Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Tanriya inanmayan mason olurmu?  (Okunma sayısı 37778 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 01, 2011, 11:52:59 ÖÖ
Yanıtla #60
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

Tüm iyiniyetimle bir soru sormak istiyorum Sn. ADAM'a şu yukarıda aktardıklarına binaen, ama özellikle rica ediyorum, içtenlikle ve kısacık bir cevap versin.

Görüşlerinizi açıklıyorsunuz, örnekler veriyorsunuz, çok güzel. Ben daha da somutlaştırayım bir soru sorarak. Size göre HKEMBL A mıdır B midir?


Eylül 01, 2011, 12:13:53 ÖS
Yanıtla #61

Tüm iyiniyetimle bir soru sormak istiyorum Sn. ADAM'a şu yukarıda aktardıklarına binaen, ama özellikle rica ediyorum, içtenlikle ve kısacık bir cevap versin.

Görüşlerinizi açıklıyorsunuz, örnekler veriyorsunuz, çok güzel. Ben daha da somutlaştırayım bir soru sorarak. Size göre HKEMBL A mıdır B midir?

Sn. SkullG, Sn. ADAM'ın vereceği cevaptan sonra siz de hangisi olduğunu söyleyebilir misiniz? :)

Saygılarımla
"İsteyen yavaş gitsin, ister hızlı koşsun, arayan bulur. İki elinle isteğe sarıl; çünkü istektir iyi yola kılavuz olan."
Mevlana


Eylül 01, 2011, 02:57:22 ÖS
Yanıtla #62
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Bilirsiniz ki ben forumda öyle kısacık lâfları pek tutmam. İnsanın belirtebileceği birkaç tümce olmalı.

Gene bilirsiniz ki ben forumda karşılıklı hele ikili görüşmeleri de sevemem.

Hatta bilirsiniz ki ben bugüne dek forumda hiç kimseye doğrudan adını (elbette forumdaki adını) belirterek ve arkasına vrgül koyarak hitap etmemişimdir. Her yazdığımı genele, herkese yazarım.

Nitekim sayın SkullG bunları çok iyi bildiği içindir ki bana yönelttiği soruyu dolaylı soruyor tümce yapısı bakımından.

Bu uzun girizgâh ile ilk ilkeme uymuş oldum.

Yanıt: B.
 
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 01, 2011, 04:33:04 ÖS
Yanıtla #63
  • Skoç Riti Masonu
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 3742
  • Cinsiyet: Bay

Sn. ADAM'a teşekkürler. Zaten A demesini beklemiyordum. Çünkü Türkiyedeki Masonik iklim bunu öngörüyor. Ama bu iklim içerisinde farklı tercihler olabilir. Bu bağlamda işte düzenlilik, düzensilik kavramları işin içine giriyor. İş nihayetinde dönüp dolanıp oraya varıyor. Bu tercihlerden biri, belli kurallar öngörüyor, bunların içersinde Yüce bir Güce inanç da var. Diğer tercih ise, bunu öngörmüyor. Bu tercihleri yapanların iklimleri birbirine benzeyebilir. Ya da benzeri tercihleri yapanların iklimleri farklı olabilir.

Dolayısıyla sn. ADAM'ın B'sindeki,  "öyle olunca da masonların önceden belirgin bir tanrı inancına sahip bulunmaları zorunlu değil. Bunun bir sakıncası yok; isteyen inançlı olabilir çünkü ritüelin öğretisi onun inancına aykırı düşmez ama belirgin bir inancın bulunması gerekmiyor" sözü tam örtüşmüyor. Çünkü tercihler e iklimler birbirinden farklıdır. Tercihi ve iklimi bir arada değerlendirirsek de hataya düşeriz.

Şöyle diyeyim mi ben?

Masonlukta iki farklı iklimden bahsedebiliriz. İlkinde ezoterik yön fazlaca belirgin değildir. Ritüellere daha bağlıdır ve hatta sadece ritüelik çalışmalar yaparlar. Bunlarda aynı zamanda ritüellerde dinsel vurgu da fazlacadır. İyi bir insanı daha iyi insan yapmayı, hakikati aramak hedefine göre daha anaç hedef olarak kabul etmişlerdir.

