Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Seven Bir Fahişeyim Ben  (Okunma sayısı 1978 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 27, 2009, 05:17:40 ÖS
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 386

SEVEN BİR FAHİŞEYİM BEN.

Mabet fahişeliğinden izler

“Seven bir fahişeyim ben? İştar

“Herodot kitabında, Babil’de her kadının evlenmeden önce mabette bir erkekle yatmasının zorunlu olduğunu, bu yüzden evlenmek isteyen kadınların mabedin etrafında oturarak erkek beklediklerini, güzel kadınların hemen bulduğunu, çirkin kadınların ise uzun süre bulamadıklarını yazıyor.?

“Sumer kanununa göre evlenen kadın bakire değilse, kocasından boşanırken, bakire olarak evlenen kadının alacağı tazminatın yarısını alabiliyor.?

“Antropologlara göre en eski toplumlarda uygarlık kadınlar eliyle başlamış. İlk ipi yapmayı akıl eden, yiyecekleri koymak için tartan ve kilde kap kacağı yapan, yenecek ve ilaç olarak kullanılacak bitkileri, ateşi bulan, hayvanları evcilleştiren kadınlarmış. Kadınların en önemli niteliği de çocuk doğurmalarıydı. Bu olay onların yaratıcı olarak tanımlanmalarına neden oluyordu. Böylece ilk ana tanrıça ortaya çıkmış. Kadınlar da yeryüzünde ana tanrıçanın bir temsilcisi. M.Ö. 10.000 yıllarında ilk tarım topluluğunun başlaması sonucu insanlar arasında bir ‘din’ düşüncesi gelişmiş. Ana tanrıça için küçük tapınaklar yapmışlar. Buralarda düzenlenecek törenler için rahibeler sınıfı oluşmuş. Kuşkusuz tanrıçanın gücüne ulaşmak için seks ayinleri yapılıyormuş. Daha sonra avcılığın başlaması ile erkekler güçlenmiş, bunun sonucu erkek tanrılar ortaya çıkmış, onlara hizmet için de rahipler. Bunlar kadınlar üzerinde baskı yapmaya başlamışlar. İşte o devirde fahişelik vücut bulmuş, diyor Nickie Robert.1

Bunun ilk örneğini Mezopotamya’da Sumerlilerde görüyoruz. Sumer’in Aşk ve Savaş Tanrıçası İnanna belgelerde ‘göğün fahişesi’ olarak adlandırılır. Kocası Çoban Tanrısı Dumuzi de onun için ‘o fahişedir, benim eşim fahişedir’ diyor. İnanna, fahişelerin de koruyucusu. Kutsal fahişelik, sokaklarda değil, mabetlerde yapılana deniyor.

Sumer mabetlerinde rahipler ve rahibeler büyük bir grup oluşturuyor. Rahibeler 20′ye yakın sınıfa ayrılmışlardı. Bunlar arasında şarkıcılar ve dansözlerin özel bir yeri vardı. Onlar arp, lir gibi çalgılarla şarkılar söyleyerek, danslar ederek tanrıları, dolayısıyla insanları eğlendirirlerdi. Bunlarda asıl amaç tanrıları eğlendirerek onları sakinleştirmek, böylece insanlara zarar vermelerini önlemekti. Rahibeler arasında sihir ve kahinlik yapan, rüya tabir edenler ayrı ayrı sınıflardı.2 Prensesler, şehir beylerinin ve kralların eşleri erkek tanrılara ait baş rahibe olarak mabedin idari işlerini yürütürlerdi. Bunların önemli görevlerinden biri de Kutsal Evlenme törenlerinde Tanrıça İnanna yerine geçerek Tanrı Dumuzi’yi temsil eden kral ile evlenmeleriydi.

Böyle rahibelik, ilk Ur şehrinde Akad Kralı 1. Sargon’un kızı şair Enheduanna ile başlamıştı. Ondan sonra Sumer ve Akad’da hangi kral başa geçerse onun kızı bu göreve atanmıştı. Böylece siyasal ayrılıklar olduğu zaman bile bu kurumlar şehir beylikleri arasında bir kült bağı oluşturmuşlardır. Bu gelenek M.Ö. 1800′lere kadar sürmüştür.

