Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Ankara'nın öbür yakasında moratoryum konuşuluyor ...  (Okunma sayısı 1534 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 23, 2019, 10:51:49 ÖS
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2870
  • Cinsiyet: Bay

 >:(
Peki, bu iddia muhalif bir propaganda mı, yoksa söylendiği gibi verilerin sonucu mu?


23.05.2019
Moratoryum malum, borçlu bir ülkenin ödeme gücünü kaybetmesi ve borçlarının tümünü veya bir kısmını ödeyemeyeceğini ilan etmesidir.

Ankara’nın öbür yakasındaki iddialara göre, bu olasılık  artık Türkiye’nin gündemindedir.

Peki, bu iddia muhalif bir propaganda mı, yoksa söylendiği gibi verilerin sonucu mu?

İşte tablo:

- Kur ve faizlerdeki yükseliş sonrası, piyasalara hakim olan resesyon yani durgunluk derinleşerek devam ediyor ki, bu tablo vergi gelirlerinde büyük düşüşlere neden oldu ve bütçe ciddi açıklar vermeye başladı.

REZERV YETERLİLİĞİ ÖLÇÜMÜNDE TEHLİKE


- Merkez Bankası döviz rezervi her geçen gün eriyor. IMF standartlarına göre Rezerv Yeterliliği ölçümü olan RAM’ın yüzde 100 ile 150 arasında olması gerekirken, Türkiye’de bu rakam yüzde 75… Maalesef Türkiye sadece birkaç aylık acil ithalatını karşılayacak döviz stokuna sahip.

- Dövize ve faize yani serbest piyasa ekonomisine kural dışı müdahale, dış piyasalarda kuşku ile karşılanıyor.

- Keza güdümlü yargı imajı, yabancı sermayeyi ürkütüyor.

- Uç veren ekonomik krizle beraber reel sektör ve hane halkının borçlarını geri ödeyememesi sonucu, bankacılık sektörü risk ve tehdit altında.

CDS’LERDE YUNANİSTAN’DAN KÖTÜYÜZ!

- Türkiye uluslararası piyasalardan artık astronomik maliyetlerle borçlanabiliyor. 10 yıllık Türkiye tahvilinin getirisi şu an yüzde 8.

- Faiz ödemelerinde yıllık artış ise yüzde 50’nin üzerinde.

- Türkiye CDS’lerde yani güven endeksinde batık Yunanistan’dan kötü ve Arjantin'le yarışıyor.

- İthalata dayalı ihracatındaki katma değer, her geçen gün geriliyor.

- Yakın geçmişe kadar tarım ürünü ihracatçısı olan Türkiye bugün, ithalat yapamazsa aç kalacak durumda.

O PARAYI BULAMAZSAK...

- En vahim veri ise Türkiye’nin çarkı döndürmesi yani borcunu çevirmesi için yıllık 200 milyar dolara ihtiyacı olması ki, bu para bulunamazsa moratoryum kapıda diyenler var.

- Kısacası Türkiye uluslararası ekonomide, Çin misali üreten değil, Lübnan örneği tüketen ülkeler kategorisinde…

Dış kaynağa erişmede IMF ile anlaşma en etkili kefalettir; fakat Tayyip Erdoğan’ın bu kuruma karşı var olan peşin hükümleri kayıtlardadır.

1875’DEN SONRA İKİNCİ YIKIM OLUR!

Bunun dışında uluslararası tefeci piyasasından başka para bulacağımız bir yer yok, zira Suudilere karşı fedailiğini üstlendiğimiz Katar bile gecen Ağustos ayında vereceğim dediği 15 milyar doları hala vermedi. Katar dışında Türkiye’ye kredi açacak başka bir ülke yok gibidir.

Kuşkusuz bunları aktarmakla amacımız "Moratoryum kesindir" iddialarına haklılık kazandırmak değil, Başkent’in sisler bulvarındaki fısıltıları yansıtmaktır.

