Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Beklemek  (Okunma sayısı 2660 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 08, 2009, 06:25:36 ÖS

Zaman,
Geçiyor, ama dolmadan.
Sanki işini iyi yapamayan biri gibi.
Olması gerekenleri yaşatmadan.

Duygular,
Teker teker istifa ediyorlar.
Sevinç, kıvanç, gurur,
Hatta öfke,
Hepsi duyarsızlaşıyor.
Sevinç gidince zevk,
Kıvanç gidince başarı anlamsızlaşıyor.

Çabalamanın gereği kalmıyor.
Amaç belirsizleşiyor.
Hayat anlamsızlaşıyor.

Durmuş bir zamanın içinde,
Arta kalan sadece umut ve korku.
Bunlar da ancak beklemeye yarıyor.

(Not: Genel hayat felsefem değildir. Depresif bir anımın ürünüdür. Beklenene gönderilmek için yazılmış, fakat sonra cayılmıştır. "Gurur" hala istifa etmemiş demek ki. )
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Kasım 08, 2009, 07:53:36 ÖS
Yanıtla #1

(Not: Genel hayat felsefem değildir. Depresif bir anımın ürünüdür. Beklenene gönderilmek için yazılmış, fakat sonra cayılmıştır. "Gurur" hala istifa etmemiş demek ki. )

Anlaşılan bugün Şiirlerden gidiyoruz:) birşey sölicem ama sanırım birazcık boşboğazlık yapmış olacam Sevgili Popperist; bağışlarsınız umarım..

Beklenen belki de Sevgi' nizi haketmemiş demektir. Bence onun yerini dolduran kişi muhakkak olacaktır. Hiç kimse birinin kalbinde uzun süreli bulunamaz ya da tek olmayı başaramaz ne yazıkki.. Tabi hakedip de buna layık olanlar hariç elbette. Gidenin yerini mutlaka gelen alacaktır ;) bu yüzden gidene hoşçakal, gelene eyvallah demek adet haline gelmiştir. Giden gider, kalan sağlar bizimdir derler ya.. aynen o misal.

Benim hayatta en sevmediğim şey, birine karşı sevgi duyarken saygı duyulması gerektiğinden uzak davranmaktır. Eğer partnerinize önem ve değer verilmek isteniyorsa lütfen kişi kendisini o kadar çok abartmamalı ve karşısındakini önemsiz hatta değersiz bir duruma sokmasın. Bu gerçekten çok adice bir davranış. ( Tabi bu arada bu tür bir olayla karşılaşmak durumunda bunu lehimize çevirmek için anında ters dönüş yapmak lazımdır, bunu yapana aynısını uygulayacaksın ki ne kadar değersiz bir varlık olduğunu ona en güzel şekilde göstererek iyi bir ders verme olanağını da sunmuş oluruz ) ( Oysa tersi durumda zaten hakkettiği karşılığı alacaktı ). Bu Sevgililikte olur, Evlilikte olur, hatta iki Dostken de bile olabilir. Gerçi bu durumda değersiz ve önemsiz duruma kişinin kendisi gireceği için bu kaçınılmazdır ama ne yazıkki bu tür iğrençliği yüksek boyuttaki oyunlarla yaşayanların hakikaten yüreklerinde karamsarlık hakim.. Acınacak varlıklar. Demekki daha öncesinde bunun acısını çok görmüş ve çekmiş olduğu için ben böyle değerlendiriyorum o yüzden bu tür bir kişilik sergileyenlerin oldukça psikolojik eğitime ihtiyaçları var demektir. Çünkü içinde o muazzam Sevgi potansiyelini taşıyamayanların Sevgisizlikten kaynaklanan bu tür davranışları göstermeleri aşikar.. Hayatın darbesini en ağır şekilde yiyen bu tür kişilikler ne yazıkki zavallılık örneğidir. Seninle paylaştım hislerimi, umarım mazur görürsün valla içimde kalsaydı gerçekten bu gece rahat uyuyamayacaktım :D

Hayatta da benim felsefem Insan ' a Insana yaraşır şekilde davranmaktır. Sevgi ve Saygı babında.

Saygılar,  
« Son Düzenleme: Kasım 08, 2009, 08:07:19 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 08, 2009, 08:54:21 ÖS
Yanıtla #2

Sayın Isabell,

"Sevgiyi hak etmek" diyorsunuz, "belki de o sizin sevginizi hak etmemiştir" diyorsunuz. Kim bilir? Belki de ben hak etmedim o sevgiyi?

Sevgi konusu çok çetrefilli bir konu.