Mabetlerde, özellikle İnanna’nın mabetlerinde rahibelerin özel bir görevi de genel kadınlık, bir tür fahişelikti. Bunlar tanrıya hizmet ettiklerinden kutsal sayılıyordu. Tapınak fahişesini Gilgameş Destanı’nda görüyoruz. Gilgameş’e arkadaş yapılmak istenen Enkidu bir orman adamıydı. Ormanda hayvanlarla yiyip içiyor, onlarla yaşıyordu. Onu insan gibi yapmak için mabetten bir * gönderilir. Bu kadın ona insan gibi yemeyi, içmeyi, konuşmayı öğrettiği gibi cinsel ilişkiyi de öğretir.3 Bu da * olarak adlandırılan bu rahibelerin, acemilere cinsel ilişkide bir tür öğretmenlik görevi yaptıkları izlenimini veriyor. Daha sonra bu gelenek Babillilere ve Asurlulara geçmiş. Herodot kitabında, Babil’de her kadının evlenmeden önce mabette bir erkekle yatmasının zorunlu olduğunu, bu yüzden evlenmek isteyen kadınların mabedin etrafında oturarak erkek beklediklerini, güzel kadınların hemen bulduğunu, çirkin kadınların ise uzun süre bulamadıklarını yazıyor. Sumer’de böyle bir gelenek olamaz, çünkü onlarda kadınların evlenmesinde bekaret aranıyor. Sumer kanununa göre evlenen kadın bakire değilse, kocasından boşanırken, bakire olarak evlenen kadının alacağı tazminatın yarısını alabiliyor. Mabet fahişeliği bir meslek. Onlar kendilerini tanrı namına bu işe gönüllü olarak adayan kadınlar. Bunlar aynı zamanda bereket kültünün de temsilcileri. Sumer dininin bir simgesi olan 100 kadar kurumu kapsayan ‘me’ler arasında fahişelik de bir kurum olarak görünüyor. Bu rahibelerin diğer rahibelerden ayrılmaları için başlarını örtmeleri gerekir.4 M.Ö. 1600 yıllarında bir Asur kralının yaptığı kanunun 40. maddesiyle o tarihten sonra bütün evli ve dul kadınların başlarını örtmeleri şart koşulmuş. Kızlar ve sokak fahişeleriyse örtemeyecek. Böylece evli ve dul kadınlar da mabet fahişeleri gibi yasal seks yaptıklarından kutsallaştırılmışlar.5 Sokak fahişeleri örtünürse çok ağır ceza görüyorlar. Kuşkusuz mabet fahişeliği yanında sokak fahişeliği iyi görülmüyor. Bu mabet fahişeliği geleneği, Babilliler ve Asurlular yoluyla Kenanlılara, oradan da İsrail’e geçmiş, ama Tevrat boyunca bu geleneğin kaldırılma çabaları izleniyor.

Diğer taraftan Tevrat araştırıcıları da iki kısma ayrılmış. Bir kısmı İsrail’de mabet fahişeliğinin olduğunu, bir kısmı da tanrı namına cinsel ilişki yapılmasının akıl alamayacağını söylüyor. Bütün söylentilere karşın, İnanna’nın bereket kültünün ve mabedinin İştar, Astarte adlarıyla İsa’nın doğumuna kadar sürdüğünü görüyoruz. İsa’nın annesi Meryem doğmadan önce Meryem’in annesi onu mabede adamış.

Kur’an, Al-İmran Suresi, ayet 35-37:

‘İmran’ın karısı şöyle demişti: Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. (…) Rabbim! Ben onu kız doğurdum, (…) Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi. Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı (teyzesinin kocasını) da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızk bulur ve ‘Ey Meryem, bu sana nereden geliyor’ der; o da, Bu, Allah tarafındandır, Allah, dilediğine sayısız rızk verir, derdi.’

Bu ayetten anlaşıldığına göre, o zaman mabetler vardı.

Tevrat ve İncil’de de mabetlerin bulunduğu yazılı.

Daha önce sözünü ettiğimiz kitabında Nickie Robert fahişeliği aslında kadının bir tür özgürlüğü olarak görüyor. Yunanlar’da keyfince yaşamak isteyen kadınlar kendi istekleriyle * oluyorlarmış. Hıristiyanlık başladığı zaman Korentliler’in Venüs ve Afrodit mabetlerinde binden fazla * varmış. İnançlarına göre, bunların erkeklere yaptıkları bu iş karşılığında memlekete bereket geliyormuş. Bu düşünce tamamıyla Sumer’in bereket kültünün bir devamıdır.

Kutsal fahişelik Hindistan ve Afrika’da da varmış. Fakat oralarda geç başlamış. Güney Hindistan’da mabet fahişeliği sürüyor. 1927 yılında Madaras’da 200 bin * olduğu tahmin ediliyormuş.6 Lidya kızları da çeyizlerini hazırlamak için fahişelik yapıyor. 20. yüzyılın başında Cezayir’de bir kabilenin kızları büyük Biskara’ya gidip dans ve fahişelik yaparak para kazanıp evlenirlermiş. Kadınlar fahişelikten ne kadar çok para kazanırlarsa o kadar saygın oluyorlarmış. Mabet fahişeleri kendileri için bir ücret almıyorlarmış, ama mabede gelir sağlıyorlarmış.

