Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: OZ (Ozlaşmak) Damgası  (Okunma sayısı 13204 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 13, 2011, 02:54:24 ÖÖ
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1665
  • Cinsiyet: Bay


Bu damga Ön-Türk göçleriyle Hindistan’a gitmiş, Nazilerin Hint/Cerman ırkı teorilerinin amblemi olarak ortaya çıkmıştır. Ön-Türklerde Ozlaşarak Tanrıya erişmeyi temsil eden bu damga, Nazilerde insanlık suçu timsali olarak kullanılmıştır. Oz damgası, öbür dünyaya geçerek orada şekil değiştirerek (metamorfoz) yeniden oluşum şeklindeki düşünceyi kapsar.
Mevlevi ve Bektaşilerde, insanların grup halinde eksenleri etrafında dönerek ”göğe” yükselme inancı yaygındır.
Saz şairleri de sazları ile canları ozlaştırır. Tanrıya eriştirirler.
Bu nedenle saz şairlerine ozan denilmektedir. Ozlaşma kavramının, ateş kültünden geldiği düşünülmektedir. Bu kavram, güneş kültüne ait kutsama töreninde de görülmektedir.
Bir güneş sembolü olan Oz Damgası/Svastika’nın sözcük anlamı kendi kendine var olandır. Ön-Türklerde kullanılan “OZ” diye okunan damganın nerede, ne zaman ortaya çıktığı kesin bilinmese de çoğunlukla “svastika” olarak isimlendirilmiştir. Svastika, kelimesi Hintçe olup, “Si” (iyi) ve “As” (olmak) kelimelerinden oluşmaktadır. Bu şekliyle kelime “mutluluk” ve “hayal” anlamlarına gelir[1].
Dört yöne salınmış kollarıyla Dış Oğuz tarafından dünyanın dört bir yanına yayıldığını belirtir ve tüm evreni simgeler[2].
Bu sembole ait bulgular İndus Vadisi Medeniyeti’ne kadar uzanmaktadır. Özellikle Harappa’da yapılan kazılarda ve Medeniyete ait mühürlerdeki kabartmalarda oldukça sık rastlanmıştır. Uğur şans getirmesi için kullanılan bir semboldür. Panini’nin ünlü gramer çalışması Ashtadhyayi’nin 8. bölümünde de Svastika’nın adı geçmektedir. Son yıllara kadar kökeninin Arilere dayandığı düşünülmekteydi[3], Fakat son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, kökeninin Ön-Türk kültürüne dayandığını ve onlar vasıtası ile dünyanın değişik yörelerine yayıldığı yönünde önemli bilgi ve belgeler ortaya koyulmuştur[4].  Yalnızca Hint uygarlığında kullanılmamış Türk dünyası, Mısır, Çin, Yunanistan vb. farklı coğrafyalarda kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Dünyanın çeşitli yörelerinde yapılan arkeolojik kazılarda da bu sembole ayıt bulgulara rastlanmıştır.


Svastika Hinduizm, Budizm ve Jainizm inançlarına göre kutsaldır. Geçmişinin Mayalar, Navarrolar ve Sümerler’e kadar uzanan belgeler ve M.Ö. 4000′li yıllara ait örneklerde bulunmuştur. Vişnu’nun 108 sembolünden biridir ve kolları saat yönünde dönük olan şekliyle, başarı ve uğurun yanı sıra hayatın kaynağı olan güneş ışığını simgeler. Kolları ters yöne dönük şekli ise geceyi ve uğursuzluğu ifade eder. Svastika’nın dört kolu, dört kozmik gücü olan dört ana küreyi (ateş, su, hava, toprak) simgelemektedir[5]. Ayrıca bazı belgelerde, eski dönemlerde bu sembol sayesinde dört kozmik gücün etki altına alınıp büyü yapıldığı belirtilir. Eski Mezopotamya uygarlıklarının metal paralarında yaygın biçimde kullanılan bir simgeydi. İskandinavya’da ise kolları sola dönük gamalı haç Tanrı Thor’un çekicini simgeliyordu. Erken Hıristiyan ve Bizans sanatlarının (büyük harf 4 gamma’dan oluşan gamma haçı ya da crux gammata) yanı sıra Güney ve Orta Amerika’da Mayalar, Kuzey Amerika’da da özellikle Navaholar arasında kullanılmıştır. Hindistan’da ise hâlâ Hindular, Caynacılar ve Budacıların en çok kullandığı tılsım simgesidir.  Günümüzde Tibetli Budacılar gamalı haçı giysilerde süs olarak kullanırlar. Buda dininin yayılmasıyla birlikte gamalı haç Çin ve Japonya’da çokluğu, bereketi, bolluğu ve uzun ömrü simgeleyen görsel öğe olarak kullanılmıştır[6].


Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki daha sonraları oz damgası, gamalı haç, svastika, adlarıyla anılan bu sembol Ön-Türk göçleriyle Hindistan a gitmiş, Nazilerin Hint-Cerman ırkı teorilerinin amblemi halinde ortaya çıkmıştır. Bu simge, Ön-Türklerde ozlaşarak tanrıya erişmeyi temsil eder[7].
Oz damgasının Anadolu’da kullanılmış bir örneği Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Konya Sırçalı Medresede ve Sivas ilinde 200 yıllık mezar taşlarında da görülmektedir.
Orta Asya sanat eserlerinin üzerinde bulunan çok sayıda kaya resmi, işaret ve damga, yüzyıllardan günümüze ulaşmıştır. Bunlardan en gizemli ve en çok kullanılan işaretlerden biri de “OZ” damgası/çarkıfelek’tir. Ön-Türklerde ozlaşarak tanrıya erişmeyi temsil eden bu damga, Nazilerde insanlık suçu timsali olarak kullanılmıştır.


“Oz Damgası” öbür dünyaya geçerek orada teşekkül etme oluşum şeklindeki düşünceyi kapsar. Mevlevi ve Bektaşilerde, gurup halinde eksenleri etrafında dönerek “göğe” yükselme inancı yaygındır. Saz şairleri de sazları ile Canları Ozlaştırır. Tanrıya eriştirirler. Bu nedenle saz şairlerine OZ-AN denilmektedir[8].
“OZ” laşma kavramının, ateş kültünden geldiği düşünülmektedir. Bu kavram, güneş kültü’ne ait kutsama töreninde görülmektedir. Kutsama töreni de, Tanrı Boğanın boynuzlarıyla güneşe erişilen yeryüzünün iyilik ve bereketini, güneş vasıtasıyla ışık ve enerji halinde yeryüzüne yılan şeklinde yollamaktaydı. 8 binlere ait kaya resimlerinde gördüğümüz dünya görüşü, gelenek halinde günümüze gelmiştir. Azerbaycan Gobuztan kaya resimlerinde  sıkça rastlanılmaktadır.
“Oz”laşarak/Yanarak Tanrıya ulaşma fikri, Mevlanaları, Yunus Emre’leri Anadolu’ya gönderen Ahmet Yesevi’nin temel felsefesi idi. Ahmet Yesevi için yaptırılan külliyenin temel süsleme motiflerini “Oz damga”sı oluşturmaktadır. Ahmet Yesevinin yanında bulunan Türkistan Müzesindeki toprak kaplarda da görülmektedir.
Haç şeklindeki Svastika işaretinin şekilleri de “Sami”, “Side”, “Namidya” yazıtlarında ve bazı eski yazı sistemlerinde değişik sesleri veya ses birleşimlerini ifade etmişlerdir[9].
Svastika’nın değişik şekilleri, Eski Türk Orhun-Yenisey alfabesinde “Z” sesinin karşılığı olarak kullanıldığı gibi, aynı işaret halı ve kilimlerde de motif olarak görülmektedir[10].
“Oz” damgasının diğer şekli “Çarkı Felek”tir. “Çarkı Felek”, “Gamalı Haç”, “Svastika” olarak ta bilinmektedir. Tarihin her devrinde pek çok millet, bunu kendisine göre yorumlamış, sahip çıkmıştır. En eski örnekleri Türkistan (Orta Asya) Kara – Tau, Ala – Tau ve Jungar Ala -Tauları’nda bulunmaktadır[11].


