Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Hırslar-Tutkular- İhtiraslar (II)  (Okunma sayısı 3402 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 03, 2019, 06:42:08 ös
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Kaldığımız yerden devam edelim...

Saf karbon kristali yani elmas ancak özünde karbon olan bir şeyin uygun koşullar altındaki değişimi sonucu oluşabilir. Özü bambaşka olan bir şey (örneğin demir), elmasa dönüştürülemez.

Tarihte, bu dönüştürme konusunda simyacılar bambaşka bir tutum edinmiş ama onların uğraşısı sonuç olarak bizim bu çalışmada ortaya koyacağımız ile uyuşsa da, bu aşamadaki benzetişim bakımından uyuşma yok.

Her madde ve madde gibi düşünce de ancak kendi özünde var olan bir olguyu geliştirip ön plana çıkarabilir. (Aslında düşüncenin de özü bakımından "madde" olduğuna ilişkin bir hipotez de var ama şimdi o konumuzla bağlantılı değil.)

Bu bağlamda, kişi de ancak kendi yapısına uygun özellikleri geliştirebilir. Bu nedenle öncelikle kendini tanıyarak, hata ve kusurların saptayarak, bunlardan arınarak, birtakım temel erdemlere sahip olarak olgunlaşma çabası içine girebilir.

Her erdem iki ahlâk bozukluğu arasında bir zirve bağlantısı, iki uçurum arasında köprüdür. Örneğin korkaklık ile gözüpeklik arasında cesaret, yaltaklanma ile bencillik arasında haysiyet veya öfke, duygusuzluk ve vurdumduymazlık arasında yumuşaklık...
Ancak hangimiz her zaman böyle zirvelerde ya da uçurum kenarlarında yaşayabiliyoruz ki?

İşte bu yönüyle insan, önce kendisiyle savaşmak, kendi ihtiraslarını ve kötülük etme eğilimlerini yenmek zorundadır.

Bunun için özgür irade gereklidir. Onu uzak yerlerde aramak, onu edinmek için olağanüstü bir çaba harcamak gerekmez. O, her insanın kendiliğinde vardır. Yeter ki insan ona erişimine konulmuş olan belki de kendisinin koymuş olduğu engelleri kaldırabilsin ve sonrasında özgür iradesini kendini iyiye, doğruya, güzele yöneltmekte kullanabilsin.

***

Birçok toplumda, ihtiraslı ve hırslı olmak bireye genelde pozitif bir imaj katabilmektedir. Çünkü hırs, ihtiras ve aşırı arzunun toplumsal yaşama, özellikle de iş yaşamına yansıması, çalışkanlık ve azim kavramlarının bir bütünüymüş, bir bakıma itici gücüymüş gibi algılanır. Şu özdeyiş de bu olguyu destekler: "Hırs gelir göz kararır, hırs gider yüz kararır."

Doğası gereği insan ahlâklı+ahlâksız, iyi+kötü, özgeci+bencil, işbirlikçi+rekabetçi, barışçı+savaşçı, erdemli+kusurlu olduğu gerçeğini içerir. Bu tür evrensel özelliklerin sergilenmesinde bireyler ve gruplar arasında farklılıklar görülür ama herkeste bu özellikler vardır.

Bu farklılıklardan kaynaklanan doğru ve yanlışlar her kişide görülür. Ancak bir de göz ardı edilmemesi gereken gerçekler vardır. Gerçekler, herkesin doğru ve yanlışları arasından da çıkabilir.

Kimi zaman insanın ömrü ve becerisi bazı temel doğru ve yanlışları algılamaya, gerçekleri bulabilmeye yeterli olmaz. Ancak bu durum gerçeğin olmadığını göstermez.

Herkes kendi göreli-öznel doğrularının paralelinde yaşar ve doğrularının nesnel gerçeklerle örtüşmesi oranında ya yücelir ya da alçalır. Bu olguları yaratan alışkanlıklarımız ise kendi elimizle oluşturduğumuz dogmalarımız, yaptığımız putlarımızdır.