Tevrat’ta iki türlü fahişelik var. Biri qadeşah; anlamı kutsal kadın veya adanmış kadın, daha doğrusu kült fahişeliğini ifade eden kelime. Bunun Akadcası qadiştu. Bazı araştırıcılar mabette böyle bir görev olacağını kabul etmek istemiyorlar. Qadeşah kelimesinin ebe veya büyücü olabileceğini söylüyorlar. Sokak fahişesinin şiirsel bir adı olabilir diyenler de var. Diğer taraftan belki kıtlık zamanlarında ülkeye bereket sağlaması için bir rahip ile birleşen bir rahibe de olabileceği öne sürülüyor. Sokak fahişesinin adı ise zonah.7

İsrail’de kült fahişesi ahlaki bakımdan iyi görülmese de yasa dışı değil.

“Rah Hoşeaya dedi: Git kendine bir kötü kadın, ve zina çocukları al; çünkü memleket Rabbin arkasından ayrılarak çok zina ediyor.’ (Tevrat, Hoşea, Bap 1-2.)

Tevrat araştırıcıları bunu, İsrail Halkı’nın inançsızlığının ve yabancı tanrılara tapmalarının bir tür cezalandırılması olarak yorumluyorlar.

Yine aynı yerde şöyle yazar:

‘… çünkü zina ruhu onları saptırdı ve kendi Allahlarından ayrılıp zina ettiler. Dağların başlarında kurban ediyorlar, tepelerde meşe ve kavak ve çitlenbik ağaçlan altında buhur yakıyorlar, çünkü onların gölgesi iyidir; bundan dolayı kızlarınız fahişelik ediyorlar, gelinleriniz zina ediyorlar. Fahişelik ettikleri zaman kızlarınızı ve zina ettikleri zaman gelinlerinizi cezalandıracağım; çünkü erkekler kendileri fahişelerle bir yana çekiliyorlar ve fuhşa vakfedilmiş kadınlarla birlikte kurban kesiyorlar.’ (Tevrat, Hoşea, Bap 4: 12- 14.)

Burada fuhşa vakfedilmiş sözleri mabet fahişeliğini anlatıyor. Diğer taraftan Tevrat, Levililer, Bap 19: 29′da ‘Kızını * ederek onu murdar etme, ta ki, diyar zina etmesin, ve diyar alçaklıkla dolmasın’ şeklinde yazar. Burada ‘kızını mabet fahişesi yapma’ anlamına geliyor olmalı, çünkü aklı başında bir baba kızını sokak fahişesi yapmaz. Üstelik evlenirken bekaretin çok önemli olduğu bir ülkede.

‘(…) kahinler ve rahipler (…) * veya bozuk kadın almayacaklar. Ve kocasından boşanmış kadın da almayacaklar, çünkü, kahin Allahına mukaddestir. (Tevrat, Levililer, Bap 21: 7.)

‘Bir kahinin kızı fahişelik ederek kendini bozarsa, babasını da bozmuş olur; ateşle yakılacaktır.’ (Tevrat, Levililer. Bap 21: 9.)

‘İsrail kızlarından ve İsrail oğullarından kendilerine fuhşa vakfetmiş kimse olmayacaktır. Kadın fuhuşunun kazancını veya erkek fuhuşunun ücretini herhangi bir adak için Allahın Rabbin mabedine getirmeyeceksin; çünkü bunların ikisi de Allahın Rabbe mekruh şeylerdir.’ (Tevrat, Tesniye. Bap 23: 17- 18.)

Burada fuhuş ile kazananın mabede verilmemesi, yine mabet fahişeliğinin varlığını gösteriyor. Ayrıca bu ayete göre, mabetlerde erkek fahişelerin de bulunduğunu anlıyoruz. Onlara “qadeşim ? yani kutsal erkek deniyor. Sumerlilerde de mabetlerde erkek fahişeler var. Bunlar eşcinsellik yapıyorlar. Tanrıça İnanna için yazılan bir ilahide buluyoruz bunu:

Saygın danışman, göğün süsü,

Uyku sona erince, gün ışığı olursun,

Sumer Halkı önünden geçer,

Sana selam, deriz.

Ayın yedinci gününde

Ay hilal olunca,

Kutsal suda yıkanıp kraliçelik elbisesini giyince,

Davullar vurulur önünde.

Sumer Halkı önünden geçer,

Göğün yüce hanımına selam, der.

Erkek olan kadınlar,

Kadın olan erkekler

Önünden geçer, sana selam, der

Kadın olan fahişeler,

Erkek olan fahişeler

Önünden geçer, sana selam, der.

‘Ve onlar her yüksek tepe üzerinde ve her yeşil ağaç altında kendileri için yüksek yerler; dikili taşlar ve Aşerler yaptılar ve diyarda fuhuşa vakfedilmiş erkekler vardı. İsrail oğulları önünden Rabbin kovduğu milletlerin bütün mekruh şeylerine göre yaptılar.’ (Tevrat, 1. Kırallar, Bap 14: 24.)

