Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Nostalji Mahallenin Çocukları  (Okunma sayısı 2510 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ağustos 27, 2011, 02:36:33 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Mahallenin Çocukları

Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin tutmaz,her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.

O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.
Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları.

Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV' yi, İnterneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu...
Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi.
Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları.

Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.
Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, aynı kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş kaybedince kapısı, Teksas'ı, Tommiks' i, Konyakcı' nın dişlerini...
İç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. Üç korner bir penaltıyı.
Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını...
Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı...
Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını.
Yakar topun yakışını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı.
Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı - ödleği.
Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtüözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları...
Açık hava sinemalarını, frigo buzu...

Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış.

Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmış.
Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon,  köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan erken, herkes yüzünde soluk bir bakış,  içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile baş başa kalmış.
Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmanların  arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok seviyor.
Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria' dalar. Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor. Çocuklar trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor. Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyorlar.
Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.
Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...

Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları...

 Can Yücel

 

Düne kadar Kuruyemiş ve Tombala

Yılbaşı gecelerinin vazgeçilmez ikilisiydi

Bayram sabahları el öperdik;

ya bir şeker olurdu armağanımız,

ya da bembeyaz bir mendil veya çorap içinde minicik harçlık,

Kuru incir içine ceviz koyar, küçük ellerimizle,

Yafa portakalları soyardık Yerli Malı Haftalarında.

Berberlerde "Akbaba" okunur, kayışlarda çelik usturalar bilenirdi.

"Arap Mabel" çiğner, topaç çevirir, misket oynardık, yukarı mahallede.

Mahalle mi kaldı ?

Basketbola başlamadan önce istop, dalya ve yakar topla oldu ilk tanışmamız.

Beton mantarlar yokken sokaklarda,

mahalle aralarında capon kalesi maç yapılırdı.

Koskoca " Balina" küçücük gömlek yakasına nasıl girerdi, anlayamazdık.

Çözemezdik sihrini, masmavi çivitin bembeyaz çamaşırları lekelemeden yıkamasını

Gramofonlardan sonra pikaplarda dinledik taş plakları,

Sonra da 45'lilerde Barış Manço' nun "Dağlar Dağlar" ını,

Cem Karaca' nın "Hudey Hudey" ini,

Berkant' ın "Samanyolu" nu,

Radyo dinlerdik : ufkumuz gelişirdi :

"Bak Bak" Yüksek Kaldırımdaydı , bilirdik.

Hayat Mecmuasında Hikmet Feridun Es ile dünyayı dolaşırdık, pasaportsuz, vizesiz

Türkiye' de 67 il vardı düne kadar: Zonguldak ' ta noktayı koyardık.

İş Bankası kumbaraları ilk tasarruftu, ilk mülkiyet.

Konkensiz kadın günleri  yaşanırdı: elişleri, dantelalar örülürken,

İnce belli bardaklarda çaylar içilir,

Sohbet önce yakın çevreden başlar,

sonra ülke sorunlarına geçilirdi

İsimlerden sonra gelen "Bey" ve " Hanım" takıları rahatsız etmezdi kulaklarımızı,

Yemek, beyaz örtülerin üzerinde, "Yıldız" porselen tabaklarda yenirdi 

Komşu sadece dilde değil, yüreğin içinde de vardı.

Evin küçük kızı komşuya yollanır:

" Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek" denirdi.

CINE 5 yoktu: Lacivert yaz akşamlarında, açık hava sinemalarında seyredilirdi filmler.

Ayçekirdeği alınır, minder kiralanırdı.

Beş dakika ara beklenirdi, " Frigo Buz" yemek için sabırsızlıkla.

Mobil telefonlar sadece James Bond filmlerinde vardı.

Jeton alıp, sıra beklerdik telefon etmek için.

İnsanlar daha mı az yorgundu ne ? Otobüslerde büyüklere ve hamilelere yer verilirdi o zamanlar....

Tekel Birası ve Bafra Maden delikanlılığa ilk merhaba idi.

Likör müydü ikram edilen, zarif kristal kadehlerde ?

Akide şekercimiz, macuncularımız, Hacı Bekir ve Mahdumları nerede şimdi ?

"Yenice" sigarasının ara kağıdına yapılırdı aylık bütçeler.

Kimliğini  bir türlü çıkarmadığımız ve tabii bir türlü canlandırdığımız "YUKİ" ile şenlenirdi evler

Radyo Tiyatrosu, Onaltı Soru Bilgi Yarışması, Brezilya dizileri gibi vazgeçilmezdi herkes için

Kupon, sertifika tasası olmadan, yalnız okunmak için alınırdı gazeteler...

