Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Hacı Bektaş Veli  (Okunma sayısı 10801 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mart 27, 2008, 10:02:03 ÖÖ
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9532
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

Hacı Bektaş Veli
(1281 - 1338)



Hayati

Gerçek ismi, Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata olan , Hacı Bektaş-ı Veli Horasan'ın Nişabûr şehrinde 1281 senesinde doğdu.

İlk eğitimini Şeyh Lokman-ı Perende’den aldı. Lokman-ı Perende, Ahmed-i Yesevi’nin halifelerinden olup, zahir ve batın ilimlerinde derin bilgilere sahipti. Bektaş Veli Lokman-ı Perende’nin gözdesiydi. Ve rivayetlere göre kendinde olağanüstü haller gerçekleşiyordu.


Hacı Bektaş-ı Veli, eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu'ya geldi. Halka doğru yolu göstermeye başlayan ve kıymetli talebeler yetiştiren Hacı Bektaş-ı Veli, kısa zamanda tanınarak büyük rağbet gördü. Bu sırada Anadolu'da dini, iktisadi, askeri ve sosyal teşekkül olan ve kendisinin de bağlı olduğu "Ahilik Teşkilatı" ile büyük hizmetler yapan Hacı Bektaş-ı Veli ve talebeleri, Osmanlı sultanları tarafından da sevildi ve hürmet gördü.

Bu sıralarda kuruluş devrinde olan Osmanlı Devleti'nin sağlam temeller üzerine oturmasında büyük hizmetleri oldu. Sultan Orhan zamanında teşkil edilen “Yeniçeri Ordusu”na dua ederek, askerlerin sırtlarını sıvazladı. Böylece Hacı Bektaş-ı Veli'yi kendilerine manevi pir olarak kabul eden Yeniçeri Ordusu, manevi hayatını ve disiplinini ona bağladı. Hacı Bektaş-ı Veli, asırlarca Yeniçeriliğin piri, üstadı ve manevi hamisi olarak bilindi. Bu bağlılık ve muhabbet, Yeniçerilerin sulh zamanındaki talimleri ve harplerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok müsbet neticeler verdi. Bütün bunlar, halk ile Yeniçeriler arasındaki yakınlığı kuvvetlendirdi.

Yeniçeriler, dervişler gibi cihad azmiyle dolu ve görülmemiş derecede kahraman ve fedakar oluşlarında, bu hadiseler müsbet tesirler gösterdi. Yeniçerilerin; "Allah, Allah! İllallah! Baş uryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang-i Muhammedi, Nûr-i Nebi, Kerem-i Ali... Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli..." diyerek savaşa başlamaları, bunun manidar bir ifadesidir.

Hacı Bektaş-ı Veli'nin Makalat adlı Arapça bir eseri vardır. 1338 senesinde vefat eden Hacı Bektaş-ı Veli'nin derslerini ve sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara, tasavvuftaki usûle uyularak "Bektaşi" denildi.


Makalat'ın asıl nüshaları tetkik edildiğinde, onun; İslam dinine sıkı sıkıya ve sağlam bir şekilde bağlı, İslamiyete uymayan davranışlara şiddetle karşı çıkar.


YAŞAM FELSEFESİ, İNANÇ VE ÖĞRETİSİ



Hacı Bektaş Veli'nin 13.yüzyılda temellerini attığı ve günümüzde de geçerliliğini koruyan düşüncelerinin ışığını; O'nun (yada O'na atfedilen) şiirleri ve özdeyişlerinde; hakkında anlatılan söylencelerin satır aralarında buluyoruz. Bu şiir ve özdeyişlerle, söylencelerin satır aralarında; Hacı Bektaş Veli'nin, sevgi, eşitlik, tanrı, din, paylaşım, hoşgörü, bilim, eğitim gibi kavramlara bakışını yakalıyoruz. Felsefesini insan sevgisi, hoşgörü, paylaşım ve toplumsal eşitlik ilkeleri üzerine oluşturduğunu görüyoruz.

Hacı Bektaş Veli’nin, Hoca Ahmed Yesevi Dergahı’ndaki eğitim ve öğrenimini tamamladıktan sonra; 12. ve 13. yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, barışın simgesi olan bir güvercin donuyla Anadolu'ya geldiği söylencesi oldukça anlamlıdır. (Velayetname'de her ne kadar Hacı Bektaş Veli’nin Hoca Ahmed Yesevi’den emanetlerini aldığı ifade edilerek, Hacı Bektaş Veli onun çağdaşıymış gibi gösterilmekte ise de, aslında ikisinin yaşamı arasında bir asırlık fark vardır. Bu ilişki, sadece manevi bir ilişkidir.) Anadolu’ya geldiğinde, mazlumun ve yoksul Anadolu halkının safında yerini alan, bir süre Amasya’da Baba İlyas'la birlikte hizmet veren Hacı Bektaş Veli; daha sonra güvercin donunda Sulucakarahöyük’e, bugünkü Hacıbektaş ilçesine yerleşerek, Anadolu insanının yaşam biçimleri, inançları ve kültürel değerlerinin sentezinden oluşturduğu, Anadolu Alevi ve Bektaşi inancını ve yaşam felsefesini burada yeşertmiştir.

Hacı Bektaş Veli'nin, savaş yerine barışı; düşmanlık yerine dostluğu; kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü benimseyen,  hümanist bir anlayışa sahip olduğunu görmekteyiz.

Bir çok medeniyetlere evsahipliği yapmış olan Anadolu; 13.yüzyıldan itibaren, Hacı Bektaş Veli'nin "düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu", "nefsine ağır geleni kimseye uygulamayınız" , "eline, beline, diline sahip ol" , "yetmişiki milleti bir gör" anlayışı ile yoğurulur.  "Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur" diyen Hacı Bektaş Veli; öğretisinin temel ilkelerini oluşturan bu dizeleriyle, günümüz insanının ulaşmaya çalıştığı hedeflere işaret ettiği anlaşılmaktadır.





Hararet nardadır, sac'da değildir,

Keramet baştadır, tac'da değildir,

Her ne arar isen, kendinde ara,

Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir.


diyen Hacı Bektaş Veli, her şeyi insanda arayan; Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta bulan anlayışıyla, sevgiyi ve bilimi kendisine rehber kılmıştır. Hacı Bektaş Veli’ye duyulan ilgi, saygı ve sevgi, Alevi-Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan İnsan-Tanrı-Doğa sevgisine  dayanan hümanist yaşam felsefesi ve öğretisinden kaynaklanmaktadır. O'nun anlayışında dinin kaynağı tanrı korkusuna değil, tanrı sevgisine dayanır.

"Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır", " kadınları okutunuz", " okunacak en büyük kitap insandır" diyen Hacı Bektaş Veli, inancı hurafelerden arındıran; akla, mantığa ve sevgi temeline dayandıran; kadın ve erkek eşitliğini savunan ve döneminde Hatun Ana (Kadıncık Ana) önderliğinde kurulan Anadolu Bacıları teşkilatına büyük destek veren bir düşünce adamıdır. Halk kültürüne ve eğitimine önem veren; üretimde ve paylaşımda sosyal adalet ilkesini benimseyen; "insanın alnı açık ve cesur dolaşması için her şeyden önce adaletli olması gerektiğini" savunan bir düşünürdür.

Hacı Bektaş Veli Dergahı, Alevi-Bektaşi inancının bir merkezi olduğu gibi; sosyoekonomik, kültürel ve politik dayanışmanın da bir merkezi olmuştur. Bir kültür merkezi olan bu dergahta, halkı aydınlatacak ve halkın sorunlarıyla ilgilenecek dervişler, mürşitler, dedeler, dede-babalar yetişmiştir. Ahi kurumlarıyla (meslek loncalarıyla) birlikte, çeşitli meslek dallarında eğitim verilmiştir.

"Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız!" diyen Hacı Bektaş Veli; Anadolu’nun sosyal, siyasal, ekonomik, etnik ve dinsel yapısını dikkate alarak, sevgi ve hoşgörü kültürünün temellerini atmıştır. Uygarlıklar beşiği Anadolu’nun zengin kültür mozaiğini, bozmadan; parçalamadan; farklılıklarıyla; sevgi ve hoşgörü temelinde biraraya getirerek ve tasavvufla yoğurarak, Anadolu Alevi ve Bektaşiliği'nin doğmasına öncülük etmiştir. Farklı dillerden, farklı kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir bilen; ceylanla arslanı dost olarak kucaklayan, bu anlayıştır. Bu anlayışın, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinde ifade edilen düşüncelerin temeli olduğu; günümüz insanının, hala bu anlayışa ulaşma çabası içinde olduğu yadsınamaz.




ÖĞÜT

“Tarikatın, tasavvuf yolunun ilk makamı, bir alime canı gönülden bağlanıp, tövbe etmektir. Tövbe, canı gönülden olan pişmanlıktır ve mutlaka yapılmalıdır. Tövbe ederken gözyaşı dökmelidir. Tövbeyi kabul edecek Allahü Tealadır. Tövbe ettikten sonra O'na tevekkül etmelidir. İkinci makamı, talebe olmaktır. Üçüncü makamı, mücahede, nefse zor gelen, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Dördüncü makamı, hocaya hizmettir. Beşinci makamı, korkudur. Altıncı makamı, ümitli olmaktır. Yedinci makamı, şevktir ve fakirliktir. Marifetin birinci makamı edep, ikinci makamı, korkudur. Üçüncü makamı, az yemektir. Dördüncü makamı, sabır ve kanattır. Beşinci bakamı, utanmaktır. Altıncı makamı, cömertliktir. Yedinci makamı, ilimdir. Sekizinci makamı, marifettir. Dokuzuncu makamı, kendi nefsini bilmektir."

« Son Düzenleme: Mart 27, 2008, 11:34:00 ÖÖ Gönderen: MASON »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Mart 27, 2008, 10:11:45 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9532
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir


Hacı Bektaş Veli'nin ünü, ne kadar büyük ve yaygınsa, hayatı hakkındaki bilgimiz de o kadar azdır. Hacıbektaş'dan gelen ve şimdi Ankara Kitaplığı'nda bulunan "Hurufname" adlı kitabın sonuna düşülmüş bir kayıt olmasaydı, doğduğu ve öldüğü tarihi de bilmek mümkün olmayacaktı. Bereket versin ki, sözünü ettiğimiz kitapta şu kayıt göze çarpıyor: "Hazineden gelen tomar-ı kebirde Hacı Bektaş' ın 606'da doğduğu ve 63 yıl yaşayıp 669'da öldüğü kayıtlıdır". (1209-1271)

 

Hacı Bektaş Veli'nin, Baba İshak'ın halifesi ve Mevlânâ'nın çağdaşı olduğu bilindiğine göre, bu tarihler arasında yaşamış olduğuna inanmak mümkündür.

 

13. yüzyıl, Moğolların Asya'yı allak bullak ettiği yüzyıl olduğu için, Moğol baskısına, Moğol kılıcına dayanamayan Türkistan, Buhara, Harzemşah insanları, kendilerini Batı'ya atıyorlar ve bu arada Anadolu'yu da dolduruyorlardı. Yesevî tarikatına bağlı birçok kişi böylece Anadolu'ya yerleşmiş oluyor. Bunlardan Baba İshak'ın bir halk hareketini başlatması üzerine, Selçuk Sultanı'nın. ayaklanmayı kanlı bir biçimde bastırdığını, bu arada, Hacı Bektaş Veli'nin kardeşinin de öldürüldüğünü Âşık Paşa Tarihi, uzun uzun hikâye eder.

 

MEVLANA VE NURETTİN CACA İLE ÇAĞDAŞTI

Bektaşilerce "Velâyetname" adıyla bilinen  esere   göre,   Hacı   Bektaş,   Nişapurlu'dur.  7.  imam  Musa  Kâzım'ın  soyundandır. Mevlânâ ve Kırşehir Beyi Nurettin Caca ile çağdaştır. Hoca Ahmet Yesevî'nin ve onun halifesi olan Lokman Perende'nin dervişidir. Velâyetname'de bundan sonra verilen bilgiler, daha çok masal çeşnisi taşır. Bektaşi geleneğinin nasıl kurulup geliştiğini ve Bektaşi inançlarını göstermesi bakımından, epik yapıdaki bu eserin, ciddî bir belge olabilmesi için, çok sıkı bir eleştiriden geçmesi gereklidir.