İkincisinde ezoterik yön daha baskındır. Yalnızca ritüelik çalışma yapmazlar. Ritüelik çalışmaların yanında çeşitli konularda da araştırma, incelemelerin sunulduğu konferanslar, sunumlarla birbirlerine farklı yönlerden destek olurlar. Ritüel üzerinde de konuşur, tartışırlar, kuantum fiziği hakkında da vs vs. Bu ikinci iklimde de iyi bir insanın daha iyi bir insan olması hedefi olmakla beraber anaç hedef hakikati aramaktır.

Bu iklimdeki, Kimi görüşe göre, hakikat birdir ve o Evrenin Ulu Mimarı dediğimiz Yüce Yaratıcıda varlık bulmuştur, O, iyiliği, bilginin ve güzelliğin kaynağı, mutlak hakikatin barındığı yerdir. Bu sebeple, hakikati arama gibi bir amaca sahip olanların en başta bir Yüce Güce inanç sahibi olmaları gereklidir.  Ancak bu Yüce Varlık, belli bir forma sahip değildir. O, herkesin kendi vicdanındaki gibidir. Masonluk, kişide bu inancı arar, ama o inancın niteliğini önemsemez. Yine de Yüce Varlık inancının aranmaması ya da tamamen dışlanmasının Masonluğun bu amacına aykırı olduğunu söyler. Bunun karşısındaki görüş ise, Masonluğun hedefinin dünyevi olduğunu, bu yüzden illa bir Yüce Yaratıcı inancına sahip olmanın bir zorunlu koşul olarak tanınamayacağını söyler. Bu sebeple çalışmalarında ondan sadece bir simge olarak bahseder ya da hiç konu etmez, bağlılarında da böyle bir inanç şartı aramaz.

Sonuç olarak, bizim de dahil olduğumuz tercih ve iklim, en başta kişide bir Yüce Güce inanma şartını arar. Ancak, onun ne olduğu ve nasıl inanıldığı konusunu vicdana bırakır. Bu tercihin sonucu olarak, bu şartı aramayan yapılarla Masonik ilişki kurmaz ve onların düzensiz olduklarını kabul eder. Çalışmalarında ondan bahseder, onu iyiliğin ve bilgeliğin kaynağı olarak görür, mutlak hakikatin kaynağı olarak kabul eder. Dileyen bu tercihten yana olur, dileyen diğer tercihten yana olur.

Saygılarımla.


Eylül 04, 2011, 08:39:23 ÖÖ
Yanıtla #64
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 243

Ben tartismada biraz gerilere gidecegim.

Sayin DEDE'nin burada degindigi gercekten cok guzel bir nokta var. Bence bunu gundeme getirmekte haklidir.

Kisinin inancini, Masonluga girmek amaciyla, oldugundan farkli gostermeye calismasi, dogru bir davranis degildir.

Laus Deo Kardesim cok dogru bir tespitte bulunmus, bu tenkit edilebilecek durum Masonlugun sucu degildir.

Kimin sucudur?

Basvuruda yanlis bilgi veren kisinin sucudur.

Daha once biz bu konuya, Sayin ADAM ve birkac diger uye ile "Masonların Teizm şartlanması" basliginda deginmistik. Orada soyle demistim:

"Ayrica siz, o veya bu kurumun kapisini, kendinize fikren ve spirituel acidan uydugu icin calmalisiniz. Yoksa, uye sayisi fazla veya dunyada daha yaygin diye su veya bu kurulusu secmemelisiniz. Bundan cok guzel tahkikat sorusu cikar. Kisi eger neden bu kurulus da su degil sorusuna "cunku daha yaygin" derse, ben maddi cikar gudup gutmedigini dusunur, ikna olmazsam da adaya oylamada siyah bul veririm. Benim yasadigim ABD'de de 1 tek siyah bul, adayin Mason olmasini engeller."

