Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Teosofi; Madame Blavatsky  (Okunma sayısı 4072 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 17, 2007, 04:59:03 öö
  • Ziyaretçi

Eskiler´in elçisi

Teosofi Hareketi´ni başlattı ve Teosofi "İlahi Bilgi" mesajını verdi. Doğu dinlerinin bilgeliğini batıya anlatırken karma ve reenkarnasyon fikirlerini tanıttı; tüm büyük dinlerin tek ve ana bir dinsel felsefeden kaynaklandıklarını, antik bilgeliğin hala bilindiğini, açıklanamayan olayların, fenomenlerin aslında bilimsel yasalarla açıklanabileceğini anlatırken, ahlak ve kardeşlik ilkelerinin temelini açıkladı. Teosofik Hareket´in Evrensel Kardeşlik´in tek yolu olduğunu gösterirken, ırk, inanç, seks, kast ve inanç ayrılıklarının ortadan kaldırılmasının yararlarını öğretti. Bugün Teosofi milyonlarca taraftarı, öğrencisi ve 55 ülkedeki öğretim merkezleriyle Yeni Çağ´a yönelik ciddi ve önemli bir kurumdur.

Helena Petrovna Blavatsky, 1831´de Rusya, Ukrayna´da Dnepropetrovsk´da 12 Ağustos´da doğdu, 1891´e kadar yaşadı, Ezoterizm´in öncüsüydü. Babası bir Alman albayı, annesi ise Rus asıllı genç yaşta ölen bir yazardı. Anne tarafından Prenses Helena Pavlovna Dolgorukov ile akrabaydı ve onun etkisiyle Saratov ve Tiflis´de eğitim gördü. Çocukluğunda ruhsal yetenekleriyle dikkat çekiyordu. 1849´da kendisinden küçük olan Nikifor Blavatsky adlı bir devlet memuruyla evlendi. 1851´de kendi tabiriyle Londra´da "Efendi"siyle tanıştı, 1852´de Kanada´ya, New Orleans´a, Meksika´ya, Güney Amerika´ya, Batı Hint Adaları´na, Ümit Burnu´ndan geçerek Seylan ve Hindistan´a gitti. 1853´de Tibet´e girmek istedi ama izin alamadı ve Java üzerinden İngiltere´ye döndü. 1854´de Amerika´ya geçerek batıya göç edenlerle beraber Rocky Dağları´nı aştı sonra yine Güney Amerika´ya gitti. Bir yıl sonra ise yine Hindistan´daydı, oradan Japonya´ya geçti, ardından 1856-57´de Keşmir, Ladakh, Burma ve Tibet´i dolaştı. Tekrar Büyük Okyanus´u aşarak 1858´de Fransa ve Almanya´ya geldi ve oradan Rusya´ya dönerek, 1860´da Kafkasya´ya geçti ve orada 1865´e kadar dağ aşiretleriyle beraber yaşadı. O dönemde, ruhsal deneyimlerini geliştirdi ve okült güçlerini kontrol etmeyi öğrendi. 1866-67´de Rusya´dan ayrılarak Balkanlar´ı, Mısır´ı, Suriye ve İtalya´yı gezdi, bu arada bir dönem İstanbul´da kaldı; kısa bir süre yine Rusya´ya döndüğünde Mentana Savaşı´nın içine düştü ve 3 Ekim 1867´de yaralandı. 1868´de yine Hindistan ve Tibet´teydi ama bu kez yanında "Efendi"si de vardı. 1870´de Yunanistan´da, 1871´de bir deniz kazası geçirdiği Mısır´daydı, ertesi yıl Filistin ve Lübnan´da, 1872´de yine Odessa´daydı. Bir yıl sonra, Batı Avrupa´ya geçti ve 7 Temmuz´da efendisinin emriyle New York´a gitti. 1874´de Vermont´da bir çiftlik evinde Albay Henry Steel Olcott´la tanıştı ve William Q. Judge´ın katılımıyla üçü 8 Eylül 1875´de Teosofi Derneği´ni kurdular. 1877´de "Isis Unveiled-Yüzü Açılmış Isis"i yayınladı, bir yıl sonra Amerikan vatandaşı oldu ama aynı yıl Albay Olcott´la beraber Hindistan´a Bombay´a yerleşti. 1879´dan sonra çalışmaları hızlandı, Teosofi Dergisi´ni yayınladı, 1882´de Teosofi Derneği´nin merkezini Madras, Adyar´a taşıdı. 1884´de Albay ve diğer yakın ekibiyle beraber Avrupa´ya geçti; Nice ve Paris´de yerleşerek "The Secret Doctrine-Gizli Doktrin"in çalışmalarını sürdürdü, bu arada Londra ve Elberfeld´de bulundu, 1885 başında Hindistan´a Adyar´a dönmek için denizden yola çıktı ama hastalanmıştı, Napoli´de kıyıya çıktı biraz iyileşince Almanya´ya geçti ve orada "The Secret Doctrine"in büyük bir kısmını tamamladı. 1887´da karargahını Londra´ya taşıdı ve orada Blavatsky Locası´nı açtı ve "Lucifer" dergisini yayınladı. 1888´de "The Secret Doctrine" yayınlandı ve Ezoterik Okul´u açtı, 1889´da Londra 19. Avenue Road adresinde yer alan Teosofi Derneği´nin Avrupa merkezinin açılışını yaptı ve aynı yıl "The Key to Theosophy" ve "The Voice of the Silence" adlı çalışmalarını yayınladı. 1891 yılının 8 Mayıs´ında Londra, Surrey´de öldü ve cesedi yakıldı. Bu inanılmaz yaşamın akıl almaz temposuna 60 yıl dayanmıştı, bir başkası hele tek başına bir kadın, 100 yıl önceki yolculuk koşullarında bu kadar çok dolaşmaya dayanamazdı.