Birçok türü var. Dünyayı seviyorum dersem, dünyanın güzelliklerinden hoşlanıyorum demek istiyorumdur. İnsanlığı seviyorum dersem, insanlık tarihinin getirilerine önem veriyorum ve insanlığın bu haliyle ilerlemesini seviyorum demek istiyorumdur. Çocukları seviyorum dersem, çocukların şirinliği hoşuma gitmiştir. Allah'ı seviyorum dersem, onun beni tam anlamıyla anlayan ve bana hak ettiğim tarzda davranacak yegane varlık olduğu için seviyorumdur. (Gerçi bu konuda biraz korku da var ama neyse).

Dikkat ederseniz yukarıdaki sevgi türlerinin tümünde bir çıkar ilişkisi vardır.

Anneniz sizi seviyor. Ama sizi "siz" olduğunuz için sevmiyor. Çocuğu olduğunuz için seviyor. Siz annenizin çocuğu olmasaydınız da, başka biri annenizin çocğu olsaydı, anneniz bu sefer o çocuğu sevecekti. O çocuğu "kimliği" dolayısıyla değil, varoluşuna kendi vesile olduğu için, kendinden bir varlık olarak gördüğü için o çocuğu seviyordu.

Anne sevgisinde bile kutsal bir nitelik yok gördüğünüz gibi.

Şimdi ben bir kadını sevmişim, bunun ne gibi kutsal yanı var? Yukarıdaki dünya sevgisinden tutun, çocuk, anne sevgisine kadar kutsal sanılan her sevgi türünde bir çıkar ilişkisi varken, bir erkeğin bir kadını sevmesi veya tam tersi, içinde cinsellik de bulunduğu için kutsal sayılamaz.

O yüzden "sevgiyi hak etmek" derken demek istenen şeyi ben anlamıyorum.

Aşk, cinsel güdülerin ayıbını örtmek için, cinsel güdüdeki "bencil"liği kendimize yakıştıramadığımız için uydurduğumuz bir kavramdır. Giden sevgilinin ardından ağlarız, ama aslında kendi çıkarımızı kaybettiğimiz için ağlıyoruzdur. Halbuki eğer o bunu istemişse, eğer sizden ayrılmaya o karar vermişse, onu artık mutlu edecek olan şey, bizden uzaklaşmasıysa, giden sevgilinin ardından ağlamanın bir mantığı var mı? O eğer gitmişse ve böyle mutlu olacaksa, onu "kendi çıkarımız" için değil de, "onun çıkarı" için seviyorsak, neden ağlıyoruz? Neden böyle depresif şiirler yazıyoruz? Neden tüm şarkılar "beklemeyi" "ayrılığı" "çağrıyı" vb.. işliyor?

İşte burada duygusal sözler yıkılıp gidiyor; insan bencil bir varlıktır. Aşk da bencilliktir. Herkes, sevdiğini kendi çıkarı için sever ve sevdiği elinden gittiği için ağlar.

Ha bu aşk kavramını küçümsemek demek midir? Eğer siz aşk kavramına "kutsal"lık ithaf ediyorsanız, onu çağdaş sanat eserlerindeki gibi üstün nitelikli, ulaşılamaz, saygı değer ve ulvi bir sevgi olarak görüyorsanız, evet, aşkın bencil bir doğasının olduğu gerçeğini keşfetmek, aşkın "o" değerini biraz küçümser.

Ama kötülemez. Eğer bencilliğin kötü olduğuna inanıyorsanız, ancak böyle bir "sevgi" tanımının, bencil sevgi tanımının aşkı kötü gösterdiğini düşünürsünüz.

Ben, insanın bencil olmasını kötü görmedğim; onu çok doğal gördüğüm için, aşkın da doğal bir fenomen olduğuna inanıyorum. Aşk, ne kutsal diye nitelenebilir, ne de (Hristiyan çilecilerinin, Tolstoy'un, vb.. dediği gibi) "iğrenç" olarak nitelenebilir Aşk sadece DOĞAL bir süreçtir.

Beklediğim kişiye bu şiiri yazmam da benim doğal bir tepkimdir. Evet ilkeldir; duygularımız hala ilkeldir, o mantığımızla açıklanamaz. Ama iğrenç değildir.

O veya ben, bir şeyleri hak etmedik. Ve zincir kırıldı. İki kişi de bu konuda anlaşmışsa ne ala, ama biri birşeyler kaybettiğine inanıyorsa, o kişi artık üzülür. Bu da, benim o kişinin isteklerine ve beklentilerine cevap veremediğim anlamına gelir.