Birçok bilim adamı bu işareti güneşin sembollerinden biri olarak kabul ederler. Bu araştırmacılara göre Svastika, insanoğlunun güneşle olan iptidai/büyüleyici ilişkisini veya güneş kültürünü sembolize eder. İşte bu sebepten ötürü Svastika işareti ile güneş tasvirinin birbirine benzemesi hiç de tesadüfî değildir[12].
Tek Tanrı inancı, büyük çoğunlukta Ön Türkçe yazıtların içeriğini oluşturur. Bu inanç ve Tanrıya erişme gereksiniminden Ateş kültü ve Ateş evleri doğmuştur. Önceden belirtmek gerekir ki, Ateş kültü, Ateşe tapmak değil, Ateşi Tanrıya erişmek için araç olarak kullanmak demektir. Ön Türkler Tanrıdan eş olarak doğduklarına inanırlar. Toplanıp kendi aralarından birini Buğ (bey-ced) seçerler, bu kişinin halkına kul-köle gibi hizmet etmekle yükümlüdür. Ölümünde yeniden toplanan halk Buğ’a-eğer halkına iyi hizmet etmişse, Tanrının kendine lütfettiklerinde başarılı ise, vücudunun ateşe verilmesi hakkını tanır. Ateş evinde yapılan özel merasimle, Buğ’un vücudu yakılır, ruhu Tanrıya vücudunun külleri ya da, yarı yanık kemikleri toprak kaplarda saklanır.
Ateş evleri ve toprak kaplar Ön-Türklerin varlığını gösteren en büyük belgelerdir. Hint ya da Antik Grek kökenli olduğu sanılmaktadır. Ateş kültü, asla Ön-Türklerin ateşe taptıkları anlamını taşımaz. Bu kültü, canın Tanrıya uçurulması için kullanılan bir “araç”tır. Bu araç, ateş kavramı tarafından sistemleşmiş olduğu için “Ateş kültü” adını alarak “OZ” damgası ile anılır.
Bize göre bu sembolün çıkışı ve yayılışı Turan Yolu/İpek Yolu ile ilgilidir. Çünkü Turan Yolunda kervan akşamları yola çıkar, devenin 30 km.lik yürüyüş menzili kadar yol kat edilir ve sabah olunca kervan konaklayarak hayvanlar otlatılır. Ayrıca insanların sosyal ihtiyaçları da karşılanırdı. Kervanların hareket ettiği bu 30 km.lik mesafelerin sonunda küçük suni tepelerin üzerinde sürekli ateş yakılırdı. Yanan ateşin ışığı ile menzile ulaşılır ve onun etrafında yiyip içilerek eğlenilirdi. Daha sonraları bu tepeler koruganlara dönüşmüştür. oz damgası insanları menzile ulaştıran ve yanarak dönen bu ateşin simgesi olarak doğmuştur ve on binlerce yıl içerisinde Turan Yolunun gittiği menzillere taşınmıştır. Kervanın sağ selim gidip dönmesi içinde tılsım olarak kullanılmıştır.