Burada sözü edilen ağaçlar tanrıça, dikili taşlar da tanrı sembolleri. Bunlar kitabın çeşitli yerlerinde tekrarlanıyor, Halk Rab’ı tanımıyor veya onunla birlikte tanrıça ve tanrılara da tapıyorlar.

“Ve Asa atası Davud gibi Rabbin gözünde doğru olanı yaptı ve fuhuşa vakfedilmiş erkekleri diyardan kovdu ve babalarının yapmış oldukları bütün putları ortadan kaldırdı.? (Tevrat, 1. Kırallar, Bap 15: 11-]2.)

‘(Kral Yehoşafat) babası Asanını günlerinde bırakılmış olan fuhuşa vakfedilmiş erkeklerin geri kalanını memleketten süpürüp attı.’ (Tevrat, 1. Kırallar, Bap 22: 46,)

Burada sözü edilen Asa, Kral Süleyman’ın torunu. Kıral Süleyman öldükten sonra memleket İsrail ve Yahuda olmak Üzere ikiye ayrılıyor (M.Ö. 931). Asa 911-870 yılları arasında Yahuda’da krallık yapıyor. İsrail tarihi İbrahim ile başladığına göre onun yaşadığı tahmin edilen tarihten (M.Ö. 1900- 1800) Asa’nın zamanına kadar hemen hemen 1000 yıl geçmiş olmasına rağmen mabet fahişeliğinin devam ettiğini görüyoruz. Kral Asa’dan hemen hemen 250 yıl (M.Ö. 641-609) sonra krallık yapmış olan Yoşia, 2. Krallar 23: 7’de yazdığına göre, ‘Fuhşa vakfedilmiş erkeklerin Rab evinde bulunan evlerini yıktı. Kadınlar orada Aşera için çadır dokurlardı’.

Nerede ise Yahuda devletinin sonuna gelinmek üzere olduğu halde (M.Ö. 586; yine de mabet fahişeliğinin sürdüğü görülüyor.8 Mabet içinde onların özel yerleri bulunuyormuş, İsrail mabedinde de Sumer mabetlerinde olduğu gibi kadınlar tarafından dokumacılık yapıldığı da anlaşılıyor.

Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, İsrail’de mabet fahişeliği vardı ve Tevrat boyunca onu kaldırmak için uğraşılmış. Fakat ne olursa olsun bu gelenekten vazgeçmek kolay değildi. İsrail’de erkeklerin çok kadınla evlenmelerinin fahişeliği önlemek için olduğu söylenirse de, yine önüne geçilememiş. Çok kadınla evlenemeyen erkeklerin onlara ihtiyacı varmış. Yazıldığına göre bugün bile en çok genelev Telaviv’de imiş. Belki de mabet fahişelerine gitmek kutsal bir görev kabul ediliyordu. Sumer’de mabet fahişelerinin başlan örtüldüğü gibi İsrail’de de yüzlerine peçe takıyor olmalılar. Yüzüne peçe takıp kendisini * gibi göstererek kaynatası ile yatan Yakub’un gelini Tamar’ın Tevrat’ta yazılan öyküsü, yüz yıllardan beri Tevrat araştırıcıları arasında mabet fahişesi mi, sokak fahişesi mi, olduğu tartışması sürüp gidiyor. Halbuki o zonah olarak değil, qadeşah olarak yazılmış. Olay şu:

İbrahim’in torunu Yakup’un oğullarından Yahuda’nın üç oğlu oluyor. Bunlardan birini Tamara adlı bir kadınla evlendiriyor. Oğul ölüyor. Gelenek icabı kadın ikinci oğul ile evleniyor. O da ölünce kaynata onu üçüncü oğluna almıyor. Buna kızan gelin dulluk elbisesini çıkarıyor, yüzüne peçe takarak kaynatasına kendisini * gibi göstererek onunla yatıyor. Fahişelik ücreti olan bir oğlağa karşılık kadın adamın kuşağını, mührünü ve sopasını alıyor. Adam verdiklerini geri almak için bir oğlak vermek istiyor, ama kadını bulamıyor.9 Tamara gebe kalıyor ve kaynatası onun yakılmasını istiyor. Fakat o çocuğun kaynatasından olduğunu ondan aldıklarıyla kanıtlıyor. (Tevrat, Tekvin, Bap 38: 12 vd.)

Ölen kardeşin karısı ile evlenme zorunluluğu, Tevrat, Tensiye 25: 5-10′da şöyle açıklanıyor:

Eğer kardeşler bir arada otururlarsa, onlardan biri ölürse, oğlu yoksa, onun karısı yabancı adama varamayacak, kocasının kardeşi onu karılığa alacak. Kadının doğuracağı ilk oğul ölen kardeşin adıyla onun yerini tutacak, adı İsrail’den silinmeyecek. Eğer adam istemezse yaşlılar önünde anlatacak, kadın onun yüzüne tükürecek ve çarığını çıkaracak. Adamın adı ‘çarığı çıkarılan’ olacak.