Bu dediklerimin arkasindayim. Cok yanlis bir noktada durmadigimi dusunmekteyim.

Aday, Masonluga girerken inanc konusunda farkli sartlar arayan birden cok Buyuk Loca'nin calismalar yaptigi bir cografyada yasiyorsa, kesinlikle ama kesinlikle, kendine inanc ve felsefe acisindan en yakin oldugunu dusundugu Loca'ya basvurmalidir. Onun icin onemli kriter bu olmalidir. Bu tavir icerisinde oldugu surece de, yalan soylemek zorunda kalmayacak, kisisel butunlugunu koruyacaktir.

Peki, adayin bolgesinde sadece bir Buyuk Loca var ise, ve o da belli bir inanc sistemi sartini kosuyor ise, ne olacak? Efendim bu durumda, aday konuyu cok iyi arastirmali. Bilindigi uzere inanc konusunda cok spesifik sartlar arayan Masonluk duzenleri bile bulunmakta. Adayin, kendi inanciyla uyumsuzluk duzeyi yuzde 100 olan ve calismalarinda bu farkliligin cok vurgulandigi bir Loca soz konusuysa da, basvurmamasi, basvurursa da fikrini acikca belirterek karari Kardeslere birakmasi, dogru olacaktir kanisindayim.

Son tahlilde, kalbinde Mason olan ve Mason olmak isteyip de, Masonluga giremeyen kisi olabilecegini sanmiyorum.

Sevgi ve Saygilarimla,
Eureka
PS: is dolayisiyla pek aktif olamamaktayim son donemde. Ancak baktim, Sayin DEDE de cok aktif olamamis. Umarim hersey yolundadir ve onu buralarda tekrar gorebiliriz.
« Son Düzenleme: Eylül 04, 2011, 08:42:38 ÖÖ Gönderen: Eureka »
The mason square doth clear the air of folly and deception
The rule is straight, the angle clear, for greatness has direction


Eylül 06, 2011, 02:37:03 ÖS
Yanıtla #65
  • Ziyaretçi

Başta Sayın ADAM olmak üzere bir dolu forum üyesi arkadaşın bu konu üzerinde bilgi verme işine soyunmalarından ancak mutluluk duyulur.

Söylemlerin büyük bölümü "Tanrı'ya inanmayanlar mason olamazlar" söylemi üzerinde yoğunlaşıyor.

2009 yılında tartışılmış bu konuyu gündeme getirmekle iyi bir iş yapıp yapmadığımı bilmiyorum. Çok hassas bir masonik konu olması nedeniyle tartışmaların kırıcı yollara dökülmesinden çekiniyordum. Neyse ki forum üyesi arkadaşların sağduyulu davranışları böyle bir riski ortadan kaldırdı.

“Tanrı’ya inanmayanlar mason olabilir mi” konusu, 2009 yılında forum üyeleri arasında yazışma konusu olmuş. Verilen yanıtlar gözden geçirildiğinde özetle şu söylemlerle karşılaşıyoruz.
•   Tanrı’ya ya da Yüce bir Yaratıcıya inanmayanlar mason olamazlar. Mason olduktan sonra Tanrı inancını kaybetmiş bir masonun ahlâklı davranarak dernekten ayrılması gerekir.
•   Dünya üzerinde bazı mason obediyansları aralarına alacakları kişilerden (haricilerden) böyle bir inanç taşımalarını beklemiyorlar ve onları aralarına alırken bu konuda bir soru bile yöneltmiyorlar.
•   Bu tür obediyanslar “gayri muntazam” obediyanslar olup gerçek birer masonik kurum özelliği taşımıyorlar.

Konuyu masonik kaynaklara uzanarak incelemeye kalkıştığımızda şu bilgilere ulaşıyoruz.
•   Masonlukta Tanrı konusundaki zorunluluk ilk Büyük Loca’nın kuruluş yıllarına değin uzanıyor. 1723 yılında Papaz James Anderson tarafından yazılan yasa kitabında bu konunun üzerinde önemle duruluyor.
•   Daha sonra 1738 yılında yapılan değişiklikle mason olacak kişinin “sadık bir Noaşit”  eş deyişle Nuh’un 3 yasasını kabul etmiş bir kişi olması gerektiği öne sürülüyor.
•   1756 Ahiman Rezon, yayınladığı kitapta Anderson koşullarını biraz daha genişletiyor ve son olarak 1815 yılında İngiltere Birleşik Büyük Locası bu konuda son noktayı koyuyor.