Şimdi sayın Isabell diyebilir ki "Onun beklentileri kötü beklentiler olabilir, ve böyle bir ilişkiye siz onay vermemiş olabilirsiniz. Dolayısıyla o sizi hak etmemiştir"

Evet, o, benim kadar zeki biri değildi, benim görüşlerime zıt biriydi, istekleri ve hayattan beklentileri, sıradan bir insanın beklentilerini geçmiyordu. Ama ben onu sevmiştim. Mantıksal olarak sevmemem gerekirdi. Çünkü bir kaç yıl sonra monotonlaşacak bir ilişkinin sinyallerini o bana veriyordu. Ama ben onu sevmek ve ona sahip olmakla daha çok mutlu olacağımı hissetmiştim. Uzun vadeli bir zarar yerine kısa vadeli yararı tercih etmiş oluyordum belki, ama bunun farkında olarak onu sevmiştim. "Düzeltebilirim, eğitebilirim" veya şimdiki sorunlar ilerde hallolabilir diye düşünmüş de olabilirim. Sonuçta, onu ben kabul etmiştim. O anlık çıkarım bana bunu söylüyordu. Mantıksız mı? Bence durup dururken birini sevmek de mantıksız. Dünyaya yeni bir çocuk getirmek de mantıksız.

Dolayısıyla, her ne kadar ben kendi değerlerimi, onun sahip olduğu değerlerden üstün görüyorsam da, kendimin, ondan daha değerli olduğu biliyorsam da, onu sevmeye devam ediyordum. Buradaki çelişki nedir? Çelişki, insanın duygusal istekleri ile mantıksal istekleri arasındaki çelişkidir, ve aşk konusunda insan her zaman duygusal isteklerini dinler.

Aşkın kabul değerleri farklıdır. Onun itici gücü hala kadın ve erkeğin cinsel metabolizmasında saklıdır. Bu yüzden ben "hak etmiş olmak" deyimini anlamıyorum. Böyle bir süreç işlemiyor çünkü. Seversiniz, kabul edersiniz, istersiniz ve olur biter.

Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Kasım 08, 2009, 09:05:45 ÖS
Yanıtla #3

Elbette haklısınız Sevgili Popperist:) sanırım yanlış bir anlaşılma oldu. Sizin deyişleriniz üzerine kendi görüşlerimi belirttim. İnanın Sizin ilişkinize dair herhangi birşey söylemedim. Söylemem de mümkün değil. Lütfen bu yanılgıyı düzeltmek isterim. Kimsenin özeline inme gibi bir cürretkarlığa asla girişemem. Afferdersiniz gerçekten buna sebebiyet verdim. Özür dilerim. Sadece kendi başımdan geçen bir olaydan kalan izler diyebilirim ne yazıkki. Bunu sizinle paylaşmak istemiştim. Aksisi mümkün olmaz zaten ve bu yüzden açıklama yapma gereksinimini hissettim.  

Gelelim sizin önemle vurgu yaptığınız şu bencillik olayına..

Bu konuda da haklısınız ki zaten aşk olayında maalesef çıkar ilişkisi hakim olduğu için kişilerin en çok zarar görmesinin en büyük sebeplerindendir de.. Eğer ki birini karşılıklı seviyorsanız zaten bu menfaat üzerine temelli olduğu için bu sevginin de temizliği, hatta sahip olduğu yüceliği asla vermez diye düşünüyorum. Ama benim düşüncemde ise en başta Sevgi olmak üzere hayatımın hiçbir alanında karşılıklı ilkesine bağımlı olmadan yaşamımı devam ettirmeye çalışıyorum. Eğer birine bir iyilik yapacak isem bunu asla karşılık beklediğim için değildir ki tekamül olayına inanıyorsam karşılık babında yapılan herşeyin aynı zamanda bireyi de küçülttüğünü yadsıyamayız.

Çocuk - Anne olayında bence yanılıyorsunuz. Eğer bir Anne gerçekten içinde Analık duygusunu taşıyorsa sadece kendi çocuğuna değil içindeki o eşsiz gücü yeryüzünde yaşayan bütün çocuklara da verebilmelidir. Benim görüşüm de bu..  

Sevgilerle,
« Son Düzenleme: Kasım 08, 2009, 09:19:18 ÖS Gönderen: Isabell »
הדבר היחיד לשמור על אנשים בחיים הוא אהבה וכבוד

Aimer et être aimé c’est sentir le soleil des deux cotés.

«Ոսկե Տարիքը - Փոթորիկները, չի կարող կանխել մարդիկ սիրում են ծովը.