İkinci oğlun neden yengesiyle evleneceği ve onun ölmesinin sebebi Tevrat’ta şöyle yorumlanmış:

‘Ve Yahuda Onan’a dedi: kardeşinin karısının yanına gir ve ona kain biraderlik yap ve kendi kardeşine zürriyet yetiştir.’ (Tekvin, Bap 38: 8.)

‘Tamara’nın ikinci evlendiği ona Onan doğacak çocuğun kendisinin olmayacağını bildi. Kardeşine zürriyet vermesin diye yere dökerdi. Yaptığı Rab’ın gözünde kötü oldu ve onu öldürdü.’ (Tekvin, Bap 38: 9-10.)

‘Bir adam kardeşinin karısını alırsa murdarlıktır; kardeşinin çıplaklığını açmaktır; çocuksuz olacaktır.’ (Levililer, Bap 20: 21.)

Tevrat’ta Süleyman’ın Atasözleri bölümünde bulunan fahişelikle ilgili atasözlerinden bazı örnekler ise şöyledir:

“Yabancı kadının dudaktan bal damlatır, ağzı yağdan yumuşaktır. Fakat sonu pelin otu gibi acıdı.’ (Bap 5: 3.)

“gençliğinin kansı ile sevin. Sevimli geyik, nefis ceylan gibi onun memeleriyle seni doyursun. ? (Bap 5: 18.)

“kötü kadından. yabancı kadının yaltaklanan dilinden korunmak için babanın emirlerini oku, annenin öğrettiklerini bırakma. Onun güzelliğine arzu çekme ve seni kirpikleriyle yakalamasın. Çünkü fahişenin elinden insan bir parça ekmeğe muhtaç olur.’ (Bap 5: 23.)

‘Fahişenin yüzünden insan bir parça ekmeğe muhtaç olur.’ (Bap 6: 26.)

‘onu bir kadın karşıladı, * kılıklı, yüreği kurnaz ve yaygaracıdır. Kem almaz, ayakları evde durmaz, kah sokakla, kah meydanlardadır. Her köşede pusuda bekler.’ (Bap 7: 10.)

‘komşunun karınsın yanına giren, ona dokunan kim olursa olsun suçsuz tutulamaz.’ (Bap 7: 29.)

‘* derin bir çukurdur; yabancı kadın dar bir kuyudur.’ (Bap 23: 27.)

‘fahişelerle arkadaşlık eden malını kaybeder.’ (Bap 29: 8.)

Rehab adlı bir * hem Tevrat, hem de İncil’de korunuyor:

‘Şehir evinde olanın hepsi Rab’a tahsis edilecek (yani öldürülecek,), yalnız * Rehab ve kendisiyle beraber evde olanların hepsi yaşayacak, Çünkü gönderdiğimiz habercileri sakladı.’ (Tevrat, Jeos, Bap 6: 17.)

Maria Magdelene adlı bir kadın, fahişelik yaparken İsa’ya yanaşıyor, fahişelikten ayrılıyor ve Hıristiyan oluyor. Sonra da azize haline geliyor, İsa’nın ölümü sırasında yanında imiş, İsa’nın yeniden dirildiğini de Havarilere o bildirmiş, Bu olay yüzyıl sonra ancak İncil’e yazılıyor. Hıristiyanlıkta bütün fahişelerin bedenlerini satmaktan vazgeçip İsa’ya sığınmaları öneriliyor. Fahişelerle ilişki kuran erkekler de lanetleniyor.

Bütün uyarılara, sıkılara karşın bu kurum kaldırılamamış, hatta bazı ülkeler zaman zaman onların çoğalmasını istemiş, onlardan aldıkları vergi ile bütçelerini zenginleştirmişlerdir.10

Konumuzu burada kapatıyoruz, görüldüğü gibi tanrı sözü olarak inandırılan din kitapları, çeşitli kültürlerden alınan etkiler, yerli halkın kültürü ile karıştırılarak meydana gelmişlerdir.

Medresede okuyup hafız, sonra da öğretmen olan babam bana ‘Kızım Kuran üç kısımdan oluşur, efsaneler, emirler ve tarih’ derdi. Araştırmalarımızda Kuran’da yazılan öykülerin hemen hepsi Musevi efsanelerinden alınarak, İslam düşüncesine göre şekillendirilmiş, Tevrat’tan bile değil. Tevrat’ta ise diğer kültürlerdeki efsanelerin Musevi kültürü ile karıştırılarak yazılmış olduğunu görüyoruz. ?