 

Ancak, kuvvetli bir rivayet halinde günümüze kadar gelen ve bazı vak'a nüvislerimizin de itibar ettiği, güya Hacı Bektaş Veli'nin yeniçerilerin kuruluşunda bulunduğu ve bu yeni askeri takdis ettiği doğru olamaz. Çünkü Sultan Orhan zamanında kurulan yeniçeriliğin tarihi, Hacı Bektaş'ın ölümünden çok sonradır. Gerçi yeniçeri askerlerine "Taife-i Bektaşiyan", yeniçeri ağalarına da "Ağa-yi Bektaşiyan" denildiği doğru ise de bu nisbet, Hacı Bektaş Veli'den değil, — Âşı'k Paşa'nın yazdığına göre— Abdal Musa'nın bir süre Hacı Bektaş Tekkesinde kaldığı ve bir savaşta yeniçeri askerine kendi elifî tacını giydirdiğinden ötürüdür ve yeniçeriler, bu sebepten Bektaşiliğe meyil vermişlerdir.

 

13. yüzyıl Anadolu'sunda bir çeşit esnaf teşekkülü demek olan Ahîlik yaygındı. Ahî kollarından biri olan Seyfî koluna Hacı Bektaş Veli "Ser-Ceşme"lik eder. Böylece Bektaşilik, orta sınıfı kendisine bağlamış oluyordu. Ahiler, dergâhın manevî gücünden yararlanıyor, dergâh da, Ahîlerin örgütlü gücünü sataşmalara karşı kullanıyordu.

 

TEKKE FELSEFESİNİ YENİ BİR BİÇİME SOKTU

Hacı Bektaş Veli,   Anadolu'ya   göçen Türkleri kendisine bağlamasını bilmiş, kökeni Ahmet Yesevî'ye dayanan tekke felsefesini de Anadolu'nun o günlerine uydurarak yeni bir; biçime sokmuştur.  Yesevîlik ile Bektaşilik arasındaki farklar o yıllarda oluşturulmuştur. Horasan'dan yayılan Melâmetiyye ile de  farklar  peydahlamış,   böylece   Bektaşilik, eklektik bir yapı ortaya koymuştur.

 

Bektaşi töresine göre ahlâk, "eline, beline, diline" hâkim olmaktır. "Kendini bilene, atasının kanı helâl, bilmeyene anasının sütü haram." sözünden, insanı sağlam bir yapı içinde tuttuğu kolayca anlaşılır. İçki, erkâna girmiştir. Hele "Baba" tarafından sunulan bir "dolu", asla red edilmez. Ölüm, bir gömlek değiştirmekten ibarettir. Çoğu Bektaşiler, tenasühe inanırlar. İnsan, eğer hayatı boyunca iyi işler görür, törenin içinde yaşarsa, gelecek sefer de insan gelecektir. Fakat erkânı bozar, yanlışa düşerse, belki hayvan, belki de bir nebat olarak ikinci hayatını yaşayacaktır. Yalnız kemale ulaşanlar, 'Hak ile Hak olurlar' ve artık bu âleme gelmezler.

 

BEKTAŞÎ EDEBİYATINI GÜÇLENDİRDİLER

Bektaşiliğin temel fikri, "gayriye zarar vermemek,   dünyaya   gelmenin   hakkını vermek"tir. Hak din İslâmiyettir. Şeriat, zahiri   bir  disiplindir.   Asıl   disiplin,   insanın kendisine çizdiği hududun   içinde   kalmasıdır. "Kendini bilmeyen, dinini de, dünyasını da bilemez."

 

Hacı Bektaş Veli'nin "Makalât" adlı bir risalesi vardır. Bu risalenin Türkçe'ye iki tercümesi vardır. Biri nesirle, biri manzum olarak tercüme edilmiştir. Daha çok tanınanı, Sait Emre'nin çevirdiği nesir tercümedir.

 

Hacı Bektaş Veli de bir şairdi. Günümüze kadar gelmiş geniş bir Bektaşi edebiyatı vardır. Yunus Emre, Kaygusuz Abdal ve daha birçok halk şairi nefesler yazarak bu edebiyatı güçlendirmişler ve pek parlak noktalara ulaştırmışlardır. Bektaşiler, Türkçe yazmışlar, Türkçe söylemişler, Türk töre ve geleneklerini sürdürmüşlerdir. İslâmiyetin tutucu çevrelerine karşı, akılcı bir tutum içinde bulunmaları, toplumun gelişmesine yardım etmiştir.





Bir Öykü



Mevlana'nın yaşadığı dönemler adamın biri çalmış çırpmış bir miktar para kazanmış haram yolla. O parayla da gitmiş bir inek almış. Neden sonra adamın aklı başına gelmiş, yaptıklarından pişman olmuş. "Bu ineği hayır yoluna harcayayım da vebalimi azaltayım bari" diye düşünmüş gitmiş Hacı Bektaşi Veli'nin dergahına. "Bu ineği alın, dervişler kessin, afiyetle yesinler. Lakin bir şey var; ben bu ineği haram parayla aldım" demiş. Hacı Bektaşi Veli kabul etmemiş. Adamı yollamış. Adam şansını bir de Mevlana dergahında denemek istemiş. Varmış huzura "Böyleyken böyle. Ben pişman oldum, bu ineği lütfen kabul burun da vicdanım rahatlasın" demiş. Mevlana ikiletmeden kabul etmiş hediyeyi. Adam şaşırmış, dayanamamış sormuş: "Efendim Hacı Bektaş kabul etmemişti siz neden kabul buyurdunuz?"

 Mevlana Hazretleri şöyle cevap vermiş:
"Bizler karga isek Hacı Bektaş bir şahindir. Şahinler kargalar gibi her leşin üstüne konmaz." Adam çıkmış dergahtan, üşenmemiş tekrar gitmiş Hacı Bektaşi Veli'nin yanına. "Ya hazret. Siz bu ineği kabul etmediniz. Ben de gittim Mevlana'ya sundum hemen kabul etti. Hikmeti nedir?" diye sormuş. Hacı Bektaşi Veli şöyle cevap vermiş: "Biz bir tas su isek Mevlana bir okyanustur. Bir tas su bir damla pislik düşmeyle pislenir ama bir okyanus pislenmez."

« Son Düzenleme: Mart 27, 2008, 10:16:06 ÖÖ Gönderen: MASON »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Mart 27, 2008, 10:24:49 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9532
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

Bektaşi Fıkraları




HER ŞEY ALLAH'TAN

(Bir tren kazasının "Takdiri ilahi" , "Her şey Allah'tan" şeklindeki yaklaşımlarla açıklanmasını eleştiren birinin, guruptaki Avni Anıl'a ne düşündüğünü sorması üzerine, Avni Anıl'ın anlattığı fıkradır.)