Kasım 09, 2009, 10:53:56 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1668

Aşk, cinsel güdülerin ayıbını örtmek için, cinsel güdüdeki "bencil"liği kendimize yakıştıramadığımız için uydurduğumuz bir kavramdır. Giden sevgilinin ardından ağlarız, ama aslında kendi çıkarımızı kaybettiğimiz için ağlıyoruzdur.


Sn Popperist,

Aski dovup, meski de kursunlarsak suanki zaten kaos dunyanin ne tur bir hal alacagini dusunemiyorum bile. Ask meske kilif olarak uydurulmus bir duygudur diyerek Sems'in Mevlana'ya olan askini, peygamberlerin Allah'a olan askini, Turk toplumunda biraz daha bariz olan ask nesnesinden ornek verirsek; Fatih'in Aksemseddin'e olan askini, Hudayi'nin Uftadi'ye olan askini, Yunus'un Taptuk Emre'ye olan askini butun butun inkar etmis olursunuz. Dunyada cikarsiz olan baska asklar da olmustur tabiki ama sizin Turk kimliginize referans olarak bunlari verdim ki ihtimal dikkate alirsiniz  diye.



 Aşk bencilliktir. Herkes, sevdiğini kendi çıkarı için sever ve sevdiği elinden gittiği için ağlar.

Oyle midir? Bu soruyu kendinize yirmi yil sonra tekrar sorun.




Ha bu aşk kavramını küçümsemek demek midir? Eğer siz aşk kavramına "kutsal"lık ithaf ediyorsanız, onu çağdaş sanat eserlerindeki gibi üstün nitelikli, ulaşılamaz, saygı değer ve ulvi bir sevgi olarak görüyorsanız, evet, aşkın bencil bir doğasının olduğu gerçeğini keşfetmek, aşkın "o" değerini biraz küçümser.

Aska kutsallik elbisesini giydirmek onu kucultuyorsa,  ask zaten kendi capinda kucuk, bayagi, adi, siradan bir seydir demek daha kestirme bir yol bence.


Aşkın kabul değerleri farklıdır. Onun itici gücü hala kadın ve erkeğin cinsel metabolizmasında saklıdır. Şimdi ben bir kadını sevmişim, bunun ne gibi kutsal yanı var? Yukarıdaki dünya sevgisinden tutun, çocuk, anne sevgisine kadar kutsal sanılan her sevgi türünde bir çıkar ilişkisi varken, bir erkeğin bir kadını sevmesi veya tam tersi, içinde cinsellik de bulunduğu için kutsal sayılamaz.

Annenin cocuguyla olan iliskisi icinde cinsellik olmadigi halde cikar iliskisi diyerek kutsal olamayacagindan dem vururken, kadin-erkek iliskisini de icinde cinsellik oldugu icin kutsal degildir demissiniz. Celiski icinde celiski. Bir defa butun anneler butun cocuklari sevebilir. Kendi cocugunu daha fazla seven bir anne zaten anneligi tam olarak anlamamis demektir. Ote yandan, butun asiklar kavusmuslar midir? Kavusamayan asiklarin -ki edebyatimiza hatiri sayilacak kadar konu olmustur-  yasayamadiklari cinsellige ragmen idame eden, inatla yasayan asklarinin kaynagi nedir?

Yunus cevap versin:

"İşitin ey yarenler. Kıymetli nesnedir Aşk
Deymelere bitinmez. Hürmetli nesnedir Aşk
Hem cefadır hem safa. Hamzayı attı kafa. Aşk iledir Mustafa. Devletli nesnedir aşk
Dağa düşer kül eyler. Gönüllere yol eyler. Sultanları kul eyler. Hikmetli nesnedir aşk
Kime ki vurdu ok kutsa ile kaygu yok. Feryat ile ahı çok. Firkatli nesnedir aşk
Denizleri kaynatır, mevze gelir oynatır. Kayaları söyletir. Kuvvetli nesnedir aşk
Ak elleri şaşırır, deryalara düşürür nice ciğer pişirir ki en mutlu nesnedir aşk
Miskin yunus neylesin, derdin kime söylesin. Varsın dostu toylasın. Lezzetli nesnedir aşk "