1 Nickie Robert Batı Tarihine Fahişeler, çeviren: Gülden Şen. Sabah Kitapları.
2 Sumer rahibe!eri hakkında bkz. Renger, Zeitschrift für Assyriology, N.F 24. 126 S. 139. Afo VII 23.
3 Burada kadının insanın uygarlaşmasındaki rolünü açıkça görüyoruz.
4 Hartmut Schmökel, Kulturgeschichte des Alternorient, Stuttgard, 1961, s.37.
5 Prof. Mebrure Tosun, Doç. Dr. Kadriye Yalvaç. Sumer, Babil, Asur Kanunları ve Ammi-saduqa Fermanı, s.252.
6 M. Yamouchi. Cultic Position Essays Presented to Cyrus Gordon on his Occasion of his sixty Birthday, s.213.
7 Jhonatan Kirsh, The Harlot by the Side of the Road.
8 Harper Collins. Atlas of the Bibel, s.21.
9 Bundan fahişelik ücretinin bir oğlak olduğu ortaya çıkıyor.
10 Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Emre Caner, Toprak ve Kadın Kutsal Fahişelerden Bakire Meryem’e. Su Yayınları 2004: Nickie Roberts. Batı Tarihinde Fahişeler. Çeviren: Gülden Şen. Sabah Kitapları.

(Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, Muazzez, İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları)


Ocak 27, 2009, 09:04:04 ÖS
Yanıtla #1
  • Seyirci
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 386

Kadınların saçlarını, kimi kez yüzlerini örtmeleri, İslam öncesi Arap toplumundada rastlanan bir olgudur. Eski Arap siirinde, İslam öncesi Arap toplumunda saygın sınıf’lara mensup kadınların, kölelerle karıstırılmamak için “örtündükleri”ne iliksin beyitler vardır.(Taha, 2003: 79).

“Örtünme”, İslam’dan çok önce, Helenik Bizans toplumunda, Sasanilerde rastlanan bir olgudur. Antik Mezopotamya’da saygın kadınlar, kendilerini köle ya da ahlakça düsük kadınlardan ayırdetmek amacıyla örtünürlerdi. Hayat kadınlarının baslarını ve saçlarını örtmeleri yasaktı. Keza Assur kanunlarına göre, köle kadınların saçlarını örtmeleri cezai yaptırımlarla yasaklanmıstı.(el- Guindi, 1995: II, 108).

Hıristiyanlığın ortaya çıktığı günlerde Musevi kadınlar baslarını ve yüzlerini örtüyorlardı: “Rebeka İshak‘ı görünce peçesini alıp örtündü” (Tekvin, Bap, 24/65).

Eski Ahit’in İsa’ya kitabında: “Rab o gün , bas sargılarını, atkıları kaldırıp atacak” deniyor.
(İsaya, Bap, 3/23)

Örtünme ve kadınların giyinis tarzlarının temellerine iliskin tarihteki ilk yazılı kaynakları Asur toplumunda buluyoruz. Orada çok net bir sekilde “Fahise örtülü değildir, bası açık (olmalıdır)” diye yazan Assur yasalarının 40 ve 41. maddelerinde, “(tanrılara adanmıs) fahise” olmayan kadınların kapanması kuralı yasal zorunluluk noktasına çıkarılır.

Demek ki, fahiselerin örtünmemesi ve fahise olmayanların kapanması kuralı böyle bir tarihsel sürecin ifadesidir ve Sümer-Babil topluluklarında, kadının, “kutsal fahise” ve “kutsal fahise olmayan” biçimindeki ayrısma sürecine bağlı olarak sekillenmis bir konudur. O toplumlarda bir kadının “kutsal fahise” olup olmadığının, “açık” veya “örtülü” olmasıyla anlasılması için Assur yasaları bu ayrısmayı zorlamakta; eski dönemin kutsal varlığı tapınak fahiselerinin, öteki
kadınlardan belirgin kılınması için çaba harcamaktadır. Anadolu’da basörtüsüz, bası
açık kadının, “kötü kadın” olarak damgalanması eğilimi, anlasılıyor ki, temelleri
günümüzden hiç olmazsa 32-35 asır öncesine uzanan, bu tür eski toplum değerlerine
dayanmaktadır.

Assur yasalarının ilgili maddeleri söyleydi:

İster evli kadınlar, ister dul kadınlar, veya Assur'lu kadınlar olsun sokağa
çıkarlarken baslarını açmayacaklardır. Adamın kızları… ya bir sal, ya bir ... veya bir
gulinu ile örtüneceklerdir.
Sahibi ile sokağa giden esirtu'lar (cariye, esire) örtülüdürler.
Kocaya varan Kadistu'lar, (bir ‘kutsal fahise’ kategorisi) sokakta örtünmelidirler.
Kocaya varmamıs Kadistu'ların sokakta basları açıktır, örtünmemelidir.