Ateşle ilgili diğer bir kültü ise güneş kültüdür. Ateş Kültü ile ilişkilidir. Ön-Türkler güneşte, Tanrının kudretini, enerji, ışık kudretini görürler, güneşe tapmazlar, yani hayat veren dört ana kürenin, güneş enerjisiyle hayat bulduğunu tespit etmişlerdir. Ve bu güneş kültünü Çarkı Felek (Svastika) damgasıyla temsil etmişlerdir.
Azerbaycan, Güneş kültünün en yaygın olduğu eski yerleşim merkezlerinden biri olmuştur. M.Ö. V. yy.da yaşamış olan Grek tarihçisi Heredot, Azerbaycan’ın eski boylarından Massegetler’in dini inançlarından bahsederken, şu görüşlere yer vermiştir: “Onların tapındıkları yegâne tanrı “güneş”tir. Onlar “en suratlı tanrıya, dünyanın en suratlı varlığını sunmak gerekir. Güneşe, atları kurban ederler.” şeklindedir.  Başka bir Grek tarihçisi Strabon da Heredot’un görüşündedir[13].
Tunç Devri’nden başlayarak bu damga, Nahçivan Bölgesindeki “Gemi gaya” (Gemi kaya) ve “Gobuztan”daki kaya üstü resimlerinde görülmektedir. Bu tarihi mekanlarda Çarkı Felek, çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Azerbaycan’da, bu motifle bezenmiş sanat eserlerinin en değerli olanları Hanlar bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilmiştir. Bu örnekler, Tunç ve ilk devir (2000 yılı sonu, 1000 yılı öncesi) devrine aittir.
Kazak Bölgesi’nin Baba derviş yerleşim merkezlerinde bu devre ait olduğu tespit edilen ve üzerinde grift bir Svastika tasviri olan külden bir mühür bulunmuştur[14]. Yine diğer bir örnek, Nahçivan’da 1. Kültepe kalıntılarının ikinci tabakasında bulunmuştur. Çini bir kapak üzerinde rastlanan bu motifi, M.Ö. 3000 yıl öncelerine ait olduğu tespit edilmiştir[15].
Hint sikkelerinde değişik şekillerde görülen Svastika ÖN-TÜRK’lerde “KARA-TAU” kültürüyle ortaya çıkarak, oradan diğer yerlere yayıldığı düşünülmektedir. Svastika işaretinin ortaya çıkışı ve anlamı hakkında birçok bilim adamı görüş sunmaktadır. Bunlardan birisi de Atatürk Üniversitesi öğretim üyelerinden Cengiz Alyılmaz’dır. Alyılmaz’a göre; “Eski insanlar güneşi kutsal bir varlık olarak tasvir etmeye başladıkları ilk çağlarda, önce onun real görünüşünün şeklini çizdiler.  Zaman geçtikçe dini dünya görüşündeki değişikliklerle bağlantılı olarak bu tasvirler şematik bir şekle dönüşerek, güneşi ifade eden şekil ortaya çıkmaya başladı. Onun ışınlarından, hareketin yönünü bildiren şekiller bugün Svastika dediğimiz şekilleri meydana getirdi.” Şeklinde ifade etmektedir.
KAYNAKÇA:
T. PARLAK, Turan Yolunda Aral’ın Sırları, Ankara, 2007, s. 33.
H. TARCAN, Tarihin Başladığı Ön-Türk Uygarlığı Resmi Tarihin Çöküşü, İstanbul 2003, s. 146-147.
T. PARLAK, Geleneksel Kazak Halı Sanatı (Aral Bölgesi El Halıcılığını Geliştirme Projesi), Ankara 2002, s. 124.
E. YAKUPOĞLU., B. SEYSENOV, Elemge Eygili Korkut Ata Tağlımı Egemendi Elimizde, Almata 2001, s.74.
A. KONSILI, Turan Jane Ulı Topan Su Okıgası, Kızılorda Kalası, Korkıt Ata Atındağı Memlekettik Universiteti Jurnalı, Kızılorda 2001
A. KONSILI, Turan: Nuh’tan Bizge Degin, Kızılorda 1997, s. 6-7.
H. TARCAN, Tarihin Başladığı Ön-Türk Uygarlığı Resmi Tarihin Çöküşü, İstanbul 2003, s. 146-147
C. Alyılmaz, “Gamalı Haç (Svastika)”, Töre Dergisi, S.V., İstanbul 2003, s. 17;
C. A.Halilov, Azerbaycan’dan Tapılmış Tunç Kemerler/Amm, C. IV, Bakü 1962, s. 83.
V. ALİYEV, Babaderviş’de Son Tunç ve İlk Demir Devri Yaşayış Yerleri, C. VII, Bakü 1976, Tabla IV. 1.
O. A. ABUBULLAEV, Encolit: Branza na Teri Taridi, Nahçivaskay AŞUR, Bakü 1982, s. 133.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] C. Alyılmaz, “Gamalı Haç (Svastika)”, Töre Dergisi, S.V., İstanbul 2003, s. 17; C. A.Halilov, Azerbaycan’dan Tapılmış Tunç Kemerler/Amm, C. IV, Bakü 1962, s. 83.
[2]     T. PARLAK, Turan Yolunda Aral’ın Sırları, Ankara, 2007, s. 33.
[3]http://www.hindoloji.com/index.php/hindistan/semboller/112-svastikahttp://anadoluparsi.com/ (erişim: 10.12.16/04:2011)
[4] T. PARLAK, a.g. e. s.33
[5] T. PARLAK, a.g. e. s.35
[6]http://www.hindoloji.com/index.php/hindistan/semboller/112-svastikahttp://anadoluparsi.com/ (erişim: 10.12.16/04:2011)
[7] H. TARCAN, Tarihin Başladığı Ön-Türk Uygarlığı Resmi Tarihin Çöküşü, İstanbul 2003, s. 146-147
[8] H. TARCAN, a.g.e. s.16
[9] C. Alyılmaz, a.g.e. s. 3.
[10] T. PARLAK, Geleneksel Kazak Halı Sanatı (Aral Bölgesi El Halıcılığını Geliştirme Projesi), Ankara 2002, s. 124.
[11] E. YAKUPOĞLU., B. SEYSENOV, Elemge Eygili Korkut Ata Tağlımı Egemendi Elimizde, Almata 2001, s.74.
[12][12] H. TARCAN, a.g.e. s.18
[13] C. Alyılmaz, a.g.e. s. 17.,  V. ALİYEV, Babaderviş’de Son Tunç ve İlk Demir Devri Yaşayış Yerleri, C. VII, Bakü 1976, Tabla IV. 1.
[14] O. A. ABUBULLAEV, Encolit: Branza na Teri Taridi, Nahçivaskay AŞUR, Bakü 1982, s. 133.
[15] C. Alyılmaz, a.g.e. s. 119.