Sizin bu durumunuz bana niyeyse orta cag kilise dusuncesini ve suan Islamcilarin icinde olan bazi zumrelerin dusuncelerini animsatti. Dindar olacagim derken sehveti yerden yere vuran bir dusunce akimi. Evet sehvet gelip gecicidir. Fakat inatla sunu ifade ediyorum ki sehvet dahi kendi capinda kutsaldir. Benim icin -kotu dusuncelerimi bundan ayri tutarsak- Tanri'nin icime koydugu her sey kutsaldir. Evet yanlis duymadin. Mesk te, ask gibi Tanri'nin bize bagisladigi harikulade duygulardan biridir. Fakat butun mesele bunu nasil ve nerede degerlendirdigindir. Butun mesele meskin yasanamadigi yerde veya tamamen bittigi yerde dahi askin can bulup yasayabilmesidir.
« Son Düzenleme: Kasım 09, 2009, 11:06:01 ÖÖ Gönderen: Isis »


Kasım 09, 2009, 07:21:17 ÖS
Yanıtla #5




Sayın Isis,

Konu hakkındaki hassasiyetinizi anlıyorum, böyle bir tepki de bekliyordum açıkçası.

Ama önce çok kritik birkaç noktada beni yanlış anladığınızı belirtmek istiyorum.

Birincisi, ben şehveti kötülemem. Yukarıdaki yazımda böyle bir şey çıkarmasınlar diye "ben böyle bir sevgi tanımını küçük görmüyorum, doğal görüyorum" demiştim. Alıntı yaptığınız paragrafın hemen altında bunu yazmıştım;

Alıntı
Ha bu aşk kavramını küçümsemek demek midir? Eğer siz aşk kavramına "kutsal"lık ithaf ediyorsanız, onu çağdaş sanat eserlerindeki gibi üstün nitelikli, ulaşılamaz, saygı değer ve ulvi bir sevgi olarak görüyorsanız, evet, aşkın bencil bir doğasının olduğu gerçeğini keşfetmek, aşkın "o" değerini biraz küçümser.

Ama kötülemez. Eğer bencilliğin kötü olduğuna inanıyorsanız, ancak böyle bir "sevgi" tanımının, bencil sevgi tanımının aşkı kötü gösterdiğini düşünürsünüz.

Ben şehveti kötülemem. Neden kötüleyeyim ki? Ben şehveti "doğal" bulurum. Onu Allah içime koydu diye sevmem. Çünkü Allah içimize kini de, nefreti de koymuştur, peki bunları Allah bize "sevin" diyor mu? Şehvet duygusunun, her duygu gibi dengelenerek yaşanması taraftarıyım. Kin ve nefret bile dengelenerek yaşanmalıdır. Bunlar da insanın duygusal gelişiminde bir fonksiyona sahiptir.

Bu yüzden ben o söylediğiniz Ortaçağ dincisi, Viktoryen ahlakçısı, Manastır rahibi veya düşüncesiz İslamcılardan değilim. (Eğer bundan önceki 3-4 mesajımı okursanız, benim toptan böyle bir görüşe karşı çıktığımı, hatta bunu "Gazali" ile simgeleyip, bu çeşit kör tutuculuktan ne kadar tiksindiğimi görebilirsiniz. Son birkaç gündür "duygusal gelişim" hakkında görüşlerimi yazıyorum. Ve duyguları, sandığınızdan daha çok önemsiyorum.) Böyle bir yanlış anlamayı düzeltmek istedim.

İkincisi şurada;


Alıntı
Alıntı sahibi: popperist üzerinde Dün  08:54:21 ÖS

Aşkın kabul değerleri farklıdır. Onun itici gücü hala kadın ve erkeğin cinsel metabolizmasında saklıdır. Şimdi ben bir kadını sevmişim, bunun ne gibi kutsal yanı var? Yukarıdaki dünya sevgisinden tutun, çocuk, anne sevgisine kadar kutsal sanılan her sevgi türünde bir çıkar ilişkisi varken, bir erkeğin bir kadını sevmesi veya tam tersi, içinde cinsellik de bulunduğu için kutsal sayılamaz.

Annenin cocuguyla olan iliskisi icinde cinsellik olmadigi halde cikar iliskisi diyerek kutsal olamayacagindan dem vururken, kadin-erkek iliskisini de icinde cinsellik oldugu icin kutsal degildir demissiniz. Celiski icinde celiski. Bir defa butun anneler butun cocuklari sevebilir. Kendi cocugunu daha fazla seven bir anne zaten anneligi tam olarak anlamamis demektir. Ote yandan, butun asiklar kavusmuslar midir? Kavusamayan asiklarin -ki edebyatimiza hatiri sayilacak kadar konu olmustur-  yasayamadiklari cinsellige ragmen idame eden, inatla yasayan asklarinin kaynagi nedir?