Dilerim Türkiye 1875’den sonra ikinci kere Moratoryum bataklığına düşmesin, zira hatırlayalım o süreç sonrası Emperyaller önce Duyun-u Umumiye’yi dayatıp, ardından Osmanlı'yı tarihe havale etmişlerdi.

Sabahattin Önkibar

Odatv.com
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Mayıs 23, 2019, 10:52:52 ÖS
Yanıtla #1
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2870
  • Cinsiyet: Bay

Allah sonumuzu hayır etsin ...
Saygılar
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Mayıs 24, 2019, 01:22:17 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2870
  • Cinsiyet: Bay


Para bittiğinde, Türkiye’nin tercih edebileceği 5 seçenek…


https://tele1.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/hazine-ic-borclanmaya-gidecek.jpg
 
Türk Lirası, son iki yılda değerinin yüzde 40’ından fazlasını kaybetti ve şimdi de Türkiye’nin döviz rezervleri azalıyor. Yatırımcılar, bu durum karşısında Ankara’nın seçeneklerinin neler olduğunu değerlendiriyor.
Reuters’ın konuya dair haberine göre, 850 milyar dolarlık ekonominin potansiyel ihtiyaçları çok fazla. Türkiye, tam anlamıyla bir krize girmesi ve uluslararası borç alma kuruluşlarının kapısını kendisine kapaması durumunda analistlerin tahminine göre borçlarını ödeyebilmek için 40 ila 90 milyar dolar bulmak zorunda kalacak. Birçok ekonomist için bu gelişmekte olan piyasa krizlerine fazlasıyla uyan bir örnek.

Dış borcun yıllarca birikmesi ve ödemelerin dengesindeki aralığın giderek artması ile iç ve dış yatırımcıların duyduğu güvenin ortadan kalkması buluşunca para değer kaybetti, enflasyon yükseldi ve Merkez Bankası durumu kontrol etmek için faiz oranlarını artırdı. Faiz oranları ve döviz şokları da derin resesyon ve bankacılık sisteminde problemleri tetikledi. Firmalar ve haneler aldıkları borçları ödemekte zorlanır hâle geldiler, bu da faiz oranlarını sürdürülemez ve dövizi daha da zayıflamaya açık hâle getirdi.

Yabancı yatırım durma noktasına geldiğinde ve nakit para tamponları ortadan kalktığında; Reuters’a göre Türkiye’nin ‘daha büyük ve uzun bir resesyona sebep olacak bir cari hesap fazlası yaratmayacak’ birkaç seçeneği var. Dış yatırımcıların ihtimal dahilinde gördüğü bazı senaryolar şöyle…

Sermaye piyasaları karşısında zaman kazanmak
Ankara’nın borç alma maliyetleri arttı ancak henüz uluslarası sermaye piyasalarının dışında bırakılmaya yakın bile değil. Nispeten rahat bir borç/GSYH oranına sahip olması (Yıl sonunda yüzde 35’e tırmanması beklenen bu oran, gelişmekte olan çoğu piyasanınkinden daha az) sayesinde biraz nakit para elde edebilir ve harcadığı rezervlerin bazılarını yerine koyabilir.

IMF
Türkiye IMF’den yardım isteyebilir ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bu fikre karşı. Türkiye son 50 senede yaklaşık 20 defa farklı seviyelerde yardım için IMF’nin kapısını çaldı. 2008’de sona eren son şartlı borç verme programı kapsamında uygulanan kemer sıkma politikaları Türkiye için hâlâ acı bir anı olarak duruyor.

Borç veren kurumların çok azı IMF kadar güçlü, güvenilir çek ve bakiyelere sahip ve yabancı yatırımcı için güvenli olabilir.

Ancak Reuters’a konuşan Moody yöneticilerinden Yves Lemay, Erdoğan’ın IMF konusunda bir ‘U dönüşü’ yapmasının kolay veya pek mümkün olmayacağını söyledi.

