Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Mistisizm Aldatmacası / Cemil Sena Ongun  (Okunma sayısı 4092 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ekim 19, 2012, 08:48:43 ÖS

Öncelikle atmış olduğum başlığın tarafımca uydurulduğunu belirtmek isterim. Zira orijinalinde "Mistiklerin özellikleri, telkin ve inançları" olan başlık, ne buraya sığabilecek bir büyüklükte, ne de benim vereceğim kısımı özetleyebilecek nitelikteydi.

Yazılar, Cemil Sena Ongun'un "Hz. Muhammed'in Felsefesi" adlı kitabındandır. Tarafımca yazılmış olduğu için, benden kaynaklanan bazı yanlışlıklar olabilir. Olacak yanlışlıklar için şimdiden değerli forum üyelerinden ve Masonlarından af dilerim.

Cemil Sena Ongun, Hz. Muhammed'in Felsefesi, syf:57-59, 1967

" MİSTİKLİĞİN ÖZELLİKLERİ, TELKİN VE İNANÇLARI "

Mistikler, dış görünüşleri itibariyle, insanlarla olan münasebetlerinde pek alçak gönüllüdürler; hakikatteyse onlar, kendi nefislerine hayran olan (egotisme) kibirlilerdir. Bu sebepten onlar, anlayamadıkları olayları tabiatüstü sayarlar ve onları yalnız kendilerinin anlayabileceklerini iddia eder ve buna inanırlar; daha doğrusu tabiatüstü olay ve varlıklar, sırlarını yalnız onlara, yani kendilerine açıklarlar kanısındadırlar. Böylece kendi bilgisizliklerini kontrolsüz ve hayalî bir tasdikle maskelerler; az çok kültürlü olanları da, ya bir toplum çevresinde kendilerine saygıya değer göstermek için mistik görünen ve mistik düşüncelere değer veren riyakârlardır, ya da, çocuklarından beri almış oldukları mistik eğitimin alışkanlıklarından kendini kurtaramayanlardır. Mistikliği meslek haline getirmiş olanlarsa, organik yapılarının kendileri için zorunlu kıldığı kaderden kurtulamayanlardır; bunlar arasında üstün seviyede kimseler de bulunur.

Hangi türden olurlarsa olsunlar, hemen bütün mistikler, mahviyet (eksinlik) perdesi altında yüksek bir büyüklük duygusuna maliktirler. Onların kibirleri, kendilerini öteki insanlardan üstün saymalarıyla orantılı olarak gelişir ve böylece onlar, sonsuz varlığa ve âlemin Yaradanına herkesten ve her şeyden fazla yaklaşabildiklerini zannederler. Bu ruh haline, çok bilgili din adamlarında da rastlanır. Meselâ Saint Augustin, çocukluğundan bahsederken, Tanrının kendisiyle yakından ilgilendiğini anlatır (Confessions, ch. VI). Mistik felsefeye dalmış ve buna hizmet etmiş olan doğu ve batının büyük kişilerinde bu iddia vardır. Evliya menkıbelerinden bahseden eserlerde, İslâm mistiklerine dair öyle hikayeler vardır ki, Hz. Muhammed için bile bu kadar kutsal tecelliden bahsedilmiş değildir. Bunlar, türlü mistiklik derecelerini aştıktan sonra, yalnız Tanrıyla değil, hatta melek ve şeytanlarla bile dolaysız olarak görüşmüş sayılırlar ve bu başarılarını, kendileri de anlatmaktan çekinmezler.

Mistik çevrelerde yaşamış olan küçük ve büyük yaştaki insanlar, bilgiden az çok mahrum olup organik ve soyaçekimsel yapıları mistikliğe elverişli olanlar, o çevrenin kasıtlı veya kasıtsız etkilerine kapılır, mistik duygu ve inançları kolayca benimserler. Zira bu çevrelerde gördükleri tarikat törenleri, alışkanlık halini alır ve âdeta otomatik olarak ifa edilir. İbadet edenlerin çoğu da aynı saklı olan ahlâki ve ideal duygudan habersiz olarak, Tanrıya yaranmış olduklarını zannederler; bu zan dini vazifeleri ifa etmedikleri halde, Tanrıbilim, tefsir ve hadis gibi dini ilgileyen bilimler hakkındaki bilgilerine dayanarak din misyonerliği yapan kimselerde de vardır; mistik çevrelerde mistik bilginlerin telkinleri altında yaşayanlar ve hele safdil ruhlar, hangi seviye olurlarsa olsunlar, kolayca pozitif düşünceleri ve hatta bilgileri hazmedemezler; bunlar, bilimlerin geleceği hakkında bile şüpheli olurlar ve bütün insanlık ve toplumların kurtuluşunu, dinler veya tarikatlar gibi fonksiyonları değişmiş, eskimiş olan mistik prensiplere bağlanmakta bulurlar. Zira bunlar, hangi tarikata mensup olurlarsa olsunlar genel olarak evliyalara ve bunların kerametlerine inanırlar. Onlara göre, dünyayı, gayb erenleri veya rical-i gayb adını verdikleri ermişler, kutuplar,üçler, yediler, kırklar gibi birtakım görünmez kişilikler yönetirler. Onlar, birtakım mürşitlerin, pirlerin, şeyhlerin manyetik ve hatta hipnotik etkilerine körü körüne tutulur, bağlanırlar. Bunları, ledün bilimi denilen bir bilgi kolunun bilginleri sayarlar. Bu biim, Tanrının eşya ve varlıkları ne maksatla yarattığını, bunları kendi Tanrısal maksadına göre nasıl yönettiğine ve Tanrısal iradeye etki yapmak veya karışmak yetkisini kullanmak gibi layık bilimlerle açıklanamayacak konuları inceler kanısındadırlar.