Ben annenin çocuğuyla olan ilişkisinde bir şeyi öne çıkardım; o çocuğun o annenin çocuğu olması olgusunu.

Kadın erkek ilişkilerinde bir şeyi öne çıkardım; cinsel duyguları.

Siz şurada beni yanlış anlamışsınız; siz, beni romantik sevgi konusunda "cinsellik varsa orada kutsallık yoktur" dediğimi düşünmüşsünüz ve daha sonra "o halde anne çocuk ilişkisinde cinsellik olmadığı halde buna nasıl çıkar ilişkisi diyorsunuz?" a getirmişsiniz.

Benim bildik sevgiye kutsallık atfetmememin nedeni "cinsellik" faktörü değildir; sevginin bir "çıkar ilişkisi" olduğu dolayısıyladır.

Anne ve çocuk arasında bir çıkar ilişkisi vardır; o çocuk, o annenindir. Aynı şekilde tüm cinsel duygularda da bir çıkar ilişkisi vardır.

Menfaat ilişkisi olan insani ilişki de kutsal değildir. Ama (lütfen buraya dikkat edin) iğrenç bir şey de değildir; bu sadece olması gerekendir. Bu sadece "olağan" olandır; "doğal" olandır. Bir çiçek nasıl topraktan filizlenirse ve bu olgu nasıl "iyi veya kötü" diye nitelendirilemezse, bir insanın kendi çıkarı için bir kadını sevmesi de o kadar doğaldır ve iyi veya kötü diye nitelendirilemez.

Kötülük; insanın çıkarı için çalışması demek değildir. Kötülük; insanın çıkarı için başka insanlara zarar vermesidir.

Şimdi sonuca gelelim; ben sevgide bir çıkar ilişkisi görüyorum, ve bunu doğal buluyorum. Kötü veya iyi diye nitelendirmiyorum; sadece olağan bir şey olarak görüyorum. Bunun için de, "norm" olan bir olguya "kutsallık" atfedemiyorum.

Yunus'un Taptuk Emre'yi sevmesi de mi çıkar ilişkisidir? Mevlana'nın Şems'i sevmesi de mi çıkar ilişkisidir? Diye sorabilirsiniz.

Neden olmasın?

Unutmayın; "Çıkar" kötü değildir. Yeter ki başka insanlara zarar vermesin.

Kutsallık nedir peki diye sorabilirsiniz; "sen her şeyi doğal görüyorsun, kutsal olan bir şey söyle de senin neye kutsal dediğini bilelim?" diyebilirsiniz.

Açıkçası bu konu üzerine pek düşünmedim. Çünkü "kutsal" olan "kutsal" diye nitelendirilen olguların, hep insanların subjektif görüşleriyle biçimlendirildiğini hissediyorum. İnsan, belki hayatı anlamak, hayatın gerçeklerinin farkında olmak, ve bu gerçeklerin ne kadar "zor" ne kadar "yaman" olduğunu hissettikten sonra, kendisini bu gerçeklere uyduranların başarılarını görünce buna "kutsallık" atfediyor biraz.

Sıradan insana göre Allah aşkı kutsaldır. Neden? Çünkü kendisi beceremez. Ama becerebilene saygı duyar. Kendisi beceremediği için, becerebilenleri kendinden üstün görür ve o eyleme, o kişiye kutsallık atfeder.

Peki bana göre Allah aşkı nedir? Kutsal değil midir? Ben Allah aşkının ve Allah aşkının gerekliliklerinin "zor" olduğunu bilen biriyim. Bunu geçmiş mesajlarımda da bir çok kez tekrar etmiştim. Yani ben "pek dindar" sayılmam. O motivasyona bir türlü giremem.

Allah aşkını bu nedenle bir başarı olarak görürüm; zor olan bir şey başarılmıştır. Bu anlamda bu başarıya "kutsal" diyebilirim.

Bence bir iş becermek de kutsaldır. Sorunları düşünüp, onu tanımlayıp, soruna yol açan nedenleri tespit edip, bu nedenleri gidermek için çözümler ürettikten ve bunu sınadıktan sonra, bir sorunu çözmek için eyleme girişmeyi de "kutsal" görebilirim.