Körfez’deki ‘arkadaşlardan’ biraz yardım
Ankara, ihtiyacı olan arkadaşlarına yardım eli uzatmasıyla bilinen Körfez ülkelerinden en çok Katar ile yakın. Geçen yaz Türkiye’nin yaşadığı döviz krizinin ardından Katar, Türk Lirası’na destek için ekonomik projeler ve yatırımları da kapsayan 15 milyon dolarlık bir destek paketi sözü vermişti. Paket, 3 milyar dolarlık döviz takasını da içeriyordu.

Kaynaklar, daha sonrasında yaptıkları açıklamalarda Doha ile yürütülen görüşmelerin bir yere varmadığını bildirdi ve Türkiye’nin finansal sıkıntıları tekrar başladığından bu yana da bir destek açıklaması yapılmadı. Katar’ın en büyük bankaları, Katar Ulusal Bankası ve Commercial Bank’ın Türkiye’de hisseleri var.

Körfez’deki diğer seçeneklerse sınırlı. Türk bankalarına büyük yatırımlar yapan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkiler Körfez krizinde Ankara’nın Doha’yı desteklemesinin ardından hasar gördü.

Bazı kişiler Avrupa Birliği ülkelerinin teker teker veya bir blok halinde Türkiye’ye bir yardım eli uzatabileceğini iddia etmişti. Ancak Yunanistan örneğinde olduğu gibi büyük yardımlar IMF programına bağlı olarak gerçekleştiriliyor ve büyük bir yardım için yeterince siyasi momentum yok.

Geriye sadece Rusya ve Çin kalıyor. İkisi de BRICS bankasının, -ya da yeni adıyla Yeni Gelişim Bankası’nın bir parçası. Ancak sadece 100 milyar dolarlık yetkili sermayeye sahipler ve bu bankalar kurtarma girişimlerine yardımcı olmak için tasarlanmadı.

Sermaye kontrolü
Hiçbir ülke sermaye kontrolleri uygulamak istemez ama birçoğu krizler sırasında uygular. Türkiye, geçen Mart ayında yerel bankaların yabancı bankalarla lira alım satımlarını kısa bir süre durdurmasıyla bu uygulamanın yakınından geçmişti.

Türkiye aynı zamanda dolar transferlerine ufak kısıtlamalar getirdi ama finans piyasalarının daha fazlasına ihtiyacı var gibi duruyor. Türk bankalarının dayanak varlıklarının değerine kıyasla hisse fiyatı Yunanistan’ın kriz döneminde olduğu kadar az.

Ancak böyle hamlelerin sonuçları vardır. Türkiye’nin büyük kontrol uygulamaları getirmesi yabancı yatırımcıları kaçırabilir; bu da hükümetin harcamayı daha da azaltmasına ve resesyonun daha da kötüleşmesine sebep olur.

Merkez Bankası hamlesi
Türkiye Rusya örneğini de takip edebilir. Rusya, 2014 yılında kendi finans krizini kontrol altına almak için “enflasyon hedef alma” politikaları uygulamıştı, Türkiye de bunları takip edebilir. Bu, birçok merkez bankaları tarafından kullanılan bir uygulama.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın benzer bir yol izleme kararı alması durumunda yön değiştirmesi (bazı oranları salı günü düşürdü) ve para politikasını sıkılaştırması gerekecek. Bunu yapmak için çok da kolay olmayan bir şey lazım: Ekonomik faaliyeti artırmak için borçlanma maliyetlerini düşüren Erdoğan’dan daha fazla kontrol almak.

Pictet Asset Management’ta kıdemli ekonomist olarak görev yapan Nikolay Markov, “Merkez Bankası bir ülkeyi kurtarmakta rol oynayan en önemli aktörlerden olmalı” diyor.  Markov’a göre, mevcut krizle başa çıkmanın tek yolu enflasyonla mücadelede faizleri artırarak bağlılığını göstermeli. Faizleri artırmak, enflasyonu hedeflenen seviyelere indirebilir ve TL’deki değer kaybını zaptedebilir.

