Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Mustafa Kemal ve Atatürkcülük  (Okunma sayısı 1508 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 13, 2012, 09:14:57 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1801

Mustafa Kemal ve Atatürkçülük
13
 
KAS
 
2012
 


Üç gün önce 74. yas yıldönümüydü.
Yani bugünün muktedirlerinin sevinçle kutladığı bir gün…

Evet, 74 yıl önceki 10 Kasım 1938...

“Ulu Önder Atatürk ebediyete intikal etti” ya da “Atatürk, saat dokuzu beş geçe, Dolmabahçe Sarayı’nda gözlerini kapadı...”

Saat dokuzu beş geçe Ata’m Dolmabahçe’de gözlerini kapadı bütün dünya ağladı. (Bütün dünyanın ağladığına inanırdık.) Uzun uzun kavaklar dökülüyor yapraklar, ben Ata’ma doymadım doysun kara topraklar. (Beyaz yakalarımızı takmazdık o gün, sadece siyah önlüklerimizle gelirdik okula, matem kıyafetimizdi. Pencereleri siyah kartonlarla kapatırdık, loş bir ortam elde etmek için. Siyah bir kürsü üzerinde onun büstü dururdu ve bazen bir meşale yanardı loş salonda, is kokusuyla ölü evinde gibi hissederdim kendimi. Gazeteler yakın zamana dek siyah logoyla çıkardı. Logosunu karartmayan şeriatçı gazeteler kınanırdı Atatürkçüler ve yani herkes tarafından.  Sinemalar kapanır, lokantalarda içki satılmazdı ve bu yıllar boyu böyle oldu. 10 Kasım, Özal döneminde bir matem günü olmaktan çıktı.)

Zürcher şöyle yazıyor: Mustafa Kemal Atatürk için olumlu olumsuz pek çok şey söylendi, yazıldı; ama seveni de sevmeyeni de şunu kabul etmekten geri kalmadı: Mustafa Kemal, ülkenin yaşadığı bunalım koşullarında hakikaten en uygun insandı. (Kürtleri olmasa da) Türk toplumunu modernleştirmede en cüretkâr adımların atılmasını sağlamıştı ve bu anlamda kayda değer bir devrimciydi; ama aynı değerlendirmeyi, toplumun demokratikleşmesi konusunda yapmak mümkün değildi. Hatta kimilerine göre 1925’lere dek sağlanan nispi demokratik gelişmeleri dahi durdurmuştu. (Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim y., İstanbul 1995, s. 269)

174 cm boyundaydı. Ağırlığı 74-76 kg arasında değişiyordu. 43 numara ayakkabı giyiyordu. Kahvaltı etmezdi.  Kahve ve sigara içerdi. Öğle yemeklerini genellikle bir bardak limonata veya ayranla geçiştirirdi. Akşam sofrası bir nevi meşveret sofrası olur ve uzun sürerdi. Sevdiği yiyecekler arasında kuru fasulye, pilav, omlet, kavun başta gelirdi. Pijama giymeyi sevmez, beyaz gecelikli entarisiyle yatardı. En kızdığı zaman en ağır sözü şöyleydi: “Şaşarım aklı perişanına, ahmak!” Sevdiği şarkılar ise şunlardı: Cana Rakibi Handan Edersin, Mani Oluyor Halimi Takdire Hicranım, Sen Bezmimize Geldiğinde Akşam Neler Olmaz, Bade-i Vuslat İçilsin Kâse-i Fağfurdan...

1881’de Selanik’te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Bey’di. Küçükken dayısının bakla tarlasında karga kovalardı, diye tanıdığım Mustafa Kemal Atatürk, işte bir 10 Kasım günü ölmüştü...

Kemalist değilim... Ne düşündüğümü BirGün’deki köşe yazılarımda, “Kemalistler Ülkesinde Cumhuriyet ve Diktatörlük” kitabımda yazdım; ama bütün teorik tahlillerin ve ideolojik tercihlerin gerisindeki Mustafa Kemal, devrimci Mustafa Kemal; benim gözümde de sarışın bir kurda benzer... Gözlerinin çakır ya da gri olduğu söylense bile “mavi gözleri” hep çakmak çakmaktır ve bu memleketin bir evladı olarak, “burjuva paşasıydı işte” diye kestirip atmama imkân yoktur...

***

Yukarıdaki değerlendirme yeni değil, sözünü ettiğim kitabımdan aldım. Kemalizm’in güncel halini ise birkaç yıl önce 15 Kasım 2009 tarihli BirGün Pazar Eki’nde “Kemalizm, anti-Kemalizm ve hatta anti-anti-Kemalizm…” başlığıyla çözümlemeye çalışmıştım. Yani aslında “yeni” bir sözüm yok. Bu yüzden burada yine bu kitabımdan kısa bir bölümü tekrarlamakla yetineceğim:

Kemalistlerin benimsediği modernleşme projesi, kapitalizmin gelişebilmesi, yani kalkınmanın sağlanması, yani sanayileşmenin gerçekleşmesi uğruna, demokrasiye yer vermeyen bir cumhuriyet rejimini öngörüyordu. Kapitalizmin dinamiklerinin güdük ve çarpık olduğu bir ortamda, onu (pre-kapitalist sınıfları ürkütmeden) yukarıdan aşağıya ve adım adım geliştirme ve her düzeyde (ideolojik/ kültürel, politik, ekonomik) inşa etme gibi bir misyon yüklenilmişti.