"Kutsal" biraz tabu içeren bir sözcük farkındaysanız. Bir şeye kutsal dendi mi, orada birileri buna karşı çıkınca, ağzına biber sürmek isteyenler hemen beliriyor :) Hissediyor bir şeyin kutsal olduğunu, ama o şeyin neden kutsal olduğunu tanımlayamıyor. Tanımlanamamış bir "kutsallık", insanların gerçekleri görmesine engel oluyor. Ben de burada, her gün içli dışlı olduğumuz bir konu olan "sevgi"ye, yerli yersiz kutsallık atfeden ve gerçekten karıştırılan bir çok olgunun aslında kutsal bir yanının olmadığını, bunların zor, çetin işler olmadığını, doğal olduğunu belirttim. Anne sevgisine "kutsal" derseniz, Yunus'un hocasına olan sevgisine "kutsal" diyebilir misiniz? Bir erkeğin bir kadını sevmesine kutsal derseniz, Allah aşkına "iki kere kutsal" mı diyeceğiz?

Allah aşkı doğal bir şey değildir. Allah aşkı, çetin bir yoldur, ve çetin yolu geçenler tabii bir ulvilik, yücelik vb. sıfatlarla anılmayı hak ederler. Ama lütfen herkesin becerebildiği işler hakkında ve bir erkeğin bir kadını sevmesi hakkında, veya seviştikten 9 ay sonra doğan çocuğa olan sevgi hakkında da "kutsal"lık, ulvilik vb. sıfatları kullanmayalım. Çünkü bu sonuncular "doğal" şeylerdir.  Bunlar için ekstra bir çaba, ekstra bir zorluk gerekmez. O çocuk karnında gelişir, o kızı testosteron hormonun beyin korteksini uyardığı için seversin. Bunlar otomat, doğal şeyler. Herkes bunları yapar.  Hayvanlar bile.







« Son Düzenleme: Kasım 09, 2009, 07:24:48 ÖS Gönderen: popperist »
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare


Kasım 10, 2009, 11:55:21 ÖÖ
Yanıtla #6
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1741
  • Cinsiyet: Bay


Sayın popperist,

düşüncelerinizin neredeyse tamamına katılıyorum.Çıkar,ödül,karşılık beklentisi,koruma ve korunma güdüsü vs."sevgi"yi oluşturan,koruyan bazen de yok eden etkenler olarak kabul edilebilir.

"Allah"aşkı veya sevgisi konularında ise biraz farklı düşünüyorum;kısaca değinmek isterim.Aşk ve sevgi doyurucu duygular olduğu için,tarih sürecinde "Allah" ile bir ilişki tesisi edebilmiş nadide insanlar,bu ilişkiyi tanımlarken,yüceliğini vurgulamak amacıyla,beşer tarafından endoyurucu olarak algılanan duygu olan "Aşk" duygusu ile  teşbih etmeyi tercih etmişlerdir.

Aslında,Allah,Tanrı veya adına ne derseniz deyin "O"mutlak ve tek olan üstün güç sevilemez.Çünkü sizinde vurguladığınız gibi aşina olunan karşılıklı ilişkiyi oluşturamazsınız;tasfir edemiyeceğiniz,şekillendiremeyeceğiniz için,karşılıklı diyalog oluşturamayacağınız için "O"na karşı olan hisleriniz hiçbirşeyle kıyaslanamaz.Dolayısıyla aslında "O"na karşı beslenen duygular,aşina duygularla tanımlanamaz.Zira ortada,taraf veya muhatap da yoktur.

Bu bambaşka birşeydir;aşık olunacak bir muhatap tasavvur edilmeye çalışılırsa "şirk"oluşur.Ötede,uzakta,başka biryerlerde aranacak,bulunup aşık olunacak bir Tanrı anlayışı,bu yolun yocusunu kendine yapacağı zulüme taşır.Bu konu başlığı altında,bu konuya daha fazla girip,üyelerin kafasını karıştırmak istemem.Kısacası bilinen şekliyle "Allah aşkı"nı,diğer aşklardan kalın çizgilerle ayırmanın,herkes için "O"na yapılacak yolculukta daha kestirme yollara işaret edebileceğini vurgulamak isterim.


Saygılarımla
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Kasım 10, 2009, 08:49:18 ÖS
Yanıtla #7

Alıntı
Aslında,Allah,Tanrı veya adına ne derseniz deyin "O"mutlak ve tek olan üstün güç sevilemez.Çünkü sizinde vurguladığınız gibi aşina olunan karşılıklı ilişkiyi oluşturamazsınız;tasfir edemiyeceğiniz,şekillendiremeyeceğiniz için,karşılıklı diyalog oluşturamayacağınız için "O"na karşı olan hisleriniz hiçbirşeyle kıyaslanamaz.Dolayısıyla aslında "O"na karşı beslenen duygular,aşina duygularla tanımlanamaz.Zira ortada,taraf veya muhatap da yoktur.