Yukarıda sıralamay çalıştığım bilgiler, haricilerin de ulaşabildikleri masonik kaynaklarda yer almaktadır. Gene de düzeltmem gereken bilgiler varsa forum üyesi arkadaşların katkılarını bekliyorum.

Şimdi gündeme getirmek istediğim konuyu açıyorum.

Bir defa İngiltere Büyük Locası neden dünya üzerindeki tüm obediyansların kendi ilkelerine uymasını zorunlu tutuyor? Böyle bir yetkiyi nereden alıyor?

İkinci değineceğim nokta şu:
Tek Tanrı ya da Evreni Yaratan bir büyük güç inancı taşımayan kimseler (bunların arasına Sadık Noaşitleri de koyalım)  madem ki mason olamıyor, o zaman 19. Yüzyıl sonlarında İngiliz İmparatorluğu siyaset gereği Uzakdoğu ülkelerinde yaymaya çalıştığı Masonluğa nasıl olup da Budist, Şintoist, Jainist vs. gibi inançları taşıyan kişileri aldı?. Üstelik bu kişiler, bırakın Nuh’un 3 yasasının öyküsünü bile bilmiyorlardı.

Demek ki işin içine ülke çıkarları, sömürme taktikleri girince Anderson yasaları, landmarklar filan bir kenara atılıyor ve masonik anayasalar delinebiliyor. Gerçi “anayasayı bir kerecik delmekten” bir şey çıkmaz ama bu davranış masonik etik kurallarına da pek uygun değil gibi…

Forumda yayınlanan yazıları okudukça üye arkadaşlar arasında Masonluğun ne olduğu konusunda tam bir uyum olmadığı hemen görülüyor. Üye arkadaşlar arasında Masonluk konusunda uyum sağlanacak bir tanım üzerinde uzlaşıya varılmadığı için körlerin fili tanımlaması gibi ayrıntılar üzerinde tartışıp duruyoruz..

Elimdeki kısıtlı kaynaklarda böyle bir tanım aradım durdum. Elde ettiğim sonuçların tümüne burada yer vermem mümkün değil. Ama önemli bulduğum birkaçını vereyim.

Anglo-Sakson Masonluğunun kaynaklarına bakıldığında  değişik tanımlamalara rastlanıyor. Örneğin şöyle bir tanım bazı masonları bile şaşırtacak tümceler içeriyor.
•   "Masonluk bir dindir, dogmaları vardır. Çok eski yükümlülüklere, yasalara, geleneklere, efsanelere bağlıdır. Yaratıcı bir gücün varlığına ve ruhun ölümsüzlüğüne inanmayanlar, bedensel sakatlığı olanlar, kadınlar, özgür olmayan ana-babadan doğanlar mason olamazlar. Localar Tanrı adına açılır ve yönetilir. Amaç Tanrı’nın babalığı altında erkeklerin kardeşliğini sağlamaktır.”

Macoy Publishing & Masonic Supply Company adlı bir masonik yayınevi tarafından yayınlanmış Coil Masonic Encyclopedia  Masonluğu şöyle tanımlıyor:
•   Masonluk bir bilim değildir. Masonluk’ta evrim yoktur. Eğer Masonluk evrimsel ise, o zaman Masonluğun değişmez ve kesinlikle duragan olduğunu sanan, çok büyük bir mason topluluğu yanılgı içinde demektir. Masonluk bir dindir, dogmaları vardır. Ritlere bağlıdır, landmarkları vardır vb...

Bu tanımların içinde tartışmaya açık bir kavram daha var: Ruhun ölümsüzlüğüne inanmak. Tümüyle teistik dinlere özgü bu inancın yer alması da başka bir tartışma konusu olabilir.