Fahise örtülü değildir, bası açıktır. Örtülü bir fahiseyi gören olursa, onu tutuklayacak, sahitler bulacak; onu saray mahkemesine götürecek, ziynetlerini almayacaklar, onu yakalayan (sadece) elbisesini alacaktır. (Örtülü fahiseye) elli sopa vuracaklar, basına zift dökecekler.
Eğer bir adam örtülü bir fahiseyi görür, onu serbest bırakır (yakalamaz) ve saray
mahkemesine götürmezse o adama elli sopa atılacaktır. (Adamı) ihbar eden elbisesini
alacak, (Adamın) kulaklarını delecekler, iplik geçirecekler, arkasına bağlıyacaklar. Bir
ay süreyle kralın hizmetini yapacaktır.
Esire’ler örtünmeyecekler, örtülü esire’yi gören yakalayacak ve onu saray mahkemesine götürecektir. Kulaklarını kesecekler. Onu yakalayan elbisesini alacaktır.
Eğer bir adam, örtülü bir esire görür ve onu serbest bırakır (da) o, yakalanmaz ve
saray mahkemesine götürülmezse, onu (adamı) suçlayıp, ispat ettikten sonra, ona(adama) elli sopa atacaklar. Kulaklarını kesecekler, iplik geçirecekler, ensesine bağlayacaklar. Onu ihbar eden elbisesini alacak, o adam bir ay süreyle kralın hizmetini yapacaktır.

Eğer bir adam esire'sini(esirtu) örtmek isterse, bes veya altı arkadasını oturtup, onların önünde onu örtecek ''O benim karımdır'' diyecek, o, onun karısı olacaktır. (Baska) adamların önünde örtülmeyen ve kocası ''bu karımdır'' denmeyen esire, es değildir. esirtu'dur.

Eğer adam ölürse, örtülü karısının evlatları yoksa, esire'lerin evlatları, (öz) evlattırlar ve (mirastan)hisselerini alacaklardır.” (Yalvaç ve Tosun, 2002: 344)

Burada, eski toplumun isleyis ve yapılanmasına iliskin bir dizi önemli nokta bulunuyor. Fakat Assur yasalarında dikkat çeken en önemli yan, bütün kadınların örtünmesi doğrultusunda değil, bir bölüm kadının örtünmesi ve fakat bir bölüm kadının da (fahise ve esire’lerin) özellikle “açık” olması için çabalamasıdır; “örtünen” fahiseler yasalarda siddetle cezalandırmaktadır. Demek ki, örtünme fahiselerin (ve esire’lerin) tanınmasını önleyen, gizleyici bir unsur olmus ve tam da bu nokta, eski toplumun fahise olmayan kadınlarının örtünmesini istemesinin temel gerekçesini olusturmustur. Assur yasaları, kesin bir sekilde, eski kutsallıklarını artık giderek tartısmalı hale getirdiği fahise’leri öteki kadınlardan giyim-kusam tarzıyla tam olarak ayırmaya, onları belirgin
kılmaya çalısıyor.

Fahise’lerin veya esire’lerin evlenmesi, onların sahitler huzurunda örtünmesiyle esitlenmekte; örtülü kadın, kocası dısındaki erkeklerden korunmaya çalısılmaktadır.
İste bu noktada İslam’ın örtünmeyle ilgili tutumunu inceleyecek olursak Sümerlerdeki bu uygulamanın İslam tarafından da benimsenmis ve uyulanmıs olduğunu görürüz.
İslam, ortaya çıkıs döneminde, kadınları genel olarak kapanmaya zorlayarak (ziynet ve süslerini de kapsayacak sekilde) eski toplumun, örneğimizde Assur toplumunun, binlerce yıl önce baslayan bir süreci devam ettirmektedir ve eski geleneksel evlilik haklarının kullanılmasına set çekmeye çalısmaktadır.

Muazzez İlmiye Çığ bu konuda sunları söyler:

"Sümerlerde mabet kadınları var. Onlar, mabetteki diğer kadınlarla karıstırılmamaları için baslarını örtermis. Sonra bin yıl kadar sonra bir Assur kralı, bütün evli ve dul kadınların baslarını bir örtüyle örtmelerini buyurmus. Kızlar ve sokak kadınları örtemiyormus. Bu adet Yahudilere geçiyor, oradan da islam'a geçiyor." (Çığ, 1996: 29)

Kur’an'ın süs ve kapanma üzerine söyledikleri dikkatlice incelenirse, kapanmanın gerekçelerinin anlasılır sekilde aktarılmıs olduğu görülmektedir. Kur’an'da söyle yazılıdır: ''Ey Adem oğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek ve süs olacak giysi indirdik;


fakat takva elbisesi hepsinden hayırlıdır. iste bu, Allah'ın ayetlerindendir. Gerek ki, düsünüp ibret alırlar." (Araf, 7/26)

İste onlara Adn cennetleri vardır; altlarından ırmaklar akar; orada altın bileziklerle süslenecekler; ince ve kalın ipeklerden yesil elbiseler giyecekler; tahtlar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel mükafat, ne güzel kurultay! (Kehf, 18/31)