Alıntı: http://uqusturk.wordpress.com/2011/08/22/orta-asyadan-anadoluya-anadoludan-avrupaya-oz-damgasi/
« Son Düzenleme: Eylül 13, 2011, 02:57:49 ÖÖ Gönderen: Mozart »


Eylül 16, 2011, 06:59:36 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1665
  • Cinsiyet: Bay

Ozlaşmayı tam olarak anlamanız için seyretmeniz dileğiyle;
OZ'üne Dön!


Ekim 06, 2011, 01:05:22 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1665
  • Cinsiyet: Bay

OQ Türkleri, OQ damgasıyla temsil edilirlerdi. Geçmişte kullanılan bu işaret günümüze kadar halı, kilim ve taşa uygulanmış biçimde süregelmiştir. OQ Türkleri zamanla Hıristiyanlığı benimseyince bu OQ damgalarını kullanmaya devam etmişlerdir. Ön-Türklerin de kullandığı OQ damgası yönetim, savaşçı manalarına da gelmektedir. Ok ucu, ok bayrağı demek olan OQ kelimesi, Latincede kroçe (croce) şekline dönüşerek haç anlamında kullanılmıştır. Ayrıca OZ, damgasını göç ettikleri yeni mekânlarına da taşımışlardır. OZ damgası, Gamalı Haç, Svastika olarak da bilinmektedir. Bu damga Ön-Türkler'de OZ'laşarak tanrıya erişmeyi temsil eder.




13. Yüzyıl Ait olduğu yöre: Konya Bulunduğu yer: Türk ve İslam Eserleri Müzesi İstanbul
Halının ana teması, çiçek şeklinde stilize edilmiş hayat ağacı motifidir. Ağaçların içindeki gamalı haç motifleri kullanılmıştır. Dört köşeye ejderha motifleri yerleştirilmiştir. Kufi yazılarıyla süslenmiş olan bordürler, 13. yüzyıl Selçuklu halılarında kullanılır ve bir bereket sembolü olarak görülürdü. Yıldızlar mutluluğu ifade etmektedir. Bereket ve ömür, çengel ve ejderha motiflerinin yardımıyla nazara karşı korunur.


Sivas, Çeşme Başında Oz Damgası (Fotoğraf : Sn.Emine Altınsoy )

******

"Haç ve gamalı haç Türk kültürünün ürünü"

Atatürk Üniversitesi (AÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd.Doç. Dr. Tahsin Parlak, Hristiyan inancının simgesi haç ile Nazilerin de kullandığı gamalı haçın Türk kültürünün birer ürünü olduğunu arkeolojik ve etnografik bulgularla ortaya koydu.

Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) tarafından 2007 yılı Türk Dünyası Hizmet dölüne layık görülen Parlak'ın, AÜ'nün 50'nci yılı nedeniyle yayınlanan ve 5.5 yıllık bir çalışma sonucu hazırladığı "Tur-An Yolunda Aral'ın Sırları" adlı eserinde Türk kültür tarihi hakkında önemli bulgulara yer veriliyor.
Parlak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarihi İpek Yolu'nun bilinenden yüzyıllarca önce Tur-An Yolu olarak kullanıldığını belirterek, "Kıpçak Türkçesine göre hayvanların turlatıldığı yol anlamına gelen Tur-An Yolu ipeğin bulunmasıyla İpek Yolu'na daha sonra Baharat Yolu'na dönüşmüştür. Günümüzde ise bu yol Enerji Yolu olarak adlandırılıyor" dedi.
Kıpçak Türklerinin, tarih boyunca hakim oldukları Tur-An Yolu'nda hayvanlarını pazarladıklarını anlatan Parlak, Türkistan'ın Bayındır bölgesinden başlayan yolun İzmir'in Bayındır ilçesine kadar uzandığını buradan da deniz yoluyla İtalya'ya ulaştığını ifade ederek şunları söyledi:

"Üniversitemizin TİKA ile ortaklaşa yürüttüğü ve 1999 yılında başlattığı Aral Bölgesi El Halıcılığını Geliştirme Projesi kapsamında gittiğim Kazakistan'da Aral bölgesindeki halı ve kilim motiflerini araştırırken, bu motiflerin her birinin damga olduğunu fark ettim.
Bu damgaların binlerce yıl öncesinden kayalara işlendiğini de görünce araştırmamı derinleştirdim. Bu araştırmalarım sonucu insanların son buzul döneminden sonra tekrar yeniden hayata başladığını ve evcilleştirdikleri hayvanları ile büyük tufanla dünyaya dağılan nesillerini ararken Tur-An Yolu'nu kurduklarını saptadım."
Araştırmalarında halı ve kilimlerde kullanılan Dış Oğuzların Ok damgası ile İç Oğuzların Oğ damgasını kullanıldığını ayrıca ikisinin karışımından olan Oğuz damgasının kullanıldığını tespit ettiğini kaydeden Parlak, şöyle devam etti:
"İç Oğuzların damgasını çadır evlerin kubbelerinde kullanılan motif olduğunu, Dış Oğuzlar'ın ise dünyanın 4 bir yanını turlanıp gittikleri için ok şekli damga kullandıklarını belirledim.

Dış Oğuzlar'ın ayrıca Kıpçaklar olduğunu da belirledim. Kıpçaklar'ın tarih boyunca İpek Yolu'na hakim olduklarını ve gittikleri yerlere bu motifleri götürdüklerini kültürel ve etnografik bulgularla tespit ettim.
Bu motiflerden özellikle Oğ damgası yani çarkı felek olarak adlandırılan damganın, Avrupa'da binlerce yıl sonra gamalı haç olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Dış Oğuz'un yani 3. asırda Hristiyan olan Kıpçakların kullandıkları damganın daha sonra Hristiyanların simgesi olan Haç olarak kullanılmaya başladığını etnografik ve arkeolojik bulgularla ortaya koyduk."


Bereket tanrıçası


Anka, Hüma, Simurg, Tuğrul, Phoenix Kuşu

Avrupa'da bereket tanrıçası olarak kabul edilen pars ve kartal karışım hayvan figürünün yüzlerce yıl öncesinde Oğuzların kullandığı Simurg Kuşu olduğunu da iddia eden Parlak, bu kuş figürünün Hunlar'da da kullanıldığına dikkat çekerek, "İpek Yolu'nun her bölgesinde bu figür kullanılmıştır" dedi.

Roma İmparatorluğu'nu kuran tarihteki Tur ve Sakaların birleşimiyle ortaya çıkan Tursaklar veya Ertüskler olarak adlandırılan Türkler olduğunu da ileri süren Parlak, "Simurg kuşu Roma'nın kuruluşuyla birlikte Avrupa'da da görülmeye başlanmıştır. Bu motifi de Avrupa'ya taşıyan Türklerdir" dedi.

Orta Asya'da Turan Denizi ismiyle Tiran Denizi isminin benzerliklerine dikkat çeken Parlak, "Tur-An yani İpek Yolu üzerindeki tespit ettiğimiz etnografik malzemeleri yan yana koyduğumuzda bu yolun sırlarını yazdığım kitapta ortaya koymaya çalıştım" dedi.


