Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Gümüş Firavun Efsanesi  (Okunma sayısı 2210 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 30, 2016, 08:46:31 ÖÖ
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 278
  • Cinsiyet: Bay

GÜMÜŞ FİRAVUN

 Mısırın mezarı ve el değmemiş hazineleriyle Efsanevi Kral Tut'la en fazla karşılaştırılan tek firavun
Şubat 1940 Adolf hitler Avrupa’da Yıldırım harekatını başlatıyor. Yakında tüm dünyayı saracak olan bir vahşetin ilk darbesi
Mısır bir süre(şimdilik) savaş çemberinden uzakta kaldı
Nil nehrinin kenarında 1 grup Fransız arkeolog 10 yıldan uzun zamandır kazı yapıyor önemsiz
Savaş onlara ulaşmadan işlerini bitirmek için zamanla yarışıyorlar önemsiz
Grubun lideri olağanüstü bir keşife ulaşıyor
Çok az insanın duyduğu çok az insanın bildiği bir çağa ait bir firavunu keşfediyor
Bulduğu şey eski mısırla ilgili tarihi yeniden yazacak!
Grubun lideri M.ö. 1000 yıllarında Mısır tarihinin en gizemli dönemine ait ipuçları arıyordu
3000 yıllık döneme uzanan karanlık bir geçitti
Mısırın en büyük pramidi 4. Hanedan adı verilen dönemde firavun Khufu   tarafından yaptırılmıştır
Daha sonraki dönemlerde Tutankhamun ve Ramses II gibi en büyük firavunların 18. Ve 19.hanedanlıkları 1000 yıldan fazla bir dönem hüküm sürmüştür
Firavunların sonuncusu Kleopatra’NIN  hanedanlığıda  bunu takip eden 1000 yıl boyunca devam etmiştir
Eğer tarihin zaman çizelgesini düşünürsek Cleopatra bize pramitleri yapan insanlardan çok daha yakındır
Mısır tarihinde 170 adet Firavun olduğu düşünülüyor
70 Firavunun mezarı henüz bulunamadı
Nil Nehri’nin yanı sıra Mısırın eski mezar alanları dışında Krallar vadisinde Antik Thebes te luksor un şu anki yerinde veya Kahire’ye yakın eski başkent Memphis’te ya da belki de en kuzeyde Nil’in denize akmadan önce kollara ayrıldığı herhangi bir yerinde yatıyor olabilirler
Mısır’ın karmaşa içinde olduğu dönemler vardı
500 yıl boyunca rakip hükümdarlar Mısır’ın ara dönem olarak bilinen karanlık çağında üstünlük savaşı vermişlerdir.
Ara dönemde ekonomik darbe az iç savaş ülkenin Kuzey ve Güney olarak 2 ye bölünmesi hatta yabancı ülkelerin istila tehditleri söz konusuydu
Böyle dönemlerde büyük anıtlar tarihi yazıtlar ve heykeller olmaz çünkü insanlar canlı kalmaya çalışmakla meşguldür
Aynı zamanda bu dönem bilinen en iyi hikayelerle aynı döneme rastlar
Bilim adamları Tevrat ta ki Davut ve Calut arasındaki savaşın tamda bu zamana yani M.Ö.1020ye rastladığını söylerler
İncil bu dönemin bir firavunun M.Ö 950 yıllarında kutsal toprakları nasıl işgal ettiğini anlatır
İncile Şişak olarak geçmiş olan 1.Şoşenk  Hz Süleyman Tapınağını yamalayarak ayit sandığını Mısır’a getirmişti
Mısır ve kutsal topraklar arasındaki bağlantılı hikayelerdir
1928 de Nil deltasındaki TANIS’te yapılan kazılar sonucunda;
1930lu yıllarda yazıtlarda Mısır’ın en büyük Tanrısı olan  Amun’a adandığı görülen büyük bir tapınağın kalıntıları bulundu