"Bektaşi'nin biri her gün kasabada 'Her şey Allah'tan', 'Her şey Allah'tan' diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce;

- Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı.

- Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah'tan da ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum."


HANGİSİ SARI, HANGİSİ KIRMIZI

(İlhan Selçuk'un bir köşe yazısından alınmıştır.)

Bektaşi -ya da Alevi- iki öküzüyle tarlasını sürermiş; kırmızı öküz az yem yiyip, çok çalışırmış; sarı öküz lanet mi lanetmiş!.. Hem çok yermiş, hem tembelmiş!.. Bir gün öfkelenmiş Bektaşi:

- Ey Allahım, demiş, şu sarı öküzün canını al da kurtulayım..

Baba Erenler ertesi sabah ahıra girince ne görsün, kırmızı öküz sizlere ömür, sarı lanet capacanlı... Dışardan bir çocuk çağırmış Bektaşi, öküzleri göstermiş:

- Ulan, demiş, bunların hangisi sarı, hangisi kırmızı?.. Çocuk göstermiş:

- Bu sarı, bu kırmızı!.. Bektaşi gözlerini göğe çevirmiş:

- İmanım, demiş, bacak kadar çocuk renkleri biliyor da, sen ayıramıyor musun?..





ŞİMDİ YALNIZ KALDIM

Bektaşi dalıp gitmişti. Güzel ve sakin bir havada Tanrıyla başbaşaydı. Belli ki Tanrı ile halleşiyordu. Onun dalgınlığını izleyen, yakınındaki masada oturan merakla sordu:

-Dalmış gitmişsin, kimin kimsen yok mu, yalnızmısın? Daldığı alemden ayrılmak zorunda kalan Bektaşi:

-Asıl şimdi yalnız kaldım,dedi.


ORASINI ALLAH BİLİR

Şarap yapmak yasaklanmış; sıkı bir kontrolle, şarap yapan yakalandığında kellesi vuruluyordu.

Bağ bozumu vakti geldiğinde, Bektaşi üzümlerin suyunu küplere doldurdu. Durumdan haberdar olan hükümdar, Bektaşinin küpleri başına geldiğinde, hiddetle sordu:

-Üzüm suyu küplere ne için dolduruldu?

Bektaşi, yakalanmışlığının telaşı ile cevap verir:

-Dolduruyorum ki, orada sirke olsun.

Hükümdar, biraz yumuşayarak yeniden sordu:

-Sirke dersin ama, ya şarap olursa!

Hükümdarın yumuşadığını gören Bektaşi:

-Orasını Allah bilir,dedi.


İTİBAR

Softanın biri Bektaşinin önüne geçti:

-Ey Erenler; iyisin, hoşsun, ilim irfan sahibisin; bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim nazarımızda da itibarın olur o zaman, dedi.

Bektaşi gülümseyerek:

-Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, Tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem, dedi.


ALDATMAK

Meyhanelerden çıkmazdı hiç. İçkisini içer, geç vakitte naralar atarak evinin yolunu tutardı. Ne çocuğuna, ne eşine, ne anasına,babasına ve ne de çevresine hayrı dokunmamıştı. "Ayyaş Hamdi" böyle bir yaşamın sonunda rahmetli oldu.

Cenaze namazı kılındıktak sonra İmam sordu:

-Merhumu nasıl bilir siniz?

-İyi insandı... Kimseye kötülüğü olmadı... Toprağı bol olsun... ve benzer cevapları duyan Bektaşi sabredemedi ve yanındakinin kulağına fısıldadı:

-Bizi neyse de, Allahı da aldatmaya yelteniyorlar.


BİR DE SENİN KULUNA BAK

Bektaşi Baba İstanbul'da gezinirken, Padişahın Sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın yakınından geçmekte idi. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta idi. Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona binerken, Bektaşi meraklalandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.

-Faytona binen padişahmıdır?

-Hayır  padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.

Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı. Sonrada kendi haline baktıktan sonra, ellerine açarak:

-Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! Diye söylendi.


KABAHAT TARLAYI GÖSTERENDE

Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi'ye ''sen de gel'' demişler. Baba Erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak:

- Bizimki de, demiş, burası!..

Duadan sonra bir yağmur bir yağmur, ortalığı seller basmış, Bektaşi'nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:

- Ulan, demiş, kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende..


AKŞAMDAAAAAN, AKŞAMA

Zaptiyebaşı yolda çakırkeyif rasladığı Bektaşi'yi çevirmiş ve kükremiş:

-Söyle bre zındık, namaz vakti cami mihrabında secdeye vardığın olur mu?

Erenler çok hızlı ve çok vurgulu bir biçimde cevaplamış:

-Her bayram, her bayram.

Zaptiyebaşı bu kez:

-Peki ey kafir, şarap zıkkımlanır mısın? diye sormuş.

Bektaşi suçüstü yakalanmış olmasının ürkekliği ve yalana başvurmanın faydasının olmadığının farkına vararak, eliyle küçümseme işareti yaparak yanıt vermiş:

-Eh, akşamdaaaaan akşama.


                                             



SIRAT KÖPRÜSÜ

Bektaşi kafayı çekmiş. Ayakları birbirine dolana dolana, sağa sola yalpalayarak giden Bektaşi’yi gören komşusu dayanamayıp laf atmış:

-Hey baba erenler, bu halle sırat köprüsünü nasıl geçersin ?

Bektaşi istifini bozmadan komşusunu cevap vermiş:

-Sanki karşı tarafta mor sümbüllü bağlarım varda!


OLMAYAN ŞEY

Yolu camiye düşen Bektaşi namazdan sonra:

- Ey ulu tanrım, bana bol bol şarap ver. Diye dua etmiş.

Yanında namazı bitiren kişi de ellerini kaldırmış:

- Rabbim bana iman ver. Diye dua etmiş.

İki duayı da işiten hoca Bektaşi'ye dönmüş:

- Bak herkes iman istiyor tanrıdan sen de şarap istiyorsun. Utanmıyor musun? demiş.

Bunun üzerine Bektaşi hocaya dönüp:

- Ne yapalım hoca efendi herkes kendisinde olmayanı ister. Demiş.


KAYIK KÜÇÜK

Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü’nden Üsküdar’a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık sallanmaya başlar.

Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi’nin telaşlandığını gören kayıkçı:

-Ne korkuyorsun yolcu? Korkma. Allah büyüktür! Diye Bektaşi’yi sakinleştirmek ister.

