evrenin her tarafına eşit şekilde dağılabildiği çok küçük bir boyuttan, çok küçük bir zaman dilimi içinde bir portakal büyüklüğüne genişledi (enflasyon dönemi). Böylelikle evrenin her noktasının nasıl  aynı termal kontağı sağlamış olduğu açıklığa kavuştu. 4 Henüz çözülmemiş olan bir diğer kozmolojik problem ise Karanlık Maddenin kaynağıdır.

Gözlemlenebilir evrende yapılan ölçümler, galaksilerin hesaplanabilen maddeden daha fazla bir maddenin çekim etkisi yüzünden çok hızlı döndüklerini ortaya çıkarmıştır.
Kaynağını bilmediğimiz bu maddeye Karanlık Madde adını vermekteyiz. Öte yandan, yine son yıllarda yapılan ölçümler göstermiştir ki, itici bir Karanlık Enerji sayesinde evren hızlanarak genişlemektedir. Evrenin enerji yoğunluğunun, kaynağını bilemediğimiz ama ölçebildiğimiz bu karanlık madde (%23) ve karanlık enerjinin (%73) dışında kalıp da tanımlayabildiğimiz  kısmı %4 kadardır. Bütün bu kozmolojik verileri tutarlılık içinde açıklayabilen çeşitli fizik modelleri vardır, ancak bunlar henüz test edilmemişlerdir.

Günümüzde parçacık fiziğinin ve kozmolojik araştırmaların temel uğraş alanlarından biri de  karanlık madde ve karanlık enerji kaynaklarını belirleyebilmek ve tutarlı bir kuramsal model çerçevesinde bunların birbirlerine oranlarını hesaplamaktır. Karanlık madde ile karanlık enerjinin birbirlerine oranları aynı zamanda evrenin gelecekteki tarihi hakkında da bilgi vermektedir. Eğer karanlık enerji baskın olursa evren “büyük parçalanma” ile son bulacak, eğer karanlık madde daha yüksek oranda çıkarsa evren kendi içine çökecek, son olarak bunların oranı birbirlerini dengeleyecek şekilde çıkarsa  evren “düz evren” olarak adlandırılan bir süreçte, günümüzdeki gibi hızlanmaya devam edecektir.

Geçen yüzyılın ortalarından bu yana yapılan çalışmalar göstermiştir ki elektrik  ve zayıf  kuvvetler elektronun büyüklüğü  civarındaki mesafelerde birleşip tek bir kuvvet yasasına, elektro-zayıf kuvvete, dönüşmektedirler. Bu birleşme, sistemlerin enerjileri arttıkça değişimsizliklerinin (simetrilerinin) de artmasından kaynaklanmaktadır. Bu olay bir kare masanın gözümüzün algı sınırından daha hızlı döndürüldüğünde, yuvarlak masa gibi görünmesine benzetilebilir.

Gerçekten de bir kare masa sadece kesikli dönmeler altında değişimsiz kalırken yuvarlak masa küçük veya büyük her dönme altında değişmeden kalır. Bugün fiziğin en önemli sorunlarından biri kare masayı yuvarlak masaya tamamlayacak olan parçaların, yani yeni parçacıkların kuramsal olarak öngörülüp deneysel olarak gözlenmesidir. Kuramsal açıdan eksik parçaların bulunmasında temel kılavuz elektro-zayıf kuvvet ile çekim kuvveti arasındaki hiyerarşik bağıntıdır. Şöyle ki kuantum etkileri altında elektro-zayıf kuvvet kararlı davranmayıp kentilyon kere kentilyon kez küçülerek çekim kuvveti ile benzer büyüklüğe ulaşmaktadır. Dolayısıyla, eksik parçalar tamamlanırken birincil olarak gözlemlerle çatışan bu kararsızlık önlenmelidir. Bunu başaran kuramsal yapılar genel olarak küçük mesafelerde ek uzay boyutlarının varlığını öngörürler.

Bu kuramlara göre, içinde yaşadığımız dört boyutlu  uzay-zaman, yerini çok boyut içeren daha genel bir uzay-zamana bırakır.  İşte bu  simetrinin kırınım mekanizmasını tam olarak açıklayabilmek, evrenin başlangıç koşullarına da bir açıklama getirebilmemizi sağlayacaktır. yüzyıldır devam eden maddenin yapı taşlarını araştırma aşamasında geldiğimiz son nokta Standart Model' dir.  Her ne kadar bir çok deneyle desteklenen bu model, içinde yaşadığımız evrende neler olduğunu bize çok güzel bir şekilde açıklasa da, ortada yanıtlanmamış bazı sorular bulunmaktadır.

