Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Din nedir?  (Okunma sayısı 7990 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 12, 2012, 01:56:48 ÖS
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 269

Din bir inanç sistemi ve yaşayış tarzı olduğu kadar bir araştırma konusudur da. Dolayısıyla dinin incelenmesi için bir metodoloji gereklidir.
Dünya dinlerine dair kıtabında John Ferguson (1978, 13-17), aşağıdaki şekilde kategorize edilebilecek olan on yedi din tanımı sıralar.
   
Din nedir?

   
   
Bunlar, teolojik, ahlaki, felsefi, psikolojik ve sosyolojik tanımlardır. Ferguson’un örneklerinin kısa bir tasvirinin arkasından her bir tanımın merkezi ölçüsünü içeren özet bir ifade yer alacaktı.

Dinin Teolojik Tanımları

Dinin Tanrı ya da bir kısım tabiatüstü manevi güçlerle ilişkili olduğunu vurgulayan tanımlar, dinin teolojik tanımları olarak adlandırılabilir. Ferguson’un bu tip örnekleri şunlardır:

a) ‘Din Tanrı’ya inanmadır’. Bu tanım Fergusan tarafından “din nedir” sorusuna sağduyulu bir yaklaşım gösteren bir okul çocuğuna atfedilir. On üçüncü yüzyıl teologu St. Thomas Aquinas (1225-1274), dinin Tanrı’yla uygun bir ilişkiye işaret ettiğini ilan ettiğinde, yukarıdaki tanıma oldukça benzer bir şey söylemişti (Hall, Plgrim ve Cavanagh tarafından iktibas edildi, 1986, 6).

b) ‘Din, manevi varlıklara inançtır’. Bu on dokuzuncu yüzyıl antropologu, E.B. Tylor’un görüşlerinin kaba bir özetidir. Tylor’u daha sonra detaylı bir şekilde tartışacağız ancak burada, ilk şekliyle dinin en düşüğünden en güçlü varlıklara kadar uzanan bir ruhlar hiyerarşisini içerdiğini kabul ettiğine işaret etmek yeterlidir.

c) ‘Din, Tanrı’nın insan ruhunda yaşamasıdır’. Bu tanım, on dokuzuncu yüzyıl teologu W. Newton Clark’dan gelir. Mezkur tanım, Tanrı’nın ve ruhun gerçekliklerini ve dinin var olması için zorunlu olan bu iki gerçekliğe olan imanı vurgular.

d) ‘Din, hem korkutucu hem de cezbedici olan bir gizemdir’. Bu ifade, dinin özünü, gizemi ve gücünden dolayı insanları cezbettiğini iddia ettiği ‘kutsal düşüncesinde’ bulan yirminci yüzyıl Alman felsefeci Rudolf Otto’dan gelir. Bu, ‘kutsal bir varlığın’ var oluşunu iddia anlamında teolojik bir tanım olarak kabul edilmeyi gerektirmese de, o dini beşerin dışındaki manevi bir alana (yani, Tanrı, ruhlar, korkutucu bir gizem gibi) uygun olarak tanımladığından bu başlık altında tasnif edilebilir.

Yukarıdaki bu dört örnek, dinin teolojik tanımlarını şu şekilde özetlemede bize yardım ederler.
Teolojik bir tanım, bir şeyin din olabilmesinde, genel olarak bir Yüce Varlık şeklinde kişiselleştirilen ancak zaman zaman güçlü manevi varlıklar vasıtasıyla yayılan bir varlık olarak tasavvur edilen ya da gayri şahsi, gizemli, tabiatüstü bir güç olduğu kabul edilen bir güce inancı merkezi ölçü haline getirir.

Dinin Ahlâki Tanımları

Dinin, kendisine inanların nasıl yaşamaları gerektiğini anlatmaktan ibaret olduğunu vurgulayan tanımlar, ahlaki tanımlar olarak isimlendirilebilir. Bu tipin örnekleri olarak şunları zikretmek mümkündür:

a) ‘Din, iyi bir hayata götürür’. Bu, bir başka sağduyu tanımıdır ve Ferguson tarafından yine bir kız öğrenciye atfedilir. Bu tanım basit bir şekilde, dindar olmanın, ahlaki oluşun neyi gerektirdiğini tanımlamaksızın ahlak olduğunu iddia eder.