Madama Blavatsky´nin ruhsal öğretmenler olarak tanımladığı Kut Humi ve Morya




Eserleri ve bakış açısı

Helena Petrovna Blavatsky´nin pşisik veya normal ötesi yetenekleri olduğu çok anlatılmıştır, bunların daha çok DDA yani Duyu Dışı Algılama düzeyinde olduğu görülür; sıcak, içten bir insan olarak anlatılır ama sözünü sakınmaz ve korkusuzdu. Özellikle de iki yüzlülüğe ve dar kafalılığa hiç tahammülü yoktu, bu yöndeki kavgaları çok ünlüydü. Yeni fikirlere ve kavramlara çok meraklıydı, büyük metafizik bilgisi edebi çalışmalarında görülür. Fikirleri dünyanın her yerinde ilgi gördü ve araştırıldı. Henüz kendi yetenekleriyle ilgilenmediği dönemlerde doğaüstüne fazla yönelmemişti ama kendisi doğa yasalarının yönettiğine inanıyordu. Özellikle Tibet´te bulunduğu dönemlerin yanısıra gittiği sayısız ülkede iyi bir metafizik öğrencisi oldu ve daima gizli bilgileri araştırdı. Teosofi Derneği bugün elli ülkede temsil ediliyor. 1885´de bitirdiği "Secret Doctrine" baş yapıtıydı, getirdiği bilginin kaynağı doğu bilgeliği ve bilgisiydi; bunları genç yaşlarda başlayarak öğrenmişti. Blavatsky´nin öğretisinde ve eserlerinde çok üst düzeyde felsefi ve dini bütünlük görülür, doğunun ve batının felsefesini çok iyi etüd etmiş ve çeşitli düzeylerde de pratiğini yapmıştı. İç dünyasını çok iyi yansıtan bir yazardı, gazetelere ve dergilere yazdığı yazılarda konuların renkliliği ve akışkanlığı hemen dikkat çeker, bu tür yazıları 15 ciltlik bir koleksiyonda toplanmıştır. İlk kitabı olan "Isis Unveiled" 1877´de yayınlandığında, 1.000 adet olan ilk baskı iki günde satıldı. Kitabın alt başlığı "Antik ve Modern Bilim ve Teoloji´nin Temel Anahtarı"ydı. İlk ciltte bilimde yanılmazlık kuramları, ikinci ciltte de dinle ilgili öğretiler vardı, Blavatsky tüm bilgilerin Eskiler´e ait olduğunu ve zamanla unutulmuş olduklarını belirtiyordu. Örneğin Antik Yunan´ın madde görüşünden yola çıkıyor, o bilgiyi ilerleterek Plato ve Pisagor ile güçlendirerek, Musevi bilgelerin geliştirdiği Kabalistik dinsel felsefeyle bütünleştirirken, antik belgelerin mistik yorumlarını kullanıyordu. Blavatsky mitolojik öyküleri, çeşitli dinsel metinleri, majikal bakış açılarını, antik Mısır yazıtlarını ve dünya dinlerini tartışırken evrensel antik bilgelik dininin Hermetik Felsefe olduğunu söylüyor ve tüm inançların buradan doğduğunu ama sonradan tahrif edilerek, unutulduklarını ve birbirlerini dışladıklarını savunuyordu. "The Secret Doctrine"in ilk bölümünde "Cosmogenesis" yani evrenin kökeni ve gelişimi, ikinci bölümde "Anthropogenesis"de ise İnsanlığın kökeni ve gelişimi anlatılıyordu, "Isis Unveiled"de olduğu gibi bilimin, din ve felsefeyle bütünleşme gereği anlatılıyordu. Blavatsky, "The Secret Doctrine"in kaynaklarını çok açık söylemez ama zaman zaman binlerce ciltlik Antik Asya ve Hıristiyanlık öncesi yazıtlardan söz eder. Bu bilgi insanlığın tüm deneyimi ve nedenidir. Evrenin ve insanlığın ilişkisi tartışılmazdır ve görülebilen veya görülemeyen her yerde sayısız yaşam formu vardır; üç temel yasa vardır;