Bu tapınak devasal kerpiç bir duvarla korunuyordu
Hollywood bile kayıp sandığın Tanis’te olabiliceğini hayal etmişti
Ancak Indıana Jones gibi Monthe de Nazi tehtidiyle uğraşmak zorundaydı
Dünya Adolf Hitlerin fırtına savaşçılarını her an saldırıya gönderebileceği ihtimaliyle savaşın eşiğindeydi
Monthe birçok işlenmiş blok tapınak parçaları ve bunun gibi şeyler bulmuş olmasına rağmen dünyada ışık yakacak büyüklükte bir şeye henüz ulaşamamıştı
Aynı zamanda Avrupa’da savaş söylentileri dolaşıyordu ve bu sebepten yan gözle sürekli neler olup bittiğini takip ediyordu
Yani bunlar onun açısından inanılmaz gergin zamanlar olmalıydı
Monthe’nin kazıcıları Tanis’te kerpiç duvarlara yakın bir noktaya geldiklerinden nerdeyse tapınak alanını araştırmayı bitirmişlerdi
Monthe toprağı aceleyle kazdı
27 Şubat 1939
Gölgeler içinde çok sayıda mezar odası olduğunu fark etti
Ancak en korktuğu şey başına gelmişti;
Çatıda olmaması gereken bir delik vardı ve buda mezar hırsızlarının Monthe’den önce geldiklerini gösteriyordu
Bu M.Ö 850 Yılı civarına ait bir Kraliyet mezarı
Yazıtlar bu mezarın 22.hanedan mensubu 2.Osorkon’a ve buraya gömülen bazı akrabalarına aitti
Aslında bu çok büyük bir keşif
Ancak el değmemiş ve soyulmamış bir kraliyet mezarlığı değildi
Monthe gerçekçiydi
Hiçbir arkeolog Mısır tarihine ait soyulmamış bir mezar bulamamıştı
Yağmalamaların tam yanında 2. bir mezar vardı
Monthe gözlerine inanamadı. Çünkü bu seferki mezar el değmemiş görünüyordu.
Bu mezarı başarıyla soyan mezar hırsızları şaşırtıcı bir şekilde birkaç metre ilerdeki mezarı gözden kaçırmışlardı
 Belki de burada bir toplu mezar olduğunu anlamamışlardı Ancak bu oldukça tuhaf olurdu çünkü arkeologlar bile bu konuda zorlanırken mezar hırsızları arazi yapısını anlamak ve mezarları kazıp çıkarmak konusunda şaşırılacak derecede becerikliydiler
Monthe halen burada kimin gömülü olduğunu anlayamamıştı
Ancak küçük odaya girdiğinde cevap karşısında belirdi
Monthe bir kraliyet ismi gördü
Paseba kaniut: Bu isim Tanrı Amun’un sevdiği şehirde bir yıldız yükseliyor anlamına geliyor
Sonra diğer kraliyet isimlerini gördü. Zira firavunların birden fazla kraliyet isimleri vardır
Ve burdada Tanrı Amun’un seçtiği Ra’nın tezahürleri muhteşemdir diyor
Yani burası el değmemiş gibi görünen ve aslında Yunanca adıyla 1.PSUSENNES olarak bildiğimiz bir firavunun mezarıydı
Monthe’ye göre PSUSENNES dönemi ve hayatı tam anlamıyla öğrenilememiş çok sayıda gizemli firavundan biriydi.
İktidarın bölündüğü ara dönem 500 yıldan fazla sürmüştü
PSUSENNES I(M.ö 1047-1001) bu karmaşık dönemin başlangıcına yakın bir dönemde hüküm sürmüştü
Mısırın kuzeyine Tanis’ten idare etmişti
Ancak gerçek güç ve refah güneyde eski başkent olan Tebdeydi
Teb yasaları arkalarında bıraktıkları anıtlar ve hazinelerinden dolayı oldukça iyi belgelenmişlerdir
Peki kuzeyin kralları kimlerdi?
Küçük yöneticiler ya da önemli firavunlar tarihte bir yer hak ediyorlar mıydı?
