Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Doğal Taşlar  (Okunma sayısı 6041 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 02, 2015, 01:50:32 ÖS
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 341
  • Cinsiyet: Bayan

 Doğal Taşları incelemek için internet'e girdiğimde karşıma çıkan şu yazıyı paylaşmak istedim.  Doğruluğu tartışılır bir  merak konusu olmuştur kişiler için. Açıkca  bende  merak etmişimdir özellikle olumsuz psişik güçlere karşı korunmaya yönelik doğal taşla
 Ve karşıma şu çıktı.
-----------------------

Kültürel ve Tarihi Kullanımları
Antik Mısır'da lapis lazuli bok böceği şeklindeki süs eşyaları, nazarlıklar ve benzeri takı eşyalarının vazgeçilmez malzemelerinden birisi olmuştur. Asur ve Babilliler tarafından mühür olarak kullanılan Lapis Lazuli, Mısır'da yapılan arkeolojik kazılar esnasında MÖ 3300-3100 zamanında bir yerleşim birimi olan Nakada bölgesinde kraliyet dönemi öncesinden kalma lapis mücevherler bulunmuştur. Aynı zamanda toz haline getirilmiş lapisin Antik Mısırlı kadınlar tarafından göz farı olarak da kullanıldığı bilinmektedir.

Ölüler Kitabı'nın 140. bölümünde yazdığı üzere, göz şeklinde altından bir muhafaza içerisine yerleştirilmiş lapis lazuli güçlü bir tılsım olarak kabul ediliyordu. Her ayın son gününde bu sembolik göze sunulan adak sonrasında, kullanıcının kötülüklerden korunacağına inanılırdı.

Fırat Nehrinin yakınında bulunan Ur'un Antik Sümer kraliyet mezarlarında lapis lazuliden yapılmış sayıları 6000'den fazla kuş, geyik, kemirgen heykelciklerinin yanı sıra çok sayıda boncuk, tabak ve silindir mühür bulunmuştur. Bu eşyaların çoğunda kullanılan lapis lazuli Afganistan, Bedahşan'daki madenlerden çıkarılmıştı. Pek çok Sümer ve Akad yazısında lapis lazuli, krallara layık zenginlik ve ihtişamda bir taş olarak belirtilmiştir.

Romalılar ise lapisin güçlü bir afrodizyak olduğuna inanmıştır. Orta Çağ'da ise lapisin sağlığa faydalı bir etkisinin olduğu, ruhu günah, kıskançlık ve korkudan arındırdığına inanılırdı.

Lapisin aynı zamanda tıbbi faydaları olduğuna da inanılırdı, öğütülerek toz haline getirilen lapis, süt ile karıştırılıp deri apselerine pansuman ve ülsere karşı tedavi amaçlı kullanılırdı.


Nevşehir Göreme açıkhava müzesinde bulunan Tokalı Kilise lapis mavisi ile ünlüdü

Wikipedia

------------
dip not:Aslında Süleyman'ın yüzüğünde,   varsa doğal taşa da bakacağım.
Sevgili editör, umarım doğru yerde açılmıştır bu konu.


« Son Düzenleme: Eylül 02, 2015, 01:54:14 ÖS Gönderen: hypatia »
Sevgi ile kalın


Eylül 02, 2015, 04:04:49 ÖS
Yanıtla #1
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 237
  • Cinsiyet: Bay

Lapis lazuli doğada bulunan taşlar arasında en saf olmayan taşlardan biridir. Diğer mavi minerallerin bileşimidir. Bunlara rağmen dünyada en değerli taşlardan biri olma özelliği taşır. Bu taşın rengi her daim mavidir. Rengin yoğunluğu çıkarıldığı bölgeye göre de farklılık gösterebilir. Diğer adı gece taşıdır. Renginden dolayı göklerin taşı adını alır. Bu taş küçük çocukları korkularından kurtulmaya yardım eder. Ayrıca küçük çocukların da solunum yolu rahatsızlıklarına yardımcı olduğu için çocuk taşı da denir.