(a) Her yerde, her zaman var olan ebedi, sınırsız. değişmez bir ilke vardır ve bu tartışılamaz. İnsandaki idrak gücü üstünlük duygusunu ve temel ilkeyi algılama zannını yanısıra getirebilir ama bu sadece bir benzerliktir veya bir ifadedir. Ama bu nokta düşüncenin ulaşabildiği uzaklığın ötesindedir.

(b) Evrenin sonsuzluğu sınırsızlık düzlemi veya planıdır. Sayısız evrenler sürekli olarak görünme ve kaybolma devamlılığı içindedirler.

(c) Tüm insani ruhların temel tanımı ve esası Evrensel Ruh ile belirlenir. Sonraki oluşumun kendisi bilinmeyen kökenin bir yönüdür ve her ruh zorunlu olarak enkarnasyon çevrimlerini dönemsel ve karmik yasalara göre yapar.





Gizemli kaynak

Her ne kadar, "The Secret Doctrine"in çeşitli kaynakları olduğu söylense de, Blavatsky arkaik bir metin olan "Dzyan Kitabı"ın yorumlarını temel olarak gösterir. Bu gizemli kitabın "Stanza" denen bölümlerini anlamak hiç de kolay değildir. Kişi kozmik evrimin yüce tanımını öğrenmeye istekli olmalıdır. Evrenin bir sükün döneminden sonra yeniden uyanışı, farklı formların oluşumu, dünyanın şekillenmesi, insanın dünyadaki görünümü ve ırkımızın en baştaki evrimi bu tanımın aşamalarını oluşturur. Basit gibi görünen ama aslında algıyı çok zorlayan bu bilgi paketleri Blavatsky´nin büyüteci altında okuyucuyu zorunlu olarak anlayarak ezberlemeye götürür. Kişiye göre değişen bir bir yerden sonra okuyucu, onun bilgeliğine ve büyük bilgisine saygı duymaya başlar. "The Secret Doctrine" yayınlandığından bu yana binlerce kişiyi cezbederken, Teosofi öğrencilerinin ana kitabı olmuş, özgür düşünce ve soru sorma cesaretini verirken ve sayısız baskı yapmıştır. Diğer bir kitabı olan "The Voice of the Silence", Blavatsky´nin açıklamasına göre çok eski bir şiirsel doğu yazmasından alınmıştır, açıklamalar ve yorumlar ve kurallar aracılığı ile "Aydınlanma Yolu"nu gösterir. Bilginin ve anlayışın düzeyini bireysel olarak anlamanın yolu ustalıkla gösterilirken çok eski antik mısralar, Blavatsky´nin usta kalemiyle İngilizce´ye aktarılmış ve oradan çeşitli dillere aktarılmıştır. H. P. Blavatsky yaşamını İnsanlık için harcadı diyebiliriz çünkü hiçbir zaman zengin olmadı ve para peşinde koşmadı. Eskiler´in bilgisini getirirken, çağdaş uyanışı amaçlıyordu, "İlahi Bilgi" anlamına gelen Teosofi´nin verdiği ilham, bilgelik yolunda ilerleyerek yaşamın kolaylaştırılması, evrimin gözardı edilmemesi ve de Antik bilginin yeniden anımsanarak dogmaların kırılması olarak özetlenebilir.