b) ‘Din, duyguyla karışık ahlaktır’. Bu tanım, on dokuzuncu yüzyıl İngiliz yazarı Matthew Arnold’den gelir. Söz konusu tanım, beşeri duygu ya da hislerin mevcut dine yönelik ahlaki anlayışa eşlik etmesini vurgulayarak mezkur kız öğrencinin sağduyulu cevabını tamamlar.

c) ‘Din, bütün görevlerimizi ilahi emirler olarak kabul etmektir’. Bu tanım, on sekizinci yüzyıl felsefecisi Immanuel Kant’ın ‘kategorik emri’nin bir şeklidir; Kant, hepimizin itaat etmesi gereken ahlaki bir yasa olduğunu ileri sürer. Din, bu ahlak yasası Tanrı’dan bir emir olarak yorumlandığı zaman var olur.

d) ‘Din, yeteneklerimizin özgür kullanımına engel olan endişelerin bir toplamıdır’. Ferguson bu tanımı, yirminci yüzyılın başlarında yaşamış bir din felsefecisi olan Salomon Reinach’a atfeder. Bu tanım dine yönelik olumsuz bir tavrı ima etmekle birlikte, dinin fonksiyonunu ezeli yasaları, tutumları ya da adetleri tanrısal emirle uygulama olarak tanımlar ve bu yüzden de, ahlaki bir tanım grubu içine dahil edilebilir.

Yukarıda verilen örnekler şu şekilde özetlenebilir:
Ahlaki tanımlar, kaynağını sorgulanmamış ya da sorgulanamaz bir otoritede bulan ve genel olarak inananlar tarafından desteklenen doğru bir davranış kodunu, bir şeyin din sayılmasının merkezi ölçüsü yaparlar.

Felsefi Tanımlar

Teolojik tanımlarla ilgili olmakla birlikte felsefi tanımlar, genel olarak dini çoğu kez gayr-i şahsi soyut bir kavrama uygun olarak tasvir ederler. Ferguson bu kategori içine dahil edilebilecek olan bir çok örnek iktibas eder.

a) ‘Din bir adamın, kendi başına yaptığı şeydir (what man does with his solitariness)’. Bir yirminci yüzyıl felsefecisi olan Alfred North Whitehead’den alınan bu tanım, soyut yalnızlık düşüncesini, beşeri varoluş içindeki temel dini boyut olarak tespit eder. Muhtemelen bir kimse (tek başına ya da yalnız olmanın aksine ) yalnızlık durumunu başardığı ya da yalnız oluşunun farkına vardığı zaman dini bir tecrübeyi gerçekleştirmiş olur.

b) ‘Din, insanın, kendisinin dışında bir varlık olarak kendine özgü varlığıyla ilişkisidir’. Bu iddia, on dokuzuncu yüzyıl felsefecisi Ludwig Feuerbach’ın, din hakkındaki teorisiyle ilişkilidir. Bu teoriye göre din, beşeri bir projeksiyondur. Bu teori dini, (sevgi, güç, umut ve bilgi gibi) beşeri özelliklerin, mükemmelleştirilerek, dışarıda var olarak tasavvur edilen hayali bir varlığa nakledildiği her yerde var olarak tanımlar.

c) ‘Din, nihai bir ilgidir’. Yirminci yüzyıl teologu Paul Tillich tarafından takdim edilen bu tanım, dinin en basit ancak en temel tanımlarından birini meydana getirir. Tillich’e göre din, insanların nihai olarak kendilerini ilgilendirdiğini kabul ettikleri bir ilişkidir. Açıkça bu ilişki, Tanrı ya da manevi varlıklarla olabilir; ancak, bu ilişki zikredilenlerden daha geniş olduğundan o, farklı hususi özneler, semboller ya da kavramlarda ifade edilen soyut bir ideayı ifade eder.

Yukarıda iktibas edilen bu üç örnek, aşağıdaki özete götürür:
Felsefi bir tanım, inanın kozmik düzen ya da beşeri var oluşla ilişkili olarak nihai ya da son olarak yorumladığı bir ideayı ya da kavramı bir şeyin din sayılabilmesinin merkezi kriteri haline getirir.

