Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Düşünce Tarihi/9  (Okunma sayısı 1488 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 16, 2012, 07:40:44 ÖS

Görüldüğü gibi, insanı insan eden emek, iş, tek sözle eylem (action)... Kafadaki beyni us, ön ayakları el, ağızdaki tad alma organını konuşan dil eden hep o.

İnsan türünü meydana getiren hayvanın, öteki hayvanlara baskın çıkan eylemselliği nereden doğmuştur? Soru, karşılığını, insanın atası hayvanın öteki hayvanlara göre daha çok oyunseverliğinde bulmaktadır. Nitekim, insan çocuğunun maymun çocuğundan daha oyuncu olduğu bilinmektedir. İnsan, duyulur izlenimler yığınını oyunla düzenlemiştir. Oynayan çocuk, ilkin, hiçbir ayırma yapmaksızın, bütün duyularıyla birlikte davranır. Eşyayı görür, dokunur, koklar, sesini işitmek için birbirine çarpar, tadını almak için ağzına sokar. Bu oyun, ona duyu niteliklerini ayırt etmeyi öğretir. Çiçeği koklar artık, ağzına sokmaya çalışmaz. Oysa, çiçeğin bir tadı da vardır. Ama çocuk, çiçekte kokunun tattan önemli olduğunu öğrenmiş, kokuyu öteki önemsiz niteliklerden soyutlayabilmiştir. Bu soyutlama, insanlaşmada, çok önemli eylemsel bir başarıdır. Artık şeker yeşil, kırmızı, ya da sarı renkte olabilir. Çocuğun şekerde arayacağı renk değil, tat olacaktır. Çocuk, bu oyun deneyleriyle, eşyanın tepkilerini ve kendi davranışıyla olan ilgilerini de öğrenmektedir. Avuçta sıkılan cam elini kesmektedir, elden bırakılan tabak düşüp kırılmaktadır. Yanmayan sobaya dokunulabilir, yanan sobaya dokunulmaz. Önemli bir sonuç daha meydana çıkar: Göz, ellerin görevini üstüne almış, ellerin yükünü azaltmıştır. Çocuk artık bir şeyin yaş mı kuru mu, ağır mı hafif mi, sert mi yumuşak mı olduğunu görebilir. Bunları anlamak için o şeye elleriyle dokunması gerekmez. Görevleri azalan eller şimdi daha çok eylemde bulunabileceklerdir, el bilgi işinden kurtarılmıştır. Daha sonra göz, oyunun sağladığı duyuların işbirliğinden güçlenerek, öteki duyuların da görevlerini yüklenmektedir. Sessiz bir filmde bir kişinin şarkı söylediğini görebiliriz, önümüze getirilen, bir tabakta tatlı bulunduğunu görebiliriz, bahçemizde bulunan bir karanfilin güzel koktuğunu görebiliriz. Duyuların bu işbirliği, insandan başka hiçbir hayvanda gerçekleşmemiştir. Cisimlerin, öteki duyuların niteliklerini de kapsayan bu optik görünüşleri sembollerdir. İnsan, artık, eylemsel oyunlarıyla edindiği bir semboller dünyasında yaşamaktadır. Optik (görünen) dünya, yükü azaltılmış bir dünyadır. Şu halde, yükü azaltılmış bir dünyaya açılan insan atası hayvan, insanlaşma yolunda, öbür hayvanlara göre, çok daha eylemde bulunmak imkanına kavuşmuştur. Bu geniş eylemsel çalışma, onu, ele, dile ve akla götürmektedir. Daha açık bir deyişle, eylemin dürtüsüyle el-dil-akıl diyalektiği başlamıştır. Buysa, tümüyle, insanlaşma işidir.


Böylece oldukça uzun bir bölüm olan "Yeryüzünde Bir İnsan"ı bitirdik. Bu son iki paragraf aslında konunun özeti niteliğinde. Oldukça hoş bir kısım olmuş.

Bundan sonraki bölüm sadece bir paragraf. İnancın doğuşuyla ilgili bir iddia... Hele ki o paragrafın son bir cümlesi vardır ki... Benim açımdan çok güzel, şahane bir tespittir. Hani bilimin bir iddiası vardır: hiçbir şeyin vardan yok olamayacağı, yoktan da var olmayacağı. (Galiba o konu üzerine yazılmış bir kitap bile vardı. Dan Brow'un...) Bu söylemin Masonlukta yeri nedir bilemeyeceğim, ama bazıları daha az yok olurlar. Tıpkı Orhan Hançerlioğlu gibi.

Saygılarımla.
• Laborare est Orare XXII.
• ... Bense daha önce duyulmamış, yeni şeyler söylediğim için onların ilenç ve lanetlemelerine maruz kalmaya devam edeceğim.... Simon Magus


Kasım 17, 2012, 08:13:51 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay



Daha önce bir ara Orhan Hançerlioğlu'nun yapıtlarından yararlanırken, bir elek ya da süzgeç kullanmak gerektiğini belirtmiştim.