 

Bu taş iskeleti kuvvetlendirir, tiroid bezelerini harekete geçirir. Tansiyon rahatsızlıklarında dengeyi sağlama rolü vardır. Zihinsel açıcıdır ve aydınlanma için kullanılır. Bunun yanında yaratıcı ifade, fiziksel yetenekler ve iletişim yeteneğini kuvvetlendirir. Bu taş yay, balık ve terazi burcunun harika taşıdır. İsminin kökeni olan lapis taş manasına gelir. Lapis biir mineral değil kayadır. Bir kaç mineralden meydana gelmiştir.

BU ALANLARDA HALA GEÇMİŞE NAZARAN  ÇOK GERİDEYİZ KÜMÜLATİF'LİKTEN ESER BİLE YOK...


Güneş ışınları neyse kara toprak için gerçek aydınlanmada odur bu dünyada Doğanlara...


Eylül 02, 2015, 04:52:33 ÖS
Yanıtla #2
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 647
  • Cinsiyet: Bayan

Nefis bir konu. Ki zaten özellikle biz bayanların en sevdiği ve en çok ilgilendiği alanlardan biri. Bu arada sevgili ARARAT'ın belirttiği üzere 'Bu taş yay, balık ve terazi burcunun harika taşıdır.'

Ben Terazi burcuyum. Demek ki bu taşın bana faydası olabilir. Peki ya sen sevgili hypatia ?  :)
Sonsuz ışığa kavuşabilmek için...


Eylül 02, 2015, 09:58:13 ÖS
Yanıtla #3
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 341
  • Cinsiyet: Bayan

Sevgili ARARAT çok teşekkürler. Konuya renk kattınız. Bir çoklar için saçma görülen objeler belkide bilmediğimiz ne olanaklara sahiptir. Ben hiçbir şeyin asla boşuna oluştuğuna inanmıyorum.

Sevgili Fay Frin,Burcum Başak;fakat, farklı yerde farklı taşlar çıkıyor bu yüzden emin olamıyorum.Bundan dolayı  galiba kişisel uğurlu taşlara inanamıyorum.
Sevgi ile kalın


Eylül 02, 2015, 10:13:16 ÖS
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Yada Taşı Efsanesi

Çok eski devirlerden kalan yaygın bir inanca göre:

“Türklerin atalarına göklerden gelen sihirli bir taş armağan edilmiştir. Bu taş her devirde Türk Şamanları’nın ve büyük Türk komutanlarının ellerinde bulunmuştur.” Ve yine bu inanca göre günümüzde hâlâ bu taşın önde gelen Şamanların ellerinde bulundukları iddia edilmektedir.

Bu anlatılanların sadece bir inançtan ya da söylentiden ibaret olmadığını binlerce yıl öncesine ait eski Çin tarihi kayıtları da teyit etmektedir. Eski Türklerin de elinde bu tür bir taşın (Yada Taşı) bulunduğuna dair çok sayıda tarihi kayıt vardır. Çin Kaynakları tarafından tutulan bu kayıtlarda, Türklerin bu taş vasıtasıyla istedikleri zaman yağmur veya kar yağdırabildikleri uzun uzun anlatılmaktadır.

yada ceda 300x173 Yada Taşı Efsanesi

Atalarımızın istedikleri zaman yağmur, kar, dolu yağmur yağdırabildikleri, rüzgar estirip hatta fırtına çıkartabildiklerine dair ilk tarihi belgede şunlar kayıtlıdır:

Türklerin büyük ataları Hunların Kuzey’inde bulunan So sülalesinden idi. Oymağın Başbuğu Ananbu idi. Bunlar yetmiş kardeş idi. Birincisi dişi kurttan türemiş olup adı Içjini-nişibu idi. Içjini-nişibu tabiatüstü özelliklere sahipti. Yağmur yağdırıp fırtına çıkartabilirdi.