Kayıkçının bu sözüne içerleyen Bektaşi şu yanıtı verir:

-Allah büyüktür amma, kayık küçük!


ALLAH’IN KELAMI

Bir mecliste Kuran’ı Kerim'den söz açılıp, sohbet koyulaşmıştır.

Kuran'ı Kerim’in eşsizliğinden ve olağanüstülüğünden bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışır:

-Evet, Allah’ın kelamı cidden eşsizdir. Amma, yazısı biraz karışıktır!... der.

Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar:

-Karışık mıdır? nerden biliyorsun?

Bektaşi sakin bir tavırla cevap verir:

-Alnımın yazısından!


CAMİDE VAAZ

Bektaşi’nin yolu camiye düşmüştür. Cami imamı o gün ki vaazında içkinin kötülüklerinden bahsetmektedir. Cami imamı uzun bir vaazdan sonra cemaate birde örnek verir:

-Ey cemaat eşeğin önüne bir kova su, bir kova da rakı koyun hangisini içer? diye sorar.

Bektaşi elini kaldırarak cami imamının sorusunu yanıtlar:

-Hocam suyu içer.

İmam:

Tabi ki suyu içer, peki neden suyu içer? Diye sorunca, Bektaşi cevaplar:

-Neden olacak hocam, eşekliğinden!


İNEĞİDE KURBANA SAYMAZSAM!

Bektaşi bulgurunu kaynatıp, kuruması için sermiş, bir yandan karıştırırken bir yandan da dua edermiş:

-Allah'ım bulgurlarım kurumadan yağmur yağdırma!

Bulgurlar tam kurumaya yüz tutmuşken yağan yağmur, Bektaşi’nin bulgur sergisini su içinde koymuş. Bu zor durumunun üzerinden bir hafta geçmeden, ineğini de ahırda ölü bulan Bektaşi, üst üste gelen kötü olayları kabullenmekte zorlanmış.

Ramazan ayının geldiğini fırsat bilen Bektaşi oruç tutmaya niyet etmiş ve Ramazanın ilk günü, iftara beş dakika kala sigarasını yakmış. Sigarasından içine çektiği dumanı büyük bir keyifle gökyüzüne  üfleyerek:

-Nasıl, illet oluyorsun şimdi bana değil mi? Diyerek kendi kendine söylenmeye devam etmiş:

-Ölen ineği de kurbana saymazsam şerefsizim!


BİTSİN BU DAVA

Gelecek konuklarını nasıl ağırlayacağını kara kara düşünen Bektaşi’nin gözü, Yahudi olan komşusunun keçilerine takılmış. Keçilerden birini çaktırmadan alıp kesmiş. Durumu fark eden Yahudi; "Kadıya gitsem… Kadı da Bektaşi’de Müslüman, ben Yahudi’yim. Davayı kazanamam. Hadi kazandım, Bektaşi’nin nesi var ki, hakkımı alabileyim!... Biz artık Allah’ın huzurunda hesaplaşırız...” düşüncesi ile şikayetçi olmamış.

Gel zaman git zaman her ikisi de rahmetli olmuş. Yahudi, ahrette Bektaşi’den davacı olmuş. Mahkeme kurulmuş ve Bektaşi’ye sormuşlar:

-Sen Yahudi komşundan habersiz keçisini kesmişsin!

-Kesmedim, demiş Bektaşi.

-Ben gözlerimle gördüm demiş, Yahudi.

Bektaşi “Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.” Diye itiraz etmiş.

-Haklısın ama, günahların arasında keçiyi kestiğinde yazılı, demişler.

Bektaşi bu kez, “Mahkeme hakimi aynı zamanda şahitlik yapamaz.” Diye itiraz etmiş.

-Gene haklısın; o zaman getirin keçiyi ona soralım... demişler.

Bektaşi son bir çaba ile çözüm yolu önermiş:

-Ne!... Keçi burada mı?..... Verin keçiyi o zaman bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava!


FAKİRE CAN GELDİ

Oruç tutan Bektaşi pek fena susamış. Gürül gürül akan çeşmeyi görünce de dayanamayıp ağzını dayayıp kana kana çeşmeden su içmiş. Bu sırada oradan geçen komşusu seslenmiş:

-Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti!

Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş :

-Oruç gitti ama fakire de can geldi!


BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ

Adama sormuşlar :

-Kaç gün oruç tuttun?

-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim! Demiş.

Aynı soru, orada bulunan Bektaşi’ye sorulunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :

-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!


PEŞİN NAMAZ

Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca:

-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya.......

Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam... Bektaşi’nin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :

-Yahu bu ne uzun namaz böyle?

-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onlarıda kıldım! Demiş hoca.

Yola koyulmuşlar, bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi müsaade istemiş ve başlamış namaza...

Ama ne namaz, bitmiyor! Sonunda hoca dayanamamış :

-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!

-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım! Diye cevaplamış Bektaşi.

Hoca şaşırmış:

-Yahu olur mu böyle şey?

Bektaşi gülmüş :

-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?


SEN NE İŞE YARADIN

Hoca ile Bektaşi içki içerken yakalanırlar ve Kadı’nın huzuruna çıkarılırlar.

-Şeytana uyduk kadı efendi. Diye af dileyen hocayı, kadı affetmez ve idam cezası verir.

Sıra Bektaşi’ye geldiğinde savunmasını yapar:

-Kadı efendi ben gayri-müslümüm, bana oruç farz değildir.

Kadı Bektaşi’yi serbest bırakır. Bektaşi Kadı’nın huzurundan ayrılırken sorar:

-Kadı efendi, ben de şahadet getirip Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?

Kadı efendi düşünür, bir kişiyi Müslüman yapmanın sevabını hesap eder ve Bektaşi’nin teklifini kabul eder, Hocayı da affeder.

Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hoca Bektaşi’ye kızgınlıkla sorar:

-Sen ne biçim adamsın be, bir Hıristiyan bir Müslüman oluyorsun! Sen de hiç iman yok mu?

Bektaşi gülerek cevaplar:

-Gavur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım. Peki sen ne işe yaradın?


HALİM MECALİM YOK

Sohbet sırasında Bektaşi’ye sormuşlar:

-Baba Erenler niçin oruç tutmazsın?

Bektaşi’de mazeret hazırdır:

-Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.

Bektaşi’yi zorda bırakmak için bir soru daha sorarlar:

-İftara çağırsalar gider misin?