Psikolojik Tanımlar

Dinin psikolojik tanımları dinin, dini objeyle ilişkin insanın duyguları, hisleri ve psikolojik durumlarıyla ilgili olduğunu vurgularlar. Ferguson’un verdiği örneklerden bir kısmı şunlardır:

a) ‘Din, sakin bir şekilde düşünüldüğünde, dehşete düşüren bir sahra olan bir dünyada teselli aramanın sonucudur’. Bu tanım, yirminci yüzyıl felsefecisi Betrand Russell tarafından geliştirilmiştir. Bu tanım, bu dünyada tecrübe edilen talihsizlikler ve acılar sebebiyle insanların, dinde teselli ya da avunma aradıklarını vurgular. Daha sonra Sigmund Freud’u tartışmamızda göreceğimiz gibi, teselli ve avuntu psikolojik ihtiyaçlardır.

b) ‘Din, derin deruni tecrübenin bir türüdür’. Bu tanım deruni tecrübeyi vurguladığından dini, mutlak bir bağlılık hissi olarak tanımlayan on dokuzuncu yüzyıl teologu Friedrich Schleirmacher tarafından sunulana benzer psikolojik bir tanım olarak tasnif edilebilir (Hall, Plgrim ve Cavanagh tarafından iktibas edildi, 1986, 5).

c) ‘Din, evrensel, takıntısal bir nevrozdur’. Bu tanım, Sigmund Freud’un psikanalistik okulunun takipçilerinin bakış açısı içinde yer alır. Bu dini, evrensel bir şey olsa da eğer beşeriyet psikolojik sağlığına kavuştuğunda üstesinden gelinmesi gereken psikolojik rahatsızlık (disturbence) olarak tanımlar.

Psikolojik tanımların bir özeti, aşağıdaki şekilde gösterilebilir:
Psikolojik bir tanım, insanların içinde bulanan his ya da duyguları dinin merkezi kriteri haline getirir. Bu duygular ya da hisler, insanların söz konusu duygu ve hisleri tatmin etmek için daha büyük güçlere baş vurmalarına sebep olurlar.

Sosyolojik Tanımlar

Dini, kültürel normları şekillendiren bir grup bilinci ya da genel olarak toplumun üretimi olarak vurgulayan tanımlar, sosyolojik tanımlar diye adlandırılabilir. Ferguson’un listesi, bu kategori içinde yer alan aşağıdaki tanımları içerir:

a) ‘Din, halkın afyonudur’. Karl Marx tarafından inşa edilen bu tanım, dinin sosyal ya da ekonomik gücü elinde bulunduran kimseler tarafından kalabalıkların bastırılmasından doğduğuna işaret eder. Bu güçler dinin mesajını, bastırılmış olanı, gelecek adil bir düzen ümidiyle bu dünyadaki kaderinden memnun olmasını sağlamak için kullanılır. Bu yüzden de din, hem bastıran hem de bastırılan için sosyolojik bir fonksiyon icra eder.

b) ‘Din, değerlerin muhafazasıdır’. Bu tanım, Ferguson tarafından on dokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyılın başlarında yaşayan Alman felsefecisi Harald Hoffding’e atfedilir. Ancak bu tanım, Emile Durkheim gibi geleneksel sosyologlar ya da Bronislaw Malinowski gibi antropologlar tarafından yaygın olarak kabul edilen bir görüşü yansıtır. Bu görüşe göre din, toplum içindeki muhafaza edici bir güç olarak tasvir edilir. Bu güç, grubun temel değerlerini tanımlar ve sonra da bu değerleri tabiatüstü güçlere müracaatla muhafaza eder ve güçlendirir.

c) ‘Din, bütünüyle tatmin edici bir hayatın peşindeki ortak bir arayıştır’. Bu tanım psikolojik bir tanım gibi görülmekle birlikte, ortak arayış üzerindeki vurgu, onu sosyolojik kategori içine yer verilmesini sağlar. Ferguson, bu iktibas için kesin bir kaynak göstermez; ancak daha sonra göreceğimiz gibi söz konusu tanım, Martın Prozesky (1984, 153) tarafından sunulan tanıma oldukça benzer görünmektedir. Onun tanımına göre din, ‘nihai mutluluğu aramaktır’. Bu tanımdan şu sonucu çıkarabiliriz; toplumlar en tatmin edici hayata ulaşmayı araştırdıkları her zaman, dini bir ilgi göstermektedirler. Bu anlayış aynı zamanda çağdaş antropolog William Lessa ve Evon Vogt (1965) tarafından da tekrar edilir. Onlara göre din, ‘bir toplumun nihai ilgisine yöneltilen inançlar ve uygulamalar sistemidir’.