Teosofi binler yıl öncesinden mi geliyor?

Teosofi öğretisi antik zamanlardan gelmekte ve zaman zaman da sembolik bir dile dönüşmektedir. Kozmolojik evrimi ve insanın evrimleşmesini sağlayan büyük olaylara dikkat edersek aralarındaki paralelliği fark edebiliriz. Blavatsky fikirlerinin kendisine ait olmadığını ısrarla söylüyordu ama bunları kendisi düşünmüş de olabilir. Ama asla antik bilgilerin dışında bir iddia da bulunmadı ve Teosofi bilgisinin çağlar boyunca oluştuğunu söylüyor ve bir bilgi rehberliği olmadan böyle bir düzeye ulaşılamayacağı da ekliyordu. Çünkü ezoterik düşüncenin kendi düşüncesinin önünde olduğunu ve "The Secret Doctrine"in dünyadaki zamansız ve evrensel literatürden derlendiğini iddia ediyordu. Kısacası "The Secret Doctrine", çok büyük ve yaratıcılıkla dolu bir olaydır. Evren her yanımızı çevreliyor, her an yeniden doğuyor aynen bizler gibi, yaşamla dolu ve bir gün yine bizler gibi ölecek ve kozmik zaman bir tur daha attığı için yeniden doğacak. Orada bir tarih ve bir kader olacak, görecek ve araştıracağız ama bir başka insan ırkı olarak oysa o da biz olacağız. İnsanla mikrokozmos arasındaki ilişki nedir ve kozmosla nasıl kucaklaşmaktadır? İşte "The Secret Doctrine" budur...

"The Voice of the Silence - Sessizliğin Sesi"den pasajlar.

* Yolda ilerleyemezsin, yolun kendisi olmayı başaramazsan;

* Haydi, senin ruhun kulak versin her acının çığlığına, kalbini bir lotus gibi aç ve sabah güneşini yudumla;

* Haydi, vahşileşme güneş gibi şiddetli ve kuru olma. Acılı bir gözyaşını önce sen sil acılının gözünden. Her yanan insandan damlayan gözyaşı senin kalbine damlar ve orada kalırsa, acı kadar acının nedeni de uzaklaşır...

* Doğaya yardım et ve onunla birlikte çalış ve doğa sana saygı duyuyor, yaratıcılarınının önünde hürmetle eğildiği gibi...

* Düşünce ayna gibidir, yansıtılan tozları toplar; ruhsal aklın hayallerimizin tozunu süpürebilmesi için yumuşak bir melteme ihtiyacı vardır.

* İyilik kanununun tekerleği çabuk döner, gece ve gündüz öğütür.

* Kabuk değersizdir; karmanın elleri tekerleği yönetir; karmik kalbin her vuruşu bir dönüşümü işaret eder

* Tohumları saçmak nazik bir iştir ve sen onların meyvelerini toplayacaksın. Merhamet duyarken eğer eylemsizsen bil ki öldürücü günah başlayacaktır.

* Eylemden çekinecek misin? Ruhun özgürlüğünü kazanamayacak; Nirvana´ya ulaşmak, kendi bilgine ulaşmaktır ve senin öz bilgin seni çocuğu gibi sever.

* Güneş ışığının dışına, gölgeye bas ve başkaları için başka odalar yap. İlk olarak insan ırkının yararı için yaşamayı öğren; altı görkemli faziletin pratiğini yap; onların ne olduğunu biliyorsun.