Kahve ise yüz gramla alınırdı, her dem taze...

Kuruş bir değerdi, Bir Lira vardı o zamanlar.....

Her kış öncesi reçeller yapılır, turşular basılırdı evlerde

Gillette Contour yoktu: JOB kullanırdı, NACET kullanmayanlarımız.

Siyah okul önlükleri, beyaz kolalı yakalar hep geceden ütülenirdi.

Sevdaları ilden ile , gönülden gönüle taşırdı, posta kartlarımız, mektuplarımız..

Sokak aralarında patates, soğan çığlıkları yerine yoğurtçu çıngırakları duyulurdu.

Ezanı hoparlörlerden dinlemez,

Dokuz kez düşünmeden söz söylemezdik.

Çocuklar oyun bile oynarlardı:

Toprağı saksıda değil, arsada bahçede tanırlardı...

Bir  garip Orhan Veli' ye bir garip tabelayı çok gördük: kaldırdık !

Çevre koruma örgütleri boy göstermemişti henüz;

çünkü çevre vardı....

10 kasımlarda gazeteler siyah manşet çıkar, fabrikalar sirenlerini çalardı.

Anayurt dört bir yandan çelik ağlarla örülürdü.

Ankara' yı ziyaret eden dostlar Anıt Kabir' e götürülürdü.

Bildiğimiz en gizli şey "gizli pençe", konuştuğumuz dil Türkçe idi.

Tatil Programları yerine bayramlarda, Fener alayları yapılırdı cadde cadde, sokak sokak

Kucak kucak çiçek toplanırdı anneler gününde..

Göğsümüz Cumhuriyetin tunç siperiydi

Turan Güneş'lerimiz, çocukları arkadaşımız olan İhtilal Albaylarımız vardı..

Milletvekilleri milletin vekilleriydi o zamanlar....

Yeni bir dünya kurulacak ve Türkiye o dünyada yerini alacaktı:

İnanırdık, inanmıştık saf Anadolu çocuğu olarak...

Ne güzel yerdi Susurluk, yalnız ayranı meşhur olduğu zamanlarda,

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla.

Geleceği, geçmişten kopmadan kuracağımızı sanırdık, düne kadar.

Yaşadığımız binlerce gerçek ve kurduğumuz binlerce düş vardı:

Savrulduk hepimiz bir yerlere, bağlarımız darmadağın,

Sadece elimizde bir avuç değerle...

 

Biz mi istedik yoksa hak mı ettik ?
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 11, 2012, 02:01:24 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2942
  • Cinsiyet: Bay

Dediğim gibi önceden de böyle eskilerden bahsederken Nedense biz toplum olarak emekleme devremiz bitmeden birileri tarafından koşmaya zorlandık sonuçta ; zamansız ayağa kalkış sonuçta düşe kalka yola devam ediyoruz  3 MAYMUN' u oynarak. Çünkü biz ÖZ'den uzaklaştık Sayın Karahan; Biz demekten, Ben demeye başladık .Eskiden hikayeler anlatılırdı eline bir çöp al kır sonra 2,3,4,5,6,.... sonunda kıramayacağın duruma geldiğinde de işte birlik olursanız size kimse dünyada , hiç bir şey yapamaz denirdi.
Sonra ÖZAL geldi ve meşhur söz ağzından çlktı '' BENİM MEMURUM İŞİNİ BİLİR'' ; '' 3, 5 ÇAPULCU BUNLAR''  PKK hakkında denerek , İnsanlar Tekilleştirildi ve bu bir erdem gibide lanse edildi ...

HA birde; Ben ZENGİNİ SEVERİM vb. sonuçta gittiği yerde muhasebesini yapıyordur...Saygılar >:(
« Son Düzenleme: Eylül 11, 2012, 02:04:36 ÖÖ Gönderen: NOSAM33 »
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
26 Yanıt
10180 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 21, 2014, 12:30:30 ÖÖ
Gönderen: ThomasReid
7 Yanıt
5776 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 10, 2012, 02:44:49 ÖS
Gönderen: NOSAM33
14 Yanıt
6500 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 04, 2007, 12:53:18 ÖÖ
Gönderen: shemuel
6 Yanıt
4252 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 17, 2008, 11:05:01 ÖS
Gönderen: akasya
0 Yanıt
1598 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 23, 2012, 12:43:48 ÖS
Gönderen: oasis
1 Yanıt
2106 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 10, 2015, 04:00:31 ÖÖ
Gönderen: Risus
0 Yanıt
788 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 15, 2015, 08:49:31 ÖS
Gönderen: hyperbolic metamaterial