Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Roma'da Putataparlık Geri Geliyor  (Okunma sayısı 1864 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 04, 2010, 02:04:01 ÖS
  • Seçkin Üye
  • Uzman Uye
  • *****
  • İleti: 7279
  • Cinsiyet: Bay


Büyük Constantinus’un 3 erkek kardeşinden birisi olan Julius Constantius’un iki oğlu Gallus ile Julianus Apostata, uzun yıllar amca oğlu 2. Constantius’un buyruğu üzerine Kapadokya’daki Macellum kalesinde tutsak olarak yaşadı.

350 yılında Gallus’a caesar sanı verildi ve Antakya’da oturup Doğu eyaletlerini denetlemesi istendi.

Caesar Gallus ilk iş olarak kardeşi Julianus’u, eğitimini bitirmesi için Constantinopolis’e gönderdi. Antakya’da yaptığı bazı kıyım ve yolsuzluklar bahane edilerek Milano sarayına çağrılan Gallus, Dalmaçya’daki’daki Pola hapishanesine götürülüp orada İmparator 2. Constantius’un da hazır bulunduğu bir yargılama sonrasında kafası kesilerek idam edildi.

O sırada henüz 23 yaşında olan Julianus Apostata da Milano İmparatorluk sarayına getirilmişti. Orada tam 7 ay boyunca yakınlarının yargılanarak idam edilmesini izledi. Acılarını içine atarak, gerekli önlemleri de almayı unutmayarak saray entrikalarından kendini korumasını bildi. Sonunda imparatorun güvenini kazandı ve eğitim görmesi için bu kez Atina’daki Akademia’ya gönderildi. Helen felsefesini, dilini ve geleneklerini uzun yıllar yaşadığı Efes, Bergama gibi İyon kentlerinde benimseyip öğrendiği için, bu sürgün ona çok çekici gelmişti.

Julianus, Atina Akademiası’nda yetenekleriyle, erdemli davranışlarıyla, yumuşak huyuyla kısa zamanda sevildi ve ünü tüm ülkeye yayıldı. Ona özel ilgi gösteren, bir anlamda koruyuculuğunu üstlenmiş olan İmparatoriçe Eusebia, Constantius’u etkileyerek, 355 yılında ana caesar unvanı verilip, bir de prenses Helena ile evlendirilerek damat olmasını sağladı. Sonra da onu Alplerin öte yanını yönetmek üzere görevlendirdi. Bu görevi ve unvanı almak için Atina’dan Milano sarayına gelirken büyük bir heyecan yaşayan Julianus, kendi sonunun da tıpkı 337 yılında kendisi henüz 6 yaşındayken Constantius tarafından öldürülen babası ve ağabeyi Gallus gibi olmasından korkuyordu. Ancak İmparatoriçe Eusebia’nın da yardımıyla korktuğu başına gelmedi. Filozoflara özgü uzun sakalının kesilmesi ve Roma hükümdarlarına özgü asker giysisini kuşanmak üzere Helen filozoflarının giydiği cübbeyi çıkarması, sarayda günlerce alay konusu oldu.

Yeni caesarın atanma işleminin onaylanması için Milano çevresindeki ordu birlikleri toplantıya çağrıldı. Askerlerin karşısında çok güzel bir konuşma yapan Julianus, bir anda hepsinin sempatisini kazandı. 2. Constantius’un onu caesar olarak ilan etmesi üzerine askerler kalkanlarını dizlerine vurarak bir tür alkış tuttular. Caesar olduktan sonra 24 gün daha Milano’da kaldı, sonra Batı ordularının başına geçmek üzere hareket etti.

Tüm yaşamı boyunca felsefe, güzel konuşma, tarih gibi dersler alarak yetişen Julianus’un, aslında savaş sanatı üzerine hiçbir bilgisi yoktu. Buna karşın, üstün zekâsı ve sağduyusu sayesinde kısa zamanda bu işin de üstesinden geldi. Tarihçiler onun savaş planları hazırlarken «Ey Platon, Platon! Bir filozofun yaptığı şu uğraşa bak.» diye söylendiğini yazmıştır.

Alçak gönüllü tutumu, şatafatlı yiyecekler yerine askerlerin karavanasına kaşık sallaması, zulüm ve işkenceden tiksinmesi, adalete önem vermesi nedeniyle kısa sürede askerlerini kendisine bağladı.