-Doğrusu ne yapar eder giderim.

Bektaşi’nin bu cevabına itirazlarını bildirirler:

-Bu nasıl olur? Allah’ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetini kaçırmıyorsun!
Bektaşi’nin cevabı hazırdır:

-Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir ve affedicidir. Fakat insanlar böyle midir ? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler. Bunun için kulların davetlerini kaçırmamak gerekir.


ALTI ÜSTÜNDEN İYİDİR

Adamın biri, sohbetlerinde gündelik yaşamdaki olumsuzluklardan örnekler vererek:

-Böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek.....diyerek hiç durmadan çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. Bu konuşmalardan birisini duyan Bektaşi dayanamayıp cevap vermiş:

-Gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.


KERAMET ALÇAK GÖNÜLLÜLÜKTE

Sofunun birisi Bektaşi’yi denemek ister.

-Baba Erenler, sizler için kerametli diyorlar. İsterse Ağacı bile ayağının yanına getirir diyorlar. Bize de gösterinde bizde görelim, der.

Baba Erenler, kendisi ile alay edilmek istendiğini fark ederek, Sofuya bir ders vermek gerektiği düşünür ve ağacı çağırmaya karar verir:

-Ağaç gel der, fakat ağaçta hareket yok.

-Ağaç gel der, fakat yine gelmez.

-Ağaç gel der, üçüncü çağırışında da ağaçta hareket yoktur. Bunun üzerine, Bektaşi ağacın yanına gider ve derki:

-Eğer ağaç bize gelmezse biz ağaca gideriz.
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Mart 27, 2008, 10:32:47 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9532
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

Bektaşilik ve eski kültürlerdeki izler






http://nazenin.wordpress.com/2006/11/24/

Bugün sizlerle çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuda biraz sohbet etmek istiyorum.
Bilirsiniz kültür devamlıdır. Süreklidir. Birbirine eklentili olarak devam eder. Yani herhangi bir çağda, bir yerde var olan kültürel olgu, evveliyatı ve sonrası olmaksınızın, öylece gökten zembille inmez. Din ve inanç kültürü açısından da durum böyledir. Dolayısiyle, ortada Bektaşi kültürü diye birşey varsa, bunun da oluşum sürecini etkileyen tarihten gelen birçok kültürel oluşum vardır. Aslında her ne kadadar ilahiyatçıların bakış açısı, dinin aşkın alandan doğrudan ve önceliksiz olarak sunulduğunu iddia ediyor olsa da, insan olmadan bunun ne anlamı olabilir ki? Daha özlü bir anlatımla, diyelim ki Tanrı insanoğlu dedigimiz varlığa mesaj göndermek istedi ve bir yolla iletti. Ortada insan yok… Ne olacak? Din falan olur mu?

Demek ki, varsayılan bir mesajı dile getirmek, yorumlamak için bile olsa İnsan’a ihtiyaç var. O zaman Din ne oluyor, İnsanın Yorumu. İnsanın ürettiği herşeye biz -Kültür- deriz. O zaman ne oluyor?… Din bir kültür ürünü oluyor…

Buraya kadar anlaştık mı? Bu arada küçük bir parantez :” din olgusunda ana mesaj konusunu inceleyenler teologlar, ilahiyatçılardır, onlar: Din soyle der, boyle der… diye anlatırlar. İnsan birseyi yorumladı, yaşama geçirdi mi, bunu nasıl yaptı, nasıl yorumladı kısmı kültürbilimcileri illgilendirir…” Evet, parantezi de kapadıktan sonra, şimdi dönelim Bektaşi kültürüne…

Bektaşi kültürü de gökten zembille inmedi, önünde, ardında başka kültürel oluşumlarla etkileşerek gelişti demiştik. Şimdi bunlara bir örnek verme zamanı geldi.

Bilir misiniz bilmem ama Fisagor (Pytagoras) ezoterik öğretilerde inisiye olmuş, bu açıdan eğitim almış biridir. Kendisi de bir okul, bir tür tarikat kurmuş ve eğitimini oraya gelenlerle sürdürmüştür. Bu okula girmek zorlu inisiyasyon (geçiş) ritlerinden başarıyla geçebilmeye bağlıdır. Fisagor da dostluğa çok önem verip, dostların biraraya gelip sohbet etmelerini sağlarmış. Bu sohbetler sırasında herkesin ezbere bildiği bir ALTIN ŞIIR okunurmus. Işte sizlerle o şiiri paylaşmak istiyorum. Bektaşi öğretisi ile Fisagor’un öğretisi arasındaki bağlantıyı ve devamlılık ilkesini yakalayabilmeniz için.


(Fisagor (Pytagoras) M.Ö.580-500)

Önce Fisagor hakkında kısa bilgi vermekte yarar var:
Fisagor, Sisam Adası’nda, batı Anadolu’da doğdu. Sonra Güney İtalya’ya, Kroton’a yerleşti. Bugün İran toprakları olan bölgelerde ve Mısır’da çeşitli seyahatleri oldu ve Mısır’da uzun bir dönem ezoterik öğretilerle ilgilendi. Felsefe tarihinde çok önemli bir yer tutmasının nedenlerinden biri, sayılara dayanan bir düşünce öğretisi geliştirmesi ve bütün varlık türlerinin sayılarda oluştuğunu savunmasıdır. Öğrencileri daha sonra bugünkü Yunanistan, İtalya ve Türkiye topraklarına yayılmışlardır. Öğretisine göre, varlığın ilkesi (arkhe) sayılardır. Sayıların belli oranlarda birleşmeleri varlık türlerinin oluşumuna olanak sağlar. Ancak sayılar, büsbütün soyut değil somut bir nitelikk de taşır. Sayılar, tek ile çift ya da “sınırsız” ve “sınırlayıcı” diye ikiye ayrılır. Bu temel karşıtlık on varlık türünde görünür. Tek-çift, sağ-sol, Bir-çok, erkek-dişi, duran-hareket eden, doğru-eğri, aydınlık-karanlık, iyi-kötü, kare-dikdörtgen, sonlu-sonsuz. Bu karşıtları, oluşturdukları varlık türlerine göre, on bölümde toplayan Fisagor için temel sayı “bir”dir. Bir sayısı, bütün varlıkların değişmeyen, ölümsüz ilkesidir (monas). İki sayısı, dişiliğin ve bu dişilikten ortaya çıkan doğanın kurucu öğesidir. Üç, uyum ve düzen sağlar, nesnelerin üç boyutunu, ateş su ve hava gibi öğeleri oluşturur. Ayrıca doğadaki tanrısal birliğin eril niteliğini gösterir. Dört ise, tanrısal erki simgeler. Beş, evliliği ve nesnelerdeki türlülüğü yansıtır. Altı, diriliğin, diri varlıkların ilkesidir. Altıda, dişiliği gösteren iki ile erkekliği yansıtan üç, salt birle birleşerek soyun sürüp gitmesine olanak sağlar. Yedinin usu, ışığı, erki de korkulu dönemleri gösteren özelliği yansıtır. Doğanın süresiz değişkenliği, bütün varlıkların birliğe kavuşması bu sayıyla simgelenir. Sekiz, erdem, ahlak ve us karşılğıdır, küpün temelini kuran iki çiftten oluşur. Dokuz, doğruluk ve yüce yetkinliktir. Dokuz, ilk tek sayı olan üçün karesi olduğundan bütün nesnelerin sonsuz bir evrim geçirdiğini gösterir. On sayısı da kut karedir, kutsal dörtlüktür, doğanın kaynağıdır. Sayıların onu aşmamasının nedeni büyük yetkinliğin ve yüceliğin onda bütünleşmeye ulaşmasıdır….” Şimdilik Fisagor’la ilgili bu kadar bilgi vermekle yetinelim ve şiire dönelim:




ALTIN ŞİİR

Fena ihtiraslarına hakim olmayı öğren
Doğru ol, unutma ki ölüm var
Hayatta kolayca kazanılan mal
Ve saire kolayca mahvolabilir

Haydan gelen huya gider
Talihin getirdiği felaketlere gelince,
Bunlara çaresiz boyun eğ,
Dayan ve onları mülayimleştirmeğe çalış

Kadere keder olmaz
Ma’budlar, hükmü en zalimlere bırakmaz
Hatanın da -gurur gibi- aşıkları vardır
Filozofun, tasdiki de reddi de ihtiyatlıdır
Eğer bir hataya düşerse bir daha düşmez.

Sözlerimi dinle ve kalbine nakş et!
Gerçekleşmemiş şeylere göz ve kulaklarını kapa
Başkasını taklid etme, kendin düşün.

Kendin karar ver, hür bir surette,
Bırak, sebepsiz ve gayesiz olarak deliler hareket etsin
Sen, Hal’de istikbali görebilmelisin
Bilmediğin şeyi yapacağını iddia etme

Öğren! her şeyi zamanla başarırsın
Sıhhatini gözet! her şeyde i’tidali unutma,
Beden için gıdada, ruh için dinlenmede,
Sabah gözlerini açınca, o gün yapacağın işleri düşün.

Ne yaptığını, ne unuttugunu düşünmeden asla yatma.
Eger iyilik ettinse, her gün onda ısrar et!
Öğütlerimi düşün, sev, izle,
Bunlar seni ilahi fazilete götürür.

Öyle ki hakiki doğruluklar üzerine aydınlanan
Kalbin boş arzularla çarpmaz,
Göreceksin ki insanları hırslandıran fenalıklar,
Kendi seçmeleridir, ve bu bedbahtlar, saadetin kaynağını
Kendilerinden uzak yerlerde aramaktadırlar.

Mutlu olmayı pek az insan bilir,
Çoğu ihtiraslarının oyuncağıdır,
Uçsuz bucaksız bir deniz üstünde, zıt dalgalar arasında
Körleşmiş bir halde yuvarlanırlar ve fırtınaya,
ne mukavemet edebilirler ne de bir kenara çekilebilirler.

Onlar bunu, “Allah’tan” derler.
Fakat hayır: Hakikatı görmek,
Doğruyu, eğriyi ayırd etmek,
Soyu ilahi olan insanlara özgedir.

Tabiat onlara koldaştır
Sen ki bu hakikatı biliyorsun ey hakim ve mutlu insan!
İyilik limanında kal.

Benim kanunlarımı işle: Yaşının sürükleyeceği fenalıklardan çekin,
Aklın daima “Ben”ine hakim olsun,
Ancak bu suretle yüksek aydınlıklarda
Ölümsüzlerin arasında, sen de bir Ma’bud olursun!”


http://nazenin.wordpress.com/2006/11/24/
« Son Düzenleme: Mart 27, 2008, 10:37:36 ÖÖ Gönderen: MASON »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Ağustos 08, 2008, 01:19:37 ÖS
Yanıtla #4
  • Ziyaretçi

Bu büyük insanı-Hacı Bektaş Dergahını ziyaretimde yaşadığım deneyimler inanılmazdı ve herkesin görmesinin gerektiğini düşünüyorum.Dergah duvarında yazan ve orada duyduğum Hacı Bektaş'a ait beni çok etkileyen sözleri yazmak istedim:

İncinsen de, incitme.
Eline, beline, diline sahip ol.
Her ne ararsan kendinde ara
Benim Kâbem insandır.
Sen seni bilirsen yüzün Hüdâ’dır; sen seni bilmezsen, Hak senden cüdâdır (ayrıdır).
Okunacak en büyük kitap insandır
Mârifet, nefsi silmek değil, bilmektir.


Ağustos 08, 2008, 03:29:26 ÖS
Yanıtla #5
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 181

Evet güzel bir yerdir.
Hacı Bektaş kasabasında yer alır.
Sanırım son yıllarda tamirat da görerek müze/dergahın kapalı olan bölümleri de halkın ziyaretine açıldı.

İlginçtir Kapadokya-Urfa ve Antakya Anadolu'nun felsefe ocağı olmuştur. Bu konu hep kafamı kurcalar durur.

Sayın Mason bu güzel konunun yanı sıra Altın Şiir paylaşımınız da çok değerli faydalı bir paylaşım olmuş
Saygılarımla

...Söyleceklerimi yukarda söyledim zaten...