Bir başka tanım yapılırken Masonluğun amaçlarına değiniliyor:
“Masonluğun amacı dil, din, ırk, cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm insanların özgürlük, eşitlik ve barış içinde yaşayacağı bir İnsanlık Mabedi'ni yapmaktır”.
Bu tür tanımlar içinde bazı ayrıntılar olsa da ana düşünce bu…

Söz konusu İnsanlık Mabedi'nin (ya da  Ülkü Mabedi'nin) yapım işini yalnızca İngiliz Masonluk Sisteminin tanımladığı “muntazam masonlar” üstlenebilir. Onların dışında kalan gayri muntazam masonlar böyle bir çabaya giremezler. Böyle bir insanlık mabedi yapmaya kalkışsalar bile o mabed masonların ideal mabedi olamaz.

Bu kadarla da kalınmaz. Örneğin böyle bir mabedin yapımında, muntazam mason olmalarına karşın derilerinin rengi siyah olduğu için kimi masonlar da beyaz derililerle aynı çatı altında çalışma yapamazlar. Onlar kendilerine ayrı bir şantiye kurmak zorundadırlar.

İnsanlık Mabedinin yapımında kadınların da masonik çatı altında aktif görev almaları söz konusu olamaz. Onlar kadınsı yapıları dolayısıyla  mason olamazlar. Bilim insanı, aktif politikacı ve devlet yöneticisi olabilir ama mason olamazlar.

Kendisinin muntazam bir masonik kurum üyesi olduğunu göğsü kabararak söyleyen bir mason arkadaşım (söylemek zorunda değildi ama benim isim vermeyeceğime o kadar emindi ki söylemekte sakınca görmedi) localarına “dişi bir sineğin” bile giremeyeceğini  açıkça ilan ediyordu.

Söylediklerine ve bu ilkelere bağlı oluşuna saygı duymaktan başka ne denebilirdi ki!
Ama işin bir başka yönü daha vardı.

O arkadaşım ve daha başkaları bu söylemlerine karşın eşlerini ve kızlarını ülkemizde yeni açılmış olan kendi deyimleriyle “gayri muntazam” kadın mason localarına üye yapmışlardı.

Eşinin o locada yaptığı çalışmaları, verdiği konferansları iftiharla anlatıyordu. Kendisine bu durumun bağlı olduğu masonik kurumun ilkelerine aykırı olduğunu söylediğimde kem küm ederek bir şeyler söylemeye çalıştı. Eşi bu konuda çok diretmiş, evdeki huzuru bozmamak için kerhen de olsa evet demişmiş filan…

Belki forum üyesi arkadaşlar arasında da eşi ya da kızı mason olan “muntazam obediyans” üyesi kimseler vardır. Hani bir hatırlatayım dedim…
Şimdilik bu kadar…



Eylül 06, 2011, 06:03:08 ÖS
Yanıtla #66
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 886
  • Cinsiyet: Bay

Sayın DEDE

'Masonluk bir dindir' sanırım size ait bir çeviridir.
Herhangi bir yazarın, kitap evinin, hatta yazar bir Mason'un tanımlamalarında yanılabilmesi mümkün olsa da 'din' yerine orjinalinde hangi kelimeyi kullandıklarını bilmek isterim.

Saygılar


Eylül 07, 2011, 08:53:40 ÖÖ
Yanıtla #67
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


İnsan kimi zaman söylemek istediğini ama yeteneği yetmediğinden söylemeyi beceremediğini bir sanatçının çizgilerinde buluyor.





ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


Eylül 07, 2011, 01:25:24 ÖS
Yanıtla #68

Tam da Forumun havasını kaybettiğini, belki bilinçli olarak, belki de sadece idrak zaafiyeti sebebiyle bazı kişilerin her konuyu ısrarla kirlettiğini düşündüğüm, üstelik tatilde olduğum için ilgimi kısmen de olsa kestiğim bir dönemde, bu tartışma "ilaç" gibi geldi. Konuyu tekrar gündeme getiren Sn. Dede'ye teşekkür ediyorum. Eve döner dönmez konuyu baştan itibaren tekrar okudum. Yazışmalar da "tam da olması gerektiği şekilde" devam etmiş. Ben de kendi fikirlerimi yazmak istedim.