PSUSENNES I ‘in mezarı gerçekten el değmemişse Monthe Mısır tarihindeki esnek boşluğu doldurabilirdi
Mezar odasının kapısı hala devasal granit bir blokla sıkıca mühürlenmiş durumda.
Onu parçalara aırmak fiziksel açıdan oldukça zorlayıcı 6 gün sürüyor
Ve sonunda Monthe mezarın içine girebiliyor
21 Şubat 1940’ta Monthe mezarın aynen 1001 gece masallarındaki gibi şaşırtıcı şeylerle dolu olduğunu söyledi ve gerçekten de öyleydi çünkü tam mezarın zemininde yüzlerce heykelcik değerli taş ve metaller vardı
Monthe 3000 yıl önce buraya koyulduğundan beri bu hazineye ilk dokunan kişi olduğunu biliyordu
Firavunun mezarlığının karektiristiği şeklinde yatıyorlar İçerde nerdeyse tüm odayı dolduran bir lahit var
Hiyeroglifler ve kabartmalarla kaplanmış
Hiyeroglif(kutsal yazıt): antik döneme ait bir yazı sistemi. Birçok türü olan hiyerogliflerin en bilinen türü Mısır hiyeroglifleridir. Ayrıca Luvi hiyeroglifleri ve Urartu hiyeroglifleri de bu yazı sisteminin Mezopotamya'da kullanılan diğer örneklerindendir. Girit hiyeroglifleri ise Girit Uygarlığı tarafından kullanılan başka bir tür hiyerogliftir.
Şemalar ve resimlerden oluşan hiyeroglif, Rönesans döneminde Yeni Platonculuk'un simgesi haline gelmiştir
28 Şubat 1940
Keşif haberleri yayıldığında Montheyi Mısır kralı FARUK ziyaret ediceği bildiriliyor
Kral Faruk bu araştırmayı destekliyor ve tepeden tırnağı bir kaşif gibi giyinerek bu kazıları ziyaret ediyordu.
Monthe PSUSENNES I’in mezarını Kral Faruk gelip bu inanılmaz keşfi görene kadar kapalı bırakmaya karar verdi
Bir kabartmada 3000 yıl önce Mısır’ın kralı olan adamın imzasını taşıyordu
Ancak Kral Faruk kabartmaları değil hazineyi görmek istiyordu
Kendisine eşsiz bir şeyin sözü verilmişti:
Diğer kazıların aksine benzersiz bir şey görecekti
Hayal kırıklığına uğramadı
Mezar insan formundaydı
Alışılmışın aksine ‘’altın’’ yerine ‘’gümüşten’’ dövülerek yapılmıştı
Daha önce bulunanlara benzemiyordu
Mısır’ın çalkantılı karanlık zamanlarının az bilinen hükümdarı burada yatıyor ancak mezarı ve zenginliği onun diğer tüm kudretli firavunların yanında yer almasını sağlıyor
Mezarın içinde yer alan şey bu gizemi doğruluyor
PSUSENNES I’ in ölüm maskesi som altından
Bu kısa süreli bir yönetici ya da yalnızca bölgesel güce sahip olan bir adam değil tam tersine muazzam bir güce ve zenginliğe sahip olan biri
Psusennes I’in mezarında yalnızca altın ve gümüş değil Tutankhamun’un mezarından bile fazla miktarda ‘’lapis lazuli’’ bulunuyordu
Lapis lazuli veya laciverttaşı, çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türü. Koyu mavi renkte, yarışeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır'da Firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır.
Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. Gerçek bir mineral olabilmesi için sadece bir mineral türünü içermesi gerekirdi.