Bu örnekler bizi aşağıdaki şu özete götürürler:
Sosyolojik bir tanım, bir insan cemaatinin varlığını dinin merkezi kriteri haline getirir. Bu insan cemaati, bu cemaatin kendisinden daha büyük kuvvetler ya da güçlere olan inançlarıyla özdeşleştirilir ve toplum bu inançlar tarafından bir arada tutulur ve varlığı devam ettirilir.

Kaynak

James L. COX, Kutsalı Anlamak, İz Yayıncılık, İstanbul, 2003.
Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.
(Socrates)


Eylül 12, 2012, 10:17:02 ÖS
Yanıtla #1

Öncelikle bu değerli paylaşım için Sayın symbol'e teşekkürlerimi sunarım. Din nedir sorusuna verilecek pek çok yanıt var; doğal olarak. Kavramları açıklarken tek bir tanım yapmak mümkün olmuyor. Konuya çeşitli açılardan bakıldığında, çeşitli tanımlarla karşı karşıya kalıyoruz.

Genellikle "birey" kendi bakış açısını doğru olarak kabul edip, "tanım" olarak onu diğer bireylere de dayatmaya çalışıyor. İş böyle olunca, değil "din nedir", "sanat nedir" sorusu bile bir çıkmaza giriyor. En güzeli, tanımdan kaçmak. Tanımlamalara sığınmak. Tıpkı buradaki gibi. Daha geniş bir açı ile, tüm çıplaklığıyla... Elbet birey bunlardan bir kısmını seçecek, bir kısmına katılmayacaktır. Lakin bunu yapan bir bilim adamı ise "o" mesleğine yakışır olanı bulmalıdır.

Bu güzel yazının okunup yorumlanması dileğiyle. Arkalara düşüp, gözden yitmesine gönlüm el vermedi.

Saygılarımla.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Eylül 13, 2012, 03:11:03 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Ziyaretçi

Ben de sayın Peacewings'e katılıyorum ve sayın Symbol'e bu değerli bilgi paylaşımı için teşekkür ediyorum.

Din kavramı, Tanrı kavramının kendisi gibi  "tam anlamıyla" inanılması ve yine "tam anlamıyla" reddedilmesi imkansız olan bir kavramdır. Ben tam anlamıyla inanıyorum veya reddediyorum diyen kendisini kandırmakla meşguldür. Her iki tarafta da gözlerini kapatarak görmemeye çalıştığı çok büyük acabalar vardır. Bu nedenle insanları gerek felsefi analizlerle ikna etme çabasıyla, gerekse dikta yöntemleriyle zorla inandırmak veya reddettirmek imkansızdır. Tarihte bu ikisi çok denenmiş fakat netice çirkin olmuştur.  Freud'un yaklaşımıyla yaklaşıp "kendi haline bırakmak" en güzel davranış stili olacaktır. Ki şu ana kadar denenmiş en güzel rejim sekülerizmdir bu nedenle.

Benim genel kanaatim din insan ile Allah arasında yaşanılan aşk gibi bir duygusal bağdır. Bu duygusal bağ neticesinde dinler doğmuş, bu bağdan yoksun insanlar kafalarındaki soru işaretlerini gidermek için bu bağı güçlü insanların fikirlerinden istifade etmişler, günümüze kadar bu bilgilerden dini yollar oluşmuş. Bazı insanlar bu bilgileri insan ürünü olarak algılamış ve kesinlik arz etmediği için soru işaretleriyle yaklaşmış, bazıları ise Tanrının buyruğu olarak iman etmişler veya sosyal yaşamda modaya uyar gibi iman ediyor görünmüşlerdir... Bazı insanların dini siyasi ve maddi çıkar ve emellerine alet edişi karşısında dini tehlikeli ve yok edilmesi gereken bir düşman gibi görenler de vardır. Kısacası din veya dinsizlik uğruna çok fazla insan birbirini katletmiştir. İnsanın bu yönünün kuvveti deneniyle "dinin afyon olduğu" tezi de mantıklıdır. Uyuşturucu insanı kendisine ölümüne bağlar, hasta gerekirse uyuşturucu için ailesini öldürebilir, hatta yoksunluk krizi sırasında maddeyi bulma olasılığı sıfıra inmiş ise kendisini öldürür. Din için de benzer tablolar yaşanmıştır, farklı dine geçen ailesini savaşlarda öldürmüşlerdir veya en pembe tablo olarak dışlamışlardır. Eğer mümkün olsa sosyal yaşamdaki barışın artması için yok edilesi bir kavram gibi durur fakat mümkünatı yoktur. İnsanoğlu savaşmak için başka nedenler bulacaklardır. İnsanoğlu için afyondan bol bir şey yoktur yani. Kadın, şahsi çıkarlar vb.