Yine aynı Çin Kaynaklarında 449 yılında meydana gelen bir savaş anlatılırken konuyla ilgili satırlara rastlıyoruz:

Evvelce Kuzey Hunlarının idaresinde bulunan Yüce Han ahalisinde öyle kâhinler vardır ki, Cücenler’in saldırılarına karşı durduklarında çok şiddetli yağmur yağdırdılar, fırtına çıkarttılar. Cücenler’in onda üçü sellerde boğuldu, soğuktan kırıldı.

İslâm Kaynakları’nda Türklerin bir zamanlar ellerinde bulundurdukları taş; yağmur taşı anlamına gelen “Haccr-ül Matar” ya da “Seng-i Cede” olarak isimlendirilmiştir. İslam Kaynakları’nda anlatılanlara baktığımızda, Türklerin bu sihirli taşıyla Müslümanların da yakından ilgilendiklerini görüyoruz.

İslâm tarihçilerinden İbn-ül Fakih’in kayıtlarında Halife Ma’mun’un bu gizemli taş hakkında araştırma yapması için Nuh b. Esed’i vazifelendirdiği anlatılmaktadır. Nuh b. Esed Türkler arasında yaptığı incelemeler sonununda Halifeye, söz konusu haberlerin doğru olduğunu fakat olayın nasıl meydana geldiğini anlayamadığını bildirmiştir.

İbn-ül Fakih tarihi kayıtlarında, Horasan Emiri İsmail b. Ahmet’in Ebul Abbas’a anlattıklarına da yer vermiştir:

“Yirmi bin kişi ile Türklere karşı savaşa çıktım. Karşımızda baştan ayağa kadar silahlı altmış bin Türk vardı . Bunlardan bir kısmı bizim tarafa geçti. Bunlar bize Türklerin iri dolu yağdıracaklarnı söylediler. Biz de onlara: “Sizin kalbinizden küfür hâlâ çıkıp gitmemiştir, böyle işleri hiç bir insan yapamaz” dedik. Onlar: “Biz haber veriyoruz, sizi ikaz ediyoruz, onların tayin ettikleri vakit yarın sabahtır ama siz daha iyi bilirsiniz” dediler. Sabah oldu. Korkunç bulutlar bizim üzerimizi kapladı. Herkes korktu. Müthiş dolu yağdı.”

İbn-ül Fakih, bu olayla ilgili olarak İsmail b. Ahmet’in iki rekât namaz kılarak, bu dolu fırtınasını daha sonra Türklerin üzerine yönlendirdiğini yazmaktadır. O devirde Arap İslâm Orduları aynı zamanda Allah’ın askerleri olarak nitelendirildiği için, onlar adına böylesine gurur kırıcı bir olayla karşılaşmak kabul edilebilir bir şey değildi. Bu nedenle söz konusu dolu fırtınasını kıldığı namaz sayesinde Türklerin üzerine yönlendirildiğini yazarak konuyu noktalamasına şaşırmamak gerekir.

Biz tekrar sihirli taşımıza geri dönelim…

Eski Türk Mitolojisi’ni oluşturan çeşitli efsanelerde de bu taştan bahsedilir. Hatta bu taşın nasıl kullanıldığı da kısmen açıklanır…

Bir örnek olması bakımından Er Gökçe Destanından konumuzla ilgili bir bölüm aktaralım:

“…Yanımdaki adamlar susadı. Er Kosay’a susuzluktan şikayet ettiler. Er Kosay, uzun kulaklı sarı atının altından “Cay Taşını” çekip çıkartı. Salladı, salladı yere koydu. Havadan yağmur yağdı. Yağmur suyunu içtiler.”

Abdülkadir İnan “Eski Türk Dini Tarihi” adlı kitabında “El-Lügat’ün Neviyye” isimli eski bir lügatta “Yada Taşı” hakkında şöyle bir açıklamanın yapılmış olduğunu yazar:
“Yağmur boncuğu derler bir nesnedir ki, ona kurban kanı sürülmekle yağmur yağar.”