Bu madde 5000 kilometre öteden Afganistan’dan getirilmişti
İnanılmaz derecede pahalı ve değerliydi
Hazine firavunun imzasıyla belirgin bir şekilde damgalanmıştı
Yıldız, PSUSENNES I’in TANIS şehrinin üzerinde yükselişini ifade ediyor
Değeri sadece metalin miktarından değil aynı zamanda ince işçiliğinden de geliyor
Zarifçe yapılmış çok güzel tasarlanmıştı açıkça muhteşem estetiği takdir edilebilicek bir kişi için yapılabiliceği belliydi
Monthe bütün bir keşfi titizlikle incelemek istemesine rağmen böyle bir lükse sahip değildi hayatının keşfini yapmıştı
Ancak zamanlaması kötüydü . Çünkü Hitler’in orduları Fransız sınırlarında yerlerini almıştı.İşgale yalnızca birkaç hafta kalmıştı
Monthe kazı alanın kapatılmasını emretti ve süratle Fransa’ya ailesinin yanına giderek bir daha 5 yıl Mısır’a dönemedi
PSUSENNES I’in hazinesi güvenle saklanmak üzere Kahire’ye taşındı
Arkeoloji tarihinin en büyük keşfi olmasına rağmen Monthe’nin keşfi yalnızca küçük bir kıpırtıya sebep oldu.
Avrupa savaştaydı ve Mısırdaki arkeolojik bir keşfe bu durumdayken kim ilgi gösterebilirdi ki?
İşte bu nedenle bugün bile Monthe’nin bu inanılmaz keşfi hakkında yeterince bilgi yok
Diğerleri bir çöl olan krallar vadisine gömülürken  PSUSENNES I ıslak rutubetli bir bölge olan Nil vadisine gömülmüştü.
Bu deltaya kim gömülürse gömülsün nemden dolayı çürümesi kaçınılmazdı
Buraya gömülen mumyaların üzerinde bu yüzden inceleme yapmak çok zordur
Prof. Derry’nin yaptığı inceleme bugün gelişi güzel yapılmışa benziyor
PSUSENNES I yaşlı bir adam olarak öldüğünü çok rahat anlıyordu
Ancak çok önemli bir kanıtı atlamıştı!
Kemikler bu sefer kralliyet mezarında değil  CAIRO üniversitenin arşivinin derinliklerine gömüldü
PSUSENNES I’in kemikleri 70 yıl boyunca incelenip keşfedilemeden orada kaldı
Fakat  Anatomi Profesörü DR.Fawzı Gaballah incelemeyi yeniden başlatır
İskeletin sağlığı ve yaşam tarzı hakkındaki açıklanabilicek bir detay görülmemekte
 ilk incelemenin kanıtları Küçük kemikler hala PROF. Derry’nin eski sigara kutularının içinde
her ne kadar yumuşak doku yok olmuşsa da PSUSENNES I’in kemikleri firavun hakkında yeterli miktarda bilgiyi açıklağa kavuşturucak.
Boyu 1metre 66 santim uzunluğundaydı ve güçlü bir yapısı vardı
Derry’nin incelemesine göre yaşlı bir adam olarak ölmüştü o zamanki yaşam süresi ortalama 35 civarındayken o belki de 80 yaşlarındaydı
Dişlerdeki aşınma Derry’nin fikrini doğruluyodu.
Yeni ve şaşırtrıcı bir bilgi daha ortaya çıkıyor. Tam olarak 7. Boyun omurundan yani kralın omurgasında bu omur kral hayattayken kırılıp yeniden iyileşmiş ve şu an sağlam omurun arkasındaki düzensizlik ve eğiklik bulunuyor Bu tür kırıklara şoven kırığı adı verilir. Bu da bizlere kralın hareketsiz bir hayat yaşamadığının kanıtıdır. Bu tür kırıklar vücudun üst uzuvlarının çok çalıştığını gösterir.
PSUSENNES I’in kırık omuru zamanla iyileşmiş, ama belin alt kısmında kronik rahatsızlığa dair bir belirti var
PSUSENNES bağ dokulara bağlı belli bir hastalık çekiyormuş yani bel kemiğindeki bağ dokunun kemikleşmesi sonucu oluşan romatizmal bir rahatsızlık yaşamış.