* Öğretmenler çoktur; Ana Ruh birdir, O´nunla yaşa ve O´nun ışınlarıyla...

* Bak, doğunun göğünün olgun ve yumuşak ışıkları akıyor. Göğün ve yerin bütünleşmesinin övgüsü bu; Ve dört yönde görünen güçlerin sevgi şarkısı yükseliyor; alevli ateş, akan su, tatlı kokan toprak ve koşan rüzgar; Tüm doğanın sözsüz sesinin binlerce tonunu ilan ediyor.

* Bir hacı karşı kıyıdan geri dönüyor.

* Barış tüm varlıkların olsun.

"The Secret Doctrine"in temel önerileri;

Blavatsky´nin başyapıtı olan "The Secret Doctrine" evrenlerin, güneşlerin ve gezegenlerin evrimini, egemenliklerini, elemental yaşamın ve güçlerin yayılımını, minerallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların egemenliklerini anlatır. Antik bilgilere göre ruhsal egemenlikler büyük kozmik yöneticiler tarafından yönlendirilirler, eylemler kozmosun yasaları ve uyumu doğrultusunda yapılırlar. Kitabın ikinci bölümünde insan ırkının kökeni ve kaderi anlatılırken, diğer bilinçli varoluşlarla benzerliği ve ilişkileri sergilenir. İnsan ancak bilincinin uyanışıyla daha yüksek oluşum düzeylerine yaklaşabilecektir. Bilimsel yollar ve yöntemler uyanışı kısmen sağlamaktadır, efsanelerin, mitlerin ve sembollerin katları veya çeşitli düzeylerdeki yorumları bu uyanışı destekleyecektir. Bu öğretinin tartışmaları dünyanın birçok yerindeki merkezlerde organizasyon, disiplin ve arınma yöntemlerini arama şeklinde sürmektedir. Güncel deneylerin anlamları disipline edilebilirse, öz bilinç veya "Ben Tanrı" ortaya çıkacak ve birey karmik süreçler algısı doğrultusunda varolmayı gerçekten isteyecektir. Blavatsky dünyaların varoluşunu veya doğumunu üç temele oturtur; birincisi nihai görünümün yansıtılmasıdır, bilinmeyen bir nedenle herşey doğar ve herşey geri döner; bu yaklaşım karma denen ruhun beden değiştirmesinin üstünde bir olaydır.

Birinci Öneri:

* Sonsuz, ebedi, sınırsız ve değişmez olanın üzerinde konuşulamaz, bu imkansızdır. Mandukya´ya göre (Hint destanı Upanişadlar´dan) O, düşünülemez ve telaffuz edilemez... "1:14"

* Antik toplumlar O´nu simgelemeyi reddetiler; Buna karşın Museviler "Eyn soph" (Sınırsız), Hindular "Tat" (O) dediler.

* O´na büyük veya küçük, iyi veya kötü denilemez. Bu tanımlar sadece sonlu olanlara aittir. Sonsuz uzay, ebedi süreklilik ve bitimsiz hareket bize O´nun görünüşleridirler.

İkinci Öneri:

* Evrenin ebediliği sınırsızlık planının gereğidir. Periyodik olarak sayısız evrenler oyun sahasında belirir ve kaybolurlar.

* Mutlak evrensellik, belirli aralıklarla var olma yasasıdır. Akışkan ve durağandır, med ve cezirdir, fizik bilim bunu gözlemler ve doğanın her yerinden örnekler alır. Aynı düşünce, gündüz ve gece, yaşam ve ölüm, uyku ve uyanma gibi de düşünülerek genelleştirilebilir. Evrensellik kusursuz ve mükemmelliktir, istisnası olamaz, bunun için evreni kavramak ve algılamak kolaydır yeter ki evrenin kesin temel yasalarından sadece birisini fark edebilelim. "1:16-17"

* Birinci öneri, herşeyin kaynağının sınırsızlığının resmini çizer, ikinci öneri görünen varoluşun modelini yani atomları, insanları, tanrıları, evrenleri tanımlarken, özün yolunu gösterir. Eski düşünürlerin çoğu, bilinmeyen doğurgan kaosdan veya ana prensipten gelen doğurganlık ve verimlilik ışınından söz ederlerdi, kozmos ve görünen dünyalar oradan doğmuşlardı. Bu kutsal üçlemenin gerçek anlamıdır yani Baba, Anne, Oğul; Baba, Kutsal Ruh, Oğul ya da Osiris, İsis, Horus veya Parabrahman, Mulaprakriti, Brahman gibi...