Galya’yı merkez edinen genç caesar, kısa sürede Germenleri ve Frankları geri püskürttü. Roma lejyonları için Ren Nehri’ni geçmek, her dönem güç olmuştu. Julius Caesar ve lejyonları bu nehri iki kez geçmek onurunu taşırken, Julianus tam üç kez lejyonlarını nehrin öte yanına geçirme onuruna erişti ve bunu “Galya Savaşı” adlı kitabında yazdı.

Barbarlar tarafından yakılıp yıkılan Galya kentleri onarıldı. Yeni yapılar ve tapınaklar kuruldu. Kıtlık çeken Galya için Britanya’dan tahıl getirtildi. Julianus, büyük değer verdiği ve çok sevdiği Lutecia (Paris) kentinin güney yakasına bir saray, bir amfiteatr, bir su kemeri, birçok hamam ve askerî talim alanı yaptırdı. Günümüzde bu bölge “Quartier Latin” adıyla anılıyor ve talim alanına da “Champs de Mars” (Mars Alanı) deniyor.

O tarihlerde Galyalılar genelde tiyatroyu bilmiyor, bilenleri de temsillerden hoşlanmıyordu. Aslında Julianus da tiyatrodan pek hoşlanmazdı ama onlara temsil seyretmenin zevkini aşıladı.

Romalılar saraydaki hadımların utanç verici baskı ve entrikaları altında inlerken, tüm İmparatorluk Julianus’a yöneltilen övgülerle çınlıyordu. Her ne kadar saray dalkavukları Julianus’un davranışlarını alaycı sözlerle dile getiriyor ve askerlik sanatını Atina Akademiası bahçesinde öğrendiğini söyleyerek kahkahalara neden oluyorlarsa da, giriştiği savaşlarda kazandığı zaferlerin sayısı artınca, mırıltılar yerini sessizliğe bıraktı.

Bu ünlenme ve övgüler, İmparator 2. Constantius’u çileden çıkardı. Julianus’a gönderdiği bir mektupla, lejyonların yönetimini bırakarak ivedilikle Milano sarayına gelmesini bildirdi.

Galya lejyon komutan ve askerleri, imparatorun kendilerini hiç de alışık olmadıkları bir iklime ve yöreye göndereceğini, Pers sınırında savaşmaya çağıracağını sanarak Julianus’a baskı yapıp onu augustos olarak ilan ettiler.

Julianus, bu işten caymaları için onlara saatlerce dil döktü ama ikna edemedi. Boyun eğdi. Tüm ordunun alkışları arasında, Galya gelenekleri uyarınca bir kalkanın üstüne oturtulup havaya kaldırıldı; başına taç yerine değerli bir askeri kolye geçirildi.

Bunun üzerine Julianus, Constantius’a bir mektup yazarak askerlerin zoruyla ve istemeye istemeye augustos unvanını kabul ettiğini ama her zaman onun emrinde olacağını bildirdi.

Julianus’un bu alçak gönüllü davranışını anlamayıp korkaklık sanan imparator, kız kardeşi prenses Helena’yı da dinlemedi. Augutos unvanını bırakarak, hemen Milano’ya gelmesi isteğini yineledi. Bu mektubun devamında, özenle yetiştirdiği bir akrabasının nankörlüğünden söz etmesi ise, bu kez Julianus’un tepesini attırdı. Öfkeyle «Ne!» diye bağırdı, «Babamın, kardeşlerimin ve tüm ailemin katili olan bu adam, nasıl oluyor da benim nankörlüğümden söz etmeye kalkışıyor? Bana işlediği cinayetleri anımsatıyor ve uzun süreden beri unutmaya çalıştığım kötülüklerinin öcünü almam için beni zorluyor.»

Mektubu askerlerin önünde de okutan Julianus’a tüm ordu destek verdi ve bir iç savaş hazırlığı başlatıldı. Mektubu getiren Leonas adlı kurye, Julianus’un yanıtıyla birlikte yola çıktı. Bu yanıtında Julianus, canını ölümsüz tanrılara emanet ettiğini, Constantius’un dostluğundan da dininden de cayıp ayrıldığını resmen bildiriyordu.

Bu yanıttan da anlaşılabileceği gibi, Julianus’un Hıristiyan dininden cayıp çoktanrıcılığa dönmesinde, aldığı Helen felsefesi eğitiminden çok imparatorun bu katı tutumunun payı vardır.