PSUSENNES I’in kemiklerinin bu ilk detaylı incelemesi hayatına dair önemli bir aydınlanma sağladı
Psusennes’in sağ gözü sol gözünden hafifçe daha yukarıdadır.
Elmacık kemiği sağ tarafta daha üsttedir
Fiziksel anlamda oldukça yaplıydı
Oldukça kısa bir vücuda ve ona oranla büyük bir başa sahipti
Ancak vücudunu enerjik bir şekilde kullanmaktan çekinmemiş
Aynı zamanda sağ ve sol taraftan oldukça fazla diş kaybetmiş =Yani bir tür fındık kıracağı görüntüsüne sahip Çünkü çenesi daha sıkı kapanıyor. Böylelikle kendinden emin bir ifade oluşturuyor.
Fiziksel olarak güçlü ve uzun yaşamış olması gerçeği ve bir hükümdar olarak başarılı olmasına katkı sağlamıştır
46 yıl hüküm sürmeyi başarmış bu oldukça uzun bir süre.
 Tutankhamun gibiler çok gençken öldü.
PSUSENNES I fark yaratmış olmalı
46 yıl hüküm sürmesi   PSUSENNES I Mısır firavunlarının içinde en uzun dönem hüküm süren kişi yapıyor
Mezarındaki hazineler ve fiziksel kalıntılar bir yığın yeni kanıt veriyor,
Ancak Mısır tarihçileri  hala PSUSENNES I gibi firavunların krallığın güneyindeki rakipleriyle iktidarı paylaşmaları nedeniyle M.Ö.1000. yüzyılın bu karanlık dönemini yorumlamakta güçlük çekiyorlar
Mısır tarihinin en karanlık çağının firavunlarının güçlerinin doruklarında olduğu çağ tarafından takip edilmiş olması oldukça kinayeli bir durum
PSUSENNES I hüküm sürdüğü dönemdeki karmaşaların tohumları 200 yıl önce atılmıştı hem de firavunların en güçlüsü tarafından.
Mısır gücünün doruğuna zamanında ulaşmıştı
Yani ‘’Büyük Ramses ‘’zamanında
O bir üreme uzmanıydı 100den fazla çocuğuyla Mısır’ın sahip olduğu en üretken hükümdarıydı
Ramsesten önce Mısır’da 2 güç merkezi vardı.
Birincisi THEBES ikinciside Memfisti
Ramses’in sınırsız ihtirası onu Nil deltasında onu başka bir başkent inşaa etmeye itti
Oraya Ramses’in evi (Pi-Ramesses) adını verdi
Aslında Delta bölgesi, Ramses orayı kolonileştirip büyük bir başkent inşaa etmeden önce Mısır’ın ‘’öncü bölgesi’’ydi
Bu bir yönde dengelerin şaşmasına yol açtı
Ramses gibi güçlü bir hükümdar kontrolü sağlarken zayıf bir hükümdar geldiğinde Delta’nın elinden uçup gittiğini görebilirdiniz
Sorun TEB’DE başladı
Bir firavuna kafa tutabilecek kudretteki en güçlü kişi Mısır’ın en büyük tapınağı Karnak’ın başrahibiydi.
Bazı açılardan ‘’başrahip’’ terimi yanlış anlaşılabilir. Çünkü o yalnızca bir din adamı değildi. Büyük bir işi yani bu tapınağı idare ediyordu. Önemli politik bir liderdi ve orduya bile komuta edebilirdi.
Rahiplerin gücü ;bu yaşamdan sonra bile olacaklara etki ettiklerine dair inançtan kaynaklanıyordu
Bir kral tapınağa bir mülk bağışlayabilirdi ve bu tapınağın rahipleri onun tarikatının anıtlarını oluşturabilir ve Mısırlılar için çok değerli olan hatıralarını canlı tutabilirlerdi
Krallar onların desteğini kazanmak adına rahiplere balıkçılık, kuş avcılığı, hayvan avcılığı, maden hakları ve hatta Nil Nehri boyunca ticaret yapmalarının iznini veriyorlardı.