Aslında konu birçok başlık altında defalarca gündeme geldiği için bazı sözlerim tekrar olabilir, şimdiden özür diliyorum bunun için.

Ben Mason olmak için başvurduğum zaman bana da soruldu EUM’na inanıp inanmadığım. Evet dedim, sonraki sorulara geçildi. O günden beri sürekli söylenir dururum, bu soruyu madem soruyoruz, bari üzerinde biraz daha fazla durarak soralım diye. İçi boş bir evet’in hayır’dan fazla bir farkı yok benim gözümde. Daha derinlemesine sorgulayalım ki, hem neden “evet” bir anlayalım, hem de olası “mecburen evet”leri ayıklayabilelim.

Şimdi gelelim aslında inanmadığı halde inanıyorum diyenlere:

Böyle birisine Kardeşim demek benim içimi acıtır. Yanlış anlaşılmasın, bu acı inanmadığı için değildir. Daha ilk cümlesinde hayatı boyunca Kardeşim diyeceği insanlara yalan söylediği içindir.

Peki bu yalan neden söylenir veya “söyletilir”?  Aslında bu yalanı kimse “söyletmez”. Ne Loca, ne Büyük Loca ne de Masonluk böyle bir yalan istemez çünkü. Yalanı söyleten aslında o kişiyi aramıza önerendir. Bir ihtimal önerdiği adayın inancı hakkında bilgi sahibi değildir. Olabilir, ben hiçbir arkadaşıma inancı hakkında soru sormam, yeri gelir konuşulursa öğrenirim, onun insani değerleri yeterlidir benim için. Ama birisini Locama önereceksem ilk bilmem gereken husus budur. Kişiler karşısındakini daha yeteri kadar tanımadan, “iyi adam alalım bunu” diyip öneri yapıyorsa, bu hata adaya değil önerene ait bir hatadır. Ve çok önemli bir hatadır. Bu da içimi acıtır benim.

Diğer bir husus, ya kişi geldiği zaman EUM’na “bir şekilde” inanıyor olsa da, zaman içerisinde bu inancını kaybederse ne olacak? Kişisel görüşümdür, buna dogma denilebilir, paradigma denilebilir, sadece benim hüsnü kuruntum olabilir… Ama fikrim şudur: Bu mümkün değildir.

Bizim takip ettiğimiz Masonluk yolunu temessül edebilen kişi, inancını sonradan kaybetmez. Kaybediyorsa zaten hiç bizden olamamıştır. (Temessül içselleştirme demek olup, tahkikatı yapan Kardeşlerimizin, kişinin Masonluğu temessül edip edemeyeceği konusunda özellikle fikir beyan etmeleri kuraldır, ve bu kanaat oylamada büyük önem taşır)

Birkaç söz de düzensiz BL’lar hakkında. Ben hiçbir zaman bir ÖMBL üyesine “Mason değildir” demedim. Demem, diyemem… Bu benim haddimi aşan bir laftır. Tek sözüm “Bizim BL’mız onları düzenli olarak kabul etmiyor” olur. Eşimin, kızımın KMBL’na üye olması da beni rahatsız etmez, aksine hoşuma gider. Bana evde hem öğretme hem öğrenme imkanı vereceği için.

Burada izninizle bir parantez açmak istiyorum. KMBL’dan tanıdığım kişiler elbette var.  Hatta ben daha önerilmeden önce bir konuşmada bana “sen neden Mason değilsin, girsene artık” diyen bir Kadın Mason var. Kız arkadaşımın Masonluğa ilgisini gördüğüm zaman, ona “istiyorsan seni tanıştırayım, orada çalışabilirsin” demişliğim de var.