Üçüncü Öneri:

* Yaşamın görünümlerine ait olma saplantısı, bizi karmaşaya götürür. Tüm ruhların temel tanımı evrensel Tek Ruh´la anlaşılabilir...

* Ezoterik Felsefe´nin temel doktrini ayrıcalık olmadığının kabul edilmesidir ya da bir insana özel bir hak verilmediğidir yani kutsal, ilahi ayrıcalıklık yoktur. Ego kişisel gayreti ve çabasıyla beraber değişimler, dönüşümler yaşayacak, reenkarnasyonlarla deney kazanacaktır. "1:17"

* Oluşumların yayılımı, en ince atom altı zerreciklerden başlayarak galaksilere ve evrenlere doğrudur. Kozmos zekanın her türü ile doludur, içiçe kat kat varolurlar.

* Yaşayan evren neden ve etki kanunuyla veya karma ile ilk aşamada anlaşılabilir. Doğduğumuzda karma yüküyle beraber geliyor ve geçmişin dışına çıkıyoruz, biz kendimiz karmayız. Geçmiş yaşamlar şu andaki bizi yaparlar, ne biz şimdiki gibiyiz, ne de kendimizi oluşturuyoruz. Gelecekteki enkarnasyonlarda daha çok biz olacağız yani gerçek bize ya da "Ben"e doğru gidiyoruz. Evren yeniden doğduğunda, tüm çok daha az yaşam olacak çünkü düzen sağlanmış, amaçlı kaos bitmiş olacak, aynı şeyi atomlarımızın düzeyinde düşünürseniz reenkarnasyonu daha iyi anlayabilirsiniz. Yeni evren, eskisinin karmasıdır. Tüm varoluşlar, evrensel özün kıvılcımları veya ruh üstü çeşitli düzeyleridirler, kendi içlerinde yayılırlar veya evrimleşirler.

* Evrendeki herşey, kendine özgün egemenlik veya bilinç alanındadır aralarında karışıklık ve çok özel evrensel nedenler dışında ilişki olmaz çünkü özgünlük geçerlidir. Her bilinç düzeyi kendi türünde ve farkındalık planında varolur. Biz insanlar hatırlamalıyız çünkü simgeleri unuttuk bu yüzden bilinçsel varoluşu anımsayamıyoruz. Burada ölü veya kör madde oluşumu yoktur ya da "Bilinçsizlik Yasası" yoktur."1:274"

* Dünya kendi üzerinde katlandığında (Döndürüldüğünde), tüm yaşayanlar da dönüşerek yeni bir eteral yani bedensiz yaşala başladılar. Artık dünyada daha az yaşam vardı ve doğanın egemen canlıları başlangıca dönerek, kendilerini özümsediler. Dünya bizim bugün gördüğümüz gibi değildi, herşey eteral, ruhsal, astraldı yani fiziksel birşey yoktu ya da katı madde yoktu (Jüpiter´in şu anki halini anımsayın). Gezegensel evrim nabız atışları gibi aşamalarla oluşuyordu, bu aşamalar yedi kez veya daha fazla oldu (Tevrat´ta dünyanın 7 günde yaratılması anlatılır). Her aşamanın sonucunda dünya, daha çok materyal kazandı ve maddeleşme evrelerini aştı. Biz bu dördüncü aşamada oluşmaya başlayan ırkız, dördüncü aşamada fizik küre oluşmuştu. Milyonlarca yıllık aktivite yoğun ve şiddetliydi, mineral kaynaklar oluşurken bitkisel yaşam ortamı hazırlanıyordu. Mineral ve bitkisel yaşam hayvansal yaşamı sağlayacaktı. Ancak bunlardan sonra, iklimler doğup batıp oluştuktan sonra, yeni bir dalga oluştu, insanın yaşam dalgası...