Böylece rahipler gittikçe artan bir zenginliğe sahip oldular
Zaman içinde zenginleştikçe zenginleşiyorlardı ta ki biz neden kral olmuyoruz diyene kadar
Rahiplerin meydan okumaları I. Psusennes iktidara gelmeden kısa bir süre önce kriz seviyesine ulaştı
Burada başrahipler nerdeyse firavunla aynı boyda gösteriliyor
Diğer rahiplerin firavundan daha kısa olduklarını görebilirsiniz
Daha önceleri aralarındaki statü farkını belirtmek için Mısır’daki herkes firavundan daha kısa gösterilirdi Ancak o kadar güç kazanmışlar ki firavunla nerdeyse eşit seviyeye ulaşmışlar
500 yıllık kargaşa ara dönem sona erdiğinde Mısır 2 ye bölünmüş .Baş rahip güneyi ele geçirdi
Firavunlar öncü bölgeye yani deltaya sürüldüler
Nil üzerinde Memfise yakın bölgeye bir kontrol noktası kurulmuştu
Peki I. Psusennes kuzeydeki bu küçük eyaleti nasıl bir krala uygun zengin bir bölge haline getirmişti?
Araştırmacılar bir ipucu bulmak için I. Psusennes’in hazinelerinin incelemeye karar veriyorlar
Patera adlı önemsiz gibi görünen küçük gümüş bir tabağın üzerinde kritik bir ipucuna rastlıyorlar
Araştırmacılar I. Psusennes’in yıldız ve kuştan oluşan tanıdık imzasını farkediyorlar
Ancak bu sefer imza bir dizi farklı sembolde içeriyor
Patera’nın üzerindeki yazı da;
‘’Yaşasın Mükemmel Tanrı’’ ,
’’2 Ülkenin Efendisi’’ ve
’’Amun’un baş rahibi’’,
’Tanrıların Kralı’’,
’’Amunun Sevgilisi’’ ve’
’Psusennes’’ yazıyordu
Burdaki en önemli şey bu kaseden onun kuzey de Amun’un başrahibi olma unvanını elinde tuttuğunu anlıyoruz
Birden bu hiyerogliflerin çözülen şifreleri mantıklı bir hal aldı
Psusennes yalnızca firavun değil aynı zamanda da bir başrahipti
Sonunda Muhteşem hazinesinin sırrı ortaya çıkmıştı
Bir firavun geleneksel olarak hazinesini vergilerle çoğaltırdı
Çiftçiler Mısır halkının çoğu gibi mahsulün bir kısmını firavun hazinesine vermek zorundaydılar
Başrahip gittikçe firavundan daha zengin bir hale geliyordu
Bu şekilde 2 kaynağıda; yani hem tapınağın gelir kaynaklarını hemde geleneksel firavun zenginliğini bir araya topluyordu
Peki Psusennes bu denli güçlü bir pozisyona nasıl gelmişti?