Ağustos 08, 2008, 04:32:21 ÖS
Yanıtla #6
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 562
  • Cinsiyet: Bay

Bu sene şenliklerine gidiyorum, yanlış hatırlamıyorsam 19 ağustosta olmalı. Dergahı ben de daha önce ziyaret etmiştim gerçekten çok etkileyici bir yer.
Mea mihi conscientia pluris est quam omnium sermo


Ekim 20, 2008, 01:29:20 ÖÖ
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

HACI BEKTAŞ-I VELÎ'DEN SÖZLER:


·Ellerin kâbesi var, benim Kâbem insandır.
·Okunacak en büyük kitap insandır.
·Her ne arar isen kendinde ara.
·Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur
·Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız!”
·Doğruluk dost kapısıdır. Doğruluk karargâhımızdır.
·Dosttan gayrı dost aramak, fesâd-ı muhabbet ve butlan-ı (hükümsüz, boş) mârifettir.
·Komşu hakkı, Allah hakkıdır.Komşu hakkına dokunulmaz; emanete hıyanet edilmez.
·Göze nur gönülden gelir.
·İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir; kemâli, işlerinin doğruluğundadır. Yani insanın ziyneti (süsü) ve güzelliği, sözlerinin iyiliğindedir; kemâli de işinin dürüstlüğündedir.
·Dini, dili, rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.
·İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
·Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
·Madde karanlığı, akıl nuru ile; cehalet karanlığı, ilim nuru ile; nefis karanlığı, marifet nuru ile; gönül karanlığı aşk nuru ile aydınlanır.
·Akıl aya, ilim yıldıza, marifet güneşe benzer.
·Kadınları okutunuz.
·İncinsen de incitme.
·Düşmanınızın da insan olduğunu unutmayınız.
·Kuvvetini zavallıya değil, zalime kullan.
·Ara bul!
·Her ne arar isen kendinden ara.
·Düşünceyi, eylemi, sevgiyi siz, Tanrı’nın tadı biliniz.
·Yüreğinin ağırlığıncadır kişinin değeri.
·İyi mi olsun karşındaki, sen iyi ol ilkin.
·Yalnız bilgelerdir, hem arı olan, hem arıtıcı olan.
·Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
·Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
·Nebiler, veliler insanlığa Allah’ın hediyesidir.
·Eline, diline, beline sahip ol.
·İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundandır.
·Delilsiz sözle gıyapta bulunma. Doğru yola gidene veli, eğri yolda gidene deli derler.
·Asıl kör, nankörlüktür. İyiliğe karşı kötülük, hayvanlıktır.
·İnsanoğlunun en büyük düşmanları yalancılık, nefsine düşkünlük, mal ve mevki hırsı, gıybet, edepsizlik, hıyanet ve Hakk’ı inkardır.
·Namahreme bakma, hatır yıkma, başa kakma, dünya için kaygı çekme
·Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.
·Biz, dile ve söze değil, öze ve hale bakarız.
·Ayağa kalkacaksan, bari hizmet için kalk.
·Hamı pişiremezsen, bâri pişmişi ham etme.
·Mürşidlik alıcılık değil, vericiliktir.
·Bizim semahımız ilahi bir aşktır.
·En büyük keramet çalışmaktır.
·Çalışmadan geçinenler bizden değildir.
·Özünle, sözünle, gözünle işinde ol.
·Edep elbisenizi sırtınızdan ölünceye dek çıkartmayınız.
·Bizim meclisimizin tarafı yoktur.
·Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.
·Âlimin sohbeti, cahilin ibadetinden daha faydalıdır.
·Âlimlere fikir lâzımdır, dervişlere zikir. Zira ki fikirsiz âlim, seraptır; zikirsiz derviş yapraksız ağaçtır.
·Fikirsiz âlim, Nuh’suz gemidir; zikirsiz derviş, ruhsuz kalbidir. Fikirsiz âlim, Tur’suz Musa’dır ve zikirsiz derviş, nursuz kandil-dir.
·Fenalardan sakın, temizlerle ülfet (sohbet) et. Çünkü ülfet hem zehirdir, hem panzehirdir.
·Marifet güne (güneşe), akıl ay’a, ilim yıldıza benzer. Ve hem ay, gün doğar, dolanır; ilim okunur.
·Eğer ilerlemek istiyorsan herkesin önüne atılma.
·Merhem ve mum gibi ol, diken olma!
·Hiç kimseden sana fenalık gelmesin istersen, fena özlü, fena düşünceli ve fena huylu olma!
·Biz olduğumuz gibiyiz ve öyle de olacağız; iki âlemde, bugün de, yarın da.
·Ol söz verme, öl sözünden dönme. Her tavlada boşanan, bizim tavlada yer bula; bizim tavladan boşanan, başka tavlada yer bulmaz ola. Gel ha gel, insan ol da öyle gel.
·Dört şey, her şeyin en yazığıdır: 1. Güneşe karşı yanan ışık; 2. Görmeyen göze karşı güzel yüz; 3. Çorak toprağa karşı güzel yağmur; 4. Karnı toka karşı hoş bir yemek, ahmaka karşı hak sözü.
·Beş şey mutluluğun delilidir: 1. Doğru sözlülük; 2. Güzel ameller; 3. Olgunlaşma için gösterilen çaba; 4. Helalından rızık arama; 5. Hâl ehli dervişlerle sohbet.
·İçinde kibir, düşmanlık, cimrilik, kıskançlık, öfke, maskaralık gibi türlü şeytan işi olanlara ne yazık!
·Bunlar dışlarında su ile yıkansalar (abdest alsalar) hiç temiz olurlar mı? Şeytana mahsus bu şeylerden biri bile içinde olan bir kimse, ne kadar ibadet ederse etsin, hepsi boşuna olur.
·Kendini temizlemeyen başkasını temizleyemez. (Kendisi arı olmadan, başkasını arıtamaz).
·İnsanoğluna kâfirden de büyük üç düşman vardır: Birincisi hava vü heves (nefsine düşkünlük), ikincisi dalalet ve kibir (sapkınlık ve kendini beğenmişlik), üçüncüsü yalancılık ve kalleşliktir.
·Adem’de değil mi seb-ül mesani, Adem’de değil mi âyet-ül Kürsi?
·Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; sen seni bilmezsen, Hak senden cüdadır.


Mayıs 25, 2016, 09:36:38 ÖS
Yanıtla #8
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 173
  • Cinsiyet: Bay

Kapsamlı doyurucu bir başlık.
no one


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
14 Yanıt
5384 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 12, 2016, 04:19:15 ÖS
Gönderen: ADAM
0 Yanıt
3137 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 31, 2006, 12:38:31 ÖS
Gönderen: MASON
1 Yanıt
2737 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 27, 2007, 12:54:12 ÖÖ
Gönderen: Veritas
2 Yanıt
3476 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 03, 2008, 12:40:53 ÖS
Gönderen: nietzsche
2 Yanıt
2212 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 01, 2014, 12:22:18 ÖS
Gönderen: Ares