Saygılarımla.



Eylül 13, 2012, 08:50:52 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay


Sayın symbol'e, James Cox'un kitabından yararlanarak getirmiş olduğu bu paylaşım üzerine elbette teşekkürler.

Ancak getirilen paylaşımı değil de, bunun içinden "din" sözcüğünü çekip alarak, başlığı da bir soru olarak niteleyip buna kendimizce yanıt vermeye giriştiğimizde, iş biraz başkalaşıyor. Kavramlar üzerinde uyuşma sağlamadığımız sürece, katılımcılar olarak her birimiz ayrı ayrı tellerden çalmaya girişiyoruz; akortlarımız birbirini tutmadığından müziğimizde ahenksizlik doğuyor.

Nitekim bunun böyle olduğu Sayın symbol'ün getirdiği paylaşımın kapsamında da belli.

Cox'tan alıntıda ortaya konmuş olduğu üzere, göreli bir bakışla doğru olan ya da olmayan başka tanımlar da yapılabiliyor.

Mecazi deyişleri ya da benzetmeleri bir yana bırakalım; örneğin Sayın mason1976 "Benim genel kanaatim din insan ile Allah arasında yaşanılan aşk gibi bir duygusal bağdır." diyor.

Bu iş öyle genel kanaat ile falan olmaz. Bu iş sosyoloji bilgisiyle olur. Sosyologlar din kavramını nasıl tanımlıyor ona bakılır. Beğenilmezse, değiştirilebilmesi için sosyolog olmak gerekir. Bilim adamlarının hakkı verilmelidir.

Nitekim bu yüzden Sayın mason1976 "inanç" kavramının bir göreli tanımını yapmaktadır. O din değildir. O bireyseldir. bireysel inanç olmaz.

Kaldı ki din kavramı, adı ister Allah ister başka bir şey olsun, bir tanrının varlığına gereksinme duymaz. Olabilir ama o bir seçenektir, tanrısı olmayan dinler de vardır, tanrılarından geçilmez dinler de...

Din kavramının ne olduğunu, dinin kurallarının rneler olduğunu öğrenmek için, belki biraz Emile Durkheim'ın çalışmalarına bakmalıyız.

Ben burada bunu yapabilirim, elimin altında bu bağlamda birikim var ama yapmak istemem çünkü o zaman Sayın symbol'ün bu güzel paylaşımını zedelemiş olabilirim. (Belki bir başka başlık altında yapılabilir bu.)

Bunun yerine, sözü uzatmadan Mason Sözlüğü'ndeki tanımı burada verirsem, belki konuyu odağına çekmekte yardımcı olabilirim. Öyle ya, bu forum bir masonlar forumu; bakalım Mason Sözlüğü'nde nasıl tanımlanmış din kavramı.

Din, doğaüstü tasarımlara ilişkin inançların belirli kurallara, kurumlara ve tapınma şekillerine bağlanmasıyla oluşan toplumsal sistemdir.

Daha ne diyebilirim?... Bu bilimsel yöntemin yolundan mı gidelim, yoksa kendi eğilimlerimiz ve varsayımlarımızla öznel tanımlar yapmaya mı devam edelim?

 




   
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 13, 2012, 11:08:26 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bay

sn Symbol'e bu paylaşım için tesekkur ederım.

Kendimce şu aralar girmiş oldugum dine karşı sorulayıcı, sorgularken din'i incitmeden ve saygısızlık etmeden yaptıgım ve kendımde bır suredır oluşan sorulara yanıt ararken, bu din tanımlarıda gerçekten güzel olmuş. Dün forumda dini seçmek başlıklı konuyu da okurken kendime dinimizi secme sansımız oldumu yada bize dayatılan dinimizi mi aşıyoruzdan çok aslında en tartışılması gereken konu dini nasıl tanıdığımız ve onu nasıl kullanmamız gerektiği.  Din insanı yasaklarla sınırlamalımı yoksa insanın özgür iradesini yaşamasına gölge düşürmeden ruhani tarafına notunumu vermeli.