Türk Lirası bu yıl dolara karşı yüzde 12 değer kaybetti, enflasyon ise geçen yıl beklenmedik bir şekilde yüzde 19.5’e kadar yavaşladı.

Enflasyonun beklenmedik bir şekilde tekrar sıçraması durumunda merkez bankası faiz artışlarını kullanma ihtimalini yok saymadı, ancak salı günkü takas oranı kesintisi bu mesajı daha karışık hâle getirdi.



ALINTI
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus


Mayıs 24, 2019, 01:34:58 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 2870
  • Cinsiyet: Bay

Türkiye Finansal Krizden Nasıl Çıkabilir?

Hilmi Hacaloğlu
Tan Çetin
 
Türkiye Finansal Krizden Nasıl Çıkabilir?
 EMBED  SHARE
The code has been copied to your clipboard.
<iframe src="https://www.amerikaninsesi.com/embed/player/0/4929851.html?type=video" frameborder="0" scrolling="no" width="640" height="360" allowfullscreen></iframe>
 

https://www.amerikaninsesi.com/a/turkiye-finansal-krizden-nasil-cikabilir/4929851.html
 
2018 başından beri ekonomik göstergeleri kötüleşen Türkiye’nin yaşadığı süreçten nasıl çıkabileceği bugün TÜSİAD’ın Koç Üniversitesi’nin ortaklığı ile kurduğu Ekonomik Araştırma Forumu’nda tartışıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, ekonominin yaşadığı sorunlardan kurtulmak için önce yaşanan problemleri doğru teşhis etmek gerektiğini söyledi.

TÜSİAD Başkanı, “Bugün artan finansman maliyetleri ve borç yükü altında zorlanıyoruz. TL’nin hızlı değer kaybettiği her dönem bilançolara ek yük biniyor ve reel sektörün yatırım yapma ve istihdam yaratma kapasitesi düşüyor. Bugün en acil ihtiyacımız biriken risklerimizi azaltmaktır. Şunu belirtmeliyiz ki özel sektör borç sorunuyla karşı karşıya kalmış tek ülke biz değiliz. Birçok ülke farklı boyut ve koşullarda bu sorunu yaşadı ve çözdü. Bizim de başarmamızın önünde hiçbir engel yok. Ama bunun ilk koşulu yapılan yanlışları kabul etmek ve bir daha tekrarlamamak için gerekli dersleri çıkarmak. Finansal istikrarın ilk koşulu düşük ve stabil bir enflasyon oranını sağlamaktır. Son dönemde enflasyonun döviz kuru artışından beslendiğini görüyoruz. Artan dolarizasyonu engellemek için yapmamız gereken enflasyonu en kısa sürede düşürmektir” dedi.


Kaslowksi kısa vadeli değil uzun vadeli kazanımlar için reform sürecini başlatmak ve Avrupa Birliği perspektifini canlandırmak gerektiğine de işaret etti.

Sağman: “Son beş yılda yedinci seçim, bu kırılganlık yaratıyor”

Gazeteci Hande Demirel’in yönettiği panelde konuşan Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Sağman’a göre, ekonomideki dolarizasyonun 2010 yılında yüzde 27 iken bugün yüzde 57’ye çıkmasında piyasaya sürekli müdahale edilmesi de rol oynuyor.