Mısır’a hükmeden kavimdeki aile bağlarına dikkatlice bakmak bu konuyu netleştiriyor
İzler bizi karmaşanın ortasında manevi baba rolü üstlenen hem başrahip hem de güçlü bir adam olan Pinecem’e götürüyor
Pinecem M.Ö.1070 te Karnak Tapınağında baş rahipti
Dört oğlundan üçü başrahip olarak onu takip etti
Onlardan biri olan Psusennes firavun olduğu yere Tanis’e gitti
Aynı zamanda kuzeyde Amun’un başrahibi ünvanını da almıştı
Psusennes akıllı bir politikacıydı
Güçlü aile bağlarına oynama azmi vardı
Psusennes Karnak’ın başrahibi olmayı başardığında Kızını kendi öz kardeşiyle yani amcasıyla evlenmek üzere Teb’e gönderir. Böylece Kuzey ve güney arasındaki ilişkiler pekişmiştir
Ortaya çıkan şey kargaşanın karanlık çağı değil, çok daha değişik bir şeydi
Aile bağlarını kullanarak politik evlilikler ve kilit birleşmelerle Psusennes güç ve zenginlik elde etti
Ancak bu kazanmanın dışında asıl soru bunu nasıl yönettiğiydi
Son bulgular Psusennes’in Antik Çağ’ın en olağan üstü olayının mimarı olduğunu gösteriyor:
‘’Bir büyük şehrin yerini tümüyle değiştirmek’’
2.Ramses’in efsanevi başkenti Pİ-Ramesse’nin yeri dünyanın en büyük arkeolojik gizemlerinden biriydi
Yaklaşık çeyrek milyon insanlık şehir Antik Dünya’nın en büyüklerinden biri kumların içinde kayboldu
Bu yıllardır Mısır arkeolojisinin gerçek kutsal kasesidir
Pi-Ramesse bulmak
Monthe’nin zihninde inanılmaz bir olasılık canlanmaya başladı
Arkeoloji dünyasının kutsal kasesinin bulmuş olabilir miydi
Monthe kayıp şehir Pi-Ramesse bulduğuna o denli ikna olmuştu ki kayıtlara Tanis ve Pi-Ramesse aynı şehir olduğunu yazdı
Bunu yazmasının nedeni tarihi kalıntılarda 2.Ramessesin adı yazılı olan birçok blog ve heykel bulmuş olmasıydı
Yani bu kabartmalarda 2.Ramessesin kraliyet adı görülüyor.
Tüm bu kabartmalar kazı alanın her yerine dağılmıştı ve bu sebeple Monthe buranın Pi-Ramesse şehri olduğuna ikna olmuştu.
Monthe ve dünyadaki arkeologlar için bu keşif bir kral mezarının bulunmasından bile çok daha önemliydi
Ancak Monthe çok ciddi bir hata yaptı. Bu teorisi kulağa hoş geliyordu .Çünkü Tanis Nil Nehrine kıyısı olan bir şehirdi
Ve Eski Çağ kayıtları Pi-Ramesse’nin Nil Nehri kıyısında olduğunu işaret ediyordu
Ancak Delta Ülkesi Mısırdaki Nil nehri sabit durmaz birçok  kolu vardır.
Zaman içinde bir bölge alüvyalle dolduğunda diğeri taştığında yer değiştirirler.
1970lerde arkeologlar Monthe’nin bulgularını sorgulamaya başladılar.
Karnisten 20 kilometre ötedeki küçük bir yerleşim alanını üs olarak belirlediler
Yeni bir bulgu onlara Monthe’nin hesaba katmadığı Nil’in uzun süredir kayıp olan bir kolunu işaret etti
Kazmaya başladılar ve Ramesse döneminden kalma bir çömlek buldular
Ve sonra zemini derinlemesine araştırabilicek bir radar getirdiler
Taramalar çok büyük bir şehri açığa çıkarır
Şehrin temelleri bu taramalarda gözler önüne serilir
Bir  zamanlar NiL NEHRİNİN aktığı yer ve Ramesse’in kayıp şehrinin  hayalet görüntüsü
Bir zamanlar burada tapınak ve aynı zamanda da askeri tesisler varmış
2. Ramsese’in ahırlarını bile bulmuşlar .Çok büyükler ve içlerinde yüzlerce at olmalıydı
Aslında atların koşturulduğu yerde toynak izleri bile bulunmuş. Yani burada RAMSES’e ait olduğuna dair tüm ayırıcı özellikleri taşıyan inanılmaz derecede büyük bir şehirmiş
Günümüzde temeller bile yerin üzerinden gözle görünememektedir
Ve büyük binalar tamamen kaybolmuştur
Ama Neden ve Nereye kayboldular?
Arkeologlar artık Nil’in bu bölümünün alüvyonlar tarafından tamamen doldurulmuş olduğunu ve yön değiştirdiğini biliyorlar.