Bu inançlarının dayanağı Kehf suresinin 61-83’üncü ayetleridir. İslâm mistiklerinin evliyalara olan inançları da Yunus suresinin 62-64’üncğ ayetlerindeki bildiriye dayanır. Bunlar ayetlerin bazılarını kendi prensiplerine göre anlarlar. Meselâ, Âraf suresinin 205’inci ayetindeki, “Tanrını sabah ve akşam yakararak fakat korkarak alçak sesle zikret” bildirisini; tekkelerinde zikretmenin Tanrısal emirlerden olduğu şeklinde yorumlarlar. Budacılıkta da edebî kurtuluşun bir vasıtası olarak zikir türünden ritmik ses ve hareketlere kutsal bir önem verilir.

Mistiklik bulaşık bir hastalık gibi, bir moda gibi yayılma istidadında olduğundan, çoğu zaman politikacılar bundan faydalanmaya çalışarak, milletlerinin ilerlemesine engel olurlar; zira toplum, bir defa mistiklik afyonuyla sarhoş olduktan sonra, kendi geleceğiyle ve kaderiyle oynanan insanların hayat ve teşebbüslerindeki amaç ve sonucu kavrayamaz. İmparatorluk zamanında, halifelerden başlayarak bütün Osmanlıların tarikatlara bağlanmak suretiyle tekkelerdeki törenlerden âdeta estetik bir haz alışları, oralardaki telkinlere saplanıp yurdumuzu asalaklar, miskinler ve tembellerle dolu bir düşkünler yurdu haline getirmiş olmaları, bunun pek yakın misallerindendir. Bazen siyasal sebepler, bazen de tarikat kurucu veya mensubu olanların amaçlarını gerçekleştirmek için yaptıkları telkinler daha çok şu noktalarda toplanır:

1. Yaşayan ve devletin mensup olduğu resmi dine aşırı bir hayranlık;

2. Bu dinin vaat ettiği göksel nimetlere kavuşma tutkusu;

3. Tapınaklara ve tekkelere devam etmeye teşvik;

4. Kokular, ilâhiler, zikirler ve özel törenlerde, müjdeleyen ve korkutan nutuklar ve muhteşem vaızlara, fertlerin bütün varlıklarını sarmak ve onlara hâkim olmak;

5. Savundukları sözde hakikatlere aykırı olan bütün bilgi ve düşüncelerin saçma olduğuna inandırmak;

6. Aklı, şeytanın öksesi sayarak, bilimsel konulardan şüphe ettirmek, onları yıkmak, onların gerçek mahiyetlerini anlama isteklerinin, insanı korkunç yanılmalara ve kâfirliklere götüreceğini kabul ettirmek;

7. Hatta layik bilimlerin, insanı uğursuz sonuçlara ve cezayı gerektiren yersiz gururlara sürüklediğini, zira Tanrının, insanları anlayamayacaklarından daha fazla şeyleri de yapmaya gücü yettiğini telkin etmek.

Özet olarak; mürşidin veya va’zedenin alçak gönüllüymüş gibi görünen, fakat hükmeden ses, jest ve bakışlarındaki tehdit ve duaları altında yapılan mistik törenler, zaman zaman tekrar edildikçe ve bunları devlet özel kanunları veya müsamahasıyla himaye ederken, onların emri altına girince, toplumun kendine gelebilmesi ve dünyanın ilerlemekte olduğu yeni ve ilerlek yönleri görebilmesi ve bu mistik atmosferin uyuşturucu, boğucu ve çevresinden ve etkisinden kurtulabilmesi imkânsız olur.

Mistiklerin ve bilhassa İslâm tarikatlarından bazılarının en önemli faydası, bilgisiz softalar elinde soysuzlaştırılmış olan din inançlarının sertliğini az çok yumuşatmış olmaları ve biraz da toleransın şuurlanmasına ve Mevlevîlikte olduğu gibi, güzel sanatların gelişmesine hizmet etmeleridir. Politik ve ekonomik amaçlar dışında, devletin ve partilerin, vicdan özgürlüğü adına, zayıf kültürlü toplumlarda mistikliği ve mistikleri korumalarının en açık nedeni, dinlerin ve tarikatların fakirliği, sabrı, itaatı, kanaat ve tevekkülle teslimiyeti ve kaderi… savunmuş olmalarıdır. Bu psikolojik neden, toplumsal düzenin, doğal bir korucusuymuş gibi görünür. Fakat zamanla büyük bir çoğunluğu sarhoş eden bu mistik inançlar, o suretle kökleşir, yayılır ve kendine bağlı bir sınıf yaratır ki, bu sınıf, kendisini himaye etmiş ve yaratmış olan devletin işlerine karışma yetkisini hissetmeye, layik örgütlerle vicdanlara saldıran bir kuvvet halini almaya başlar. İlerlemekte olan bir ulusu durdurmak, parçalamak ve geriletmek isteyen yabancı devletin de bunlardan nasıl faydalandıkları tarihsel gerçeklerdendir.

Saygılarımla.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
0 Yanıt
3424 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 31, 2006, 01:17:33 ÖS
Gönderen: MASON
0 Yanıt
3621 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 08, 2007, 10:14:37 ÖS
Gönderen: Supeluta
0 Yanıt
2693 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 28, 2008, 03:52:04 ÖÖ
Gönderen: Kaan
1 Yanıt
4507 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 22, 2009, 06:08:41 ÖS
Gönderen: Mozart
4 Yanıt
4786 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 27, 2012, 07:48:00 ÖS
Gönderen: CAMPANELLA
0 Yanıt
694 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 23, 2015, 06:02:42 ÖÖ
Gönderen: Risus