Bu yönüyle toplumsal bazda bir yaklaşıma Amerika’dan bir örnek verelim:

Amerikalılar, “gıcırdayan çark yağlanır” der. Bu söz üzerine sizin bir anlamlandırmanız, bir yorumunuz olabilir ama onlar bunu şu anlama gelmek üzere söyler:  Diğerlerinden farklı olan, kendini gösteren insanlar daha fazla dikkat çeker, ilgi görür. Amerikan toplumunda bu "dikkat çekmek", "ilgi görmek" çok önemlidir. Hırslar ve ihtiraslar başarı, yükselme adına ateşlenir.

Oysa Japonya'da yaygın olarak kullanılan bir atasözü “çıkan çiviye çekiçle vurulur” der. O kültürde gruba uyum sağlamak önemlidir; başkalarından farklı olmak hoş bir şey olarak görülmez. Japonlar, toplumda çok hırslı ve ihtiraslı insanlara bir bakıma defolu mal gibi bakar…

Amerikalılar ağırlıklı olarak benzersiz olmayı özgürlük ve bağımsızlıkla özdeşleştirirken, Japon kültüründe ahenge ve sosyal bağlara daha çok değer verilmektedir.

Ülkemizde de tutarlı olarak bunlardan bir teki olsa... Bizdeki durum tutarsızlık, güncülük, kararsızlık. (Eskiden böyle değildi. Umarım gelecekte olumlu yönde değişir.)

Doğal ve toplumsal ortam bir yana, aynı aile ortamında yetişmiş kişilerin bile duygu haritaları farklıdır. Adına ister “hırs” diyelim ister “tutku”, bu ruhsal durum kişinin bir istekte bütün varlığıyla yoğunlaşması ve dünyaya sadece o pencereden bakmasıdır.

Şimdi bir başka anlatıma geçeceğiz. Ancak önce şöyle bir nefes alalım.


ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 03, 2019, 07:44:41 ös
Yanıtla #1

Sayın ADAM, güzel gidiyor. Kaleminize sağlık.

Ben de kendi çapımda bu yazıya bir kaç ekleme yapayım.

Amerika ve Japonya kültürleri arasındaki farkı vermişsiniz. Bu bağlamda bu durum  genel olarak doğu-batı kültürleri arasındaki farkı, hatta doğu-batı ezoterizmi arasındaki farkı da özetler gibi olmuş. En azından ben böyle hissettim.

Nitekim Doğu’dan çıkmış büyük filozoflarla, Batı’dan çıkmış filozofların dünya görüşleri arasında da bu fark görülebiliyor. Doğu tarafı bireyin sade, basit ve hırstan arındırılmış olmasını yeğlerken, batı filozofları ise benmerkezci ve dolayısıyla bireyin kendisinin daha önemli olduğu fikrini daha çok tercih etmişlerdir. (İki tarafta da istisnai filozoflar vardır).

Batı toplumlarına Benmerkezciliğin de elbet pozitif katkıları olmuştur. Misal birey devletten kimi zaman daha önemliyken, Doğu toplumlarında devlet bireyden daha önemli hale gelmiştir. Ya da benmerkezci hırsçı yaklaşım, bilimde de etkisini gösterip, daha büyük icat ve araştırmaların yapılmasına olanak sağlamıştır. Ama bunu da genellememekte fayda vardır.

Bana sorarsanız Doğu felsefesi bana her zaman daha hoş ve naif gelmiştir. Benden öte biz kavramı, güzeldir, daha sosyaldir.

Türkiye’ye dönersek coğrafi konumumuz ve etkileşimlerden dolayı her iki akımı da benimseyen insanlar mevcut.

Yazının devamını dört gözle bekliyorum sayın ADAM.

Tekrar kaleminize sağlık.
Errare humanum est.
Müzmin öğrenci