Mümin kadınlara da söyle: Bakıslarını yere indirsinler. Cinsel organlarını / ırzlarını korusunlar. Süslerini / zîynetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar.
Örtülerini / basörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Süslerini su kisilerden baskasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardesleri yahut kardeslerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yasa gelmemis çocuklar. Süslerinden, gizlemis olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah'a topluca tövbe edin ki kurtulusa erebilesiniz! (Nur, 24/31)

Buradaki bütün 'gizlemenin; fiziki görüntüden çok, tümüyle belirleme araçlarının, ayaklara takılı ziynetlerle (zillerle) kim olduklarının belli edilmesinin önlenmesine yönelik olduğu açıktır.

Kadınların baslarının örtülmesi, Tevrat’ın, Tekvin 24/65 bölümünde de geçer:

Ve Rebeka köleye dedi : Bizi karsılamak için tarlada yürüyen bu adam kimdir?
Ve köle : Efendimdir, dedi. Ve Rebeka peçesini alıp örtündü.

Daha sonra İncil’in, Korintoslulara Birinci Mektup 11/4-15 Bölümlerinde de bas
örtüsünün gereği biraz daha farklı olarak anlatılır.

4- Bası örtülü olarak dua eden ya da peygamberlik eden her erkek, basını küçük
düsürür.
5- Ama basını örtmeden dua eden ya da peygamberlik eden her kadın, basını küçük
düsürür. Böyle sinin, bası tıras edilmis bir kadından farkı yoktur.
6- Eğer kadın örtünmüyorsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıras
etmesi ayıpsa, basını örtsün.
7- Erkek basını örtmemelidir. Çünkü erkek Tanrı'nın benzeyisinde olup Tanrı'nın
yüceliğini yansıtır. Kadın ise erkeğin yüceliğini yansıtır.
8-Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı.
9-Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı.
10-Bu nedenle ve melekler uğruna kadın, bir yetki isareti olarak basını örtmelidir.
11-Ne var ki, Rab'de ne kadın erkekten, ne de erkek kadından bağımsızdır.
12-Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi, erkek de kadından doğar. Ama her sey
Tanrı'dandır.
13-Siz kendiniz karar verin: kadının örtüsüz basla Tanrı'ya dua etmesi uygun mu?
14-Doğa bile size erkeğin uzun saçlı olmasının kendisini küçük düsürdüğünü, ama
kadının uzun saçlı olmasının kendisini yücelttiğini öğretmiyor mu?
15- Çünkü saç kadına örtü olarak verilmistir(Korintoslulara I. Mektup, 4 – 15).

Allah Kur’an’da, Hz. Peygamber’in kadınlarına hitaben: "Evlerinizde ağırbaslılıkla oturun. ilk cahiliye Dönemi kadınlarının kırıla döküle, süslerini göstere göstere yürüyüsü gibi ürümeyin"(Ahzâb, 33/32) buyurur. Bu ayette kadınların davranıslarının nasıl olması gerekliliği üzerinde durulmakta, örtünmeyle ilgili bir tavırdan bahsedilmemektedir.

Sonuç olarak örtünmeyle ilgili Kur’an ayetlerinin gelis nedenlerini taktik ettiğimizde ilk dönem tefsir kitapları konuyu söyle anlatmaktadırlar: Hür kadınlar evlerinden dısarı çıktıklarında üzerlerine giysi alırlardı, bu onların hür olduklarının deliliydi.


Cariyeler ise cadde ve sokaklarda çıplak dolasmaları hem normal hemde onların konumu gereğiydi. Medine’de yasayan ve halkın muzdarip olduğu bir gurup çapulcu takımı yoldan geçen veya Medine’nin dısında özellikle geceleri tuvalet ihtiyaçlarını gidermek üzere tepelerin arkasına giden hanımların yollarını gözlerlerdi.
Üzerlerinde örtüleri olmayan kadınlara “bunlar cariyedir” diye uygunsuz tekliflerde bulunurlardı. Örtülerini üzerlerine alan kadınlara da “bunlar hür ve sahipli kadınlardır, bunlara musallat olursanız basınız derde girer” diyerek dokunmazlardı. (Atik, M.Kemal, [ty] 81-82) Kur’an bu geleneğin sürmesini ve toplumsal bir huzursuzluğun önünü
almaya yönelik o günkü mevcut geleneği söyle ifade etmektedir:

“Ey peygamber,
eslerine, kızlarına ve müminlerin kadınla topkum içine çıktıklarında kıyafetlerini
üzerlerine almalarını söyle, bu onların tanınmalarını ve incitilmemelerini temin eder
Ancak unutma ki Allah, çok bağıslayıcıdır, rahmet kaynağıdır.” (Ahzab, 33/59)