* İnsanın Teosofik evrimi, modern bilime daha yakın ama geçerli dogmatik dinsel öğretilere karşıdır. "The Secret Doctrine" dünyamızda yedi insan türünün yedi farklı formda oluştuğunu öğretir. Önce astral yani bedensiz doğumlar oluşmuş ve sonrakiler için model aranmıştır sonra memeliler öncesi formlar (antropoidler dahil) oluşturularak hayvan dünyasının içine yerleştirilmiştir. "2:1"

* Milyonlarca yıl boyunca insanoğlu daha çok bedensiz yaşadı. Benzer yedi ırk, birbirlerini tohumladılar ve kendi yaşam sistemlerini sonrakilerle uygun biçimde hazırladılar. Her kök-ırk, kendi içlerinde alt ırklara bölündüler. Bizim şu andaki ırkımız dördüncü aşamada başlayan ve beşinci aşamada ortaya çıkan kökten geliyor. Hesiodos´un "Yaradılış" ında (147-234. mısralar) beş ırk anlatılır ve Altın, Gümüş, Bronz ve Demir Çağları tanımlanır ve şimdi Demir Çağı´nın beşinci ırkı olduğumuz söylenir. Benzer tanımlar İran´ın Zend-Avesta´sında, Hindular´ın Puranalar´nda, Eddalar´da, Mayalar´ın Popul Vuh´unda ve daha birçok antik metin ve mitte vardır. Eğer eski ırkları ve mitolojileri iyi incelersek, kendimizi okumuş oluruz, geçmiş ırklar bizlerin önceki çalışmalarımızdır.

* Bizle ilgili beş kök-ırkın her birisi kendi eko-sisteminde varoldu, "Ölümsüz Kutsal Yer" ilk ırkın yeriydi ve şimdiki Kuzey Kutbu´ndaydı. İkinciler yani Hyperborean ırkı kuzeyde at nalı şeklindeki bir kıtadaydılar. Üçüncü ırk Lemuryalılar´ın ve dördüncü ırk olan Atlantealılar´ın yaşadığı kıtalar şimdiki okyanusların ve kıtaların altında kaldı, bazı kısımlar ise şimdiki kıtalarla karıştı. Milyonlarca yıllık yaşamları süresince kök-ırklar, kardeş ırkların yaşam dönemlerinin ortasında doğdular, bu önceki kardeş ırkın materyal dönemiydi "Kali Yuga". Bir ırk Kali Yuga içindeyken gelecek ırkın tohumları artarak görünüyordu, bu arada kıtalar batıyor, yeni ırk coğrafi bölgelere dağılıyordu. Beşinci ırkın beşiği Orta Asya´idi ve Atlantis´in ahlak bozukluğundan kaçmışlardı. Bu yeni ırk yani bizim atalarımız, Altın ve Gümüş Çağları çeşitli görkemli uygarlıkla yaşadılar, ırkımız şu anda kendi Kali Yuga´sının ortasında yani yeni bir ırk tohumlarını serpti veya görünmek üzere... (Yeni Çağ İnsanlığı)

* Bizler bugün, tüm dünya dinlerinde ve efsanevi tarihlerde üçüncü ırkı anımsıyoruz. Aslında şimdilerde uyuyan belleğimiz uyanıyor. Eski Yunan´ın tanrılardan ateşi çalan insan yani "Prometheus" miti, insan düşüncesini simgeler, Uzak Doğu´nun "Manasaputralar"ı veya "Düşüncenin Oğulları" insanlığın uyanışını ve hayvansal düşünceden kurtulmasını aynı paralelde simgeler. Bu evrensel oluşum önceki kozmik dönemin insanının ötesinde, düşüncenin yeniden parlamasıdır. Hıristiyan mitolojisinin Lucifer´in yani "Işık Getiren"in sağ eli Tanrı´dır ve "Cennet´in Bahçesi"nin yolunu gösterir. Lucifer, Hıristiyan Prometheus´udur, cazibesiyle Havva´yı iyilik ve kötülüğün bilgisini saklayan Bilgi Ağacı´nın meyvesiyle etkiler. Burada insana seçme gücünün veya hakkının verilmesi anlatılır yani karma yoluyla ekin ekilmiş, hasat biçilmiş ve yol görünmüştür. Cennetteki pastoral yani saf ve düşüncesiz yaşama son verilmiş ve insanlık kendi bilinç ve düşüncesiyle yaşama evresine geçirilmiştir. Yani ortada Şeytan´ın kötülüğü veya laneti diye bir olay ya da dogma yoktur.