Standart Model için gerekli olan bir parçacık (ki buna Higgs parçacığı diyoruz) henüz keşfedilmemiştir.  Standart Modele göre, maddenin yapı taşları olan temel parçacıklar altı lepton, altı kuark ve bunlar arasındaki temel etkileşmeleri gerçekleştiren aracı parçacıklardır. Bu modele göre, parçacıkların kütlelerinin nerden geldiklerini açıklayabilmek için Higgs alanı  adı verdiğimiz ve henüz keşfedilmemiş bir temel-etkileşim alanına ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla Higgs parçacığının var olup olmadığı sorusunun yanıtlanması Standart Model açısından son derece önemlidir. CMS deneyi ve  diğer LHC deneyleri,  öncelikle Higgs parçacığını aramak ve böyle bir parçacık varsa bunun kütlesini ve diğer özelliklerini ölçmeyi amaçlamaktadır. Öte yandan,  LHC deneylerinin diğer amaçlarından birisi de SM'in ötesinde bir model olan  Süpersimetri  modelini sınamaktır. 

LHC deneylerinde araştırılan fizik problemlerini özetlersek:


Standart Model içinde dışarıdan ithal ettiğimiz birçok parametre var. Bu parametrelerin orijini hakkında birçok sorumuz var. Bu sorulara yanıt aranmaktadır.
Kuarklar teoriye elle koyulmuşlardır: SM temel olarak Elektrozayıf etkileşmeleri açıklayan Kuantum Elektromagnetik Dinamiği kuramı üzerine kurulmuştur,  fakat kuark alanları SM’e elle koyulmuştur. Kuark alanlarının kendiliğinden çıkan modeller LHC'de sınanacaktır.

Elektrozayıf Simetri Kırılması hala anlaşılabilmiş değil: Tüm madde ve kütleye sahip kuvvet taşıyıcı alanlar kendiliğinden gerçekleşen Elektrozayıf simetri kırılması ile kütle kazanmaktadırlar. Fakat bu mekanizma tam olarak anlaşılabilmiş değil. Güçlü Nükleer Kuvvette Yük-ayna simetrisinin (CP) Kırılması Anlaşılabilmiş değildir. Bu nedenle evrende neden karşı-maddeden meydana gelmiş atomların  olmadığının cevabı tam olarak verilmiş değildir. Günümüzde Zayıf Nükleer Kuvvetin  CP simetrisi altında tam olmadığı deneyler ile ispatlanmıştır. Fakat Güçlü Nükleer Kuvvetin de CP 7 simetrisi altında tam olmadığına dair deneysel kanıtlar bulunmuştur.


Çeşni karışımı ve ailelerin sayısı keyfi: SM de üç tane aile vardır ve bu aileler kendi aralarında bir karışıma sahiplerdir. Fakat neden üç aile olması gerektiği hala belirlenememiştir. Etrafımızdaki uzayın tamamına yakını en hafif aileden oluştuğuna göre diğer ağır iki aileye neden ihtiyaç bulunmaktadır?
Kütle spektrumunun kaynağı belirsiz: SM içinde birçok alan vardır, bu alanların kuantumları olan parçacıklar Higgs alanı olan etkileşmelerinin mertebesine göre kütle kazanırlar. Fakat bu kütle spektrumunun kaynağı  hala belirsizdir.

 
Kuark ve Lepton alanları birer temel alan ya da daha temel alanlardan oluşup oluşmadıkları SM içinde bir cevabı yoktur. Genel Görelilik  kuramı SM içinde yer almamaktadır Standart modeldeki soruların bir kısmını çözmek için ortaya atılan en basit teori, bütün parçacıkların kütlesiz oluşudur!  Evreni alanlar doldurmuştur, parçacıklar Higgs alanı denilen bu alanla etkileşime girerken kütle kazanmaktadır. Ama ne varki Higgs parçacığı henüz saptanamamıştır. İşte bütün bu sorulara yanıt aramak için yıllar önce LHC projesi ortaya atılmış ve LHC deneylerinin yapımına başlanmıştır.


CMS, ATLAS gibi LHC deneylerinden sonuç almak içinse daha bir kaç yıl daha beklemek gerekecektir. Eğer şanslıysak ve teorik modellemeler doğruysa, bir kaç yıl içinde çok önemli bilgilere ulaşacağız. LHC deneyleri her şeye rağmen daha 15-20 yıl devam edecektir.

 

Parçacık Çarpıştırıcılarında amaç nedir?