Menzil kiliseleri



Amerikan Hopi Kıaılderili Kilimi

Orta Asya'dan başlayan Avrupa'ya uzanan hatta Amerika yerlilerine götüren yolun sırlarını kitabında ortaya koymaya çalıştığını ifade eden Parlak, Aral Gölü'nün kuruyan bölümlerinde ortaya çıkan Kelderi kümbetleri ve arkeolojik kalıntıların benzerlerinin Anadolu'da bulunmasının bir tesadüf olmadığını söyledi.

Parlak, yaptığımız çalışmada Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da bulanan kiliselerin de Kıpçak Türklerinin menzil kiliseleri olduğunu ortaya çıkardıklarını belirtip "Kıpçaklar 1570'li yıllarda mektupla Müslüman olduktan sonra menzil kiliseleri yerini menzil külliyelerine bırakıyor" dedi.

"Bu bulgular bazı çevreleri rahatsız edecektir"
Orta Asya'daki kaya resimleriyle Alpler'deki kaya resimlerin benzerliğinin nedeninin Tur-An Yolu olduğuna işaret eden Parlak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Oğuzların damgası Azerbaycan'da ortaya çıkarılan Tunç devrinden kalma kap kaçaklarda, Erzurum'un Oltu ilçesindeki koç heykellerinde de ortaya çıkıyor.

Oğuzların Ok damgası Ahmet Yesevi Türbesi'nde, binlerce yıldır dokunan halı ve kilim motiflerinde görülürken Avrupa'da ise haç olarak karşımıza çıkıyor. Simurg Kuşu Erzurum'daki Hahulu Kilisesi'nde İshak Paşa Sarayı'nda görülürken Avrupa'da bereket tanrıçası olarak yine karşımıza çıkıyor.

Bunlar tesadüf değildir. Bu bulgular bazı çevreleri rahatsız edecektir, ama gerçekler bilimsel olarak ortadadır. Hatta bu konuları üniversitemiz öğretim elemanlarından Doç.Dr. Cengiz Alyılmaz'ın çalışmalarında da teferruatlı olarak görmemiz mümkündür."

"Batı hep çoban millet olarak tanıttı"
Batı toplumlarının Türkleri çoban bir millet olarak tanıttığını, ancak bunun gerçekle ilgisi olmadığını kaydeden Parlak, Osmanlı'daki 3 hilalli bayrağın Türklerin 3 kültürün mensubu olduğunu gösterdiğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkler 3 kültürün mensubudur. Birincisi (Ak Kır) yani göçebe ve yarı göçebe hayatı, ikincisi (Ak Yol) ise Turan Yolu'nu, sonuncusu (Ak Kurgan) ise şehir hayatını içine alıyor. Türkler ve Orta Asya kültür ve medeniyetinin beşiğidir. Batı maalesef bu 3 kültürden sadece göçebe olanı ön plana çıkarıyor. Oysa biz gemici bir milletiz.
Selçuklu Devleti'nin kurucusu Selçuk Bey bir salcı çocuğuydu. Turlar çok iyi salcıydı. Osmanlı'yı kuran Kayı boyunun salcılık özelliği biliniyor. Bunların ışığında Piri Reis'in dünya haritasını nasıl çizdiğini anlayabiliriz.
Orta Asya'daki kaya resimler derinlemesine araştırılıp incelenirse Türk milletinin binlerce yıl önce Bering Boğazı'nı nasıl aştığını daha rahat görebiliriz. Bu konuda yapılan çalışmaları artırmalıyız. Türk kültürü, Avrupa'yı hatta tüm dünyayı etkilemiştir."