İşte bu misyonun adı cumhuriyet olmuştu ve bunları sağlayabilmek, cumhuriyet adını taşıyan rejimin özel bir versiyonuyla, yani küçük burjuva diktatörlüğü ile mümkündü. Bunun, siyaset bilimi teorilerinde “Bonapartizm” kavramıyla ifade edilen tarzla benzeşen yönlerinin çok olduğu söylenebilir. Bu rejim kendi koşullarında bir de ulus-devlet formunu almak durumundaydı: Türkiye Cumhuriyeti, Ermeni kıyımını miras almıştı; Rumlar tehcir edilmişti; Kürt tenkil ve tedibini gerçekleştirme işi hâlâ sürüyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin, ulus-devlet kimliği, kurucuları tarafından işte bu yoldan yazılıyordu.

Ulus-devlet milliyetçilik ile kurulurdu. Ulus-devlet, üniter devlettir: Laik, tek milletli, “tek sınıflı” olmak zorundadır. Tersinden söylenirse, bu kimliğin hanelerinde şeriata, komünizme, Kürtçülüğe karşı nitelikler yazmaktadır. Etki tepki meselesi olarak ele alındığında, Türk milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliğinin kavranmasında; Kemalist halkçılık (ve devletçilik), Türk solculuğunun kavranmasında; Kemalist laiklik, Türk İslamı’nın kavranmasında birer anahtar olmuştur.  Anahtarın takılı olduğu kilide cumhuriyet denmesi ise kural haline gelmiştir.

Bunların ötesinde, Kemalizm’in çerçevesini çizen ünlü “altı ok” kapsamında demokrasi ve bağımsızlık ilkelerinin yer almaması dikkat çekicidir. Oysa Kemalizm en çok bu kavramlar bağlamında tartışılmaktadır. Kemalizm’de demokrasi yoktu ama bağımsızlık mı vardı? Milli devrim, demokrasi olmadan da yapılamaz mıydı? Kural olarak emperyalizm karşısında kurulmuş bir ulus-devlet, sömürge devlet yerine bağımsız devlettir ve bu egemen cumhuriyettir. Bu kural...

Biz Marksistler, “bu kuralı”, SSCB (sosyalizm) yanında emperyalist sistemin zayıflatılması; anti-emperyalizm, milli demokratik devrim diye tanımlardık ve alkışlardık! Bu analizi, sömürge tipi faşizm koşullarında, emperyalizmin 3. bunalım döneminde yapardık. Şimdi farklı bir dönemdeyiz: Kemalist dönem (tez) ve ondan sonra ortaya çıkan sömürge tipi faşizm döneminin (anti tez) hem çatıştığı hem bileşkesi olduğu başka bir dönemde (sentez); yeni dünya düzenine [küreselleşmeye] entegrasyon için rejim krizinin başkanlık sistemi ile çözümünün gündemde olduğu bir dönemde... Ama Kemalizm’i, içinde yer aldığı dönemin belirleyenleri ışığında değerlendirmek, onu (bugünkü) yerli yerine oturtmak bakımından şarttır. [Dikkat: Bu paragrafı 1997 yılında yazmıştım, şimdi anlatabildim mi neden “yeni” bir sözüm olmadığını?]

Atatürkçülük adına 12 Eylül döneminde Mamak cezaevinde epey sopa yedik! Kemalistler de yıllar boyu komünistlere, Kürtlere, İslamcılara sopa atmışlardı. Mamak cezaevinde devrimciler ve faşistler için “karıştır barıştır” zorlaması vardı. Kemalistler de yıllar boyu “karıştırdılar” ve “barıştırırız” sandılar; sahiden buna inanmışlar mıydı?

***

Peki, “eskiden” yani daha birkaç yıl önce laiklik savunusu yapılırken ne denirdi? “Tamam, benim anneannem de başını örterdi ama…” Şimdi ise Cumhuriyet kutlamaları ve Atatürkçülük “yaşlı teyzeler” ile de anılır hale geldi ya… İkinci Cumhuriyeti savunanlar şöyle diyordur: “Tamam, benim anneannem de Atatürkçüydü ama…”

Ama? Ne!

“Ne mutlu Türk’üm diyene” tekilciliğinden, “Ne mutlu Müslüman’ım, Sünni’yim, Hanefi’yim, Türk’üm, Erkeğim diyene…” çoğulculuğuna geçmedik mi?

Melih Pakdemir, Birgün Gazetesi


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
9 Yanıt
9463 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 05, 2012, 11:04:32 ÖS
Gönderen: NOSAM33
2 Yanıt
3408 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 17, 2009, 04:44:20 ÖÖ
Gönderen: de_hund
5 Yanıt
8043 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 01, 2007, 08:27:30 ÖÖ
Gönderen: Universal
3 Yanıt
9501 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 12, 2012, 02:16:15 ÖS
Gönderen: Tij
7 Yanıt
19902 Gösterim
Son Gönderilen: Haziran 06, 2017, 03:33:02 ÖS
Gönderen: eskihalicli
0 Yanıt
1623 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 06, 2012, 08:32:09 ÖS
Gönderen: Tij
32 Yanıt
7716 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 23, 2012, 05:11:32 ÖS
Gönderen: yazbenide
1 Yanıt
2143 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 05, 2013, 11:08:24 ÖS
Gönderen: NOSAM33
0 Yanıt
1385 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 14, 2015, 02:35:03 ÖS
Gönderen: MEDUSA
0 Yanıt
1271 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 23, 2015, 04:08:37 ÖS
Gönderen: MEDUSA