Deniz suyunun ısısı bir litre kaynamış suya oranla kat kat daha fazladır. Çünkü ısı bir enerji ölçüsüdür ve deniz suyunun muazzam miktardaki kütlesinin içerdiği enerji bir litre kaynamış suyun enerjisinden milyarlarca kez daha büyüktür. Böyle olduğu halde başımızdan aşağı bir litre kaynamış su döktüğümüzde haşlanırız da denize girdiğimizde hiçbir şey hissetmeyiz. Hatta deniz suyunun sıcaklığı düşükse üşürüz. Bunun nedeni denizin ısısının dağılmış durumda olmasıdır. Oysa bir litre kaynamış suyun ısısı (yani enerjisi) küçük bir alanda yoğunlaşmıştır. Öyleyse önemli olan enerji miktarı değil, enerjinin yoğunlaşma derecesidir.


Peki, enerji çok daha fazla yoğunlaştığında ne olur? Hemen herkes Einstein' ın ünlü formülünü bilir: E=mc². Bu basit formülün içerdiği anlam aslında çok büyüktür. Sözle ifade edersek söyle söylememiz gerekir: Enerji eşittir kütle. Öyleyse enerji yeteri derecede yoğunlaştığında maddeye dönüşür. Bunu söyle de ortaya koyabiliriz: bir maddenin enerjisini yeterli oranda arttırdığımızda o maddenin kütlesi enerjiye dönüşür.


Küçük bir kıvılcım yaklaşık 1000 C derece sıcaklığa sahiptir. Aslında enerjisi çok küçüktür, ama yoğunlaşmış durumda olduğundan bizim görebileceğimiz düzeyde ışık üretir. Bu küçük kıvılcımın enerjisini çok küçük bir hacimde yoğunlaştırırsak onu kütleye dönüştürürüz. Einstein' ın Özel Görelilik teorisinin bir sonucu olan bu durum deneylerle ispatlanmıştır. Parçacık hızlandırıcılarında yapılan deneylerde iki parçacık (örneğin iki proton) ışık hızına yakın hızlarda  hızlandırıldıktan sonra çarpıştırılır  ve  yoğunlaşan enerjiden  yeni parçacıklar elde edilir. Çarpışmadan sonraki madde miktarı, çarpışma öncesinden kat kat daha fazladır. Rakamlarla ifade edersek, 25 milyon kilowat-saat enerji bir gram maddeye eşittir. Büyük bir şehrin yaklaşık bir günlük enerji tüketiminin tamamını maddeye dönüştürürsek bir gramlık bir kütle elde ederiz.


Öyleyse neden enerjinin maddeye dönüşmesi olgusunu gündelik hayatta görmüyoruz?


Örneğin neden iki elmayı çarpıştırdığımızda yeni elmalar, portakallar ya da değişik maddeler elde etmiyoruz? Aslında bu teorik olarak olanaksız değildir. Gündelik hayatta enerjinin maddeye ya da maddenin enerjiye dönüşmesini gözlemleyemememizin başlıca üç nedeni vardır:


Normal koşullarda enerji maddeye dönüşecek kadar yoğunlaşmış değildir. Madde elde etmek için, günlük hayatta karşılaştığımız enerjiyi milyarlarca kez yoğunlaştırmak gerekir. Enerjinin maddeye dönüşmesi sonucu ortaya çıkan parçacıklar bizim göremeyeceğimiz kadar küçüktürler. Çevremizdeki  parçacıklar (elektronlar, protonlar, muonlar) sürekli olarak çarpışmakta ve daha fazla miktarda parçacık ortaya çıkmaktadır (aynı zamanda yok olmaktadır) ,ama biz bunları kendi gözümüzle göremeyiz. Bunları ancak parçacık dedektörleriyle saptayabiliriz.  Ayrıca bunlar birleşip görünebilir maddeler meydana getirebilecek kadar uzun yaşamamaktadırlar. Yaşam süreleri saniyenin milyar kere milyarda birinden azdır. Bunların çoğu tekrar enerjiye dönüşür ve bu enerji yeni parçacıklarin ortaya çıkmasına yarar. Bu zincirleme dönüşüm kararlı parçacıkların meydana gelmesine kadar sürer. Bizim dünyamızı oluşturan her şey bu kararlı parçacıkların (elektron, proton, nötron) çeşitli kombinasyonlarından meydana gelir. Oysa yüksek enerjilerde yüzlerce farklı parçacık ortaya çıkar. İçinde yaşadığımız evrende madde adını verdiğimiz her şeyi (vücudumuz, gezegenimiz, güneş, yıldızlar, ...) oluşturan bu üç parçacık (esas olarak proton ve nötron) yaklaşık 13.5 milyar yıl önce, evrenin başlangıcında ortaya çıkmışlardır. Şimdilik bu parçacıkları meydana getiren (Big Bang'deki) o muazzam enerjinin kaynağını bilmiyoruz.