Bu gizemli taşla ilgili elimizdeki tüm bilgileri yan yana getirdiğimizde, onun kullanım metotları olarak; taşın su içine konulduğu, suyun üzerine asıldığı, birbirine sürtüldüğü veya taşın sağa sola hareket ettirilerek sallandığını görüyoruz.

Bu konuda günümüze kadar gelen Farsça bir şiir Yada Taşının kullanılmasıyla ilgili önemli çağrışımları beraberinde getirmektedir:

“Şekilli bir taştır ki, her ne zaman ona dua edilse göğü yarar ve çokça bulut ve yağmur getirir, bu iş Türkler arasında yaygındır.”

Bu anlatımlardan taşın çalışma prensibiyle, düşünce enerjisinin onu yönlendirmesi arasında çok sıkı bir bağ olduğu anlaşılıyor. Demek ki, düşüncelerle yönlendirilebilen bir maddesel özelliği olan bir taşla karşı karşıya bulunmaktayız.

Bu taşın en son hangi tarihe kadar kullanıldığı tam olarak bilinmiyor ama bu taştan Osmanlıların da haberdar olduklarını yine tarihi belgelerden anlıyoruz.  Şaban Şifaî’nin IV. Mehmet’e yazdığı “Risâle-i Şifâiyye Fi Beycini Enva-i Ahcar” isimli eserinin 14 sayfası bu taşla ilgili önemli anlatımlar içerir:

“Hiç bulut olmadığı halde Yada Taşı ile yapılan işlemden iki saat sonra bulutlar gökyüzünde görülmeye başlar ve ardından bereketli yağmurlar yağar. Ne kadar gerekiyorsa ihtiyaç olunan kadarıyla yağmuru yağdırmak Yadacı’nın hünerine bağlıdır.

Taşlar farklı renklere sahip olabilmektedir. Genellikle siyaha çalan toprak renginde olup üzerinde kırmızı noktalar vardır. Beyaz olup üzerlerinde kırmızı noktalar olanlara da rastlanmıştır. Büyüklükleri bir kuş yumurtası kadardır.”

Kaşgarlı Mahmut’un verdiği bilgilerle, bu anlatımlar büyük bir paralellik gösterir. Kaşgarlı Mahmut söz konusu taşın iki türlü olduğunu ve bazı yörelerde birine “Örünk Kaş” diğerine ise “Kara Kaş” denildiğinden bahseder. Örünk sözcüğünün Doğu Türk Lehçesinde ak yani beyaz anlanına geldiğini de hatırlattıktan sonra özetimize devam edelim…

Dolu afetinde tarlaları korumak için taş yüksekçe bir yere asılır ve ona dokunulmaz. Onu ancak bu işin sırrını bilen Yadacılar kullanabilir. Taşların birbirlerine sürtülmesi ve bir tas suyun içine taşın atılması ile bu işlemler uygulanır. Ancak bu işlemleri sırrı bilen kimselerin (Yadacılar’ın) yapması gerekir. Aksi takdirde arzu edilen sonuca ulaşılmaz. Taşı suya atmak yeterli değildir.

Bu anlatımlar da taşın kullanınn ile ilgili yukarıdaki tespitlerimizi doğrular niteliktedir. Ayrıca bu taşın sadece kullanım metodunu bilenlerin elinde işe yaradığını anlatması da önemlidir.

Şimdi bu taşın gerekli metotlara uyulmadan kullanıldığında ne tür sonuçları beraberinde getireceğini gösteren; 13. Yüzyıl’da yaşanan ve tarihi kayıtlara geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Velaşgerd önüne gelince yöredeki halk bize şiddetli sıcak, kuraklık ve hayvanları rahatsız eden sineklerden çok şikayet ettiklerini bildirdiler. Bunun üzerine taşlarla yağmur yağdırmaya karar verildi. Merasimi bizzat Sultan idare ediyordu.