   Demek istediğim hayat bir sınav ve bu sınavı şöyle açıklayalım. her yıl yapılan üniversite sınavları öğrenciye iyi bir gelecek için yapılan hayatına şekil vermeye çalışan bir sınav. ama sınavda yapılması gereken sorularla ılgılı yasaklar yok. ıstedıgını yapabılırsın. istediğini boş bırakabılırsın, ya da soruyu doğru yapamıyosan boş bırakmak yanlış yapma şansın yok gibi bir yasak yok. sen ne yaparsan sınavdan notunu ona gore alırsın. seni caydıracak herhangi bir kural yok.  İşte insanın özgür iradesine gölge düşürmeden ruhani tarafını puanlamak dediğim olay bu. Saçma gelebilirde. Katılabilirsinizde.  Önemli olan inanca yönelmekse hangi dinden olduğumuz değil. Hangi şartlarda yöneldiğimizdir. musevilik, hristiyanlı. müslümanlık hepside aynı şeye yöneliyorsa, asıl araştırılması gereken, işte konunun başlığıdır. Sonuçta her dinin altında da farklı meshepler mevcut işte inanç şekli kendi seçtiğimiz din ne olursa olsun orda bile farklılaşmıyor mu? yahudi farklı hristiyan farklı müslümanlık farklı önemli mi? herşeyden önce her din kendi içinde farklı. O yüzden sonuca ulaşılamayacak kişinin kendisinde bile bir önceki savunduğu tanımı unutturacak, asıl soru Din gerçekten nedir?

saygılarımla,


Eylül 13, 2012, 02:04:41 ÖS
Yanıtla #5
  • Ziyaretçi

Sayın Adam haklı. Sayın Adam bu konuda fikir belirtmek için uzmanlardan alıntılar yapmak veya beğenmiyorsa da uzmanlaştıktan sonra söz sahibi olabilmek gerektiğini vurgulamış. Fakat insan dağın yamacında da olsa fikir yürütmekten geri kalamıyor, dağın zirvesindeki manzara daha farklı ve gerçeğe yakındır tabi ki.

Çok fazla ateistle haşır neşir olma şansı yakalayamadığım için genel kanaat vermem yanlış olur fakat dinlarlar ile ateistler arasında hiç bir fark yoktur. Hatta ateist arkadaşlarıma dindar arkadaşlarımdan  çok daha fazla güvenirim.  Yani bir Fenerbahçeli ile Galatasaraylı arasında bir fark olmadığı gibi. Tabi ki onlara sorarsanız Fenerli ve Galatasaraylı farklıdır. Benim altını çizmek istediğim buydu. Yani ateist ve teist kavgası boş bir kavgadır. Neticede her iki taraf da Tanrıdan çok fazla uzaktadırlar. Her kez dindarım diyebilir fakat Masonlukta olduğu gibi her kez kapıyı çalabilir ama her keze bu kapı açılmıyor.

Genel kanaatimi söylemem sayın Adam'ı rahatsız edecek tekrar etmeyeceğim bu yüzden son kez genel kanaatimi söyleyeyim günümüzdeki dinler birer örftür. Acısını çekmediğin çile senin değildir diye bir laf vardır aynen onun gibi dindar olmak ve o kapıdan içeri girmek bu kadar kolay değildir. Tüm dinsel öğretilerde nefsle mücadele etmenin gayesi de zaten bu kapıdan nefs ile geçilmiyor.

İnsanlar din gibi  kutsallığı had safhada olan ve ulaşılması da bir o kadar zor bir kavramı yakalarına taktıkları figür kadar basit algılıyorlar.

Saygılarımla.


Eylül 13, 2012, 04:41:12 ÖS
Yanıtla #6
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay

Sayın masor1976'nın bir deyişi var ki, benim dediğim temel nitelikle örtüşmeyi sağlıyor.

Dinler birer örftür diyor. Ben buna tam olarak katılmıyorsam da, geçici olarak "Peki !" diyeyim. Örtüşme burada zaten; din de toplumsal bir olgu, örf te...

Hangisi önce?... Din mi, örf mü?... Yoksa at başı birlikte mi oluşuyorlar?

Bugün için falanca din... Diyelim ki İslâm dini... Türkiye halkının büyük çoğunluğu kağıt üzerinde Müslüman ya, o yüzden İslâm olsun dedim. Yani şimdi İslâm diniyle Türkiye halkının örfü uyuşuyor mu?...

Türkiye halkının tüm ülke çapında geçerli bir örfünden söz edilebilir mi?