Sonuç

Evren modellerinde kullanılan parametreler ve yapılan gözlemlerle ölçülen evrensel sabitler bize evrenimizin ne kadar hassas bir denge halinde olduğunu göstermektedir.Öyle ki, bu parametreler biraz farklı olsaydı evrenimiz var olmayacaktı. Örneğin evrendeki tüm maddenin yoğunluğunu gösteren bir parametre biraz daha güçlü olsa evren kendi üstüne çöker; biraz daha zayıf olsa hiçbir yıldız ve galaksi oluşamazdı.


1998’de keşfedilen ve evrenin genişlemesinden sorumlu kozmik bir itici güç olarak değerlendirilen başka bir parametre  biraz daha güçlü olsaydı, yıldızlar, galaksiler ve dolayısıyla yaşam ortaya çıkamazdı. Öte yandan evrenin başlangıç koşullarındaki simetri kırınımı olmasaydı evrende madde de var olamazdı.   Aynı şekilde canlıların evriminde de doğal seçilim için simetrinin kırılması, diğer bir deyişle kopyalamanın hatalı olması gerekmektedir. Tamamen simetrik bir evrende evrim gerçekleşemez. Bütün bu evrim mekanizmaları farklı bilim alanlarında araştırılmakta ve kuarkların kendiliğinden macerasında geldiğimiz noktadan geriye bakarak kendi tarihimizi yazmaktayız. Karşılaştığımız engeller bilimsel ilerlemenin önündeki engeller değil, bilimsel çabanın gerektirdiği, açıklanması gerekli sorulardır.

Tüm bilimsel modeller gibi modern fizik de bütünü açıklamaktan uzaktır. Her bilimsel modelin açıkları vardır. Bilimsel faaliyet bu açıkları kapatma sürecidir. Ama bu sorulara yanıt aranırken her zaman gözlem verileri ile uyum içinde olmak şartı vardır. Böylelikle bütün bilimsel disiplinler birbirleriyle uzlaşma içinde evrenin tarihini araştırmakta, ve metafiği 13.5 milyar yıldan önceye, evrenin başlangıcından öncesine atmaktadır.


Kerem Cankoçak (CERN, Cenevre, Eylül 2009)

Kaynakça
 [1] Bertrand Russell, My Philosophical Development, Routledge, 1995
 [2] Erwin Schrödinger, What is Life?, Cambridge Un., 1967
 [3]  Stephen W. Hawking, Roger Penrose, Uzay ve Zamanın Doğası,  Sarmal Yayınevi
 [4] R. Penrose, “Kralın Yeni Usu”, TUBITAK yay., 1989
 [5]  Gerard't Hooft, Maddenin Son Yapıtaşları, TUBITAK yay., 2000
 [6]  Edward Kolb, Michael Turner, “The Early Universe”, Westview Press, 1990
 [7] Scott Dodelson, “Modern Cosmology”, Elsevier, 2003.
 [8]  R.P. Kirshner, “the Extravagant Universe”,Princeton, 2002
 [9]  R. Gürdilek, “Evren kuramları”Bilim ve Teknik, Mayıs 2007
 [10] Teerikorpi, “The evolving Universe and the Origin of Life”, Springer, 2009
veritas lux mea.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
1978 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 26, 2007, 10:41:57 ÖS
Gönderen: shemuel
Evrenin Yaratılışı

Başlatan Halsond Mitoloji

0 Yanıt
2567 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 18, 2010, 09:37:38 ÖÖ
Gönderen: Halsond
13 Yanıt
7399 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 18, 2011, 11:13:20 ÖS
Gönderen: Asli
3 Yanıt
2528 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 23, 2011, 02:35:27 ÖS
Gönderen: agnusdei
27 Yanıt
6729 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 13, 2012, 05:16:10 ÖS
Gönderen: peacewings
4 Yanıt
6883 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 28, 2012, 12:46:51 ÖS
Gönderen: asimov
3 Yanıt
3779 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 30, 2012, 10:57:50 ÖS
Gönderen: NOSAM33
5 Yanıt
4291 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 25, 2014, 09:45:53 ÖÖ
Gönderen: asimov
İnsanın Evrimi

Başlatan ADAM « 1 2 » Mizah

16 Yanıt
5300 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 15, 2012, 09:38:35 ÖS
Gönderen: karahan
1 Yanıt
1187 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 12, 2014, 08:22:31 ÖÖ
Gönderen: Nicolus