Pi-Ramesse kesinlikle yüksekte ve kuraktı orda hayat sürdürülemez hale gelmişti
Kayıtlar bunun Psusennes’in tahta geçtiği zaman yani M.Ö.1047de olduğunu gösteriyor . Böylelikle büyük anıtları söktürmüş ve Tanis’e taşıttırmıştır. Psusennes bir başkenti  inşa ettiği bir övgüyü haketmiyordu ama bir kenti kurtarmıştı.
Arkeologlar taramalar sonucu burda bulunan kalıntıları karşılaştırarar Pi-ramsesteki tapınağın Monte’nin Tanis’te bulduğu aynı şekilde inşaa edilmiş olabildiklerini görebildiler
Bu Psusennes’in başrahip ve kuzeyin kralı başarısının kanıtıydı
Büyük Ramses ‘in şehrini yeniden bir araya getirmişti ve onu idare edebilecek bir güce ve yeteneğe sahip olduğunu göstermişti
Bu Psusennes’in bir şehri bir yerden başka bir yere taşıyabilecek
*organizasyon
*iş gücü ve
*bürokrasiye sahip olduğunun kanıtıydı
Aynı zamanda bu yeni şehri hayata döndürebilecek cesarete ve cürete sahipti
Psusennes’in gücü ve zenginliği Ona bir firavunun verebileceği en önemli kararı planlama lüksünüde sunmuştu; ’’Ahiretle nasıl yüzleşebiliceğini’’
Mezara götürülecek nesnelerin seçimi en önemlisiydi
Mısır tarihçilerinin merak ettiği şey ise tabutu için neden ‘’gümüş rengini’’ seçtiğiydi
Eski Mısırlılıara göre ‘’altın’’ Tanrıların etiydi
Paslanmaması ve kararmama özelliği ona Tanrılar gibi sonsuz kalıcılık imkanı veriyordu
Gümüş ise soluk görünüşü nedeniyle Tanrıların kemiklerini simgeliyordu
Eski Mısır doğal Altın rezervlerine sahipti
Ancak ‘’Gümüş ‘’ nadir bulunuyordu
Eski hanedanlıklar döneminde gümüş çok daha değerliydi
Ancak Psusennes’in çağında Mısır ticaret bağları gelişmişti
Yabancı tacirler bir zamanlar Mısırda çok seyrek olan Gümüş’ün ticaretini yapıyorlardı
M.Ö.1000.yılda değeri altının yarısına gerilemişti
Psusennes’in gücü en iyisine yeterdi
Gümüş daha ucuza mal olmuştur. Altın kadar pahalı değildi ancak üzerindeki emek ve işçilik azımsanmayacak ölçüde
Gümüş daha sert bir materyaldir. Altından çok daha zor şekillenir. Gümüş üzerinde çalışmaya devam edilebilmesi açısından kristal yapısının yumuşatılabilmesi için sık sık ısıtılmalıdır.
Bu da;
* yinelenen zaman,
*işçilik ve
* yakıt ihtiyacı içeren bir süreçtir
Gümüş’ün işçiliği Altın’ın işçiliğinden daha yoğun bir değer taşır.
Psusennes zenginliği kadar gücünüde göstermeliydi
Tabut 90 kilodan fazla saf gümüşten yapılmıştı
Vücut bölümleri öylesine hassas ve ince tabaka gümüşten dövülmüştü ki mezardan çıkarılma esnasında darbelerden zarar görmüştü.
Baş bölümü çok daha kalındı. Burun ve ağız çevresindeki izler onun önce kalıba konup sonra çekiçle şekillendirildiğini gösteriyor
Mısırlılar değerli meteryalleri şekillendirmek konusundaki ustalıklarıyla bilinirler

Bu şekildeki ilk kaba görünüşünden sonra Psusennes’in ustaları firavunlarının yüz hatlarını oyup sonra parlatmalıydılar. Bu yüzlerce saat sürecek çok zahmetli bir işti
Böylece Mısırın en karanlık döneminin üzerinden gerçekleri ortaya çıkarmış oluyoruz.
Denemeyi bilene imkansız yoktur / Büyük İskender