Örf zamanla değişir mi, değşmez mi?

Ya din? Aydı din; diyelim ki İslâm?

Zaten İslâm dinini de tek tür varsaydık. Oysa biliyoruz öyle olmadığını.

Ben eşitliğini tutturamadım şu din ile örfün.

Ancak Sayın mason1976'nın da ile tutturması zorunlu değil. O deyişten cayabilir. Başka türlü bir açıklama da yapabilir. Ne olacak ki sanki; kaz çevrilince kurtulur yanmaktan.

 

 
« Son Düzenleme: Eylül 13, 2012, 04:46:22 ÖS Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 13, 2012, 05:08:23 ÖS
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Sayın Adam, değindiğiniz gibi din ve örf eşit değildir benim demek istediğim de oydu. Din aslını kaybedip örfleşmiştir dersek daha net olacak.

İnsanların örfü genelde öldürülemiyor mutlaka su yüzüne çıkıyor. Dinler genellikle bu örfleri öldürmeye çalışmıştır (örneğin islam milliyetçiliği ve ulusalcılığı yasaklıyor) fakat başaramamıştır. Örfler dinleri öldürerek kendi nüfus alanına çekmiştir. Örneğin ülkemizden örnek vermek gerekirse müslüman coğrafyayı etkilemek için "müslüman Türk" kavramı dillendiriliyor. Burda Türk örfü islamı hakimiyetine alıyor. Arap vb. örfler de bu yarışta eksik kalmıyor. Amaç ise azımsanamayacak ölçüde bir islam popülasyonuna şirin görünmek ve onları bir şekilde etkileyip çıkar ilişkileri içine girebilmek. Zaten dinin bu noktada örflerce gerçek kimliğinin öldürülüşüne dinin siyasi çıkarlar uğruna kullanılagelmesi şahitlik yapıyor.

Türklerin islamı kullanan kısmı olan osmanlı imparatorluğu hakimiyetini kaybedip yıkıldıktan sonra, güçlü olan hristiyan ingiliz sömürgeciliğine şirin görünebilmek için islam dininin ameliyatla çıkarmaya çalışması hatta devletin dinini hristiyanlık olarak değiştirmek istemeleri vb. olaylar da zaten örflerin dinle bağının samimiyetsizliğini sergiliyor. İslam osmanlı döneminde örfleştiği için de Türk insanının benliğinden söküp atmak zor hatta imkansız hale geldiğini görebiliyoruz. Bu gün müslüman Türkler anlamını bilmedikleri bir kitaba ölümüne inanıyorlar. Din konusunda profesörler bile islam dinini bilmiyorlar fakat millet islam örfleştiği için sıkı sıkıya sarılmış durumdalar. Bu sıkılığı kemalizm bile yumuşatamamıştır.

Atatürk ile ortak görüşlerimiz olduğu kanaatindeyim bu konuda. Tabi ki bu olay bir söylentidir ve tarihi bir gerçek gibi yansıtmak hata olur. Şu an Yozgat'da mezarı olan Osman Ölmeztoprak adında aynı zamanda Türk subayı olarak emekli olmuş bir Allah dostunun dervişlerinden dinlemiştim. Atatürk ne kadar şeyhim diyen varsa yemeğe davet ediyor. Malum şeyhlerin gören gözü olur böyle iddia ederler. Bu yemeğe şeyh Osman Ölmeztoprak da davetlidir. Atatürk kapının eşiğindeki paspasın altına Kuran koyduruyor. Eşiğe gelen şeyhler Kurana basıp geçiyor, Kuran'a basanı idam ettiriyor ve sadece şeyh Osman Ölmeztoprak Kurana basmıyor ve kellesini kurtarıyor. Dinde samimiyet bulmak samanlıkta iğne aramaktan zor olduğu için Atatürk'ün bu yaklaşımını vahşice bulsam da içten içe destekliyorum.

Saygılarımla.
« Son Düzenleme: Eylül 13, 2012, 05:43:31 ÖS Gönderen: Masor1976 »


Eylül 14, 2012, 10:17:35 ÖÖ
Yanıtla #8
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4161
  • Cinsiyet: Bay

Ne kadar çok tanım yapılmış ve halada yapılabilirde,kesinlikle kişiye göre değişen kişinin kendi algısına göre şu bana daha uygun kabulü yapacağı tanımlar var.Forum masonlar sitesi olduğu içinde mason ansiklopedisine yani mason görüşüne uygun olarakta bir tanım var bu tanımda kendi kabulleridir,illa bu forumdayız diye en doğru tanım dayatması yapılamaz.