Kıpçaklar

Tengri Damgalı Hatti Güneşi

Türkler, Han-Tengri’nin sembolü olarak, dört kolu eşit uzunlukta (eşkenar) haç seçtiler ve buna “aci” adını verdiler. Belirtmek gerekir ki, eskiden Türk kültürü haça âşinâ idi; “eğik” haç da cehennemin ve eski yer-altı tanrılarının sembolüydü.
Önceleri, haçın yapılışı basitti; sonra gerçek bir sanat eseri oldu; bunları kuyumcular yaptılar: Rûhu parlatması ve güldürmesi için, haçın üzerini altınla kapladılar, değerli taşlarla süslediler.
Eğik haçlar, Altay’da yaklaşık üç-dört bin yıl önce ortaya çıktılar. Ancak, kesin olarak söylenirse, bunlar yine de haç değillerdi. Onları haç olarak, Tengri’ye inanç hakkında bilgi sâhibi olan Avrupalılar adlandırdılar.
Haç, yâni iki çizginin kesişmesi. Tengri sembolünde hiçbir kesişme yoktur; burada başka bir mânâ vardır. Burada güneşin yuvarlaklığı tasvir edilmiştir ki, ondan dört ışın dağılıyor. İşte Tengri böyle sembolize edildi.
Güneşin ışınları!.. Daha doğrusu, aynı merkezden gelen ilâhî nîmetlerin ışıkları. Onlar, ebedî olarak Türk rûhî-mânevî kültürünü işâret eden Semâvî tabiatın sembolleridir. Sonsuz Mâvi Gök’e inanan bir millette, başka türlüsü olamazdı.
Bâzan Tengri’nin sembolüne hilâli de eklediler. Bu ise, tamâmen başka bir mânâya geliyor, zamânı (bu dünyâyı) ve sonsuzluğu (öteki dünyâyı) hatırlatmaya hizmet ediyordu. Zîrâ eski Türkler, zamânı, ayın ve güneşin birliği olarak anlıyorlardı. (Onların on iki yıl esaslı takvimleri de buradan geliyor.)
Tengri’nin sembolünü savaş sancaklarının üzerine işlediler. Onu zincirlere takarak göğüslerde taşıdılar. Alına dövme yaptırdılar. Sanatkârlar, onu bezeklere ve motiflere işlediler... Başka türlü nasıl olsun ki? Millî gelenekler, işte buradan geliyor.
.....
Her yerde Türklerin mânevî/rûhî kültüründe Tengri’nin eşkenar (dört kolu aynı uzunlukta) haçı vardı. Ona Şark’ta “vadjra” dediler...



Han Erke, inançların yayılmaları için güç kullanmaktan kaçınmadı. Şark kavimlerinin anılarında kalan hâdiseler... Büyük hâdiseler. Tengri’-nin haçları, o zamânın “Kuşan” hanlığı döneminin Türk şehirlerinin ve mâbetlerinin yıkıntıları, arkeologların gözlerinden kaçmadı, bunlar biliniyor.
...


Güneşli geyik de Tengri’nin bir işâreti idi; demek oluyor ki, Türk rûhî/mânevî kültürünün bir alâmet-i fârikası. O, Türklerde haçların ortaya çıkmalarından çok önceye işaret etmektedir.
....
Ermeniler, o sırada, haçın kurtarıcı gücüne henüz inanmıyorlardı; pagan idiler. Ama, buna karşılık, herkes, altında Kıpçakların savaştıkları haçlı bayrakları çok iyi hatırlıyordu. Hayret içerisinde kalmışlardı. Grigoriy, gök yüzünde tıpatıp böyle bir haç görmüştü! İlâhî bir işâret.
Onlar, “Türklere Gök Tanrı’ları yardım ediyor” diye düşündüler.
Hristiyanlar haçın gücünü bilmedikleri gibi, istavroz çıkarmayı da bilmiyorlardı. Bunu da Kıpçaklardan aldılar.

Ermenistan, Avrupa’daki ilk kilisenin, kendisindeki yeni Hristiyan kilisesi olduğunu iddiâ etti. Bu, 301 yılında olmuştu. Orada Tengri’yi ve onun haçını kabûl ettiler. Ermeniler, Türklerin âyin törenini benimsediler. (Hristiyanların kendi törenleri bile yoktu; onlar Yahûdî dîninin sinagoglarındaki kâidelere göre duâ ediyorlardı.)

Kaynak: http://my.opera.com/polox/blog/2010/12/05/oz-damgas-ve-on-turkler-oz-seal-of-proto-turks
« Son Düzenleme: Ekim 06, 2011, 01:09:56 ÖÖ Gönderen: Mozart »