“İlk başta ben buna inanmıyordum. Fakat sonradan bunun birçok tecrübelerle gerçek olduğuna gözlerimle şahit oldum.” diyen S.A. Nesevi olayın gelişimini şöyle anlatmaya devam ediyor:

Bu kez de geceli gündüzlü, ardı arkası kesilmeden yağan yağmurdan halk şikayet etmeye başladı . Yağmur sihri yapıldığına halk pişman oldu. O kadar çok yağmur yağdı ki, her taraf çamur ve bataklığa döndü. Sultan’ın çadırına bile girilmez oldu. Yağmur dinmek bilmiyordu. Sel ne var yoksa her şeyi mahvetti. Bir ara sütninesinin Sultan’a şunları söylediğini işittim:

“Sen bir hüdâvent alemsin… Fakat yağmur yağdırmakta değil… Çünkü böyle bir tufan çıkartmakla hata ettin… Senin yerinde başka birisi olsaydı bunu yapmazdı, sadece elverecek kadar yağdırırdı”

Bu tür taşların yanlış kullanımının ne tür sonuçlar doğuracağını göstermesi bakımından yukarıdaki tarihi kayıtlar son derece önemlidir. Kaldı ki, bu taşların Atlantis’te kullanılanların küçük birer örnekleri olduğu düşünülecek olursa, Atlantis’teki bu tür taşlardan oluşan devasa enerji merkezlerinin negatif alandaki kullanımının, nasıl büyük bir doğal afetler zincirine neden olduğu sanırım daha iyi anlaşılacaktır.

Ergün Candan – “Antik Mısır Sırları”
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 02, 2015, 10:20:47 ÖS
Yanıtla #5
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Yazar Ergun candanın 3-4 kitabını okudum sonra bıraktım.
İnandığı ve anlattığı şeyler çok zorlama.
Beni asıl hayrete düşüren şey ise açılan konuya duyulan ilgi değil,kaldıki bu ilgiyide nedenlerinide biliyorum.
Bu foruma Masonluk gibi Akla dayalı ezoterik bir sistemi öğrenmeye gelenlerin akla sığmayacak şeylere methiyeler düzüp,efsanelerini okuyup yorumlamalara girişmeleri çok enteresan geliyor bana.

Adı üstünde bir taş ,insana ne etkisi olabilirki?
Bu aslında bir nevi putperestlik değilmidir,insanoğlunun kökenlerinden gelen tapınma,arınma ,korkularından kurtulma gibi duyularla baş edebilmek için uydurdukları ve inandıkları bir yol değilmi?

Mevlana derki;
Ne varsa sende.

Enerjimi arıyorsun negatifide pozitifide sende.Güçmü arıyorsun oda sende,herşey sende gizli.
Sen insanoğlu kainatta yazılmış en büyük kitap ve en büyük sırsın,bu sırrı çözmeye uğraşacağımıza taşa sarılmamızın ne mantığı olabilir?

karahan
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 02, 2015, 11:20:36 ÖS
Yanıtla #6
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 341
  • Cinsiyet: Bayan

İyi hoş da Sn Karahan, konu taşlardan bahsediyor ama, daha kimse inandığına dair bir cevap yazmadı; efsanelerden de uzun uzadıya kimse bahsedip, inandığına dair bir  yorum da yapmadı. Ama siz maşallah uzun uzadıya bir methiye düzmüş ve efsaneler koymuşsunuz;ama henüz yorumlamalar gelmemiş. Bunları yazmanıza bir anlam veremedim. Benden yada arkadaşlardan böyle bir davranış mı oldu da bunu söyleme ihtiyacı hissettiniz? Bunları siz okumuş siz yazmışsınız ve bizden sanki bunlardan umut bekler bir paylaşım gelmiş gibi sözler sarfetmişsiniz..Enteresan;sözlerinizin nedeni hakkında beni aydınlatırsanız sevinirim, belki bir şey kaçırmışımdır :)
Sevgi ile kalın