Din dünyada üzerinde en çpk araştırma yapılan en çok konuşulup tartışılan ve sonundada belirli bir istikamete oturtulamayan bir kavram.Belkide çok basit bir kavramı tanım bombardımanına tutup tanımlanamaz hale biz insanlar getirmişizdir ne dersiniz.Mesela en çok şu tanımı severim din allah ile kul arasındaki münasebetlerdir inanan için.Allahı nasıl kavrıyor ve nasıl algılıyorsanız dinide öyle anlamanız mümkün.Allah kavramını ilah kavramını anlayamadan dine bir tanım getirmek mümkün değildir.Mesela yukarıdaki tanımları yapanlar bu kavramları biliptemi din hakkında tanım yapıyorlar bu tanımların belkide en başında allahı tanımlamaları ondan ne anladıkalrını yada anlamadıklarını açıkça tanımlamalılarki ondan sonra dini tanımlasınlar.

İlk olarak allahın anlaşılması ve tanımlanması lazım daha ilkini yapamadan direk 2.cisine tanım yapmak çok sağlıklı değil.Bu tanımları yapanların inanç durumu nedir buda önemli bir faktör ki tanımlar doğru otursun.Hemen inançsız biri tanım yapamaz kabulü çıkmasın tabiki yapabilir ama ne anladığıda muallakta kalır bana göre.

Allahı anlamadan ilahlık kavramını anlamadan sadece onun sözlerinin toplamı olan (bana göre)her türlü dinin tanımını yapmak beyhude bir çırpınış olur.Bu tanımları yapanlar teolglar haricinde olanların bilimsel vasıflarıda önemli değilmidir?

Demekki bu konu herkesim için önemlidir ve her kesimden insan inançlı yada inançsız yorum yapıyor o zaman ilk iş kavramları oturtmaktır derim.

Şu genel kabulede itiraz ederim burasının masonlar sitesi olup her yorum ve fikrin mason genel kabulüne uygun olması gerektiği çıkarımını yapmak ve gizlice dikte etmek doğru bir anlayıi değil.Bundan çıkan sonuç masonların fikrinin en sağlıklı ve kesin sonuç olduğuna bizi götürürki buna katılmam mümkün değil.

Din bana göre her kulun allah ile kendi arasındaki ilişkidir ve bunu her insan anlayıp algıladığı şekli ile yaşar yada yaşamaz.

saygılarımla
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 14, 2012, 01:21:53 ÖS
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2868
  • Cinsiyet: Bay

Alıntı
İslam osmanlı döneminde örfleştiği için de Türk insanının benliğinden söküp atmak zor hatta imkansız hale geldiğini görebiliyoruz. Bu gün müslüman Türkler anlamını bilmedikleri bir kitaba ölümüne inanıyorlar. Din konusunda profesörler bile islam dinini bilmiyorlar fakat millet islam örfleştiği için sıkı sıkıya sarılmış durumdalar. Bu sıkılığı kemalizm bile yumuşatamamıştır.




Sayın Masor1976 ;

Ne demek anlamını bilmedikleri bir kitaba inanmak; Lütfen açarmısınız ? ???
« Son Düzenleme: Eylül 14, 2012, 02:04:41 ÖS Gönderen: NOSAM33 »
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
13 Yanıt
11361 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 12, 2012, 02:16:09 ÖS
Gönderen: NOSAM33
3 Yanıt
7225 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 21, 2016, 09:24:06 ÖÖ
Gönderen: Birisi
0 Yanıt
2558 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 09, 2013, 03:30:23 ÖS
Gönderen: evvah
8 Yanıt
4748 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 12, 2013, 07:14:57 ÖÖ
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
4064 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 29, 2013, 11:21:02 ÖS
Gönderen: Alşah
4 Yanıt
2421 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 26, 2014, 06:35:47 ÖS
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
3651 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 27, 2014, 10:39:26 ÖS
Gönderen: smyrnali
1 Yanıt
1063 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 04, 2014, 08:20:08 ÖÖ
Gönderen: ADAM
2 Yanıt
2254 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 16, 2014, 07:26:37 ÖS
Gönderen: Nicolus
2 Yanıt
1631 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 28, 2017, 12:54:20 ÖÖ
Gönderen: night manager