Sayın Peacewings'in getirdiği bu dokuzuncu bölümde yine dikkati çekiyor bu gereklilik. Örneğin "insanı insan eden emek"... Aslında emeğin önemine ve değerine hiçbir diyeceğim yok. İnsanı insan edenin iş ve eylem oluşuna da bir şey diyemem. Fakat burada "emek" sözcüğünün kullanımında bir yönlendirme var. Buna da dikkat etmek gerek.

Bu kadarcık mı eleştirilecek, dikkat edilecek, süzülecek, elenecek olan?... Hayır. Her okuyucu kendi dikkatini yoğunlaştırır, kendi birikimiyle yaptığı elek ve sözgeçini kullanır.

Kimilerinin eleği ya da süzgeçi o kadar küçük numara yani öylesine sıkıdır ki, alta pek az  şey geçer. Öyleleri her şeye aşırı bir kuşku ile bakar, hiçbir söze güvenmez, büyük bir rahatsızlık, huzursuzluk, mutsuzluk içinde yaşarlar.

Kimilerininki de öyle boşlukludur ki, o elekten hemen her şey sıkıntısız gelip geçer. Onlar da hep başkalarının etkileri altında kalır, kendileri hiçbir şey üretemez, dolayısıyla Orhan Hançerlioğlu'nun belirttiği tarzda "insan" blie olamaz, daha çok maymunsulara yakın kalır.

Bu parçanın sonunda çok önemli bir olgu dile getiriliyor. "El-dil-akıl" diylektiği... İşte bu çok önemli. Çünkü insanı asıl "insan" yapan ve tüm diğer hayvanlardan ayıran budur.
   
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Kasım 17, 2012, 09:36:53 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1795

Insan, bir is veya bir eylem yaparken, emek harcar ve buyüzdende sayin Hancerlioglu"nun tanimi tamda olmasi gerektigi gibidir.

Da benim anlayamadigim "EMEK" kelimesinin sayin ADAM"i niye bukadar rahatsiz ettigidir, öyle bir rahatsizlikki hakkinda yazi bile yazacak kadar


Saygilar


Kasım 17, 2012, 10:59:25 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7278
  • Cinsiyet: Bay

Yaşamının en azından üçte ikisini emekçi niteliğiyle geçirmiş bir kişi olarak "emek" sözcüğü beni kesinlikle rahatsız etmez.

Buradaki incelik, Orhan Hançerlioğlu'nin her konu gibi bu konuya da ille ve ille materyalist diyalektik bir tutumla bakışı, "emek" sözcüğünü bu amaçla kullanışı,  doğrunun ille de böyle olduğuna vurgu yapışıdır. Bunu, daha birçok yapıtında görürüz.

Diyalektik materyalizme hiçbir diyesim yoktur. Fakat materyalist diyalektiğe diyesim vardır. Burada işaret ettiğim nokta da kişilerin kendi eleklerini/süzgeçlerini kullanmalarıdır. Bir konu Orhan Hançerlioğlu öyle dedi diye öyle olmaz. Çalışmalarına, üretimine saygı vardır, beğeni vardır, bundan ötürü onu yüceltme söz konusudur. Fakat bu olgu onun da yanılgıları olmadıoğı anlamına gelemez; dogmalara ve bağnazlığa karşıyken, kendi dogmalarını bağnazca bir tutumla yansıtmıştır Hançerlioğlu.

Önümüze bir yapıttan seçilmiş parçalar konuyor. Çok güzel ve yararlanılması gereken irdelemelerdir bunlar. Ancak burada "emek" sözcüğü art niyetle, bir yönlendirme amacıyla kullanılmıştır. Objektif bir tutumla bakınca kullanılmasaydı da olurdu denilebilir. Fakat olmazdı çünkü Orhan Hançerlioğlu her fırsatta kendi benimsediği doktrini anımsatmak hatta dayatmak eğilimindeydi. Ona göre, materyalist diyalektik ile çelişen her şey temelinden yanlıştı. (Aslında bu tutumuyla kendi kendisiyle çelişiyordu.) Benim dikkati çekmek istediğim de budur.

   
« Son Düzenleme: Kasım 17, 2012, 11:09:23 ÖÖ Gönderen: ADAM »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
1271 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 05, 2012, 05:37:55 ÖS
Gönderen: Tij
0 Yanıt
1111 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 03, 2012, 09:01:01 ÖS
Gönderen: peacewings
0 Yanıt
1189 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 04, 2012, 04:22:28 ÖS
Gönderen: peacewings
7 Yanıt
2643 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 07, 2012, 12:36:22 ÖÖ
Gönderen: peacewings
0 Yanıt
1136 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 06, 2012, 06:38:29 ÖS
Gönderen: peacewings
0 Yanıt
1319 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 07, 2012, 06:09:12 ÖS
Gönderen: peacewings
1 Yanıt
1495 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 13, 2012, 08:04:39 ÖÖ
Gönderen: ADAM
1 Yanıt
1282 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 14, 2012, 07:32:43 ÖÖ
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
959 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 14, 2012, 06:21:53 ÖS
Gönderen: peacewings
1 Yanıt
1126 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 18, 2012, 05:14:56 ÖS
Gönderen: karahan