Eylül 02, 2015, 11:31:19 ÖS
Yanıtla #7
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 4165
  • Cinsiyet: Bay

Kaçırmış olduğunuz bir şey yok sN.hypatia

Yazdıklarım kişisel değil,dileyen istediği şeye özgürce inanır.Herhangi bir ihtiyaç hissetmeme gerek yok.
Sanırım yazdıklarım hoşunuza gitmedi,dediğim gibi kişisel değil,dileyen dilediği şeye inanır.Benim anlatmaya çalıştığım ise daha gerçek şeyler,gerçeküstü olan değil.İnanma ihtiyacının ne kadar derin olduğunu ve bununda hassas bir durum olduğunu vurgulamaktı.

Bunları açıklama gereği duymayı istemezdim,sanırım benim için bu konu buraya kadar.

karahan
ÖZGÜRLÜK BİLE SAHİP OLMAK İÇİN SINIRLANDIRILMALIDIR.

EDMUND BURKE

Hayat Bizi Resmen Dört İşlemle Sınar. Gerçeklerle Çarpar, Ayrılıklarla Böler, İnsanlıktan Çıkarır ve Sonunda Topla Kendini Der.  leo


Eylül 03, 2015, 01:19:16 ÖÖ
Yanıtla #8
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 341
  • Cinsiyet: Bayan

Sn Karahan burada ki anlaşma sorununu inanın hiç bir sitede rastlanmadığımı itiraf etmek zorundayım.
Her bir konu açılışta paylaşımdan ziyade bir anlaşmazlık üzerine ant içilmiş gibi açıkça şaşırmış durumdayım;inanın bu siteye yakışır şeyler değil. Ve şüphedeyim.Bakın aşağıdaki size ait cümleler.
--------------------------
(Beni asıl hayrete düşüren şey ise açılan konuya duyulan ilgi değil,kaldıki bu ilgiyide nedenlerinide biliyorum.
Bu foruma Masonluk gibi Akla dayalı ezoterik bir sistemi öğrenmeye gelenlerin akla sığmayacak şeylere methiyeler düzüp,efsanelerini okuyup yorumlamalara girişmeleri çok enteresan geliyor bana.)
------------------------

bu cümleler şu anda açtığım konumla ilgili gibi görünmüyor mu? Bu foruma Paylaşımınız Taşlar la  ilgili ve şu an konu sayfası da bununla ilgili.Sanki akla sığmayacak methiyeler ve enteresan yorumlara girişim buraya aitmiş gibi görünüyorlar. yani  yazan arkadaşlardan da bahsedilmiş gibi göründü.
Ayrıca yazdıklarınızın hoşuma gitip gitmemesi gibi bir sorun da yok. Aksine bana çok ilginç geldi;tam da size bu yazdıklarınızla alakalı bir şeyler soracakken şu satırlarınız geldi ve ben gerçekten şaşırdım.

Kaçırdığımda ki anlam ise, acaba arkadaşlardan gelen satırlarda anlayamadığım bir cümlemi  atladım..
Sn Karahan, dikkat ediyorum bazı arkadaşlar adeta paylaşımlarda cımbızla kusur arıyorlar ve bu forum da asıl vahim olan budur. İnanın bu gibi davranışlar insanı da diğerlerine karşı güvensizlik hissetmesine sebep oluyor.
Bu arada açıklama gereği duyduğunuz şey aslında doğru ama sanki bir üslup anlaşmazlığı oldu :)
Burada, verdiği cevaplarda hoş görülü olan biri olarak, gördüğüm kişilerdensiniz;bu yüzden şaşkınlığa uğradım Sn Karahan olmayan şeyi  nasıl oldu gibi gösterir diye.
Sevgi ile kalın


Eylül 03, 2015, 06:19:43 ÖÖ
Yanıtla #9
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 647
  • Cinsiyet: Bayan

İnanmak veya inanmamak tercih meselesi elbette. İlk yorumumda belirttiğim gibi ben inanıyorum bu tür şeylere. Ayrıca bir zararını da görmedim çok şükür. Bağımlısı değilim ama birkaç taşı evimde bulunduruyorum.