Bu 3 BL arasındaki kopma bu başlığın konusu değil. Ama kısaca şunu söylemek mümkün: İngiltere bu ayrılığı yaşadı, 100 senede anca düzeltti. Türkiye yaşadı, 40 sene sürdü. Şimdi ülkemizde 2. kere ayrıldık. 46 sene oldu. İlk sefere göre uzadı evet, ama kim tekrar bir araya gelmek imkansız diyebilir ki?

Bu kadar yazdıktan sonra, bari tek bir cümleyle başlıktaki soruya kendimce cevap vereyim. Kendimce diyorum çünkü soruda ufak bir değişiklik yapıyorum. Soru, benim cevap verebileceğim biçimiyle şu:

Tanrı’ya inanmayan birisi benim Locamda Mason olur mu?

Cevap: Hayır, benim Locamda Tanrıya inanmayan birisi Mason olamaz.

Saygılarımla.
Bir kavramın tarihini bilmediğiniz sürece
Kavramın kendisini idrak edemezsiniz


Eylül 07, 2011, 02:01:27 ÖS
Yanıtla #69
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7281
  • Cinsiyet: Bay


Sayın Mustafa Kemal'i kutlarım.

Daha fazlasını yapabilsem onu da yaparım.

Bir mason bu konuya işte böyle bakmalı, böyle değerlendirmeli bence. Sayın Mustafa Kemal bu tutum ve anlatımıyla Masonluğun hakkını veriyor.

Kuşkusuz bu bağlamda özellikle Türkiye'de çok önemli bir sorun var. Bu sorun aslında HKEMBL'nın sorunudur. Çözülmüş müdür, çözülmeamiş midir, bilmiyorum. Çözülmüşse nasıl çözülmüştür, onu da bilmiyorum. Konu 1966 sonrası HKEMBL'nın önceki üyelerinin bu bağlamdaki durumudur. Hepsi sorgusuz sualsiz bir ulu yaradana inanmakta mıydı?

Gene Türkiye'de geçerli bir başka sorun da şu: Kimi HKEMBL üyeleri tutumları bakımından pek katı. Kardeş demeyi falan bir yana bırakın, tanımayı falan bir yana bırakın, KMBL bu bağlamda devrede değil, ÖMBL yok sayılıyor. Öylesine yok sayılıyor ki, bir adayın önerilmesi söz konusu olduğunda ona Türkiye'deki tek ve yegane mason örgütünün HKEMBL olup, başkalarının taklitten ileri gitmediği, dolayısıyla Masonluk bakımından başka bir seçenek olmadığı söyleniyor. Eh, kimilerimiz de var hani öyle inancı falan pek güçlü olmayan, bunu pek de önemsemeyen ama Masonluğa girmeyi de çok isteyen...

Nitekim benim anladığım kadarıyla Sayın DEDE'nin tezi de bu olguya dayanıyor.

 

ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
685 Yanıt
492240 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 02, 2019, 08:56:24 ÖÖ
Gönderen: PRİEST
162 Yanıt
44974 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 23, 2007, 10:19:54 ÖS
Gönderen: shemuel
22 Yanıt
20338 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 25, 2018, 08:54:51 ÖS
Gönderen: karahan
MASON

Başlatan Sebnem « 1 2 ... 7 8 » Uyeler

74 Yanıt
32455 Gösterim
Son Gönderilen: Nisan 25, 2018, 03:23:01 ÖS
Gönderen: Farmakoloji
39 Yanıt
27272 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 25, 2017, 11:19:30 ÖÖ
Gönderen: gfeenatre
21 Yanıt
16211 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 03, 2013, 02:11:33 ÖÖ
Gönderen: NOSAM33
7 Yanıt
16578 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 29, 2011, 02:26:52 ÖÖ
Gönderen: Zagzagel
2 Yanıt
21706 Gösterim
Son Gönderilen: Kasım 25, 2010, 07:16:20 ÖS
Gönderen: shaGrot
1 Yanıt
4826 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 20, 2008, 02:56:18 ÖS
Gönderen: Genius Loci
2 Yanıt
5526 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 10, 2009, 02:41:51 ÖÖ
Gönderen: TRca