Her iki imparator da hızla savaş hazırlıklarına başladı. Atak davranan Julianus, yanına aldığı 3000 gözüpek askerle Tuna üzerinden Trakya’ya indi. Geçtiği kentlerdeki insanlar onu coşkuyla karşıladı. Aynı sıralarda Pers savaşından dönmüş ve Antakya’da dinlenen 2. Constantius, Constantinopolis’e gelmek üzere yola çıkmıştı ki, hastalanarak Tarsus dolaylarında konaklamak zorunda kaldı. Hastalığı pek de uzun sürmedi. 361 yılında orada ölüverdi.

Hıristiyanlığı devletin resmî dini ilan eden Constantinus’un ortanca oğlu olan 2. Constantius için söylenecek tek şey, babasının tüm kötü huylarını, kusurlarını kalıtım yoluyla edindiği ama iyi yanlarından hiçbirine sahip olmadığıydı. Ölümünden kısa bir süre önce, Julianus’u tahta varis olarak bıraktığını söylediği öne sürülür. Kim bilir, belki de genç ve hamile karısının yaşamının bağışlanması için böyle bir yola başvurmuştur.

Julianus, rakibinin ölüm haberini alır almaz hemen dosdoğru Constantinopolis’e yöneldi. Herakle’ye (Marmara Ereğlisi) vardığında, neredeyse tüm başkent halkının onu karşılamak için 100 kilometrelik yolu aşarak oraya gelmiş olduğunu gördü. Başkente ulaştığında yaptığı ilk iş ise, amcasının oğlu imparatorun şanına uygun bir cenaze töreni düzenletmek oldu. Yas giysileri içinde, taç takmaksızın ve yaya olarak Aziz Havariler Kilisesi’ne kadar tabutun ardından yürüdü. 30 yaşında iken, tüm imparatorluğun tek egemeni olarak tahta çıktı.

Julianus, hükümdarlığı döneminde tüm görevlerini büyük bir dikkatle yürüttü. Şan peşinde koşmadı. Yaşamı boyunca tek eşli kalmayı yeğledi. İlk etkinliği saraydaki gereksiz hizmetli sayısını azaltmak, İmparator 2. Constantius tarafından yetiştirilmiş olan yüzlerce ispiyoncu ve ajanın işine son vermek olmuştu. Böylece, Alexander Severus’tan 120 yıl sonra Romalılar, bir kez daha görevini yürütmekten başka eğlence bilmeyen, uyruklarının acısını dindirmeye, tümünün yaşam cesaretini artırmaya çalışan, erdemli davranışları ödüllendiren bir imparator gördü.

Ancak bu imparator Hıristiyan değil, bir putatapardı. İmparatorunu çok seven halkının da onu izlemesi pek doğaldı.




Julianus, imparatorluğu ancak iki küsur yıl sürmüş olmaüsına karşın Roma İmparatorluğu’nun tarihinde çok önemli bir yer tutar. Bu nedenle bir sonraki başlığı onun adına açıp, nitelikleri üzerinde biraz daha duracağım.


« Son Düzenleme: Aralık 09, 2010, 09:44:21 ÖS Gönderen: dogudan »
ADAM OLMAK ZOR İŞ AMA BUNUN İÇİN ÇALIŞMAYA DEĞER.


 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
24 Yanıt
13590 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 06, 2011, 09:20:47 ÖS
Gönderen: NOSAM33
12 Yanıt
6793 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 17, 2007, 02:29:41 ÖÖ
Gönderen: Isis
35 Yanıt
9630 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 31, 2009, 01:56:24 ÖÖ
Gönderen: Isis
0 Yanıt
3810 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 24, 2010, 08:56:42 ÖS
Gönderen: Mozart
17 Yanıt
7345 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 29, 2011, 01:15:33 ÖS
Gönderen: Prometheus
7 Yanıt
3390 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 02, 2014, 09:24:22 ÖÖ
Gönderen: ADAM
3 Yanıt
1045 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 27, 2014, 12:13:50 ÖÖ
Gönderen: Kadim
2 Yanıt
1004 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 01, 2015, 08:57:39 ÖS
Gönderen: ARARAT
0 Yanıt
684 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 12, 2015, 03:41:52 ÖÖ
Gönderen: hyperbolic metamaterial
0 Yanıt
979 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 26, 2015, 06:31:05 ÖS
Gönderen: MEDUSA