“Son birkaç ayda 80-90 milyar dolar ekstra dolarizasyon oldu. 100 milyar dolardan 200 milyar dolara çıktı. Ekonomimizin en iyi olduğu dönemde siyasal istikrar vardı, seçimsiz dönemler vardı. 23 Haziran’da son beş yıldaki yedinci seçimi yaşayacağız. Seçim dönemi 23 Haziran’da tamamen kapanacak mı? Bundan da yüzde yüz emin değiliz. Bu da kırılganlık yaratıyor. Geçen sene ilk çeyrekte yüzde 7,2 büyüdük, son çeyrekte küçüldük. Ekonominin küçülme ihtimali devam ediyor. Enflasyon bugün yüzde 20 seviyelerinde, geçen sene başında yüzde 9 civarındaydı. Enflasyon düşmeyince faizleri düşüremiyoruz. Çok büyük sorun enflasyon ve arkasından gelen işsizlik. Mali disiplin çok önemli çıpaydı, bütçede bozulma var.”

Avrupa Birliği gibi IMF’nin çıpa olduğu dönemde uluslararası doğrudan yatırımın 27 milyar dolara ulaştığının altını çizen Sağman, bugün Türkiye’nin yurtdışından yüzde 8 ile borçlandığını ancak IMF’yle bir anlaşma yapılması halinde borçlanma maliyetinin yüzde 2’ye düşeceğini ifade etti.


Zengin: “Türkiye düzgün ve itibarlı bir programla IMF’siz sorunlu alanlarını düzeltebilir”

İş Portföy Baş Ekonomisti Nilüfer Zengin ise Türkiye’nin IMF desteği olmadan ekonomisini düzlüğe çıkarmasının mümkün olduğunu dile getirdi.

Zengin, “Biz çok yakın zamana kadar cari açık, dış borç konusunda riskli olurduk. Enflasyon orta, büyüme ve siyasi istikrar tarafında çok iyi görünürdük. Ancak Türkiye bugün diğer ülkelere kıyasla kırımız ışık veriyor. Yine de çok kısa sürede düzletme şansı olur. Zira bankacılık sisteminin sıkışık ve sorunlu kredileri taşıma gücü var. Bilançolardan bunların temizlenmesi çok faydalı olur tabii. Bu şekilde daha hızlı şekilde daha az bedel ödeyerek büyüyebilir. Yeni riskler yüklenmezse bankacılık bu süreci yönetir. ‘IMF gerekir mi gerekmez mi?’ sorusuna gelirsek Türkiye daha yavaş büyümeye razıysa bence sorunlu alanları düzeltebilir. Düzgün ve itibarlı bir programla acil yardım paketi olmadan süreci yönetebilir” diye konuştu.

Altınsaç: “Piyasaya müdahale nedeniyle Türkiye’nin risk primi ve döviz yükseliyor”

Türkiye’nin risk primi ile döviz kurlarının sürekli yükseldiğine dikkat çeken Özyeğin Üniversitesi öğretim görevlisi Gizem Öztop Altınsaç’a göre, finansal krizden çıkmak için Türkiye’nin iki seçeneği bulunuyor.

“Ya IMF’ye gidip kaynak bulacaksınız ya da diğer yolu belirleyeceksiniz kendi kendime bir fon kuracağım diyeceksiniz. Gayrımenkuldur, enerjidir sorunlu kredileri bu fona aktaracağım, bankanın bilançosunu sileceğim diyebilirsiniz.

Lakin bu zor bir mekanizmadır. Güvenilir fon, buna iştirak edecek yabancı şirketleri, kişileri bulmanız lazım. Yabancı yatırımcı olmalı. Türkiye’nin bunu yapması gerekiyor. 1. Çeyrekte CDS (Türkiye’nin risk primi) 300’lere inmişti ki şimdi 500. Enformasyon problemi ve doğrudan piyasaya müdahaleler piyasada kırılganlık yaratır. Bu nedenle CDS ve döviz yükseliyor.”

Altınsaç, Türk ekonomisinin sorunlarının büyük ölçüde iç ve dış siyasetten kaynaklandığının da altını çizdi.


ALINTI
« Son Düzenleme: Mayıs 24, 2019, 01:37:34 ÖÖ Gönderen: NOSAM33 »
audi-vide-tace
    dinle-gör
        sus