"The Secret Doctrine"i inceleyen antropolog Loren Eiseley, insanın atalarıyla ilgili bir müzeyi oluştururken, buluntuların arasında kaybolduğunu söylüyor. Geçmişe giden çizginin bir yerinde aniden beynin değiştiğini ve bir anda üstün bir memelinin düşünen insana döğüştüğünü belirtiyor. Alfred Russel Wallace ise evrimin fiziksel değil aksine düşünsel olduğunu söylerken, düşünsel evrimin beyni bir araç olarak kullandığını söylüyor. Wallace ayrıca yüce bir varlık veya düşünce olmadan evrim olamayacağına da inanıyor. İlahi öğretmenlerle ilgili dünya çapındaki efsaneler insanlığın erken döneminde sanatı ve bilimi enkarnasyonlar ve yüksek bilinç alanları aracılığı ile oluşturdular, psikolojik değişimler insanı öteki memelilerden ayırdı. Embriyoloji´yi anımsarsak, insan beyni doğumdan sonraki bir yılın içinde üç katına ulaşmaktadır. böyle bir oluşum başka bir memelide yoktur. Fizyoloji nasıl insanlık tarihini onaylıyorsa, antik mitlerin içinde de bilimsel gerçeklerin temelleri bulunabilir.

Hazırlayan; John P. Van Mater (Londra Teosofi Derneği´nden)

Blavatsky´nin eserlerinin kronolojisi

* 1877-"Isis Unveiled/Yüzü açılmış Isis"-1300 sayfa. İlk basıldığı gün yok sattı.

* 1879-"The Teosofist"-Hindistan´da yayınladığı aylık dergi.

* 1887-"Lucifer/Işık Getiren"-Londra´da yayınladığı aylık dergi.

* 1888-"The Secret Doctrine/Gizli Doktrin"-1500 sayfalık baş yapıtı.

* 1889-"Blavatsky Locası´nın Belgeleri"-Blavatsky´nin öğrencilere verdiği cevapların kayıtları.

* 1889-"The Voice of the Silence/Sessizliğin Sesi"-İlhamlar kitabı, öğrencileri tarafından hazırlandı.

* 1889-"The Key to Theosophy/Teosofi-Giriş kitabı.

* 1892-"Theosophical Glossary/Teosofi Sözlüğü"-Blavatsky öldüğünde tamamlanmamıştı.

* Çeşitli makaleler, notlar ve özel mektupları.





Adyar Teosofi Merkezi Adyar Kampüs´ü Bengal Körfezi´nde Adyar Irmağı´nın denize döküldüğü kıyıda kurulmuştur. İç ve Madam Blavatsky tarafından 1882´de kuruldu ve şimdilerde binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor ve Teosofi öğrencileri eğitim görüyorlar. Dış Adyar diye ikiye ayrılır, Dış Adyar doğal güzelliklerin yeridir, bir cennet olarak tanımlanabilir. Ağaçların, çiçeklerin arasında bir rüyadaymış gibi dolaşılarak sarece barış hissedilir. İç Adyar Teosofi Derneği´nin ateşinin yandığı yerdir ve çok farklıdır, oraya girmeyi başaranlar kendileriyle karşılaşmaya cesaret edenlerdir.




Ağustos 24, 2020, 06:55:27 öö
Yanıtla #1
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 699

Bu konunun yeniden degerlendirilmesi, hakkında bilgisi olanların yazması dileğiyle...
Doğru rehberini bulana ne mutlu...


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
2 Yanıt
11518 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 28, 2012, 12:41:50 ös
Gönderen: park10