Fakat dedim ya hani iş 'inanç' meselesi.

Ufak bir anımı anlatayım : 'Ben bu Foruma ilk geldiğimde araştırmalarım ve ilgi alanlarım çoğunlukla din, edebiyat, müzik, felsefe, arkeoloji şeklindeydi. Tabii yeni gelmişim o zamanlar, Masonlukla ilgili daha yeni yeni başlamışım araştırmalara. Gelir gelmez dinlerle ilgili ufak tefek şeyler paylaşmaya başladım. Sonra ona da rahatsız olan birileri oldu. Doğduğu günden beri Atatürk ile yaşayan, düşünen benim gibi birine 'radikal dinci' dedi birileri inanabiliyor musunuz ? Ve tek kabahatim, ilgi duyduğum bir alanla ilgili paylaşma yapmış olmaktı. Tabii sayın karahan beni tanıdıkça, okudukça pişman olmuş mudur söylediklerinden bilemiyorum.! Kendisi söylediği pek çok şeyden daha çoooook pişman olacak belli ki çünkü kendisi daima önyargılı hareket etmekte.'


Evet bu bir inanç meselesi ancak sayın karahan'ın yazdıklarıyla düşündükleri çok farklı maalesef. 'Herkes istediğine inanır veya inanmaz' tarzında anlayışlı gibi gözüken şekilde yazarken, inançla veya dinle ilgili bir paylaşım gördüğünde düşündüklerini saklayamıyor, eleştirmeye başlıyor, çünkü gerçek benliği onu tutamıyor. Mesela bir gün bir duayı bile eleştirdiğine şahit oldum birebir.

Doğal taşlar, bence bir inanç meselesi. Hayır ve şer elbette ki Allah'tan, en azından ben böyle kabul ediyorum ancak unutmamak gerekir ki o taşları bize veren de Allah. İnananlar bundan faydalanabilir ki şahsen başımın çok ağrıdığı zamanlarda artık ağrı kesici almaktan bıktığım günlerde ben de bu taşları kullandım.

Sayın karahan, 'ilgiyi de nedenlerini de biliyorum' demiş. Kasdettiğiniz şeyin ne olduğunu anladım merak etmeyin ama komplo teorilerini 'Anti-Masonluk' başlığı altında paylaşıyoruz, dilerseniz oraya yazabilirsiniz. Ancak ne yazık ki ben sizin nedenlerinizi hiç merak etmemekteyim sayın karahan. Çünkü ben de sizin bu tavırlarınızdaki nedenleri çok iyi biliyorum. Ancak biliyorum ki önyargılı biriyle tartışmaya çalışmak, balyozla duvar kırmaya çalışmak gibidir. İnançlara bu kadar tavırlı davranarak, aşırı eleştirel bakarak Masonluk'u da zor duruma düşürdüğünüzün umarım bir gün farkına varabilirsiniz.


Herkese saygılar ve yürekten sevgiler... FAY FRIN
Sonsuz ışığa kavuşabilmek için...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
2471 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 09, 2007, 01:19:30 ÖÖ
Gönderen: shemuel
1 Yanıt
2012 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 20, 2007, 12:04:15 ÖÖ
Gönderen: shemuel
1 Yanıt
2573 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 14, 2009, 06:27:06 ÖS
Gönderen: Lux_e_Tenebris
1 Yanıt
2009 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 11, 2010, 03:23:56 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
44 Yanıt
20818 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 30, 2011, 07:20:43 ÖS
Gönderen: Masor1976
0 Yanıt
879 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 17, 2012, 02:51:12 ÖÖ
Gönderen: scherif