Ben bunu da söylemek istiyordum ama çok radikal kaçar diye söylememiştim. Allah'ı sevebilmek, müphem bir kavramdır. Onun için sadece "seviyorum" deriz, ve mesele kapanır. "Seviyorum"un bağının altında sizin de dediğiniz gibi bizim net bir şekilde bilemeyeceğimiz bir varlık vardır. Oradaki "seviyorum" ifadesi, aslında çoğunlukla "saygı duyuyorum" "korkuyorum " gibi duygusal durumları ima eder.

Aslında bu biraz subjektif tecrübe meselesi.

Yunus'un Allah aşkı, Hudai'nin Allah aşkı nasıl bir şeydir? Biz bilmiyoruz. Belki onlar Allah'ı, bizim anladığımızdan daha geçer bir yolla anlamışlardır, Allah hakkındaki bilgileri ("marifetullah" mı deniyordu buna? bunun özel bir ismi vardı.) bizim bilgilerimizden daha çoktur, ve onlar tam anlamıyla olmasa bile, bizim sevgimizden daha üstün seviyelerde Allah'ı sevebiliyorlardır. Onlar Allah'ı kendi hayatlarında tecrübe etmişler ve onun büyüklüğüne bir şeyleri "yaşayarak" vakıf olmuşlarsa, Allah sevgileri de tabii ki büyük olur. Yani onların "tanımladıkları, tasvir edebildikleri" şeyler bizim tasvir edebildiğimiz şeylerden daha çok olduğu için, onların sevgisi, bizimkine göre üstündür ve dolayısıyla böyle bir Allah aşkı kutsaldır.

Bu meşrudur.

Aslında bu çeşit tecrübeleri biz de irili ufaklı yaşarız. Şöyle bir örnek vereyim; sanırım 15-16 yaşlarındaydım, bir yakınımın yanlış bir şey yaptığını biliyordum. Ben bir odadaydım, o da başka bir odadaydı. Bu "yanlış şey"in ne olduğunu yazmayacağım, buna ister "gıybet" deyin, ister "günah yapma" deyin, ister "zina" deyin, ister "Allah'a küfür" deyin, detaya girmeyeceğim. O durumda ben kendi kendime onun yaptığı yanlışı düşünürken, birden ayağa kalkıp "orada kötülük var" dediğimi hatırlıyorum, bunu der demez gayri ihtiyari odada olan Kuran'ı Kerim'in bir sayfasını açıp, gözümün ilk takıldığı ayeti okumuştum;

"Sen kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz. (Mü'minun Suresi, 96)"

Bu, sanki o anda bana gelmiş bir cevap gibiydi ve bundan çok heyecanlandığımı ve mutlu olduğumu hatırlıyorum.

O kötülüğe güzel bir şekilde cevap veremedim, sonradan şu yaşımda bakıyorum da ben de o kötülüğe çoktan batmışım. Ama o halimle bana bir cevap diye düşünmüştüm bunu.

Buna bir tesadüf de denebilir. Ama bu çeşit tesadüfler çok sık oluyorsa hayatınızda, bir şeyleri bilir, ve Allah'ı hayatınızda hissetmeye de başlarsınız artık. Hudai bence bu yönüyle bir hudai'dir.

Kaderle de ilgili bir şey bu. Herkes zaman zaman gizli saklı işler çevirir, kendi adıma söylemek gerekirse, çoğunda hüsrana uğramışımdır. Bu da "kötülüğe kötülükle cevap veren" bir şeyleri aklıma getiriyor.

Aynı şekilde iyi davranırsanız da "iyi" şeyler karşınıza çıkar. "İyi şans" der bazıları buna. Bazı insanlar Kader mekanizmasının farkında olmadan sürekli iyi şeyler yaparlar ve karşılarına iyi şanslar çıkar.

Bunu dışarıdan analiz edersek, bu olgular "tesadüf" olarak görülecektir.

İşte bu konuda bunların şans mı yoksa planlı bir "kaza" mı olduklarını en iyi insanın kendi bilir. (Gerçi İslam, insanın başına gelen her olayın Allah'tan geldiğini söyler. Yani tesadüf diye bir şey yoktur.  ) Bu yüzden "subjektif tecrübeler" önemlidir ve bu yolla hayatımızda Onun varlığını hissedersek, mantıksal kabulümüz, tecrübeyle de desteklenecek ve şüphelerimiz ortadan kalkacaktır. "Şüphesiz bir sevgi" kadar mükemmel bir şey olabilir mi?
Karanlıklar prensi bir beyefendidir. W.Shakespeare